Page 2 of 4

Re: [Kurooni Jin] Kızıl Miras

Posted: Thu Jan 08, 2026 4:04 pm
by GM - Shinsei
Ateşin çıtırtısı bir anlığına daha da belirginleşiyor. Beş çift göz, dönen spirallerle kaplı bakışlarınla buluştuğu anda ortam donuyor. Kimse konuşmuyor. Kimse kıpırdamıyor. Sanki ateş bile sesini kısmış gibi. Sonra birisi burnundan kısa bir soluk veriyor. Ardından bir kahkaha patlıyor. Tek bir kişiden değil, zincirleme. Önce boğuk, sonra kontrolsüz, sonra neredeyse hayvani.

Shuujin başını geriye atıp gülüyor, elini dizine vuruyor ve kahkahasının arasından "Sennashi-san kim la? Kafayı mı yedin oğlum sen?" diyor. Kahkaha tekrar yükseliyor. Yanındakiler de katılıyor, biri ateşe tükürüyor, diğeri maskelerden birini parmağıyla çeviriyor. İçlerinden biri "Bak hele tipe, maske almaya gelmişmiş!" diye dalga geçiyor, bir diğeri "Gözlerine bir şey kaçmış oğlum pamuk falan verin şuna." diyerek kahkahayı körüklüyor. Seni bir tehdit olarak görmüyorlar. Henüz değil. Daha çok garip bir eğlence gibisin.

Shuujin yavaşça ayağa kalkıyor. Kahkahası kesiliyor ama yüzündeki sırıtış kalıyor. Belinden kılıcını çekiyor, metal ateşin ışığını yakalayıp parlıyor. Birkaç adım atıyor ve kılıcın ucunu doğrudan yüzüne doğrultuyor. Mesafe rahatsız edici derecede yakın. "Sen kimsin ve tam olarak ne amaçlıyorsun velet?" diyor. "Sennashi örgütüyle ilgili bir problemin mi var? Varsa çözelim." Yandan biri umursamaz bir sesle "Bırak lan, çocuk daha o." diyor. Shuujin anlık olarak arkasını dönüyor, o adama sert bir bakış fırlatıyor. "Gözlerine baksana lan veledin." diyor. "Çocuk olsa ne yazar. Var bunda bir şeyler."

Tekrar sana dönüyor. Kılıcın ucu hala yüzüne dönük. Gözlerinin içine daha dikkatli bakıyor bu sefer, alay yerini meraka bırakmış gibi. "Evden mi kaçtın? Hayatını heba etmek mi istiyorsun?" diyor. Sesi alçalıyor, daha tehditkar ama bir yandan da meraklı bir tona bürünüyor. "Derdin ne oğlum senin?" Ateş arkanızda çıtırdıyor. Beş kişi. Bir kılıç. Maskeler hemen ellerinin altında. Ve şimdi, gerçekten konuşman gereken an burası.

Shuujin
► Show Spoiler

Re: [Kurooni Jin] Kızıl Miras

Posted: Thu Jan 08, 2026 4:18 pm
by Kurooni Jin
Siktir! Burası gerçekten babamı anladığım ve aynı zamanda boka bastığım kısım oldu. Sennashi denilen bir kişi olmadığını öğrenmek ve bu adamların kahkahasına maruz kalmak, planlarımın sekteye uğrayabileceğini gösteriyordu bana. Babamın her zaman dediği gibi, bilgi güçtür kısmını atlamış olmak, sinirlerimi geriyordu. Daha bilgili bir şekilde gelmeliydim, bu bilgileri keskin bir kılıç gibi savurmalıydım. Şimdi ise, bir ihtimale oynamıştım ve ihtimalin en kötü kısmına denk gelmeyi başarmıştım. Shuujin denilen kişi, karşıma dikilmiş, ne derdim olduğunu soruyordu. Sennashi bir örgüttü. Birinin ismi değildi, bir örgütün ismiydi. Şimdi bu durumu hızlı bir şekilde çevirmem gerekiyordu. Bu tarz adamlara karşı kendimi ezdirirsem, bana postayı koyar buradan yollarlardı. Belki bunu bile yapmazlardı, şüpheleri iyice artar, beni birilerinin karşısına şüpheli olarak atarlardı. Şüpheli olarak gitmek en büyük tehlike olurdu. Neyse ki, ailemin gücünü bilmiyor oluşu beni bir nebze bile olsa avantajlı duruma sokuyordu. Onu hızlı bir şekilde Genjutsu içerisine almak zorundaydım. Bir tehdit olmayacaktım, ama kendimi de ezdirmeyecektim. Buraya bir şey için geldiğimi, bana bir vaat sunulduğunu ve bu vaatin peşinden koşacağımı göstermem gerekiyordu.

“Bana isimlerini vermediler. Kendi ismini söylemediler. Sennashi dediler. Maskeleri vardı.” Dedim. Shuujin’in gözlerinin içine tehditkar bir şekilde bakmaya başlayıp, fısıldamaya başladım. “Yavaş yavaş, tüm dünyan dalgalanmaya başlıyor. Hissediyorsun, başının döndüğünü zannediyorsun, ama gittikçe daha da kötüleşiyor. İyice, dünyan dalgalanmaya başlıyor, beynin kafatasının içinde çalkalanıyor. Düşecek gibi oluyorsun, vücudun bütün dengesini kaybediyor, ancak zihnin hala savunma içerisinde, bir şekilde kaslarını germeye başlıyor. İstemsizce kasılıyorsun, kasıldıkça hareket kabiliyetin azalıyor, dünyan daha fazla dalgalanmaya başlıyor…” Fısıltım bittiği anda, Shuujin’in kılıcına sert bir tekme sallayacak, bu tekmenin momentumu ile dönerek göğsüne tekmeyi vuracağım. Sonrasında ise, kunaimi hepsine doğru çekeceğim. “Bana maske vaat edildi. Sahip çıkacakları söylenildi. Kim olduklarını bilmiyorum. İş verdiler. Öldürdüm. Katlettim o ikisini de. Bana vaat edileni verecekler. Beni onlara götürün.” Bütün tehditkarlığımı etrafa yaymaya çalışıyordum, gerekirse onlarla çarpışmaya bile hazırdım.

Re: [Kurooni Jin] Kızıl Miras

Posted: Fri Jan 09, 2026 4:31 pm
by GM - Shinsei
Fısıltın biter bitmez Shuujin’in yüzündeki sırıtış bir anda donuyor. Göz bebekleri irileşiyor. Önce dengesiz bir adım atıyor, sonra omuzları istemsizce kasılıyor. Eliyle şakağını tutuyor, sanki kafasının içi gerçekten çalkalanıyormuş gibi dişlerini sıkıyor. "Lan..." diyor, sesi çatallı. Dizleri hafifçe bükülüyor, görüşü kayıyormuş gibi başını iki yana sallıyor. Nefesi düzensizleşiyor, kasları istemsizce geriliyor ve tam o an sendelediği sırada sen harekete geçiyorsun. Ayağın sertçe kılıcına çarpıyor. Metal bir çığlık gibi ses çıkararak yana savruluyor. Tekmenin momentumu seni döndürüyor ve hiç durmadan göğsüne bir darbe daha bindiriyorsun. Shuujin birkaç metre geriye savruluyor, sırtıyla yere vuruyor, ciğerlerinden hava boşalıyor.

Ateşin başındaki dört adam aynı anda ayağa fırlıyor. Bir refleks gibi birbirlerine yaklaşıyorlar, yarım çember oluşturuyorlar. Sen kunaini kaldırıp hepsine doğrultuyorsun, nefesin sakin ama bedenin gergin. Shuujin yerden doğrulurken yüzündeki ifade değişiyor. Acıdan çok şaşkınlık var. Eli havada hızlı bir hareket yapıyor, tek bir mühür. O anda arkandan bir duman patlaması sesi yankılanıyor. Göz açıp kapayana kadar sert bir dirsek sırtına biniyor. Dengen bozuluyor. Yere kapaklanıyorsun. Kunai elinden kayıp taş zeminde birkaç kez sekerek duruyor.

Yere vurduğun anda Shuujin’in yüzündeki bulanıklık da siliniyor. Fısıltının etkisi sanki hiç olmamış gibi dağılıyor. Ayağa kalkarken dudakları yukarı kıvrılıyor. Sen arkanı döndüğünde karşında Shuujin’i görüyorsun ama... bir anlığına garip geliyor. Gülerek konuşuyor. "Kage Bunshin. Nasıl ama? Bir klon daha önce seni böyle yere indirmiş miydi?" Adamların içinden biri sabırsızca bağırıyor. "Tutun şunu ustaya götürelim amına koyayım!" Diğeri üzerine atılacak gibi oluyor ama Shuujin sert bir el hareketiyle onu durduruyor. "Bir durun lan!" Sesi depoda yankılanıyor. Yavaşça sana doğru yürüyor, bakışları ciddi. Arkasındaki ekibe dönüp konuşuyor. "Bu çocuk beni, BENİ devirdi. Madem öyle, bize de dinlemek düşer. Ama tek saldırı yetmez."

Sana dönüyor. Elini uzatıyor. Sen uzatsan da uzatmasan da bileğini yakalayıp seni sertçe ayağa kaldırıyor. Yüzüne yaklaşıp alçak bir sesle "Gel benimle." diyor ve arkasını dönüp tünelin diğer tarafına doğru yürümeye başlıyor. Başka bir seçeneğin kalmadığını hissediyorsun. Onu takip ediyorsun. Diğerleri geçerken sana pis pis bakıyor, bazıları tükürüyor, bazıları fısıldıyor.

Tünelden çıktığınızda manzara bir anda değişiyor. Tamamen ağaçlarla çevrili, yukarıdan bakıldığında fark edilmesi neredeyse imkansız bir açıklık. Toprağın üzerinde irili ufaklı birkaç çadır kurulmuş. Bazıları yarı yıkık. Ortada ise terk edilmiş, iki katlı, eski bir yapı yükseliyor. Duvarları yosun tutmuş, pencereleri karanlık. Hava ağır. Nemli. Orman sesleri boğuk. Shuujin açık bir çimenlik alanda duruyor. Sana dönüyor. "Geç karşıma." diyor. Birkaç adım geri çekiliyor, duruşu netleşiyor. "Sana kim ne vaadetti, ne amaçlıyorsun, Sennashi ile ne gibi bir işin var anlamadım velet. Biz dışarıdan adam tutmayız, kimseye de para teklif etmeyiz." Kılıcını eline alıyor, yere paralel tutuyor. "Ama ben onursuz bir adam da değilim."

Gözlerini senden ayırmadan konuşuyor. "Sana bir düello teklif ediyorum. Beni yen, sana ne konuda istersen yardım edeceğim. Ama dikkatli ol." Ses tonu sertleşiyor. "Yenemezsen hangi köyden kaçtıysan gidip cesedini teslim ederiz." Ayağını yere sürüyüp tamamen savaş pozisyonuna geçiyor. "Kabul ediyorsan gel."

Orman sessizleşiyor. Herkesin gözü sende.

Re: [Kurooni Jin] Kızıl Miras

Posted: Sat Jan 10, 2026 12:17 am
by Kurooni Jin
Planım işe yaradığında, ateşin başındaki dört adam aynı anda ayağa fırlamıştı. Hepsi beni yok etmek adına birbirine yaklaşmış, yarım bir çember oluşturmuşlardı. Amaçları beni bir anda devirmek olmalıydı, lakin onları durduran şey Shuujin’in kendisi olmuştu. Tek bir mühür yaparak, arkamda duman patlama sesi çıkarmayı başarmıştı. Ani bir şekilde, sırtıma sert bir dirsek darbesi inmiş ve yere kapaklanmıştım. Kunai, elimden kayıp taş zeminde yankılar yaratmıştı. Rakibim, Genjutsunun etkisinden kurtulmayı başarmış, yerden kalkarken de arkamda aynı adamı görmek garip geliyordu. Kage Bunshin tekniği ile beni yere indirmeyi başarmıştı. Adamlardan birisi, beni ustaya götürmeyi teklif ettiğinde, bunu durduranda Shuujin oluyordu. Onu devirdiğim için, dinlemeyi kabul etmişti. Uzattığı eli tutmamıştım, beni bileğimden yakalayıp ayağa kaldırmış ve onunla gitmemi emretmişti. Tünelin diğer tarafına doğru yürümeye başladığımız zaman, kimileri bana pis pis bakıyor, kimileri tükürüyor, kimileri ise fısıldıyordu. Anlaşılan, artık hiç dönemeyeceğim bir yola girmiştim. Ki, dönmeye niyetim yoktu. Bu Sennashi denilen grubun içine katılacak, bunları içeriden takip edecektim.

Tünelden çıktığımız zaman, tamamen ağaçlarla çevrili, yukarıdan bakıldığında fark edilmesi imkansız bir açıklığa doğru çıkmıştık. İrili ufaklı birkaç çadıra ev sahipliği yapıyordu burası. Ortada ise terk edilmiş, iki katlı, eski bir yapı yükseliyordu. Karşısına geçmemi söylediğinde, öfkeli bakışlarımla adımlarımı sağlamlaştırmıştım. Bana ne vaadettiklerini, ne amaçladığımı bilmiyordu, Sennashi ile ilgili ne işim olduğunu da bilmiyordu. Gerçi, bunu ben de bilmiyordum. Dışarıdan adam tutmadıklarını, kimseye para teklif etmediklerini söylemişti. İşime yarayacak bilgileri teker teker sıralıyordu ve nasıl konuşacağımı daha iyi anlayabiliyordum. Kılıcını eline almış, onursuz bir adam olmadığını söylemişti. Bana bir düello teklif ediyordu, onu yenersem ne konuda olursa olsun yardım edeceğini söylüyor, yenemezsem cesedimi hangi köyden kaçtıysam oraya bırakacağını da ekliyordu. Güzel bir tehditti. Düellodan önce, ona küçük bir açıklama yapmam gerekiyordu ve burada, belki de tanıdığım tek kaçak olan Kurooni Ryoichi’yi de kullanacaktım koz olarak, yani abimi.

“Bana ne para vaat edildi, ne de dışarıdan adam olarak tutuldum. Ağabeyimin peşindeyim, Kurooni Ryoichi’nin, onun izindeyim, onu bulabilmek için yollardaydım ve Sennashi ile kesişti kaderim. Abimi bulabilmenin yolunun, bu kaderi bulabilmek olduğunu anladım. Kendimi kanıtlarsam, maskemi vereceklerini söylediler. Basit bir shinobi olmadığımı biliyorlardı, sizlerin aksine.”

Dedikten sonra, gözlerimi gözlerinin içine diktim, fısıldamaya başlarken, tüm hızımla çantamda duran üç shurikeni çıkardım. “Elimdeki shurikenleri gördüğünü biliyorum. Ancak, elimi kaldırmaya başladığım anda zamanın yavaşladığını, ancak bir anda hızlandığını ve shurikenleri atmaya başladığımı görüyorsun. Olağan akıştasın, ancak üzerine gelen bu shurikenlerin sayısı bir anda çoğalıyor ve etrafında, sana her noktadan gelen altı adet shuriken görüyorsun. Hepsi, üçü sağdan üçü soldan olacak şekilde üstüne doğru geliyorlar…” Shurikenlerimin ikisini sağa, ikisini sola doğru manevralı fırlattım. Buna vereceği tepki ile, karşı saldırımı hızlı bir şekilde planlayacağım.

Re: [Kurooni Jin] Kızıl Miras

Posted: Sat Jan 10, 2026 12:21 pm
by GM - Shinsei
Shuujin, ağzının kenarındaki kanı başparmağıyla silerken kahkahayı basıyor. Gülüşü ne hafif ne de rahat, daha çok, tehlikeli bir şey görmüş birinin duyduğu heyecanla dolu. "Demek Kurooni Ryoichi, ha?" Başını yana eğiyor, seni tepeden tırnağa süzüyor. "O halde kazanırsan seni eğiteceğim, velet. Eğitimde de iş yaptığını görürsem..." Kısa bir an durup arkasındaki adamlara göz kırpıyor. "Maske de veririz sana." Çimenlerin üzerinde ayaklarını biraz daha açıyor, kılıcını gevşek ama hazır bir tutuşla indiriyor. "Göster bakalım ne kadar Kurooni’sin."

Shurikenler elinden çıktığı anda, fısıltın Shuujin’in zihnine doğru yayılıyor. Dünya bir anlığına gerçekten dalgalanıyor. Shuujin’in gözleri hafifçe kısılıyor. İlk refleksiyle geri çekiliyor ama bu sefer paniğe kapılmıyor. Tam tersine, sadece bakıyor. Rüzgar bir anda patlıyor.

"Fuuton: Kaze Tomari!"

Önünde yarım küre gibi bir rüzgar akımı oluşuyor. Gerçek shurikenler rüzgarda titreyip yavaşlıyor. Ama hepsi değil. Sağdan ve soldan gelen altı shurikenin yalnızca dördü rüzgarda takılı kalıyor. İkisi, olması gerektiği gibi tepki vermiyor. Hızları tutarsız, ağırlıkları yokmuş gibi. Shuujin’in gözleri bir anlığına açılıyor. "Şimdi anladım." Ayağını sertçe yere vuruyor, dişlerini sıkarak kendi çakrasını patlatıyor. "Kai!" Fısıltının kurduğu sahne bir cam gibi çatlayıp dağılıyor. Zaman normale dönüyor. Shuujin derin bir nefes alıyor ve sırıtarak sana bakıyor. Kılıcını omzuna alıyor. "Beni devirdiğinde anlamıştım. Gözlerin... sadece hikaye anlatıyor. Bu bir genjutsu."

Yerde kalan shurikenleri tek bir tekmeyle savuruyor. "İkinci kez aynı numara işlemez!" Bir anlığına duruyor, sonra aniden ileri atılıyor. Bu sefer saldırısı düz değil. Ne bağırış var ne de gösteriş. Yere yakın, hızlı, öldürmeye değil ölçmeye gelen bir hamle. Kılıcının ucu doğrudan boğazına değil, omzuna, seni kesmeyecek ama düşürmeye yetecek bir açıyla geliyor. Aynı anda sol eliyle kısa bir mühür yapıyor, rüzgar ayaklarının altında patlıyor ve mesafeyi kapatıyor. "Şimdi bakalım..." diyor yaklaşırken, sesi sakin ama tehlikeli. "Genjutsu olmayınca ne yapacaksın, Kurooni?"

Üzerine doğru geliyor.

Mesafe hızla kapanıyor.

Acilen kendini korumak zorundasın.

Re: [Kurooni Jin] Kızıl Miras

Posted: Sat Jan 10, 2026 12:37 pm
by Kurooni Jin
Kurooni Ryoichi. Ağabeyim. Sanırım doğru bir kartı oynamış olmam gerekiyor, zira Shuujin’in gülüşünde yakaladığım heyecan bunu gösteriyordu bana. Beni eğiteceğini söylemesine karşılık bir şey deme ihtiyacı hissetmedim, ancak beni ağabeyime götürecek yolu açabileceğini düşünüyordum. Ki aslında, ona gitmek gibi bir niyetim de yoktu, ancak bu gidişle bu niyet istemesem bile gerçekleşecek gibi duruyordu. Zira, anladığım kadarıyla Kurooni klanı buralarda da tanınıyor olmalıydı. Shurikenler elimden çıktığı anda Shuujin sakin bir şekilde püskürttü hepsini. Savaş tecrübesi benimkinden fazlaydı, bunu zaten tahmin ediyordum ve kendimi onun üstünde görmüyordum. Kibir, en büyük düşmanlarımdan birisi, bunu söylerdi her zaman babam. Olayın Genjutsu olduğu anlaşılmıştı, klanımın Genjutsu ustalarının element kullanamaması, böyle durumlarda büyük bir dezavantaj yaratsa da, Taijutsu yeteneklerime de bir miktar güveniyordum. Ama en büyük silahımsa, kafatasımın içinde duran beynimdi. Kurooni ailesinin bir diğer özelliği ise, zekalarıydı. Ancak bunu keskince bilemek, sadece bu soyadı taşımayı hak edenlere nasip olurdu. Ben bu soyadı taşımayı hak ediyordum.

Shuujin, üzerime doğru fırlamıştı. Kılıcının ucu , omzuma doğru, beni düşürmeye yetecek bir açıyla geliyordu. Bu adam şaka yapıyor olmalıydı. Sol eliyle yaptığı kısa bir mühürle birlikte mesafeyi hızlı bir şekilde kapatmıştı. Sadece ailesinin getirdiği güce inanan aptaldır, bu yüzden şimdiye kadar eğittiğim bedenimi de devreye sokmak zorundaydım. Hızlı bir şekilde, omzuma gelecek saldırıyı savuşturmak adına, bedenimi döndürmeye başlarken, onun hızını bir dezavantaja çevirmeyi planlıyordum. Bu yüzden, bedenimi çevirirken, iyice yaklaştığı anda, bütün gücümle kunaimi göğsüne doğru fırlatacaktım. O, ölçmeye geliyor olabilirdi, ancak ben öldürmek için dövüşecektim. Kunaimi fırlattıktan sonra, topaçlar gibi birkaç tur etrafımda dönüp mesafe açtıktan sonra, elimde saldırmak için sadece vücudum kalacağından, hızlı bir gard pozisyonuna geçecek ve gülümseyecektim.

“Hani cesedimi kaçtığım köye teslim edecektin Shuujin? Yoksa Ryoichi’nin ismi seni korkuttu mu? Genin olduğum günden, kaçtığım günden beri gözleri benim üstümde, karanlıkta bekleyen ağabeyimin ismi, ürküttü mü seni?” Gülümsemem daha tehlikeli bir hal alırken, kaşlarımı çattım. Kasılmış çenemden nasıl çıktığını anlayamadığım yükseklikte bağırdım suratına. “Ölçmeye değil, öldürmeye gel!” Gözlerimin içinde dönen spiraller, Shuujin'in gözlerinin içine takılmıştı. Eienganın aktif olduğu her an damarlarımda akan o kudretli kanı hissedebiliyordum, ancak bu kudreti şimdi kullanmamalıydım. Üst üste olmamalıydı, en beklemediği anda gelmeliydi. En beklemediği anda.

Re: [Kurooni Jin] Kızıl Miras

Posted: Sun Jan 11, 2026 2:41 pm
by GM - Shinsei
Dönüşün tam zamanında geliyor. Omzuna inmesi gereken keskinlik, bedenini çevirdiğin anda boşa düşüyor ve Shuujin’in hızını kendi lehine çeviriyorsun. Aradaki mesafe bir nefeslik an kadar kapanmışken, bütün gücünle fırlattığın kunai göğsüne doğru çizgi gibi gidiyor. Bir anlığına... isabet ediyor. Metal, Shuujin’in göğsündeki giysiyi yırtıyor, kan sıçrıyor ve adam istemsizce geriye savruluyor. Ayakları çimende iz bırakıyor. Çevredeki Sennashi adamlarının sesi bir anda kesiliyor. O anlık sessizlikte, sen dönerek mesafeyi açıyor, gardını alıyor ve gülümsüyorsun. Bu darbe hafife alınacak türden değil.

Ama tam o anda, gerçek yerini değiştiriyor. Göğsünden vurduğun Shuujin, bir odun kütüğüne dönüşüyor. Ses arkandan geliyor, nefes alacak vaktin olmuyor. Bir gölge gibi arkanda beliren Shuujin, bütün vücudunu döndürerek yumruğunu savuruyor. Bu bir ölçme darbesi değil, doğrudan göğüs kafesine geliyor. Yumruk, havayı patlatan bir sesle içine gömülüyor. Kaburgaların bir anlığına içe çöküyormuş gibi hissediyorsun. Ayakların yerden kesiliyor ve sırtüstü birkaç metre sürükleniyorsun. Ağzına metalik bir tat doluyor.

Shuujin, yumruğunu sıktığı eli gevşetirken sırıtarak üstüne yürüyor. "İyi denemeydi." Başını iki yana sallıyor. "Ama öldürmeye gelen adam, rakibinin kaçabileceği tekniği bilmeden gelmez." Bir adım daha atıyor. "Ryoichi’nin adını taşıyorsun diye dokunulmaz değilsin, velet." Omuzlarını gevşetiyor, nefesini ayarlıyor. "Onun gölgesi seni kurtarmaz." Etrafındaki alanı hızlıca tarıyorsun. Shuujin konuşurken, fark ediyorsun. Sol ayağını bastığı yer biraz kaygan, çimenin altı çamur. Kılıcını henüz tekrar kaldırmadı, ağırlığı şu an yumruk tarafında. Bir anlığına nefesini tutuyor, bir sonraki hamlesi güçlü ama doğrusal olacak. Arkadaki büyük bina, iki adım geri çekilirsen görüşünü yarım saniye kesecek bir kör nokta yaratabilir.

Shuujin, saldırı pozisyonunu alıyor. Bu sefer bağırmıyor. Konuşmuyor. Geliyor. Ve sen, tam darbe gelmeden önce, bu açıklardan hangisini kullanacağına karar vermek zorundasın. Belki de başka bir açık bulursun, bu tarz kavgalarda her şey olabilir. Şu an aranızda yaklaşık 4-5 metre var ve şimdilik sadece yumruk atacak gibi görünüyor, ama bir şaşırtma da olabilir. Ne yapacaksın?

Re: [Kurooni Jin] Kızıl Miras

Posted: Sun Jan 11, 2026 10:36 pm
by Kurooni Jin
Omzuma gelebilecek ciddi bir darbeyi, hızlı bir dönüşle kurtarmayı başarmıştım. Planım yerinde gidiyor gibi gözüküyordu, Shuujin’in hızını da kendi avantajıma çevirerek kunaimi elimden göğsüne doğru çıkarmayı başarmıştım. Rakibimin göğsündeki giyside gördüğüm yırtık, kanın sıçraması ve adamın geriye savrulması, bir zaferi elde etmeye yakın olduğumu gösteriyordu. O anda, mesafemi hızlı bir şekilde açmış, gardımı almıştım. Böyle bir darbenin ciddi bir hasar bırakması gerekiyordu, ölüme kadar götürebilirdi belki de. Ancak, yanılmıştım. O an, akademide alınan eğitimle gerçek hayatın arasındaki farkı bir kez daha hissetmiştim. Bir savaş, basit bir yumruklaşma veya katana ile, kunai ile hasar vermek değildi. Zekanı kullanman gerekiyordu, sana öğretilen her şeyi bir araya harmanlaman gerekirken, aynı anda düşünmen gerekiyordu. Bu düşünme durumu, sadece kendi hareketlerinle alakalı değildi. Rakibin ne yapabilir, karşına ne çıkabilir, şuan ne yapıyor olabilir, hepsini düşünmen gerekirdi. Benim eğitimim, akademi ile sınırlı olmamasına rağmen ölümcül bir hata yaptığımın farkına varmıştım. Kurooni çekirdek ailesinin bir üyesi olarak, doğduğum andan beri eğitimlerle sınanmıştım, doğuştan yüksek olan zekamı her zaman kullanmaya programlanmıştım. Ancak şimdi görüyordum ki, rakibimin ne yapmış olabileceğini düşünmemek, benim için ölümcül bir hataydı. Zira, Shuujin’in bir kütüğe dönüşeceğini tahmin etmemiş, arkamdan gelecek darbeye hazırlanmamıştım.

Doğrudan göğüs kafesime gelen bu darbe, belki de işimi bitirebilecek bir güçte olabilirdi. Ki, yumruk atmak yerine katanasını ensemden içeriye sokmayı tercih etseydi, hiçbir tepki veremeden burada canımı vermiş olacaktım. Muhtemelen, vurduğu yumrukta bile gücünün tamamını kullanmamış olmalıydı, zira ağzımın içini kanla doldurmuş olsa bile yerimden kalkabileceğim gücü bende bırakmıştı. Aramızdaki güç farkını anlayabiliyordum, ancak pes etmek gibi bir niyetim yoktu. Ağzıma dolmuş olan tüm kanı zemine boşaltmış, elimin tersiyle silmiştim dudaklarımı. Ryoichi ağabeyimin ismi tekrardan geçtiğinde, bir noktada tanınmış birisi olabileceğini düşünüyordum, Sennashi ile alakası var mıydı, onu bilmiyordum. Olacağını çok sanmasam da, belli olmazdı. Konuşması sırasında, çevreyi analiz etme fırsatını bulmuştum. Sol ayağını bastığı yer biraz kaygandı, çimenin altı çamur olduğundan, bunu avantaja çevirebilirdim. Aynı zamanda, arkadaki büyük binayı da kullanabilirdim, yarım saniye kadar kör bir nokta yaratabilirdi. İşte, şimdi Genjutsu kullanmanın zamanı diye düşünüyordum.

Eiengan’ı bu sefer farklı bir şekilde kullanmam gerekiyordu. Kendimi bir iki adım geriye atmadan önce, Kagenrou no Jutsu’yu kullanarak hızlıca arkaya çekilecek, onun o yarım saniyelik kör noktasını kullanacaktım. Bu kör nokta esnasında, hızla Shuujin’in sağına gelecek şekilde zıplayacak, sonrasında ileriye fırlayacaktım. Eğer göz teması kurabilirsem, onun zihnine fısıldamaya başlayacağım ileriye doğru giderken. “Üzerine doğru gelmeye başlayan Jin, yavaş yavaş ayrışarak üçe ayrılıyor. Üçü de üstüne doğru geliyor, soldaki sol yumruğunu, sağdaki sağ yumruğunu vurmaya hazırlanırken, ortadaki direkt olarak ayak bileğini hedef alıyor. Yumruklar, göğsünü hedeflemeye çalışıyor.” Sol taraf kalmış kişi olarak, sol yumruğumu kaldırmış olsam bile hedefe yaklaştığım sırada zıplayarak ensesine sağlam bir tekme oturtmaya çalışacağım.

Re: [Kurooni Jin] Kızıl Miras

Posted: Mon Jan 12, 2026 5:12 pm
by GM - Shinsei
Geriye attığın iki adım, sadece mesafe açmak için değil, zaman kazanmak için. Ayağının altındaki çim hışırdıyor, nefesin göğsünde kısa ve kontrollü. Shuujin üstüne gelirken ağırlığını öne vermiş durumda, sol ayağının bastığı yer çamurla dolu. Tam o anda, Eiengan’daki spiral hareketini bilinçli olarak yavaşlatıyorsun ve çakranı farklı bir akışa sokuyorsun. Kagenrou no Jutsu. Dünya, Shuujin için bir anda bulanıklaşıyor.

Çevre netliğini kaybediyor. Ağaçların çizgileri eriyor, çadırların kenarları dalgalanıyor. Zeminin altından çekiliyormuş gibi bir his kaplıyor onu. Ayağını kaldırmak istiyor ama sanki toprağın içi yumuşak kumla doluymuş gibi, her hareketinde biraz daha batıyor. Görüş alanı daralıyor, derinlik algısı bozuluyor. Senin hareket ettiğini görüyor ama nerede olduğunu anlayamıyor. Bu körlük anını kullanıyorsun.

Geri çekilirken, binanın yarattığı o yarım saniyelik kör noktayı keskin bir açıyla kırıyorsun. Shuujin seni hala önünde sanırken, sen sağ yanından yükseliyorsun. Zıplayışın sessiz, zamanlaman kusursuz. Göz göze geldiğiniz o kısa anda, fısıltı zihnine akıyor.

Üç Jin.

Biri soldan geliyor, biri sağdan, biri doğrudan ayak bileğine. Shuujin’in zihni tehditleri ayırt etmeye çalışırken donuyor. Yumruklara odaklanıyor, refleksleri göğsünü savunmaya çekiyor. Tam o anda, sen yön değiştiriyorsun. Zıplayarak dönüyorsun. Topuğun, bütün ağırlığınla ensesine biniyor. Tok, kemik titreten bir ses duyuluyor. Shuujin’in dizleri anında boşalıyor. Öne doğru sendeleyip çamura yüzüstü düşüyor. Elleri zemini kavrıyor ama Kagenrou’nun yarattığı o batma hissi hala peşini bırakmıyor. Bir anlığına gerçekten yere gömüldüğünü sanıyor.

Bu sefer düşüyor. Gerçekten. Sen yere indiğinde nefesin hızlanmış, ama ayaktasın. Teknik tam anlamıyla işlemiş durumda. Çevredeki Sennashi adamlarının sesi kesiliyor. Birkaç adım geri çekiliyorlar. Bu, hafife alınacak bir düşüş değil. Ama Shuujin... yerde kalmıyor. Çamurun içinden hırıltılı bir öfkeyle doğruluyor. Gözleri kan çanağına dönmüş, dişleri sıkılı. Kagenrou’nun etkisini zorla kırıyor, Kai yaparken etrafındaki hava dalgalanıyor. Ayağa kalktığında, artık gülmüyor. Ellerini genişçe açıyor.

Çakra, etrafında şiddetle dönmeye başlıyor. Rüzgar önce ayaklarının etrafında yükseliyor, sonra bütün açıklığı yalayarak genişliyor. Çadırlar titriyor, ağaç yaprakları kopup havalanıyor. Bu sıradan bir Fuuton değil, alanı süpüren bir güç. Hemen ardından, rüzgarın merkezine doğru nefesini çekiyor. Katon. Alev, rüzgarın içine kilitleniyor. Bir anda, rüzgarla beslenen devasa bir alev topu oluşuyor. Geniş, yayılmacı, kaçış yönlerini kapatan bir cehennem dalgası. Sola ya da sağa atlamak işe yaramayacak kadar büyük. Alev, bulunduğun noktaya doğru hızla ilerliyor, rüzgar onu daha da körüklüyor. Isıyı yüzünde hissediyorsun. Zemin titriyor. Bu saldırıdan uzun mesafe kat etmeden kurtulmanın yolu yok. Bir anın var. Kaçışını nasıl yapacağını şimdi seçmezsen, alev seni yutacak.

Re: [Kurooni Jin] Kızıl Miras

Posted: Mon Jan 12, 2026 7:08 pm
by Kurooni Jin
Bir savaş arenası, boş bilek güreşi yapılacak bir alan değilmiş. Bunu şimdi daha rahat kavrayabiliyorum. Etrafındaki tüm alanları taramak zorundasın, savaş alanında her şey senin avantajına çalışabilir. Bunların hepsini zihnimin bir kenarına not etmem gerekiyor. Ancak, içimde bir yerlerde adını koyamadığım bir hissiyatın daha varlığını anlamlandırmaya çalışıyorum. Karşımdaki kişinin benden daha güçlü olduğunu bilmeme ve ölüm tehlikem olmasına rağmen, bu durum beni canlı hissettiriyor. Bu canlılığı en son, kukla sayesinde öldürdüğüm kardeşlerde hissetmiştim. Savaşmak, dövüşmek ve can mücadelesi vermek, bir şekilde hoşuma gidiyor gibi hissediyorum ancak bunu kelimelere henüz dökemiyorum. Basit bir hoşlantıdan çok öte bir olay bu. Damarlarımda akan kan kaynıyor gibi sanki. Kalbime pompalanan kan, çok daha kuvvetli, çok daha kudretli bir şekilde pompalanıyor. Ölüm ve yaşam arasında bir cambazlık yapmak ve bu durumun tamamen benim zekama ve stratejime bağlı olması, anlatamadığım duyguların vücuduma bir zehir gibi karışmasına sebebiyet veriyor. Buna tam olarak ne diyebilirim, ne hissettiğimi tam olarak nasıl açıklayabilirim, bilmiyorum. Ancak, bu dövüşten çıktıktan sonra bir dövüş fırsatı, bir savaşa daha komutanlık etme fırsatı gelse, yorgunluğumu bir kenara bırakır tekrardan savaş meydanında cirit atardım. Bunu biliyorum.

Shuujin, tekmemle birlikte gerçekten yere düştüğünde, bu sefer işlerin kızıştığını anlamam için deha olmama gerek yoktu. Öfkeyle doğrulmuş, gözleri kan çanağına dönmüştü. Çenesi kasılmış bir şekilde bana bakıyordu ve Genjutsu’nun etkisini kırmayı başarmıştı. Rüzgar ayaklarının etrafında yükselmeye başlamış, çadırları titretmeye, ağaç yapraklarını koparmaya başlamıştı. Alanı tamamen silip süpürecek bir güç salınıyordu adamın vücudundan. İşte o an, gerçekten suratıma bir gülümseme yayıldı. Şimdi gerçekten ölümle yaşam arasında bir ip üzerindeydim. Ne yapacağım, tamamen zekama ve stratejime bağlıydı. Alev topu oluşmaya başladığı anda, gözlerim anlık bir şekilde alevin rengine ve yakıcılığının yarattığı görünüme takıldı. Ancak zihnim, burada değildi. O sırada, babamla evimizin bahçe tarafında yaptığımız bir konuşma aklıma geldi. Bir antrenman sonunda, beni iyi bir şekilde pataklamış ve sonrasında önüne oturtmuştu. Bağdaş kurup önüne oturduğumda, ikimize de çay doldurmuştu. Yine o derin, soğuk ses tonuyla benimle konuşmaya başlamıştı. Her pataklandığımda, yeni bir ders öğreniyordum babamdan. Kimisi sözel, kimisi fiziksel oluyordu. Bu sefer zihnime gelen bu an, sözel bir andı.

Çayını yudumladıktan sonra, kapalı gözleriyle konuşmaya başlamıştı. Yine, ses tonunda hiçbir duygu emaresi yoktu. “Bir savaşı kazanmak için fiziksel gücün yetmez. Özellikle bizim gibi bir aile için.” Aldığı derin bir nefes bile hissedilmiyordu. Emekli olduğu görev biriminden kaynaklı olmalıydı. “Eiengan kullanıcıları, Ninjutsu kullanamaz. Böylesine kudretli bir güce sahip olan bizler, aslında bir yandan bir lanetle sınanırız. Bu bahsettiğim lanet, Eiengan’ın zihninle oynadığı oyunlar değildir, evlat.” Ne olduğunu sorduğumda, çayına yavaş yavaş üflemiş, sonrasında ufak bir yudum alıp gözlerini açmıştı. Gözlerini açtığı anda, dönen spiraller beni içine çekmeye başlamıştı. Dördüncü aşama bir Eiengan ile bakışmak, benim gibi birisi için o zamanlar ölüm gibiydi. Muhtemelen hala aynı şey yaşanırdı. Babamın gözlerinin içinde kaybolmaya başlarken, sesinin zihnimde yankılanmaya başladığını hissediyordum. Öyle bir yankı ki, tüm zihnim bomboş kalmış, sadece babam içerisinde duruyor gibi hissettiriyordu.

“Bizler, aklını kullanmakla sınanırız. Ninjutsu kullanan bireylerimiz, savaş alanlarında daha aktiftir. Birden fazla rakiple daha rahat savaşırlar. Ancak bizler, öyle değiliz. Biz, beynimizin her bir kırıntısını geliştirmek ve kullanmak zorundayız. Savaşta kazanmak için her yol mübahtır. Şunu unutma, bazen kazanmanın yolu da fiziksel güçten geçmez. Aklını kullanacaksın, bizler stratejistiz. Dövüşçü değiliz. Biz, Kurooni ailesinin yegane kudretli yadigarları, kandırırız, ağımıza çekeriz ve bir akrebin iğnesini batırması gibi, bir yılanın dişlerini geçirmesi gibi, işlerini o anda bitiririz. Zihnini kullanamayan bir Eiengan kullanıcısı, nefes almaya devam eden ölü bir bedendir. Sadece vakti gelmemiştir.” Gözlerinin spiralleri normale döndüğü anda, boğazıma dayanmış üç adet ninjato ile gerçekliğe dönmüştüm. Abim Ryuji, kendi kılıcını enseme dayamış, babamsa bir elinde ters tuttuğu, diğer elinde düz tuttuğu ninjatoları boynumun iki kenarına dayamıştı. “Aklını kullanmazsan, cenazeni kaldırırken ağlayacak bir evladım yoktur.” Diyerek cümlelerini tamamlamıştı.

Bu yüzden, ne yapmam gerektiğini biliyordum. Zekamı kullanmak zorundaydım. Bu dövüşü kazanmanın yolu Shuujin’i öldürmek değil, onu dövüşü bırakmaya zorlamak olmalıydı. Bu yüzden, ekip arkadaşlarına salça olmam gerektiğini çok iyi biliyordum. En yakınımda olan kişiye doğru hızlı bir şekilde zıplayacaktım, hem alev topundan kaçacak hem de onu hedef alacaktım. Onunla göz teması kurduğum gibi sırtına tırmanaca, zıpladığım sırada çıkardığım kunaimi boğazına dayayacak, aynı zamanda kulağına fısıldamaya başlayacaktım. “Birazdan bu veledin seni öldüreceğini biliyorsun. Kunainin metali boynuna dayandıkça gerçekliği daha fazla hissediyorsun. Öleceksin, ölümle yüzleşmek zor olsa gerek. Teslim oluyorsun. Elini, kolunu kaldıracak bir gücü bile kendinde bulamıyorsun ölüm korkusundan. Bir çocuğun ellerinde, acımasız bir şekilde boğazın kesilerek öleceğini biliyorsun.” Fısıldamam bittiğinde, Shuujin’e sesleneceğim bağırarak.

“Dövüşü bırak, yoksa arkadaşının boğazını keserim.”


Gerçekten yapacağım, eğer bir adım atarsa kesiği atmaya başlayacağım, durursa kesiğimi olduğu yerde durduracağım. Eğer tehdidime boyun eğmezse, tuttuğum elemanın boynunu direkt olarak keserek öldüreceğim ve savaşa devam edeceğim.