Page 2 of 5

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Wed Aug 05, 2026 3:47 pm
by Yureikumo Aoi
Keita teklifini kabul edip Antik Ağaç'a özellikle ilgi gösterince Aoi ona sıcak bir şekilde gülümsedi. Oğlan ve babası ile akşam görüşmek üzere vedalaşarak yanlarından ayrıldı ve Hokage Binası'na doğru ilerledi. Köyün merkezinde yoğun bir çalışma vardı. Herkes bir işin ucundan tutmuş, köyü yeniden toparlamak için gayret gösteriyordu. Girişteki görevli ile selamlaşıp arkadaşlarının isimlerini arattı ve her birisinin de hayatta olduğunu öğrenince derin bir oh çekti. Çeşitli yerlere görevlendirilmiş oldukları için onlarla bir araya gelememişti ancak neyse ki hepsi sağ ve salimdi. Tam görevliye teşekkür etme amaçlı başını eğerken ensesindeki tanıdık ses ile yerinden zıpladı. "Ay!" Döndüğünde bunun Bokukichi olduğunu fark etti. Nasıl olduğunu soruyordu. Aoi tam cevap verecekti ki Bokukichi keskin gözleriyle onun ağlamış olduğunu fark edip öfkelenmişti. "Yok... şey... Takeshi ile duygusal bir an yaşadık da... Önemli bir şey değil." Elini iki yana sallayıp onu sakinleştirmeye çalıştı.

Bokukichi ailesini görmek istediğini söylemişti. Hatta bunu biraz garip şekilde ifade etmişti de Aoi pek anlamamıştı. Onun dediği şeyleri pek sorgulamazdı zaten o yüzden önemsemedi. "İkisi de iyiler, seni görünce çok sevinecekler." Ame'ye dönmesi gerektiğini duyunca yüzü düştü. "Gitmek zorunda mısın?" Aoi onun koluna girerek eve doğru eşlik etmeye başladı. Bokukichi de bu yürüme esnasında Youko hakkında fark ettiği bir garipliği anlattı ona. Kızcağızın farklı bir dilde konuştuğunu duymuştu. Onun bilmedikleri bir kekkei genkaisi olabileceğinden şüpheliydi. Aoi'nin aklından pek çok ihtimal geçti. Sennashi ajanı olabilir miydi? Onlarla gizlice iletişim mi kuruyordu? Ya da Shindou gibi özel bir kana sahipti ve bu yüzden Sennashi onun peşindeydi? Yoksa tamamen hedef şaşırtma mı yapıyorlardı? Bunu çözmesi gerekliydi. "Uyardığın için teşekkür ederim. Araştıracağım." Kızı şimdiye kadar çok az gözlemleme fırsatı olmuştu. Onun hakkında garip ya da dikkat çekici bir şey olup olmadığını düşünmeye başladı.

Bu düşünceler eşliğinde klan bölgesine vardılar. Çok uzun bir yürüyüş değildi zaten. Girişte onları Han abisi karşılamıştı. Yorgun olmasına rağmen neşeli görünüyordu. Bokukichi'yi bile sıcakkanlı bir şekilde karşılamıştı. "Bu kadar yakın olduğunuzu bilmiyordum." Aoi ikisinin uzun tokalaşmasını izlerken kıkırdadı. Sonrasında Bokukichi gelmekte olan muhabbeti hissettiğini söyleyerek içeri gideceğini söyledi ve onlarla vedalaştı. Kısa süre sonra da içeriden annesinin neşeli sesine karışmış Bokukichi sesleri gelmeye başladı. Han abisi ise bir süre sessizce Antik Ağaç'ı izledikten sonra ağacın çiçek açmasına neyin sebep olduğunu sorguladığını söylemişti. "Han abi..." Aoi bir ağaca bir ona baktı bir süre. "Öncelikle..." Kollarını açıp Han abisine sıkıca sarıldı. Sonra da geri çekilmedi. Öyle kaldı. Başını göğsüne gömdü. Tüm yaşananlardan sonra sorumluluk sahibi bir yetişkin gibi davranmak çok zorluydu. Günlerinin devamında da böyle yapması gerekliydi, o yüzden şimdi Han'ın minik öğrencisi olmak istiyordu. "Shinmei Kurohina." diye söze başladı. "Işık İşaretçisi ve Akane onun ruhunu Hokage Binası'nın altına mühürlemişler. Sennashi'nin kazıklarını çıkartmak için oradaydık ya hani, ruhların bana kendi kendilerine nasıl ulaştıklarını sormuştun. Kurohina'ydı bana ulaşan. Bana geldi ve benimle konuştu. Kazığı çıkarırsam onu serbest bırakmayacağımı, bir kapı açacağımı söyledi. Ondan çalınanı toprağın altına sakladıklarını söyledi. Bana bekleyip bunu kimin almaya geldiğini izlememi söyledi. Ben de onun dediği gibi yaptım. Sonra... Mawado geldi." Onun ismini telaffuz edince vücudundan ufak bir titreme geçti. "Her ne yaptılarsa... çok büyük bir günah işlemişler. Antik Ağaç bu yüzden solmuş olmalı." Başını kaldırıp ağacın dökülen yapraklarını inceledi. "O ikisi... Sennashi'nin direkt içinde değiller. Başka bir amaç için Sennashi'yi kullanıyorlar. Sennashi çakrayı yok etmek istiyor ama o ikisinin başka bir amacı var. Sennashi'nin çakrayı yok etmekte kullandıkları yol her ne ise onların da işine geliyor. Savaş esnasında da zihnime girdi o adam. Bu durum hiç hoşuma gitmiyor. Beni kendi tarafına çekmeye çalışıyor. Zihnimden uzak durmasını istiyorum."

Han'a sardığı kollarını hafifçe geri çekerek uzaklaştı ve bakışlarını ona çevirdi. "Abi ben... intikam almak istiyorum. Klanıma, köyüme, Takeshi'ye yapılanlar için... Yanlarına kalmasın istiyorum. Beni eğitmeye devam eder misin? Reifuu konusunda da, klan konusunda da... Bilmediğim şeyler mi var? Lütfen bana anlat ben artık çocuk değilim." Yeniden gözleri doldu. "O adama karşı... hiçbir şey yapamadım. Ölecektim. Korkunçtu. Takeshi'yi koruyamadım. Uzumaki'lerle baş edemedim. Hiçbir şeyi düzgün yapamadım. Bir daha o çaresizliği yaşamak istemiyorum. Ne öğrenmem gerekiyorsa öğrenmek istiyorum. Çok çalışmak istiyorum. Belki... Shinmei gibi gelecekten görü alabilirsem hazırlıklı oluruz. Ya da Ölüler Alemi'ne girebilirsem... Birileriyle konuşma fırsatım olur. Bilmiyorum..."

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Thu Aug 06, 2026 7:18 pm
by GM - Shinsei
Han, kollarını etrafına sardığın anda kısa bir şaşkınlık yaşıyor. Sonra yüzündeki sertlik çözülüyor ve seni göğsüne doğru çekerek sarılışına karşılık veriyor. Bir eli sırtında ağır ağır dolaşırken diğeri başının üzerinde duruyor. Konuşmaya başladığında tek kelimeyle araya girmiyor. Kurohina’nın görüntüsünü, siyah kazığı, Işık İşaretçisi ile Akane’nin adını ve Mawado’nun gelişini anlatırken nefes alışları yavaşlıyor. İsmi her geçtiğinde bedeninde beliren titremeyi fark ediyor ve seni biraz daha sıkı tutuyor. Sen geri çekildiğinde Han’ın bakışları Antik Ağacın dallarına yükseliyor. "Hmm. Birkaç ihtimal var." diyor düşünceli bir sesle. "Kurohina’dan koparılan parça, ağacın onunla kurduğu bağı zayıflatmış olabilir. Antik Ağaç klanın ruhsal akışına bağlı. Shinmei’nin özünden zorla alınan bir parça, bu akışın içinde yıllarca kapanmayan bir yara bırakmış olabilir." Turkuaz bir yaprak dalından kopup omzuna konarken Han onu parmaklarının arasına alıyor. "Mawado’nun saldırısı sırasında kazığın üzerindeki düzen bozuldu. Kurohina sana ulaştı. Belki iradesini ilk kez dışarı taşıyabildi. Ağacın çiçek açması, onun yeniden nefes almaya başlamasının bir belirtisi olabilir." Birkaç saniye susup sana bakıyor. "Senin de bu olayda payın bulunabilir. Reifuu ile ruhsal akımlara dokunmaya başladığın gün, ölü bir Shinmei kendi iradesiyle sana ulaştı. Bunların aynı dönemde gerçekleşmesini görmezden gelemem. Ağaç seni tanımış, sende açılan bir yolu izlemiş olabilir. Şimdilik hangisinin doğru olduğunu bilmiyorum. Kazığın hala yerinde olup olmadığını ve altındaki mührün ne durumda olduğunu görmeden kesin konuşamam." Işık İşaretçisi ile Akane hakkındaki sözlerine geldiğinde çenesi sertleşiyor. "Sennashi’nin hedeflerini kendi çıkarları için kullanıyor olmaları mantıklı. Chakra düzenini yok eden veya bozan her yöntem, onların aradığı kapıyı zayıflatıyor olabilir. Adamın zihnine girmesi de bununla bağlantılıdır. Seni ikna etmeye çalışmasının sebebi yeteneğin, soyun veya henüz bilmediğimiz başka bir bağ olabilir. Bundan sonra yalnız kalmayacaksın. Zihnine her girişinde gördüğün, duyduğun ve hissettiğin her ayrıntıyı bana anlatacaksın. Sana zihinsel bir dayanak kurmayı da öğreteceğim."

İntikam almak istediğini söylediğinde Han’ın yüzünde seni yargılayan bir ifade belirmiyor. Gözlerindeki yaşları, yumruklarının sıkılışını ve ne kadar çaresiz hissettiğini sessizce kabul ediyor. "Seni eğitmeye devam edeceğim." diyor tereddüt etmeden. "Reifuu’yu kontrol etmeyi, yabancı akımları ayırt etmeyi, ruhsal baskıya direnebilmeyi öğreneceksin. Görülerini güçlendirmek için de bildiğim her yolu kullanacağım. Fakat bunu aceleyle yapmayacağız. Geleceği görmek isteyen çok kişi, önünde duran bugünü kaybetti..." Ölüler Alemi’nden söz ettiğinde bakışları değişiyor. Han’ın gözleri ağacın köklerine kayarken dudaklarından alçak bir fısıltı dökülüyor. "Shisha no Michi." İsmin kendisi bile çevrenizdeki havayı ağırlaştırıyor sanki. Han seni bir süre dikkatle süzüyor. "Bu gizli bir teknik. Adını şu ana kadar duymamış bile olabilirsin." Ellerini kollarının üzerinde birleştiriyor. "Aynı zamanda belli götürüleri olan bir teknik, Aoi. Ruhun bedenle kurduğu bağı gevşetir ve kullanıcıyı ölülerin yürüdüğü yola çıkarır. Orada ne kadar kaldığını, sana kimin yaklaşacağını, dönüş yolunu aynı şekilde bulup bulamayacağını kimse garanti edemez." Derin bir nefes alıyor. "Ben biliyorum, baban biliyor, Akane biliyor..." Bir süre daha düşünüyor, zihnindeki isimleri dikkatle tartıyor. "Mikazuki abi biliyor..." Yüzündeki anlam veremeyen ifadeyi görünce hafifçe gülümsüyor. "Yaşayanlarımız arasında bu kadar diyebilirim. Mikazuki’yi tanımaman normal. Uzun zamandır klan bölgesinde bulunmuyor." Bakışları yeniden ciddileşiyor. "Bu tekniği sana öğretme konusunda kararsızım. Bir ölüyü bedenine çağırmak kadar basit bir şey değil bu. Ki basit dediğim şeye bak, bir ölünün bedenini ele geçirmesine izin veriyorsun. Buna basit diyorsam Shisha no Michi’yi sen düşün." Ağaca doğru birkaç adım atıp avucunu gövdesine yerleştiriyor. "Ama düşüneceğim. Tamam mı?"

Han, ağacın gövdesinden elini çekip yüzünü sana dönüyor. "Gayriresmiliğimi mazur gör ama... bok gibi bir gündü. Bugün biraz dinlenelim. Gerekirse yarının ilk yarısını da dinlenerek geçirelim. Sonra eğitimlere başlayalım, ne dersin?" Evinize doğru yürürken daha ilk adımlarda eğitim planını anlatmaya başlıyor. "İlk hafta bedenini ve chakra akışını toparlayacağız. Reifuu’ya geçmeden önce nefesini ve dengeni yeniden ölçeceğim. Hızlı sonuç almak için kendini tüketmeni istemiyorum." Çiçek açmış dalların gölgesinden geçerken iki parmağını kaldırıyor. "İkinci aşamada hareketli akımlarla çalışacağız. Sana saldıran rüzgarı durdurmak yerine nasıl okuyacağını, ruhsal izin taşıyıcısını nasıl ayıracağını öğreneceksin. Han abinin tekniğini şans eseri bozduğun gün geride kaldı. Bir sonraki sefer ne yaptığını bilerek yapacaksın." Üçüncü parmağını kaldırdığında sesi daha temkinli çıkıyor. "Ardından görü çalışmalarına geçeriz. Sana bazı nesneler, eski dua şeritleri ve güvenli ruh izleri göstereceğim. Gördüğün her şeyi kaydedeceksin. Sonra gerçek olaylarla karşılaştırıp zihninin neyi sembolleştirdiğini anlayacağız." Evinizin kapısı göründüğünde son kez sana bakıyor. "Işık İşaretçisi’ne karşı ayrıca çalışacağız. Zihnine girdiği anda kendini bağlayacağın üç hatıra, üç duygu ve üç fiziksel his seçeceksin. Seni çektiği yerde kim olduğunu unutmayacaksın. Savaşmayı öğrenmeden önce geri dönmeyi öğreneceksin."

Kapıyı açtığınızda içeriden annenin ve Bokukichi’nin kahkahaları taşıyor. Bokukichi salondaki minderlerden birinin üzerine kurulmuş, elindeki su bardağını sallayarak hikayesinin en heyecanlı yerine ulaşmış durumda. "Ay işte abla, sonra bizim Don dondu kaldı, hani anladın espriyi!" Kendi şakasına herkesten fazla gülerken Hana da elini ağzına kapatıp ona eşlik ediyor. "Hayır bi' de tırnağı kırılmış ya! Sen shinobisin, adam shinobiiii! Ay kafayı yiyeceğim bir gün bak, yemin ediyorum sana. Bir Ren var onun dışında da böyleleri işte. Yine de çok seviyorum kerataları, orası ayrı ama." Seni ve Han’ı kapıda görünce fincanını masaya bırakıyor. "Biraz konuşaydınız kız, çay olmadı daha." Annen sana sıcak bir gülümsemeyle bakarken Bokukichi ayağa kalkıp mutfağa doğru yürüyor. Dolaplardan birini açarak pirinç ununu, nişastayı ve baharat kavanozlarını çıkarıyor, ardından tezgahın altındaki geniş karıştırma kabını ayağıyla işaret ediyor. Buzdolabının kapağını aralayıp marine edilmeyi bekleyen tavukları gösteriyor. Kendi kendine ne yapacağını ona söylememene rağmen nasıl bildiğini sorguluyorsun. Pencereden giren ışık tezgahın üzerine düşüyor, baharatların cam kavanozlarında küçük altın parıltılar oluşturuyor. Evin içine çayın kokusu, annenin kahkahası ve Antik Ağacın açık pencereden taşınan çiçek kokusu karışıyor. Bokukichi iki elini tezgaha dayayıp sana dönüyor, kaşlarından birini kaldırıyor.

"Yemek yapmaya hazır mısın şefim? Yoksa başka planların mı var?"

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Thu Aug 06, 2026 10:58 pm
by Yureikumo Aoi
Aoi'nin sarılması karşısında Han abisi de ona sarılıp dediklerini sabırla dinlemişti. Antik Ağaç'ın başına gelenlerle ilgili düşündüğü birkaç ihtimali dile getirmişti ancak Aoi pek de bir şey anlamış değildi. Shinmei'ye olanları o da bilmiyor gibiydi. Shinmei'nin Aoi'ye ulaşmasının Antik Ağaç'ın yeniden çiçek açmasında payı olduğuna inanıyordu. Işık İşaretçisi ile Akane'nin de farklı planları olabileceği noktasında hemfikirdi. Özellikle Aoi'ye musallat olmasının sebebinin onun sahip olduğu bir potansiyelle ilgili olabileceğini gündeme getirince Aoi şaşırdı. Eğer soyu ve güçleri ile ilgili ise neden daha yetenekli bir klan shinobisini değil de Aoi'yi seçmişti? Onu daha manipüle edilebilir, daha saf ve bilgisiz mi görmüştü?

Han abisi eğitime devam edeceklerini duyurunca Aoi'nin yüzü ışıldadı. Onu Reifuu konusunda geliştirecekti, görü yeteneğini geliştireceklerdi. Shisha no Michi'den ise emin değildi. Bunu klanda bilen fazla sayıda shinobi olmadığını, bedelleri olan bir jutsu olduğunu söylemişti. Babası biliyordu, Han abisi biliyordu, tanımadığı birisi daha biliyordu. En kötü tarafı... Akane de biliyordu. "Akane biliyorsa ben de öğrenmeliyim." Han abisi bu konuyu düşüneceğini söylemişti. Yorgun bir ifadeyle ona dönüp hiç beklenmedik kelimelerle kötü bir gün geçirdiğini anlatmıştı. Aoi şaşkınlıkla elini ağzıyla kapattı. "Abi..." Dinlenmek istiyordu doğal olarak. Aoi'nin de dinlenip kendine gelmesi gerekliydi. Bugün de, yarın da. "Dinlenelim, kendimize gelelim. Hak ettik." Hemen bir program da oluşturdular. Eğitim için abisi ona üç haftalık bir plan sundu. Işık İşaretçisi'nin zihnine saldırıları için onu koruyacak ve geri gelmesini sağlayacak bir plan bile düşünmüştü hemen. Aoi tüm bunları zihninin bir köşesine yazdı. "Han abi sen var ya bir tanesin! Teşekkür ederim. Çok çalışacağım!" Antik Ağaç'ın yere düşen çiçeklerinden birisini eğilip özenle avuçlarının ortasına aldı. Sonra da cebine koydu.

Evin kapısını açıp içeri girdiklerinde Bokukichi'nin şen şakrak sesini işitti ilk olarak. Ame'deki arkadaş ekibi ile ilgili bir şeyler anlatıyordu. Bunu duymak Aoi'yi bir parça da olsa üzdü. Bokukichi arkadaşlarını ve yıllardır birlikte olduğu ekibini fazlasıyla özlemiş olmalıydı. Onların yanına dönecekti. Bokukichi çayın daha hazır olmadığını söyleyerek mutfağa yönelince onu takip etti. Sonra çok ilginç bir şey yaşandı. Bokukichi karaage için lazım olan bütün malzemeleri çıkarıp tezgaha dizdi. Aoi şaşkınlıkla ona bakarken de yemeğe başlayıp başlamayacağını sordu. "Sen... karaage yapacağımı nereden biliyordun? Biri mi söyledi?" Onun sırlarla dolu bir adam olduğunu hatırlayarak çok da sorgulamamaya karar verdi. "Akşama Takeshi'ye- Takeshi'lere götüreceğim. Onlar eğitime başladılar hemen, neşelensinler diye. Ama saat daha erken. Akşama doğru kızartıp taze taze götürürüm diye düşünüyordum." Yine de tavuklara yaklaşıp baharatları bir kaba dökmeye başladı. "Marinasyona başlayayım. 4-5 saat kalsın marine olsun. Daha lezzetli olur, lokum gibi dağılır ağızda. Sonra kızartırım." Kollarını sıvayıp bu işle ilgilenirken Bokukichi'ye döndü bir yandan da. "Akşam sen de gelmek ister misin? Takeshi'nin hocası ile iyi anlaşırsın diye düşünüyorum, sıradışı birisi. Senin gibi." Aralarındaki potansiyel iletişimi düşünürken kendi kendine gülümsedi.

Bir süre sessizce tavukları sosa bandırdı ve üzerlerini streçle kapattı. "Sizi Amegakure'ye bağlayan bir şey var mı? Orada mağarada yaşamaktansa... Konoha'da kalsanız daha kolay bir yaşamınız olmaz mı?" Sosun içine bandırıp ağzını kapattığı tavukları buzdolabına koyduktan sonra lavaboda ellerini güzelce yıkadı. Sonra kollarını Bokukichi'nin boynuna dolayarak başını da omzuna yasladı, gözlerini kapattı. Bokukichi yardımlarına koşmamış olsaydı Aoi şu anda burada olmayacaktı. Bir geleceği olmayacaktı, gelecek planları yapıyor bile olmayacaktı. Takeshi'yi yaptığı şeyin bedeli ile yalnız bırakacaktı. Bokukichi'ye yalnızca bir iyilik değil, birkaç can borcu vardı. "Festival çok güzeldi, senin de görmeni isterdim..." Festival gecesine dair iyi anılarına odaklanmaya çalışırken kötü anıların ağırlığı altında ezildi yeniden. "Bizim saldırı altında olduğumuzu nasıl anladın da tam zamanında geri dönebildin?"

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Fri Aug 07, 2026 6:49 pm
by GM - Shinsei
Bokukichi, tavukların marinasyona girmesini büyük bir ciddiyetle izliyormuş gibi çenesini avucuna dayıyor. Karaage yapacağını nereden bildiğini sorduğunda gözlerini hafifçe kısarak sana bakıyor. "Aoi, ben yüksek mertebelerde dolaşan, evrenin sırlarına vakıf olmuş çok mistik bir adamım. Bir de buzdolabında tavuk vardı." diyor. Birkaç saniye sonra mutfak tezgahındaki baharatlara bakıp omuz silkiyor. "Yani dedektiflik yaptım biraz. Şahane bir yetenek, tavsiye ederim." Akşamki daveti duyunca ise parmak uçlarını birbirine vuruyor. "Takeshi'nin hocası sıra dışı diyorsun, sen de sıra dışısın diyorsun... Beni nasıl bir ucubeler kulübüne sokmaya çalışıyorsun çok merak ettim şu an. Gelirim tabii." Festivalden bahsettiğinde dudaklarını büzüp başını iki yana sallıyor. "Ay ben olsam orada üç kişiyi birbirine aşık eder, iki kişiyi kavga ettirir, havai fişeği ters patlatır, sonra hiçbir şey olmamış gibi pamuk şeker yerdim. Patlama yangın vs. vibe'ı biraz sikerdi ama neyse." Ama Amegakure konusu açıldığında yüzündeki oyunbaz ifade yavaşça çekiliyor. Sırtını tezgaha yaslayıp birkaç saniye düşünerek konuşuyor. "Ame'yi çok seviyorum ben, Aoi." Bu kadar sade ve ciddi bir cümleyi ondan duymak garip geliyor. "Orada sürekli durmaksızın yağmur yağıyor, insanlar birbirine bazen gereğinden fazla bulaşıyor, mağarada yaşıyoruz, doğru. Ama bizim yerimiz doğduğumuzdan beri orası oldu. Bir de bitirmem gereken birkaç şey var. Bırakıp gelemem henüz." Ardından ciddiyetini kendi elleriyle dağıtıyor. "Sonrasında taşınırız ama kız nolcak? Şu kiraları biraz indirirseniz seve seve taşınırız. Sanarsın Sunagakurelilere satmak için şehrin ortasından kanal geçiriyorsunuz, öyle bir paha yani."

Boynuna sarıldığında Bokukichi önce kollarını iki yana açıp ne yapacağını bilemez gibi kalıyor, ardından bir elini sırtına koyarak seni kendisine yaslıyor. Saldırıyı nasıl fark edip tam zamanında geri dönebildiğini sorduğunda ise bu kez hemen cevap vermiyor. Bakışları mutfağın penceresine, Antik Ağacın uzaktan görünen dallarına kayıyor. "Ojeler dedim ya." diyor ilk önce. Sonra sesinin şakasını kendi bozuyor. "Ama sadece ojeler değildi." Parmağıyla burnunun ucuna hafifçe dokunuyor. "Honda bir noktada yol boyunca huzursuzlanmaya başladı. Ame'ye doğru gidiyorduk ama hayvan durmadan arkasına dönüyor. Ben de bir şeylerin ters olduğunu hissettim. Nasıl desem..." Başını hafifçe yana yatırıyor. "Bazı çağrıları kulağınla duymazsın yavrum. Bazen bir yer seni geri çağırır. Bazen bir insan. Bazen de evren dön ulan geri diye ensene tokadı basar. Hangisi oldu bilmiyorum." Göz ucuyla sana bakıp belli belirsiz gülümsüyor. "Belki de benim hiçbir şeyden haberim yoktu ve tamamen şanslıydık. Ama ben olsam o ihtimale çok güvenmezdim." Tam daha fazlasını sorabilecekmişsin gibi hissederken evin kapısı çalıyor. Hana salondan seslenip kapıya yöneliyor. Birkaç saniye sonra koridordan gelen iki tanıdık ses seni mutfaktan çıkarıyor. Kapının önünde Masato ile Kiho duruyor. Masato'nun elinde özenle sarılmış küçük bir hediye paketi var, içinden gelen hafif ahşap kokusu, klanınıza uygun bir şey seçmeye uğraştıklarını belli ediyor. Masato paketi iki eliyle Hana'ya uzatarak saygıyla eğiliyor. "Rahatsız ettiğimiz için kusura bakmayın. Küçük bir geçmiş olsun hediyesi getirdik." Kiho ise seni gördüğü anda bütün resmiyetini unutup yanına geliyor ve kollarını sana sarıyor. "İyi olmana çok sevindim." diyor, sesi gerçekten rahatlamış geliyor. Masato da ayakkabılarını çıkarırken sana dönüyor. "Bugünlük klan tarafındaki görevlerimiz bitti. Hemen gelip bir ziyaret edelim, klan bölgeni de görelim dedik. Her şey yolunda mı?" Bokukichi mutfağın kapısından kafasını uzatıyor. "Akşam tavuk yiyecez kanka, takılıyoruz sakin standart." Masato'nun yüzünde anında bir ilgi beliriyor. "Tavuk mu? Biz de katılabilir miyiz?" Kiho eliyle Masato'nun omzuna sertçe dokunuyor, bir Hyuuga'ya yakışacak şekilde o soru öyle sorulmaz dermişçesine sitem ediyor.

Bir süre sonra hepiniz salona geçiyorsunuz. Annen çayı tazeliyor, Han da yakınlarda bir mindere oturup yarı dinleyerek sohbete dahil oluyor. Masato, klan bölgesinde gördüklerini anlatmaya başladığında yüzündeki rahatlama kısa sürede kayboluyor. "Bazı evlere saldırı hiç ulaşmamış ama insanlar tahliye sırasında birbirlerini kaybetmiş. Bir ninken sürüsü yaralı sahiplerini bulmak için saatlerce aynı sokakları dolaşıyordu. Bir yerde yaşlı bir kadın, yıkılan evinin önünden ayrılmayı reddetti. İçeride oğlunun kaldığını sanıyordu. Çocuk çoktan başka sağlık tesisine götürülmüş, kimse kadına ulaşamamış." Parmaklarını dizlerinin üzerinde birbirine geçiriyor. "Bir de çocukların kaldığı küçük bir eğitim binasının duvarı çökmüş. Hepsini çıkardık ama... Bazıları o kadar korkmuştu ki shinobi görünce bile saklanıyorlardı. Çünkü saldıranların çoğu da shinobiydi." Kiho sessizce dinledikten sonra gömleğinin yanını hafifçe kaldırıp karnının yan tarafındaki sargıyı gösteriyor. Bandajın bir kısmında kurumuş kan izleri var. "Ben de bunu aldım." diyor, gülümsemeye çalışarak. "Bir enkazın altından iki kişiyi çıkarmaya çalışıyorduk. Arkadan gelen bir parça saplandı. Çok derin değilmiş ama o sırada anlamadım, görev bitene kadar kanaya kanaya dolaşmışım." Masato hemen ona ters ters bakıyor. "Bunu komik bir hikaye gibi anlatmayı bırak." Kiho omuzlarını kaldırıyor. "Yaşıyorum işte."

Odadaki hava yeniden ağırlaşmaya yüz tutarken Bokukichi çayından uzun bir yudum alıp fincanı masaya bırakıyor. "Ölüyle ölünmüyor arkadaşlar, hadi biraz fal." Cümlenin zamanlaması o kadar yersiz oluyor ki Masato birkaç saniye yüzüne bakıp gerçekten doğru duyup duymadığını anlamaya çalışıyor. Sonra istemsizce gülümsüyor. "Şu an Aoi fal bakacak modda mıdır emin değilim ama..." Kiho'nun yüzü bir anda değişiyor. Biraz önce savaş yarasını gösteren kız gitmiş gibi, gözleri büyüyor, iki elini dizlerinin üzerinde birleştiriyor ve sana umutla bakıyor. "Aaa... fal." Bakışındaki beklenti, önüne ödül maması konmuş yavru bir köpeğinkini andırıyor. Bokukichi de sırıtıp sana dönüyor, Han ise uzaktan başını iki yana sallayarak olacakları izlemeye hazırlanıyor.

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Fri Aug 07, 2026 11:23 pm
by Yureikumo Aoi
Bokukichi mutfaktaki malzemelere bakarak tahmin ettiğini söyleyince Aoi kaşlarını çattı. Buzdolabında tavuk olması Aoi'nin yemek yapacağını tahmin etmesini sağlamıyordu. Kichi, Aoi'nin akşamki yemeğe davetini hemen kabul etmişti. Amegakure'nin konusu açılana kadar her zamanki şakacı üslubu ile Aoi'yi güldürse de, mesele taşınmaya gelince ciddileşmişti. Kendisini oraya ait hissettiğini, yapacak işleri olduğunu, şimdilik orayı terk edemeyeceğini söylediğinde Aoi anlayışla başını salladı. Orada doğduğu için o köye aidiyet hissetmesi en doğal hakkıydı. Sonrasında Konoha kiraları biraz düşürürse taşınabileceklerini söylemişti ancak Aoi bunun şaka mı ciddi mi olduğunu anlamamıştı. Saldırıyı nasıl anladığı konusunda ise net konuşmamıştı. Ojeler diyerek yine şakayla başlasa da sonra da belli belirsiz bir şeyler hissettiğini, Honda'nın da yolda huzursuzlandığını anlattı. Söylediği şeyler uçuş uçuştu. Sanki gerçek sebebi biliyor ancak ya tam ifade edemiyordu ya da ifade etmek istemiyordu. Aoi başını kaldırarak yüz ifadesini inceledi. Hakikaten gizemli adamdı. Neyse ki onların tarafındaydı. Neyse ki gelmiş ve son dakika onları kurtarmıştı.

Tam bu esnada kapı çaldı. Misafir beklemiyorlardı. Annesi kapıyı açarken kimin geldiğini anlamak için sesleri dinledi. Masato'nun sesini duyduğu anda mutfaktan fırlayarak salona koştu. Kiho ile birlikte gelmişlerdi. Kiho onu gördüğü anda sıkıca sarılmıştı. Aoi de ona sarıldı. "İyi olmana çok sevindim! Yaralandığını duymuştum." Hemen ardından ayakkabılarını yeni çıkartmış olan Masato'yı sımsıkı sardı kollarıyla. "Masatoooo seni çok özledim." Görevleri bittiği için Yureikumo Klanı'nı ziyarete gelmişlerdi. Bokukichi mutfaktan kafasını uzatıp akşamki planları duyurunca Aoi'nin davet etmesine gerek kalmadan Masato hemen ilgilenmişti. Aoi sevinçle yükseldi. "Tabi ki de! Lütfen birlikte gelin. Çok zor şeyler yaşadık ama böyle küçük anları kutlayıp nefretin ve korkunun değil, sevginin kazandığını hatırlamamız gerekiyor." Özellikle Takeshi'nin bunu hatırlaması gerekiyordu.

Çay da hazır olunca hep birlikte salona geçtiler. Han abisi de ucundan aralarına katılmıştı. Masato görevlerinin nasıl geçtiğini, ne gibi korkunç sahneleri gördüklerini anlatıyordu. Birbirini kaybedenler, enkaz altından çıkarılanlar, kayıpları arayan ninken sürüleri, korkan zavallı küçük çocuklar... Aoi bunları dinlerken titredi. Kiho da dinledikten sonra üzerindeki kıyafeti sıyırıp yarasını gösterdi. Sivilleri enkaz altından çıkarmaya çalışırken kaza geçirmişti. "İyi olduğunuz için o kadar mutluyum ki... Saldırı esnasında Masato ile çok korkunç şeyler yaşadık. Onu nefes alırken gördüğüm zamanki rahatlamamı unutamıyorum. Kaçıp canını kurtarması için yalvardım. O ise ayakta zar zor duruyordu ve yine de mücadele etmeye devam etti. Çok havalıydı. Hyuuga olmak böyle bir şey herhalde." Aoi'nin zihni o geceki travmatik anıları yarı olduğu şekliyle yarı dramatize ederken Bokukichi araya girerek kasvetli havayı dağıttı. Fal teklifinde bulunmuştu. Masato onun fal bakacak hevesi olup olmadığını sorgularken Kiho'nun yüzü aniden değişmişti. Aoi bu bakışı biliyordu. O bakış, ilgi dolu, merak dolu, istekli o bakış. Aoi ellerini çırptı. "Fal bakalım!"

Aoi odasından fal destesini alıp getirdi. Kartları karıştırıp çay masasının üzerine dizdi. Sırayı ilk olarak en hevesli olan Kiho'ya verdi. "Neyse halin o çıksın falin." Kiho'nun işaret ettiği kartı ters çevirip ona doğru kaldırdı.
► Show Spoiler
"Büyücü! Güç, yetenek ve irade senin içinde. Onlara güvenip bunları nasıl kullanacağını seçmen gerekiyor. Mucize beklentisine girme çünkü gelmeyecek. Çünkü o istediğin mucizeyi yaratacak donanıma zaten sahipsin. Günlük hayatında inisiyatif almalı, fırsatları değerlendirmelisin. Ruhsal olarak kaderini hayatın akışına bırakmamalı, enerjini yönetmelisin. İlişkilerinde ilk adımı atmalı, açıkça iletişim kurmalısın. Ancak gücünü yanlış kullanırsan egon şişer ve insanları hile ile manipüle etme yoluna kayabilirsin. Bu konuda dikkatli olman, mütevazılığını yitirmemen gerekiyor."

Kartları yeniden dağıtarak karıştırdı ve dizdi. Sıradaki kişi diğer misafir Masato'ydu. Ondan bir kart seçmesini istedi.
► Show Spoiler
"İmparatoriçe. Senin gücün saldırganlıktan değil, beslemekten ve büyütmekten geliyor. Yaşam seni koruyor. Ruhlar seni kucaklıyor. Ataların anaç korumasına sahipsin. Bu gücü kullanarak bir şeyi büyütüp beslemelisin. Bu bir insan, ilişki, aile, dostluk, iyileşme olabilir. Kendine ve çevrene iyi bak, güvenli ve huzurlu bir ortam oluştur. Bedeninin ve ruhunun ihtiyaçlarını ihmal etme. Duygularını saklama. Başkalarını besleyip büyütürken kendini de unutma. Aşırı koruyucu davranmaktan, herkesi kurtarmaya çalışmaktan, başkalarının acılarını üstlenmekten geri dur. Bunlar senin kendini tüketmene ve sınırlarını kaybetmene sebep olur. Sevdiğini kanıtlamak için sürekli hizmet etmek zorunda değilsin."

Kartları bir kez daha karıştırıp dizdi ve bu sefer de Bokukichi'nin falına baktı.
► Show Spoiler
"Güneş. İşlerin açılıyor. Yüklerin hafifleyecek. Hayat daha güzel görünecek. İyi bir haber alacaksın. Beklediğin bir şey olumlu sonuçlanacak. Başarılı olacaksın ve özgüvenin artacak. Uzun zamandır karanlıkta kalan bir konu artık netlik kazanacak. Korktuğun kadar karanlık değil. Başını kaldır ve olanı olduğu gibi gör. İlişkilerinde daha açık olmalısın. Kendini açmaktan korkma, duygularını olduğu gibi paylaş. Birilerini sevmekten çekinme. Sen de birileriyle mutlu olabilirsin, geleceğe yönelik umut dolu planlar yapabilirsin, saklanmadan ve korkmadan yaşayabilirsin. Tüm bunları yaparken aşırı iyimser olmaktan, tehlikeleri küçümsemekten kaçın. Sürekli güçlü ve neşeli görünmeye çalışma. Korkularını ve kaygılarını bastırma. Başarılarından gelen özgüven seni tüketmesin. Ancak en önemlisi, iyileşmek zorunda olduğunu düşünüp acını erkenden kapatma."

Aoi kendi kendine gülümsedi. "Bu işte kendimi geliştirmeye çabalıyorum. Nasıl sizce?" Minderde oturan Han abisine seslendi. "Sana da bakmak istiyorum abi, olur mu?" Kartları bir daha dizecek ve Han abisine de zorla bir kart seçtirecekti. Ona hiç fal bakmamıştı daha önce.
► Show Spoiler
"Güç. Bu fiziksel güçten ziyade özdenetim, cesaret, sabır, şefkatle kontrol ve korkunun karşısında sakin kalabilmek üzerinden okunuyor. Önüne çıkan zorlukları zor kullanarak değil sakin, sabırlı ve kararlı biçimde aşabileceksin. Zor bir durumla karşılaştığında soğukkanlı kalmalısın, cesaret gerektiren o konuşmayı yapmalısın. Öfkenle değil iradenle hareket etmelisin. Pes etmemeli, korkularını yenmek için onların üzerine gitmelisin. Güç korkmamak değil, korkuya teslim olmamaktır. İçindeki karanlığı yenmek zorunda değilsin. Onun seni yönetmesine izin vermemelisin. Ancak her şeyi tek başına taşıman gerektiği inancına kapılmamalısın. Bu seni tüketir. Güçlü görünmek uğruna duygularını bastırmamalısın. Öfkeni içinde tutarsan patlarsın. Ben dayanırım deyip sınırlarını zorlamamalısın. Diğer herkes gibi bir insan evladı olduğunu unutmamalısın. Yardım istemek ve çaresiz hissetmek zayıflık değildir. Şefkatin senin gücün; fakat kendine göstermediğin şefkat bir gün seni kırar."

Kendinden memnun bir şekilde geri çekildi. Kartları yeniden topladı. Kendisi için fal bakmamıştı. İlk kez bunu yapmaktan biraz korkuyordu ancak korkunun ecele faydası olmadığı düşüncesiyle bir fal kartını çekti.
► Show Spoiler
Başrahibe. Yine Başrahibe çıkmıştı. Hemen harekete geçmek yerine gözlem yapmalıydı. Bir şeyler söylendiği gibi olmayabilirdi. Sabırlı olmalı, karar vermeden evvel beklemeliydi. "Henüz bütün gerçeği bilmiyorsun. Dinle, izle ve acele etme" diyordu ona ruhlar. Gördüklerinin arkasında başka bir katman vardı. Aynı zamanda ilişkiler açısından söylenmeyen duygular, güçlü ama kelimelere dökülmemiş bir bağ, partnerin içinde sakladığı bir şey ve ilişkiyi zorlamak yerine doğal biçimde açılmasını beklemek anlamlarına da gelirdi. Kendisinden bir şeyin saklandığı anlamına gelebilirdi. Tehlikesi ise tamamen sezgilere kapılarak onlara göre karar vermek, gerçekliği yok saymaktı. Her işarete anlam yüklemek, her sezgiyi doğru kabul etmek, sırların içerisinde kaybolmak, paranoyaya kaymak, fazla şüphecilik ruhsal dünyanın cazibesine fazla kapılıp yaşayan dünyadan kopmasına sebep olurdu. Sezgilerini ve iç dünyasını dinlerken dengeli olmaya özen göstermeliydi. Belki de Takeshi'nin fazla üzerine gidiyor, ilişkilerinin akışına çok müdahale ediyordu. Belki de bazı kapıları gereksiz zorluyordu. Durup onu incelemeli, onu dinlemeli ve gerçekten ne hissettiğini anlamaya çalışmalıydı. Perdenin ardında bir şey onu çağırıyor olabilirdi. Cevap vermeden önce kimin seslendiğini öğrenmesi gerekiyordu.

Kartlarını bir araya topladı. Odadakilerin falları hakkında neler düşündüğünü incelemeye başladı.

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Sat Aug 08, 2026 2:11 pm
by GM - Shinsei
Kiho, Büyücü kartını eline alıp uzun uzun inceliyor. Kartın üzerindeki figürün ayrıntılarına bakarken yüzündeki heyecan giderek büyüyor, sen daha yorumunun sonuna ulaşmadan birkaç kez heyecanla başını sallıyor. "Bu çok iyi çıktı! Yani... bana göre iyi çıktı. Biraz korkutucu da gerçi." Kartı göğsüne yaklaştırıp düşünceli düşünceli bakıyor. "İnisiyatif alma kısmı özellikle. Ben çoğu zaman birisinin bana ne yapmam gerektiğini söylemesini bekliyorum. Sonra da fırsat kaçınca zaten yapamazdım diye kendimi avutuyorum. Demek ki yapabiliyorum!" Bir anda sana doğru eğiliyor. "Ama manipülasyon kısmını zaten yapmam ben merak etme. Gerçi insanları ikna etmek manipülasyon sayılıyor mu? Mesela Masato'ya yarama bakmana gerek yok deyip kaçmam manipülasyon muydu?" Masato yüzünü ona çevirip kaşlarını kaldırıyor. "Evet." Kiho'nun yüzü düşüyor. "Şey, o zaman biraz dikkat edeceğim." Masato ise İmparatoriçe yorumunu sen konuşurken düşündüğünden çok daha sessiz dinlemiş oluyor. Özellikle herkesi kurtarmaya çalışmak ve başkalarının acılarını üstlenmek kısmında gözleri kısa süreliğine sana kayıyor, ardından ellerine dönüyor. "Bunun bana çıkması ironik." diyor sonunda. "Ben kendimi daha çok insanların önüne geçip dayak yiyen tarafta görüyordum. Beslemek, büyütmek falan..." Kısa bir gülümseme beliriyor. "Ama belki de aynı şeyin başka hali. Birilerini korumak için sürekli kendini tüketmek zorunda olmadığını söylüyorsa bunu ciddiye alırım. Dün gece bunu biraz fazla yaptım." Kiho hemen koluna vuruyor. "Biraz mı?" Masato başını yana çeviriyor. "Fal benim, yorum benim kardeşim."

Bokukichi ise Güneş kartını sen daha bitirmeden iki parmağıyla havaya kaldırıp ışığa doğru tutuyor. "Aha oğlanın nişanı yaptık desene aga!" İlişkilerinde daha açık olması gerektiğini söylediğin anda yüzünü buruşturuyor. "Ay ilişki mi? Yok ben o bölümü duymadım. Kartta güneş var, hava güzel olacak falan herhalde." Han hafifçe gülerken Bokukichi kartı ters çevirip arkasına bakıyor. "Birilerini sevmekten çekinme ne demek ayrıca? Ben herkesi seviyorum. Uzaktan. Güvenli bir mesafeden. Bazen başka ülkeden." Fakat sürekli güçlü ve neşeli görünmeye çalışmaması gerektiğini söylediğinde şakası bir anlığına duruyor. Gözleri kartın üzerinde birkaç saniye fazla kalıyor, sonra omuzlarını silkerek yine sırıtıyor. "Neyse, fal dediğin zaten yüzde elli travma teşhisi, yüzde elli yakında para gelecek. Para kısmını bekliyorum." Han’ın Güç kartına tepkisi çok daha sakin oluyor. Sen yorumunu tamamladığında bir süre konuşmadan önündeki karta bakıyor. "Fena değilsin." diyor, önce yalnızca bunu söyleyerek. Sonra kartı parmaklarının arasına alıp hafifçe çeviriyor. "Özellikle son kısmı." Bakışları bir anlığına senden uzaklaşıyor. "İnsan başkalarına yardım iste demeyi kolay öğreniyor. Kendisi için uygulamak daha zor. Ben de yıllardır bazı şeyleri tek başıma taşımanın olgunluk olduğunu düşündüm." Dudaklarının kenarında yorgun bir gülümseme beliriyor. "Belki de öğrencimin falından azar işitmem gerekiyormuş." Bokukichi hemen araya giriyor. "Abişko ben yanında olsaydım söylerdim de tanışalı çok olmadı maalesef. Bazı şeyleri siktir etmek lazım."

Kendi kartın Başrahibe olduğunda ise odadaki hava istemsizce biraz değişiyor. Sen kartın anlamlarını zihninde tartarken Han gözlerini karttan ayırmıyor. "Bu sana fazla yakışıyor." diyor sonunda. Masato da ucundan karta bakıyor. Bokukichi hiç düşünmeden konuşuyor. "Tarikat kursak başına geçer bu kız bu arada." Tam kartları toparlayıp masanın ortasına aldığın sırada kapı çalıyor.

Annen kapıyı açtığında dışarıda Masahashi ile Keita’yı görüyorsun. Masahashi bu kez sabahkine kıyasla biraz daha toparlanmış duruyor, yorgunluğu hala yüzünde olsa da oğlunun omzuna koyduğu eli sağlam. "Söz verdiğimiz gibi getirdim. Akşam tekrar almaya gelirim." Keita ayakkabılarını çıkarıp içeri adım attığı anda odanın bütün dengesi bozuluyor. Kiho ilk gören oluyor. "Aaaa bu mu Keita?!" Keita daha cevap veremeden yanına çöküp iki yanağını avuçlarının arasına alıyor. Bokukichi diğer taraftan eğilip saçlarını karıştırıyor, Masato da omzuna dostça vuruyor. Han uzaktan gülümseyerek bütün bu saldırıyı izliyor. Keita yüzünü kurtarmaya çalışırken yanakları sıkıştırıldığı için kelimeleri biraz bozuluyor. "O kadar da abartmasak mı... Chuunin biriyim sonuçta ben." Kiho’nun gözleri daha da parlıyor. "Oyyyy, Chuuninmiş ablası! Duydun mu? Chuuninmiş bu!" diyerek bu kez onu yanına çekip saçlarını düzeltiyor. "Görev de yaptım ben..." diye itiraz ediyor Keita. "Görev de yapmış! Ay yerim ben seni." Keita çaresizlikle sana bakarken Masahashi ilk kez içten bir kahkaha atıyor. "Ben onu burada bırakıyorum. Sizden sağ salim teslim almak gibi gerçekçi olmayan bir beklentim yok artık." Oğluna veda edip evden ayrılıyor.

Bir süre sonra fal kartları yeniden kutusuna giriyor, çay bardakları boşalıyor ve sohbetin yönü akşam hazırlıklarına kayıyor. Mutfaktan çıkarılacak tabaklardan, marine olmuş tavuklardan ve kaç kişilik yemek hazırlanması gerektiğinden söz edildiği anda Keita’nın üzerindeki bütün mahcubiyet siliniyor. Kiho’nun yanından kurtulup bir anda ayağa fırlıyor ve iki elini göğsünün önünde yumruk yapıyor. "Ben de yardım etmek istiyorum abla!"

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Sat Aug 08, 2026 6:47 pm
by Yureikumo Aoi
Kiho'nun falı hakkında bu kadar heyecanlandığını görmek güzeldi. Masato ise ironik olduğunu düşünmüştü ona çıkan fal hakkında. Düşününce, onun kendini feda etme şekli fazlasıyla Aoi'nin mentalitesine benziyordu. Aoi ona bunları söylerken aslında birebir aynı şeyleri kendisinin yapıyor olması iki yüzlülüktü. Takeshi'ye olan duyguları derinleştiğinden beridir daha da fazla yapıyordu bunu hatta. Kendini bu konuda değiştirebileceğine dair inancı sıfırdı, belki de bu yüzden ruhlar boşuna nefes bile tüketmiyordu onun adına. Fallarında bu konuda uyarılmaması bundan olmalıydı. "Birbirimize bu kadar benzememiz korkutucu geliyor bana Masato." Bokukichi ise... oldukça Bokukichi bir tepki vermişti. "Oğlanın... nişanı?" Aoi onun tepkilerine gülse mi ağlasa mı karar veremedi. İlişki deyince tiksinmiş, uzaktan sevmekle iyi olduğunu söylemişti. Her zaman neşeli ve güçlü görünmemesi konusu açıldığında ise bir an için durgunlaşmıştı ancak hemen kendini toparlayarak eski haline dönmüştü. Bokukichi'nin kendini açabilmesi ve gardını indirmesi öyle hemen olmayacaktı elbette. Han abisi kendine çıkan fal konusunda ilk başta fazla bir yorum yapmasa da kendine şefkat gösterme kısmı üzerine çalışması gerektiğini itiraf etmişti. Bütün köyün shinobilerinde öz-değer problemi vardı resmen. Köyün eğitim programını gözden geçirmek gerekliydi. Herkesin bu kadar kendini helak edercesine ve kendini feda edercesine çalışmaya istekli olması normal olamazdı. Gerçi... shinobilik biraz da bu değil miydi? Aoi tüm bu insanlar çakraya sahip olmasalardı ne yapıyor olurlardı diye merak etmeden duramadı.

Fal bakma merasimi bitince kapı çaldı. Keita gelmişti. Babası söz verdiği gibi onu getirmişti. Saat daha erkendi gerçi ama yemekleri hazırlayıp gidesiye Takeshi'lerin de eğitiminin biteceğini düşünüyordu. Keita odadan içeri adım attığı anda başta Kiho olmak üzere tüm diğer herkes tarafından bir sevgi kıskacına alındı. Aoi onun çırpınışlarını kıkır kıkır gülerek izlerken Keita koca adam olduğu konusunda herkesi ikna etmeye çalışıyordu. Babası kahkahalar içerisinde odayı, onu akşam almak üzere terk ederken Keita'nın bakışları yardım istiyordu. Bir süre daha oturup sohbet ettiler. Keita herkesle tanıştı. Çaylar içildi. Akşamın planları konuşulmaya başlandı. Aoi odadakileri saydı. "Ben, Masato, Kiho, Kichi, Keita, Youko, Takeshi, Yamiaki hoca, Toshifumi de orada olur herhalde... Han abi sen de gelecek misin yoksa evde istirahat mı edeceksin?" Parmaklarını açarak yemeğin miktarını düşündü. Neyse ki fazla fazla tavuk yatırmıştı marinasyon için. "İçecek de almak lazım birkaç farklı çeşit. Kalabalığız epey." O esnada Keita yanına gelip göğsünü kabarta kabarta yemeğe yardım etmek istediğini söyledi. Aoi büyük bir sevecenlikle onun saçlarını okşadı. "Olur, çok sevinirim. İşimiz çok."

Hemen mutfağa girdi ve üzerine bir önlük geçirdi. Annesinin önlüğünü de Keita'ya verdi. Dolaptan tavukları çıkardı. Büyük derin tencerelerden birisini çıkarıp içine sıvı yağ ekledi ve altını açtı. Yağın kızarmasını beklerken daha sığ bir tabağa un ve nişasta ekledi. "Bu tavuk parçalarını tek tek una ve nişastaya bulayacağız ve kızarması için yağa atacağız. Parça parça kızartmamız lazım. Sen una bulama kısmını hallet bana ver, ben de yağa atayım." Böylece koordineli olarak karaage kızartmaya başladılar. Aoi bir ara yüzünde muzip bir gülümseme ile oğlana baktı. "Garson kız ile hala görüşüyor musun?" Sonra kendi kendine güldü. Youko da onun yaşlarında olmalıydı, garson kız ona darılır mıydı acaba ikisini görse? Tavuklar kızarırken birkaç farklı plastik saklama kabı çıkardı. Kaynarlıkları geçince onları saklama kaplarına yerleştirecekti. Yemek dinlenirken Keita'ya çiğ tavuk ellediği için ellerini güzelce yıkamasını tembih etti ve kendisi de bu esnada odasına giderek üzerini değiştirmeye karar verdi. Bütün gün geceliği ile dolanmıştı neredeyse. Dolabını açtı. Elleri günlük kimonoları arasında gezinirken vazgeçerek bel bölgesinden ince bir kemeri olan askılı bir yazlık elbise giymeye karar verdi. Gösterişsiz, basit bir şey olsa da Aoi onu neredeyse hiç giymiyordu. Küçüklükten beri alışkanlık olarak kimono giyerdi. Son yaşananlardan sonra bu kıyafet çeşidi ile negatif bir çağrışım kurmuş olmalıydı ki dün geceden beridir giymek istemiyordu. En sevdiği kimonosunu da o geceye kurban vermişti zaten. Annesi çöpe mi atmıştı onu? Hatırlamıyordu bile.
► Show Spoiler
Saçları ile hiç uğraşmak istemediği için hızlıca tarayarak arkadan sıkıca ördü. Sonra salona dönüp mutfağa geri girdi. Karaageleri saklama kaplarına yerleştirdikten sonra birkaç meze ile birlikte piknik sepetlerine ve poşetlere geçirdi. Hepsini salona taşıdı. Dolaptan iki sake şişesi de alıp ayrı bir poşete koydu. "Varsa açık bir marketten içecek bir şeyler alalım, iki şişe sake yetmeyebilir." Tıbbi dolabı açtığında hazırladığı merhemlerin bitmiş olduğunu fark etti. Takeshi'ye daha farklı bir merhem formülü denemek istiyordu. Mührüne yardımcı olmasa bile kas ağrılarına ve küçük yaralarına yardımcı olabilirdi. Ancak bunu yapması için dokudami ve yomogi gibi bitkilere ihtiyacı vardı. Mutfaktan salona başını uzattı. "Masato yarın sabah bir işin var mı? Benimle ormana gelmek ister misin?" Masato'ya da dinlenip ormanın tadını çıkartması için bir fırsat olurdu. Hem de birlikte piknik yapabilirlerdi. Takeshi ile gitmek isterdi ancak onun eğitimle meşgul olacağını düşünüyordu. Hem de merhem ona sürpriz olsun isterdi. Tüm hazırlıkları bittikten sonra Keita'ya döndü gülümseyerek. "Gitmeden evvel klanın etrafını biraz gezmek ister misin? Antik Ağaç'ı göstermek istiyorum sana." Keita kabul ederse önce ona etrafı gezdirecekti. Sonra hep birlikte yola koyulup Takeshi'nin eğitim alanına giderlerdi. Orada Yamiaki hoca, Toshifumi ve Youko ile de konuşma fırsatı olurdu yeniden. Ve Takeshi ile de... Onunla daha çok vakit geçirmek ve eğitimde neler yaptıklarını sormak istiyordu.

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Sun Aug 09, 2026 4:40 pm
by GM - Shinsei
Han, akşam planını duyduğunda çayından son bir yudum alıp başını iki yana sallıyor. "Ben bu akşam pas geçeceğim. İki gündür doğru düzgün uyumadım, biraz evde kalıp ruhumu bedenime yetiştireyim." diyor ve Bokukichi’nin kendisine yönelttiği alaycı bakışa karşılık vermeden minderine biraz daha gömülüyor. Mutfakta Keita’yla işe koyulduğunuzda ise çocuğun bütün ciddiyeti geri geliyor. Tavuk parçalarını un ve nişastaya bularken bunu bir görev disipliniyle yapıyor, her parçayı sana vermeden önce iki kez kontrol ediyor. Garson kızı sorduğun anda bütün bu Chuunin ciddiyeti paramparça oluyor. Elleri unun içinde donup kalıyor, kulaklarından başlayarak yüzünün tamamı kızarıyor. "G-görüşüyoruz tabii... Yani denk geliyoruz. Bazen." Gözlerini tavuklardan ayırmadan devam ediyor. "Geçen bana bedava limonata verdi. Herkese veriyor olabilir gerçi. Sormadım. Sorarsam çok garip olurdu yani di mi? Çünkü niye birisi böyle bir şey sorsun ki, sadece hoşlanıyorsa sorar, yani hoşlandığımı söylemek istemediğimden değil ama bir strateji olmadan da... Şey, neyse." Salondan Kiho’nun bastırmaya çalıştığı kahkaha duyulunca Keita başını kapıya doğru çevirip "Duyuyorum sizi!" diye sesleniyor. Ellerini yıkaması gerektiğini söylediğinde de alınmış gibi burnunu çekip parmaklarının arasını sabunla uzun uzun temizliyor. Masato’ya ertesi sabah orman teklifini yönelttiğinde Masato hiç düşünmeden kabul ediyor. "Gelirim. Biraz yürümek iyi gelir zaten. Çok ağır bir şey yapmayacaksak sabah boşum." Tam bu sözlerin ardından Kiho’nun Masato’ya doğru sessizce çevirdiği yan bakış odadaki herkesten daha fazla şey söylüyor. Masato birkaç saniye sonra bunu fark edip ona dönüyor. "Ne?" Kiho çayından sakince bir yudum alıyor. "Hiç." Masato gözlerini kısıyor fakat daha fazla kurcalamıyor.

Hazırlıklar tamamlandıktan sonra Keita’yı kısa bir klan turuna çıkarıyorsun. Yureikumo bölgesi, saldırının ardından garip biçimde hem yaslı hem de canlı görünüyor. Bir evin önünde üç yaşlı kadın yere oturmuş, kopan dua iplerini yeniden örerken birbirlerinin düğümlerini eleştiriyor. Birkaç metre ötede genç bir Yureikumo, çatlamış bir taş feneri Fuuton’la yerinden kaldırmaya çalışırken babası her seferinde "Yavaş oğlum, komşunun çatısına fırlatma yine!" diye bağırıyor. Çocuklar yere düşmüş turkuaz yaprakları toplayıp saçlarına takıyor, bazı klan üyeleri Antik Ağacın çevresindeki taş yolu temizliyor. Ruhlara bırakılan küçük adak kaseleri yeniden sıralanmış, tütsüler yakılmış ve sabah boyunca ağaca gelen insanların bıraktığı dua şeritleri dalların altındaki iplerde sallanıyor. Keita her birkaç adımda bir başka şeye takılıyor. Birinin Fuuton’la aynı anda beş süpürgeyi hareket ettirmesini görünce ağzı açık kalıyor, klanın yaşlılarından birinin yanından geçen çocuğun ensesine dua kağıdı yapıştırıp gülerek kaçmasını görünce kahkaha atıyor. Antik Ağaca vardığınızda ise bütün hareketliliği sona eriyor. Başını yavaşça kaldırıp göğe uzanan beyaz ve turkuaz çiçekleri seyrediyor. "Bu... gerçekten çok büyükmüş." Bokukichi'nin kıkırdaması uzaktan duyuluyor. Keita ağaca birkaç adım daha yaklaşıyor. "Fotoğraflarda böyle görünmüyor. Sanki yanında durunca ses çıkarıyor gibi." Rüzgar dalları titrettiğinde tanıdık tınlama duyuluyor ve Keita’nın gözleri yeniden büyüyor. "Gerçekten ses çıkarıyormuş!" Ağacın çevresinde bir süre dolaşıp ona klanın belli başlı noktalarını gösterdikten sonra diğerlerine katılıyorsunuz.

Masato, daha önceki temaslardan eğitim bölgesini hatırladığını söyleyerek gruba öncülük ediyor. "Kuzeydoğudaki eski Akimichi tatbikat sahasıydı. Yamiaki Hoca geniş alan istediğinde genelde oraya geçiyor." Konoha’nın yerleşim bölgesinden uzaklaşıp ağaçlık patikaya girdiğinizde zemindeki eski darbe izleri yolu ele vermeye başlıyor. Birkaç dakika sonra önünüzde geniş, taşlık bir düzlük açılıyor. Alanın bir yanı kalın ağaçlarla, diğer yanı eski eğitim duvarları ve depo olarak kullanılan alçak binalarla çevrili. Yamiaki, sahanın kenarında kollarını bağlamış halde duruyor. Biraz ileride Takeshi ile festival gecesinde sivilleri kurtarırken gördüğün Akimichi Daichi karşı karşıya gelmişler. Yamiaki sizi fark ettiği anda yanınıza doğru geliyor. Elini kaldırıp konuşmamanızı istercesine işaret ediyor, dudaklarıyla sessizce "Bir dakika sürer en fazla." diyor. Sonra karizmatik bir rahatlıkla göz kırpıp yeniden sahaya dönüyor. Daichi omuzlarını çevirip Takeshi’ye gülümsüyor. "Pekala." Ayaklarını yere sağlamca basıp ellerini mühürde birleştiriyor. "Chou Baika no Jutsu!" Chakra bir anda bedeninin tamamından kabarıyor. Daichi saniyeler içerisinde devleşerek alanın büyük kısmına gölge düşürüyor, yaklaşık yirmi kat büyüyen bedeniyle küçük bir bina yüksekliğine ulaşıyor. Keita’nın ağzı açık kalırken Bokukichi başını geriye yatırıyor. "Vay anasını, bu adam da yemeğe gelecekse porsiyonlar..."

Takeshi, Akuro’dan kalan pençenin bağlı olduğu elini kısa bir an yokluyor ve ardından koşmaya başlıyor. Daichi’nin devasa avucu zemine indiğinde taşlar yerinden fırlıyor, Takeshi son anda yana sıçrayıp saldırının altından çıkıyor. İkinci darbe geniş bir süpürme halinde geldiğinde yere kapanıp yuvarlanıyor, ayağa kalkar kalkmaz Daichi’nin bacağına yöneliyor. Devasa baldırı önünde dik bir duvar gibi yükseliyor. Takeshi ayağındaki chakrayı yoğunlaştırarak yüzeye basıyor ve yukarı doğru koşmaya başlıyor. Baldırdan dize, dizden gövdenin yanına geçiyor, Daichi onu silkelemeye çalıştıkça chakra kontrolüyle tutunup omza doğru ilerliyor. Bir anda parmağının kenarını Akuro’nun pençesine sürüyor. İnce kan çizgisi havaya çıktığı anda chakra ile uzayıp kalınlaşıyor. İsmini uzaktan seçemediğiniz Shindou tekniğiyle kan, koyu kırmızı bir halata dönüşerek Daichi’nin kollarından birine dolanıyor ve Takeshi iki eliyle ipi geriyor. Daichi diğer kolunu yukarı kaldırıp bulunduğu noktaya hızla savurduğunda Takeshi kan ipini bırakarak havaya sıçrıyor. Momentum onu doğrudan Daichi’nin başına taşıyor. Yumruğunun çevresinde kan birikiyor, katman katman büyüyüp koyulaşıyor, sıvı parlaklığını kaybederek sert bir zırha dönüşüyor. Takeshi bütün ağırlığını omzuna verip Daichi’nin yüzüne okkalı bir yumruk indiriyor. Darbenin sesi sahada tok bir patlama gibi yankılanıyor. Daichi birkaç saniye sendeleyip dengesini kaybediyor, ardından tekniği çözülerek hızla normal boyutuna dönüyor. Takeshi de chakra kontrolünü kaybedip birkaç metre ötede sırtüstü yere düşüyor.

İkisi bir süre taş zeminde nefes nefese yatıyor. Daichi önce dirseğinin üzerine doğrulup kahkaha atıyor. "Aferin evlat. Harbi iyisin ha sen! Nefes nefese kaldım." Takeshi de soluk soluğa gülümsüyor. "Daichi Bey, gücünüzün çok küçük bir kısmını kullanmasanız ne olacağını hepimiz biliyoruz yani." Daichi kahkahasını büyütüp ayağa kalkıyor, ardından Takeshi’nin kolundan kavrayarak onu da kaldırıyor. İkisi size doğru yürüdüğünde Daichi seni tanıyor ve doğrudan yanına geliyor. Büyük eli seninkini kavrarken yüzündeki ifade içten biçimde ciddileşiyor. "Orada o insanları kurtarmamızın tek sebebi sendin. Seni tebrik ediyorum, Yureikumo Aoi." Yamiaki tam o sırada araya girip Daichi’nin omzuna kolunu atıyor. "Daichim, aşkım, hayatım. Bak, beni dinle. Bu teknikleri yapıyorsun eyvallah, çok güzel, çok fenasın. Wow! Ama kalori olmadan bir hiçsin, klanının özelliği bu, yapacak hiçbir şey yok. Şimdi bizimle geliyorsun, yemek yiyoruz, şenleniyoruz." Daichi’nin savaşçı ifadesi bir anda dağılıyor. "Y-yemek mi?" Koca adam sana dönüp gözlerini umutla açıyor. "Ş-şey, ben de gelebilir miyim?"

Tam bu sırada arkanızdan sakin bir ses geliyor. "Onlar geliyorsa ben de geliyorum." Hepiniz dönünce Toshio’yu sahanın girişinde görüyorsunuz. Masato elini kaldırıp onu selamlıyor. Toshio size yaklaşırken tamamen sıradan bir bilgi veriyormuş gibi devam ediyor. "Ayrıca Yoshi, Saya, Kaede ve Satoshi’yi de davet ettim." Bokukichi’nin yüzündeki ifade donuyor. Yavaşça Toshio’nun yanına yanaşıp omzuna doğru eğiliyor. "Kanka biz o kadar karaage yapmadık bu arada." Toshio hiç sesini kısmadan gruba dönüyor. "Bokukichi bana yeterli karaageniz olmadığını söylüyor." Bokukichi birkaç saniye ona bakıyor. "Evet kanka, sessizce söylemiştim ayıp olur diye ama hiç sıkıntı yok devam et." Toshio başını sallıyor. "Sesli söylüyorum çünkü bunu düşündüm ve gelirken yanımda annemin yaptığı karaageden getirdim. İstersek otuz kişiyi doyurabiliriz." Kısa bir sessizlik oluşuyor. Masato kaşlarını hafifçe çatıyor. "Şey... karaage partisini nasıl öğrendin peki?" Toshio doğrudan ona bakıyor. "Üç gündür Aoi’nin evlerinde bir böceğim var." Bokukichi’nin başı ağır ağır Toshio’ya dönüyor.

"Üç gün?"

"Evet."

Bokukichi ağzını açıyor, sonra düşüncesinden vazgeçip kapatıyor. "Tamam. Hiçbir şey sormayacağım."

Toshio diğerlerinin birazdan belirleyeceği yere geleceğini söylerken sahanın kenarındaki küçük dinlenme binasının kapısı açılıyor. Youko, boynuna attığı havluyla dışarı çıkıyor. Saçlarının uçları terden yüzüne yapışmış, nefesi hızlanmış ve ellerinde antrenmandan kalma kızarıklıklar var. Kalabalığı görünce olduğu yerde duruyor. "Ne oluyor burada?" Yamiaki ona dönüp iki kolunu açıyor. "Küçük hanım, derhal yemeğe gidiyoruz. Hayır cevabını da kabul etmiyoruz katiyyen." Youko birkaç saniye boyunca kalabalığı inceliyor, sonra hiçbir şey sormadan başını sallayıp grubun yanına geçiyor. Masato etrafındaki giderek büyüyen insan sayısına bakıyor. "Nerede yiyeceğiz peki?" Toshio öne geçiyor. "O iş bende. Beni takip edin."

Böylece küçük bir akşam yemeği diye başlayan plan, yol boyunca uzayan tuhaf bir shinobi kafilesine dönüşüyor. Toshio önden ilerliyor, Masato ile Kiho biraz geride konuşuyor, Keita yanındaki Daichi’ye Chou Baika hakkında ardı ardına sorular yöneltiyor, Bokukichi ise bir yandan getirdiğiniz poşetleri sayıp bir yandan otuz kişinin gerçekten doyup doymayacağını hesaplamaya çalışıyor. Youko sessizce grubun yakınında yürüyor. Yamiaki, eğitimin kalanını çoktan unutmuş görünürken Daichi’yle yemek üzerine ciddi bir tartışmaya dalıyor. Bu kalabalığın içinde istediğin kişiye yanaşıp konuşabilecek kadar zamanın var. Bakışların birkaç kez Takeshi’ye kayıyor. Sabah sana fiziksel olarak fazla bir şey yapmayacağını söyleyen çocuk, az önce dev bir Akimichi’nin bedeninde koşmuş, Shindou teknikleri kullanmış ve ciddi miktarda chakra harcamış durumda. Yürüyüşündeki yorgunluğu gizlemeye çalışsa da omuzlarının biraz düşük oluşu ve ara sıra karnına götürdüğü eli gözünden kaçmıyor.

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Mon Aug 10, 2026 8:44 am
by Yureikumo Aoi
Tüm hazırlıklar biterken Aoi, Keita'yı klan etrafında kısa bir tura çıkardı. Yureikumo Klanı saldırının şokunu henüz atlatamamış olsa da Antik Ağaç'ın yeniden çiçeklenmesi herkesin neşesini yerine getirmişti. Bu onlar için gerçekten önemliydi. Shinmei'nin kaybı, lidersiz kalmaları, görüsüz kalmaları, Antik Ağaç'ın solması ve kehanet klanda son dönemde bütün tadı kaçırmıştı. Bir yandan yeni bir Shinmei seçimi konuşuluyordu, bir yandan tanrı Yuukon'dan bir işaret bekliyorlardı. Bir yandan da dualar ve ritüeller artmış, tonları değişmişti. Herkes ağacın şifası için dua eder hale gelmişti. Ağacın dökülen yapraklarını kimileri eteğine topluyor, çocuklar yerden alıp saçlarına süs olarak takıyordu. Aoi düşen yapraklardan eline aldı. Bazılarını anı olarak saklar ve kuruturdu. Bu seferki yaprakları özenle elbisesinin cebine yerleştirdi. Keita etrafı meraklı ve eğlenen gözlerle incelerken Aoi de çocuğun tepkilerini izledi. Antik Ağaç epey hoşuna gitmişti. Aoi gözlerini ağaca kaldırdığında göğsü kabarmadan edemedi. Gövdesine yaklaşıp alnını dayadı ve ağaca bir öpücük bıraktı. Keita da ağacın çıkardığı o kendine has tınıya hayret ediyordu.

Klan turu bittiğinde hep birlikte Takeshi'nin eğitim yaptığı bölgeye doğru ilerlediler. Neyse ki nerede olduğunu Masato biliyordu. Aoi'nin aklına Takeshi'ye yerini sormak gelmemişti ancak Takeshi de zahmet edip söylememişti ona. Çok kısa bir yürüyüşten sonra geniş tatbikat sahasına vardılar. Meydanda festival gecesi tanıştığı Akimichi Daichi ve Takeshi karşı karşıyaydı. Yamiaki Hoca onları fark eder etmez sessiz olmalarını tembih etmişti. Aoi de nefesini tutarak aralarındaki kısa ama çarpıcı mücadeleyi inceledi. Takeshi, Akuro'dan emanet olan silahını kullanıyordu. O silahla çalışmaya başladığını bilmiyordu Aoi. Daichi bir jutsu yaparak bedenini inanılmaz derece büyütmüştü. Devasa bir bina kadar olmuştu. Takeshi onun üzerine doğru atıldığında Aoi'nin kalbi çılgınca atmaya başladı. Kendini fiziksel olarak yormayacağını söylemişti ancak bu antrenman oldukça haşin görünüyordu. Daha tam iyileşmemişti ki? Bu onun kendi talebi miydi yoksa Yamiaki böyle zorlayıcı bir hoca mıydı? Takeshi kan tekniği ile ip oluşturarak onun bir kolunu bağlamış, sonra yüzüne doğru yaklaşarak kendine bir çeşit zırh oluşturmuştu. Daichi'nin yüzüne yumruk indirmesi ile birlikte bütün sahada tok bir ses yankılandı. Ardından her ikisi de devrilerek yere düştüler.

Her ikisi de yorgunluktan nefes nefese kalmıştı. Önce Daichi ayağa kalkmış, Takeshi'nin gücünü tebrik ederek onu da kaldırmıştı. Aoi daha anın şaşkınlığını atlatamadan Daichi onun yanına gelmiş, devasa eliyle avucunu tamamen kaplayarak elini sıkmıştı. Aoi utançtan kıpkırmızı kesildi. "S-Siz olmadan yapamazdım!" O esnada yanlarına gelen Yamiaki Hoca da Daichi'yi yemeğe davet edince gruplarına bir kişi daha katılmıştı. Aoi tam onu seve seve aralarına kabul edeceğini söyleyecekti ki arkada tanıdık bir ses duydu. Toshio da bu plana dahil olmak istediğini söylemişti, hiçbir filtre olmadan. Yoshi, Saya, Kaede ve Satoshi’yi de davet ettiğini söylediğinde Aoi parmaklarını tek tek açarak kaç kişi olduklarını ve kaç kişilik karaage pişirmiş olduğunu hesaplamaya çalıştı. Kendisi yemese bile bu kadar kalabalık bir gruba yetmezdi. Bokukichi tam ayıp olmasın diye yanına gidip bunu söylerken Toshio tahmin ettiğini, bu sebeple annesinin yaptığı karaagelerden de getirdiğini açıklamıştı. Karaage yiyeceklerini ise Aoi'nin evindeki böceğinden öğrenmişti. Görünüşe göre üç gündür evinde böceklerinden birini tutuyordu. "T-Toshio!" Aoi telaşla tepki verdi. "Hangi böcekti? Bilsem onu ağırlardım. Keşke söyleseydin böceklerinden birinin bizde misafir olduğunu. Karnı aç kaldı mı acaba ya da kediler rahatsız etti mi ki?"

O esnada dinlenme binasının kapısı açıldı ve yorgunluktan bitap düşmüş bir Youko başını uzattı. Yamiaki hemen onu da yemeğe davet edince o da itiraz etmeden gruba dahil oldu. Küçük kız çok aç olmalıydı. Toshio yemek yenecek yeri ayarladığını söyleyerek kafilelerine önderlik etmeye başlayınca hep birlikte yola koyuldular. Bu kadar kalabalık olunca tabi her kafadan bir ses çıkıyordu. Masato ve Kiho koyu bir sohbete dalmıştı. Daichi bir yandan Keita'nın nefessiz sorduğu soruları yanıtlarken bir yandan Yamiaki'ye laf yetiştiriyordu. Bokukichi karaageleri hesaplıyor gibi görünüyordu. Aoi'nin bakışları birkaç kez Takeshi'ye kaydı. Yorgun görünüyordu. Eli sık sık mührünün olduğu karın bölgesine gidiyordu. Aoi ona gidip nasıl olduğunu, eğitimin nasıl gittiğini sorsa mı sormasa mı kararsız kaldı. Belki kendi dünyasında kalmak istiyor, gündelik bir sohbete girmek istemiyor olabilirdi. Aoi sabah çıkan falını düşündü. Onun üzerine fazla gitmekten ve onu bunaltmaktan geri durmaya karar verdi. Bazı şeyleri akışına bırakmalı ve zorlamamalıydı. Takeshi isterse yanına gelip onunla konuşurdu. Takeshi onun dünyasının tamamını oluşturmadığı gibi o da Takeshi'nin hayatının merkezinde değildi. Festival gecesinden sonra istese de istemese de yaşamlarındaki bazı şeyler temelden değişmişti. Bu fikirle barışması gerekliydi.

Grubun yanında sessizce kimseyle konuşmadan yürümekte olan Youko'ya takıldı gözleri. Hemen kızın yanına yanaştı. "Nasılsın Youko? Eğitim zorlayıcı mıydı?" Kızın saçlarını okşamaya başladı. Parmaklarının saçlarının arasından geçirdi tarıyormuş gibi. "Ne kadar yumuşak saçların var. Çok da parlak ve güzel." Cebinden Antik Ağaç'ın düşen yapraklarından topladığı iki çiçeği çıkardı ve kızın saçını bunlarla süsledi. "Ay çok tatlı oldun! Bir ara evime gelmek ister misin? Birlikte yıkanırız ve saçlarını yaparım. Ne dersin?" Sennashi'den kaçmış olan bu kızın çok zor şeyler yaşadığını, kimsesiz olduğunu düşünüyordu. O sebeple bu kız ile yakın ilişki kurmak isteğindeydi. Sennashi onun peşine düştüyse Takeshi'ninkine benzer korkunç bir kaderi olmasını istemiyordu. Aynı zamanda hikayesini de merak ediyordu. Nasıl onların eline düşmüştü, nasıl kaçmıştı, neden kaçmıştı? Bokukichi'nin onunla ilgili söylediği şey de zihninin bir köşesindeydi.

Re: [Yureikumo Aoi] Bir Tas Çorba, Biraz Sessizlik

Posted: Mon Aug 10, 2026 6:03 pm
by GM - Shinsei
Kalabalık, Toshio’nun peşinden ilerledikçe giderek daha da dağınık bir kafileye dönüşüyor. Keita, Daichi’nin hemen yanında yürüyüp Chou Baika no Jutsu’nun içinde nasıl nefes aldığını, büyüdüğünde tüm organlarının da büyüyüp büyümediğini ve dev haldeyken ne kadar yemek yiyebileceğini peş peşe soruyor. Daichi ilk iki soruyu ciddi ciddi yanıtlamaya çalışsa da üçüncüsünde kahkahayı basıyor. Yamiaki arada bir sohbete burnunu sokup Akimichi metabolizması hakkında tamamen uydurma bilgiler veriyor, Daichi de her defasında "Böyle bir şey yok lan!" diye itiraz ediyor. Bokukichi ellerindeki poşetleri yeniden sayarken bir ara Toshio’ya dönüp "Annenin karaagesine güveniyorum yalnız. Ben aç kalırsam siyasi kriz çıkar." diyor. Toshio hiç dönmeden "Annem senden haberdar değil." diye cevap verince Bokukichi birkaç saniye düşünüyor. "Daha iyi. Önyargısız değerlendirilirim." Masato ile Kiho arkanızda konuşurken gözlerin birkaç kez Takeshi’ye kayıyor. Sabahki sözünü hatırladıkça az önceki antrenmanı sorgulamak istesen de falında çıkan Başrahibe zihninin bir köşesinde seni frenliyor. Onun alanına girmiyorsun. Bu sefer Takeshi’nin sana gelmesini bekliyorsun.

Youko’nun yanına geçtiğinde kız önce sana kısa bir bakış atıyor. Saçlarına dokunduğun anda omuzları istemsizce kasılsa da elini itmeye çalışmıyor. Eğitimini sorduğunda havluyla ensesindeki teri silip yorgun bir nefes veriyor. "Takeshi ve Yamiaki Bey sağ olsun desteklerini hissedebiliyorum. Yoruluyorum ama günün sonunda Sennashi’den intikam alacağımı bildiğim için benim için hava hoş." Birkaç adım sonra yüzünü buruşturup omzunu çeviriyor. "Sadece bugün her tarafım ağrıyor..." Saçlarını övüp Antik Ağacın çiçeklerini tellerinin arasına yerleştirdiğinde kulaklarının uçlarına kadar kızarıyor. Parmaklarıyla çiçeklerden birine dokunup ne yapacağını bilemez halde sana bakıyor. Birlikte yıkanma teklifini duyduğunda ise yüzü tamamen değişiyor. "Ben yabancılarla yıkanmıyorum..." diyor hemen. Cümlenin sert çıktığını fark ettiği anda gözleri büyüyor. "Şey, yani sen yabancısın diye demiyorum abla. Ama tam arkadaş da sayılmayız. Bana biraz zaman ver lütfen." Bakışlarını kaçırıp saçındaki turkuaz çiçeğe tekrar dokunuyor. Birkaç saniye sonra çok daha alçak sesle ekliyor. "Ama... çiçekler güzelmiş. Teşekkür ederim."

Toshio sizi köy merkezinin biraz dışında, saldırı sırasında neredeyse hiç zarar görmemiş geniş bir mesire alanına götürüyor. Alanın merkezinde, dalları birbirine karışarak büyük bir doğal gölgelik oluşturan üç yaşlı ağaç var. Altlarına uzun ahşap masalar yerleştirilmiş; çevrede de farklı boylarda plastik sandalyeler, birkaç piknik örtüsü ve taşlarla çevrilmiş küçük bir ateş alanı bulunuyor. Birkaç metre ötede sığ bir dere akıyor, suyun üzerinde gün batımının turuncu ışığı titreşiyor. Toshio önceden gelmiş olacak ki masalardan birinin üzeri temizlenmiş, yanına büyük bir su kabı bırakılmış ve annesinin gönderdiği karaage kapları düzenli biçimde istiflenmiş. Getirdiğiniz sepetler de açılınca ortaya küçük çaplı bir ziyafet çıkıyor. Daichi’nin gözleri karaage yığınını gördüğü anda parlıyor. Tam herkes kendine yer seçmeye başlarken patikadan Toshifumi beliriyor. Yamiaki oğlunu gördüğü anda sandalyeden fırlıyor. "Prens mi o? Shimura klanının prensi mi geldi acaba? Prens bey-" Toshifumi kaşlarını çatıyor. "Baba, lütfen." Yamiaki bir elini göğsüne götürüyor. "Bir prens krala el kaldırır mı? Lütfen ama!" Toshifumi hiç duraksamadan yanından geçiyor. "Devrimci bir prenstir belki." Herkesi başıyla selamlayıp plastik sandalyelerden birine oturuyor, ardından doğrudan Takeshi’ye bakıyor. "Ne durumdasın?" Takeshi omuzlarını gerip kısa bir nefes veriyor. "İyi olmaya çalışıyorum abi, ne olsun? Eğitime devamke." Toshifumi bir süre onu inceliyor. "Ya aslında seni biriyle tanıştırmak istiyorum ama riskli olmasından korkuyorum." Takeshi’nin kaşları kalkıyor. "Kim riskli olacak ki?" Toshifumi sandalyesinde geriye yaslanıyor. "Ya herifin ilginç çözümleri var ama ormanda falan yaşıyor, garip bir tip. Kök olarak sürekli takip ediyoruz ve belli konularda başarılı olduğuna dair kanıtlarımız var. Dışarıdan bakıldığında geri zekalı gibi görünüyor ama zeki bir adam." Takeshi birkaç saniye sessiz kalıyor. "Abi bunun benimle olan ilgisini pek anlamadım ama..." Toshifumi elini sallıyor. "Anlatacağım ya, şeyaparız sonra."

Tam o anda patikanın tarafından tek bir ses geliyor. "Hop." Satoshi elini kaldırmış size doğru geliyor. Masaya bile uğramadan doğrudan yanına geçiyor ve yüzünde fazlasıyla ciddi görünen bir ifadeyle eğiliyor. "Kanka olay var, gel iki dakika." Ardından Takeshi’ye, Bokukichi’ye ve Masato’ya da eliyle işaret ediyor. Dördünüz biraz uzağa, ağaçlardan birinin arkasına geçtiğinizde Satoshi çevreyi kontrol edip sesini alçaltıyor. "Saya bir çocukla çıkmaya başlamış. Inuzuka diyorlar. Ananıavradınıskim." Bokukichi’nin gözleri yuvalarından çıkacak gibi oluyor. "YOK ARTIK?!" Masadaki herkes aynı anda size dönüyor. Bokukichi eliyle havayı kesip toparlanmaya çalışıyor. "Var ya Saya’nın tahminimce sürekli değişken aşk hayatı hiç umurumda değil arkadaşlar, ben kaçıyorum-" Satoshi hiçbir mimik değiştirmeden devam ediyor. "Galiba hamile kalmış." Bokukichi olduğu yerde donuyor. Başını çok yavaş biçimde Satoshi’ye çeviriyor. "Oha." Takeshi’nin yüzündeki bütün renk çekiliyor. Masato’nun yanakları ise tam tersine kıpkırmızı oluyor. "Ohaaaa... çokerkendeğilmiamaaa..." Satoshi kahkahayı patlatıyor. "Arkadaşlar, ağzını aramamız lazım. Bu görev S-rank bir görev. Bence bu görevi anca Aoi yapabilir." Bokukichi hemen sana dönüp iki eliyle omuzlarını tutuyor. "Yuukon seni bu gün için yetiştirdi kanka."

Siz yeniden masaya dönerken birkaç dakika sonra Saya’nın sesi patikanın öbür ucundan geliyor. "Ay aşkitolar kusura bakmayın, canım çok fena çilek çekmişti de gittim aldım öyle geldim!" Elinde küçük bir kağıt torbayla yürüyerek yanınıza geliyor. Çilek. Takeshi bir anda öksürük krizine giriyor. Masato hemen arkasına geçip sırtına öyle sert vuruyor ki çocuk neredeyse masaya kapanıyor. "Takeshi, iyi misin?!" Takeshi eliyle iyi olduğunu anlatmaya çalışırken gözleri istemsizce Saya’ya kayıyor. Bokukichi iki dudağını içeri çekmiş gülmemek için yüzünü başka tarafa dönüyor. Satoshi ise hiç utanmadan sana bakıyor. Önce Saya’yı, sonra seni gösteriyor, ardından gözlerini kısıp çenesini hafifçe ileri uzatarak bütün anlamı tek bakışla veriyor.

Git. Ağzını ara. Bu artık senin en riskli görevin.