Re: [Kurooni Jin] Geçmişin Perdeleri
Posted: Wed Sep 02, 2026 10:25 pm
Yureikumo Han’ın ciddiyeti yumuşadığında, bir anlığına boşluğa düştü genç adam. “Çok yorulduk Han ağabey. Konuşmaktan, dinlenmekten, dinlemekten…” Kafasındaki seslerin bir an bile olsun boğuklaştığını hissetti açıldığında. “Ölmekten.” Gözleri yere düştü, bir cevap bile dinlemeden yürümeye başladı sessiz sokakların arasında. Parçalanmıştı, yorulmuştu, derdini anlatmaya çalışıyor, bir çözüm, bir cevap bulmaya çalışıyordu. Onun sorunu kafasındaki sesleri susturmak değildi, cevaplarını bilmediği tüm soruları yanıtlamaktı. Belirsizlik, genç adamın kafasında çok daha büyük bir boşluğu büyütmeye yetiyordu. Yürüdüğü bu sokaklar her bir adımda anlamını daha da yitiriyordu. Genjitsuka, tüm gerçekliğini paramparça ettiği gibi, yeni bir gerçekliği kazandırmıştı. Jin gerçekten kimdi? Kim olacaktı? Onun dünyası neresiydi? Kendisini uzaklardan izleyen ama bir o kadar yakın olan Yaşlı Jin’i düşünüyordu. Onun varlığı, kaderinin bir parçası mıydı yoksa yok oluşunu getirecek bir imge miydi?
Sorularının ardında yeni sorular eklenirken, evinin bahçesine yaklaşmıştı. Babası, şaşırtıcı olmayan bir şekilde genç adamı bekliyordu. Önünde sıcaklığını kaybetmeye yakın duran bir çay, kınında duran katanası vardı. Babasının ağzından çıkan ilk kelimeyle onun gözlerinin nerede olduğunu anlamıştı. Babasının bir emriyle karşısına bağdaş kurarak oturmuştu. Gözlerinde hiçbir duygu yoktu, her zaman olduğu gibi. Yaşadığı bu durumların sadece Genjitsuka yüzünden olmadığını söylüyordu, o varlığın kendisini parçalamış olabileceğini veya Genjitsuka’nın durumu hızlandırmış olabileceğini anlatıyordu. Yaşadığı şey, Kurooni tarihinde yeni bir şey değildi. Eiengan’ın en büyük bedelinin bazen bir sürü sesin çıkabileceği olduğunu anlatıyordu. Klanları bunu yüzyıllardır görmüştü, şimdi sıra klanın en küçük üyesine gelmişti.
Babası ayağa kalkıp, eline ince bir parşömen almıştı. Shin’i Kousoku Fuuin denilen bu mühür, zihin ve irade bağlama için kullanılıyordu. Kurooni ailesinin kendi üyeleri için geliştirdiği bir mühürleme tekniğiydi. İçindeki kişilikleri öldürmeyecek, hatıralarını silmeyecek, onları koparmayacaktı. Kontrolün kimde olduğunu belirleyecekti. Bu mühür bir tedavi değildi, aynı evde yaşayan insanların odalarına kapı takmak gibiydi. Bu mühür bir zamanlar Akiyama’ya öğretilmişti çünkü klan lideri sadece düşmanlarını nasıl öldüreceğini değil, kendi insanlarını kendilerinden nasıl koruyacağını da bilmeliydi. Genç adam babasını hem hayranlıkla, hem de büyük bir saygıyla dinliyordu.
Mühür, birazdan genç adama uygulanacaktı. Hangi Jin’İn kontrole geçeceğini bilmeden Sennashi’nin karşısına çıkamaz, Shiho’nun veya Hame’nin yanında kontrolünü kaybedemezdi. O varlığın izini taşıyorsa, ona açık bir kapıyla dolaşmasına izin veremezdi. Kurooni Akiyama’nın gözündeki spiraller ağır ağır dönmeye başladığında son bir fırsat vermişti genç adama. Ancak genç adam daha fırsatı değerlendiremeden, kontrolü dışında kendi spiralleri dönmeye başlamıştı. Gözlerinin arkasında sıcak bir ağrı sanki beynini yok edecekmiş gibi kendini belli ediyordu. “Ba-“ Kelimesi tamamlanamamıştı. Bir şey onu sınırlandırıyordu. “Ba.” Babasına bakıyordu, ancak bir boşluğu gördüğünden emindi. Bahçe, bomboştu, babası orada değildi ve sanki zaten olmaması gerekiyordu. Omzunda hissettiği buruşuk elin kime ait olduğunu biliyordu. Yaşlı Jin, onun yanındaydı ve omzunu sıkıyordu.
…
Genç adamın gözlerindeki spiraller, bir boşluktan ziyade gerçek bir iradeyi taşıyordu ilk defa.
Ağzı yavaşça açıldı.
“Sen üç kapı takacaksın, Kurooni. İki tanesi işe yarayacak. Üçüncüsünü kapatacak bir oda bulamayacaksın. Beni duvara değil, duvarın olmadığı yere iteceksin ve orada zaten ben varım.”
Spiraller daha keskin, daha hızlı bir biçimde dönmeye başladı. Spirallerin dönüşü bile bir şeyler anlatmak istiyordu.
“Bekleyeceğim. İki kapı da bir gün eskiyecek. Menteşeleri paslanacak, tahtası çürüyecek ve bir gün, bir cinayetin ortasında, bir sözün tutulduğu anda ya da sevdiğin bir yüzün son kez göründüğü yerde, o kapılardan biri çatlayacak. O gün ben çıkmayacağım, çünkü ben zaten dışarıdayım. O gün, içeridekiler bana katılacak. Ve bu ev, nihayet benim adımı taşıyacak.”
Spirallerin hızı yavaşlamaya başladı. İradesini daha fazla gösteriyordu.
“Ki fark etmiyor musun, Kurooni Akiyama? Benim zaten adımı taşımaya başladığımı ve bu kapının aslında kapanmayacağını? Sen de biliyorsun…”
Spiraller daha da yavaşladı, sanki Yaşlı Jin daha da yaşlanmış ve gözlerini kapatmaya hazırlanmıştı.
“Sadece vaktin gelmediğini, baba.”
…
Genç adam spiralleri kapandığında tekrardan o yorgun gözlerini aldı. “Baba, önce bizi dinle, lütfen.” Sesi nefes nefese kalmıştı. “Binlerce defa öldük. Hep Var Olmuş ve Hiç Var Olmamış defalarda uzuvlarımızı kopardı, defalarca öldürdü, defalarca yeniden diriltti bizi. Sürekli öldük, sürekli nefes aldık, sürekli kalbimiz durdu. Baba, bedenim ölmedi ama zihnim binlerce defa öldü. Geriye döndüğümüzde, birisi daha eşlik etti bize. Birisi daha var. Ne biliyorsun, anlat bize. Genjitsuka ve Hep Var Olmuş ve Hiç Var Olmamış hakkında, ne biliyorsun anlat lütfen.” Nefes alışverişini düzenledi bir süre sessiz kalıp. Sonrasında sakince gözlerini babasının spirallerinin içine kaydırdı. “Kazuno Dede, Kurooni Hiroshi ile görüşme ritüelini senin onayın olursa kabul edeceğini ve yapacağını söyledi. Bize onay ver ve bildiklerini aktardıktan sonra bizimle gel, lütfen. Hiroshi ile konuşmamız gerekiyor. Sorularımızın cevapları daha fazla soru doğuracaksa bile, bunları bilmemiz gerekiyor.” Bir anda, genç adamın gözleri yorgunluktan kibire doğru kaydı.
“Eğer bu cevapları almak için seninle dövüşmem gerekecekse, onu da yapacağım. Ama bu onayı vermen ve bize bilgilerini aktarman gerek.”
Sorularının ardında yeni sorular eklenirken, evinin bahçesine yaklaşmıştı. Babası, şaşırtıcı olmayan bir şekilde genç adamı bekliyordu. Önünde sıcaklığını kaybetmeye yakın duran bir çay, kınında duran katanası vardı. Babasının ağzından çıkan ilk kelimeyle onun gözlerinin nerede olduğunu anlamıştı. Babasının bir emriyle karşısına bağdaş kurarak oturmuştu. Gözlerinde hiçbir duygu yoktu, her zaman olduğu gibi. Yaşadığı bu durumların sadece Genjitsuka yüzünden olmadığını söylüyordu, o varlığın kendisini parçalamış olabileceğini veya Genjitsuka’nın durumu hızlandırmış olabileceğini anlatıyordu. Yaşadığı şey, Kurooni tarihinde yeni bir şey değildi. Eiengan’ın en büyük bedelinin bazen bir sürü sesin çıkabileceği olduğunu anlatıyordu. Klanları bunu yüzyıllardır görmüştü, şimdi sıra klanın en küçük üyesine gelmişti.
Babası ayağa kalkıp, eline ince bir parşömen almıştı. Shin’i Kousoku Fuuin denilen bu mühür, zihin ve irade bağlama için kullanılıyordu. Kurooni ailesinin kendi üyeleri için geliştirdiği bir mühürleme tekniğiydi. İçindeki kişilikleri öldürmeyecek, hatıralarını silmeyecek, onları koparmayacaktı. Kontrolün kimde olduğunu belirleyecekti. Bu mühür bir tedavi değildi, aynı evde yaşayan insanların odalarına kapı takmak gibiydi. Bu mühür bir zamanlar Akiyama’ya öğretilmişti çünkü klan lideri sadece düşmanlarını nasıl öldüreceğini değil, kendi insanlarını kendilerinden nasıl koruyacağını da bilmeliydi. Genç adam babasını hem hayranlıkla, hem de büyük bir saygıyla dinliyordu.
Mühür, birazdan genç adama uygulanacaktı. Hangi Jin’İn kontrole geçeceğini bilmeden Sennashi’nin karşısına çıkamaz, Shiho’nun veya Hame’nin yanında kontrolünü kaybedemezdi. O varlığın izini taşıyorsa, ona açık bir kapıyla dolaşmasına izin veremezdi. Kurooni Akiyama’nın gözündeki spiraller ağır ağır dönmeye başladığında son bir fırsat vermişti genç adama. Ancak genç adam daha fırsatı değerlendiremeden, kontrolü dışında kendi spiralleri dönmeye başlamıştı. Gözlerinin arkasında sıcak bir ağrı sanki beynini yok edecekmiş gibi kendini belli ediyordu. “Ba-“ Kelimesi tamamlanamamıştı. Bir şey onu sınırlandırıyordu. “Ba.” Babasına bakıyordu, ancak bir boşluğu gördüğünden emindi. Bahçe, bomboştu, babası orada değildi ve sanki zaten olmaması gerekiyordu. Omzunda hissettiği buruşuk elin kime ait olduğunu biliyordu. Yaşlı Jin, onun yanındaydı ve omzunu sıkıyordu.
…
Genç adamın gözlerindeki spiraller, bir boşluktan ziyade gerçek bir iradeyi taşıyordu ilk defa.
Ağzı yavaşça açıldı.
“Sen üç kapı takacaksın, Kurooni. İki tanesi işe yarayacak. Üçüncüsünü kapatacak bir oda bulamayacaksın. Beni duvara değil, duvarın olmadığı yere iteceksin ve orada zaten ben varım.”
Spiraller daha keskin, daha hızlı bir biçimde dönmeye başladı. Spirallerin dönüşü bile bir şeyler anlatmak istiyordu.
“Bekleyeceğim. İki kapı da bir gün eskiyecek. Menteşeleri paslanacak, tahtası çürüyecek ve bir gün, bir cinayetin ortasında, bir sözün tutulduğu anda ya da sevdiğin bir yüzün son kez göründüğü yerde, o kapılardan biri çatlayacak. O gün ben çıkmayacağım, çünkü ben zaten dışarıdayım. O gün, içeridekiler bana katılacak. Ve bu ev, nihayet benim adımı taşıyacak.”
Spirallerin hızı yavaşlamaya başladı. İradesini daha fazla gösteriyordu.
“Ki fark etmiyor musun, Kurooni Akiyama? Benim zaten adımı taşımaya başladığımı ve bu kapının aslında kapanmayacağını? Sen de biliyorsun…”
Spiraller daha da yavaşladı, sanki Yaşlı Jin daha da yaşlanmış ve gözlerini kapatmaya hazırlanmıştı.
“Sadece vaktin gelmediğini, baba.”
…
Genç adam spiralleri kapandığında tekrardan o yorgun gözlerini aldı. “Baba, önce bizi dinle, lütfen.” Sesi nefes nefese kalmıştı. “Binlerce defa öldük. Hep Var Olmuş ve Hiç Var Olmamış defalarda uzuvlarımızı kopardı, defalarca öldürdü, defalarca yeniden diriltti bizi. Sürekli öldük, sürekli nefes aldık, sürekli kalbimiz durdu. Baba, bedenim ölmedi ama zihnim binlerce defa öldü. Geriye döndüğümüzde, birisi daha eşlik etti bize. Birisi daha var. Ne biliyorsun, anlat bize. Genjitsuka ve Hep Var Olmuş ve Hiç Var Olmamış hakkında, ne biliyorsun anlat lütfen.” Nefes alışverişini düzenledi bir süre sessiz kalıp. Sonrasında sakince gözlerini babasının spirallerinin içine kaydırdı. “Kazuno Dede, Kurooni Hiroshi ile görüşme ritüelini senin onayın olursa kabul edeceğini ve yapacağını söyledi. Bize onay ver ve bildiklerini aktardıktan sonra bizimle gel, lütfen. Hiroshi ile konuşmamız gerekiyor. Sorularımızın cevapları daha fazla soru doğuracaksa bile, bunları bilmemiz gerekiyor.” Bir anda, genç adamın gözleri yorgunluktan kibire doğru kaydı.
“Eğer bu cevapları almak için seninle dövüşmem gerekecekse, onu da yapacağım. Ama bu onayı vermen ve bize bilgilerini aktarman gerek.”