Page 2 of 2
Re: [Hayashi Kenta] Ana Hat
Posted: Fri Jun 05, 2026 8:36 pm
by Hayashi Kenta
Tüm çıkışmalarım bir ses edilmeden dinlenilmişti. Tsuna ve çoğunluk ağzımdan kontrolsüzce dökülen şeylere hak vermiş gibi görünmüşlerdi ancak, Renji sakinleşip pişman olmak yerine daha da öfkelenmeyi tercih etmişti. Nitekim göt korkusu öfkesini dillendirmesini engelliyordu. Bir kaşımı kaldırıp ben de aynı diklikle bakmaya başladım Tsuna konuşurken, bir yandan kadının söylediklerini onaylarcasına başımı hafif hafif sallıyor, diğer yandan adı konulmamış bir yarışmadaymışımcasına Renji'ye göz kırpmadan bakıyordum. Şu an mecburen susuyor olabilirdi ancak göreve çıktığımızda burada yaşanılanlar yüzünden sataşacağına az çok emindim. Varsa böyle bir düşüncesi, korkmadığımı şimdiden anlasa iyi ederdi.
Tsuna, Mizuki ile tekrar konuşmadan önce Haru ve Kaito'yu ayrı bir odaya aldı. Renji de onlarla girdi ve beni geldiğimiz bu yeni koridorda bir başıma bıraktılar. Kollarımı kavuşturup kulağımı içeriden gelen seslere kabartırken kendimi hafifçe arkamdaki soğuk duvara doğru bıraktım. Sırtım sert zeminle kavuştu ve biraz daha yerleştim bu poza, çenemi de hafifçe aşağı indirip gözlerimi kapattım. Bir süre sonra huzursuz edici bir sükut kulaklarımı rahatsız etti ve havalı pozumu iki dakikadan fazla tutamamış olmanın siniriyle gözlerimi açıp pöflemeye başladım. Kendi kendime söylenirken karşıdan gelmekte olan biri dikkatimi çekti ve yaptığım sinir bozucu hareketleri kesip kendimce düzeldim. Adam gittikçe bana yaklaşmaya başladı, yaklaştıkça da karakteristik özellikleri belirmeye. Etraftakilerin aksine daha rahat görünen bir başka Uchiha'ydı. Benden de biraz yaşlı görünüyordu, yaralı surat. "Sikeyim, Renji'nin babası falansa sıçtık şimdi." diye aklımdan geçirirken biraz daha dikleştim istemeden. İçimden kendi kendime gıcık oldum biraz, Uchiha olduğu için mi gerildim, yoksa benden rütbeli olduğu bariz olduğu için mi, kestiremezken.
Aile adımı söylediğinde istemeden de olsa onaylarcasına başımı indirdim. Söylediklerinin devamında ise oto-kontrolüm biraz daha belirgin oldu ve kaşımı alay edercesine kaldırmaktan alıkoyabildim kendimi. "Şebek miyiz lan biz? Sensin ilginç." diye karşılık verdim içimden. Hayır yani bir de metafor kasıyor, bir Hayashi ile yapılmaması gereken en büyük ikinci günah falan olabilir bu çünkü çok hoşumuza gidiyor ve fena kitliyoruz karşımızdakini.
"Eh, köke haber veren topraktır, efendim. Hangi dalın kırılacağına toprak susarsa karar veririz." diye cevap verdim, sakin bir ses ile. Ne kadar tatmin ediciydi Kaita için bilinmez, ama bu kadar metaforik bir insansa, topraktan kastımın Konoha olduğunu anlamıştır diye düşünüyorum. Klan ile Konoha arasında ne şimdi ne de tarihte bir sürtüşme yaşanmadı, dolayısıyla neyin fısıltı neyin hür irade olduğunu sorgulatacak anlar da. Üstelik klan içinde, özellikle eski kandan olan kesimin kendisini köyün savunmacıları olarak gördükleri de kimimizin malumu. Sanırım noktaları birleştirip oluşan resmi görebilecektir, söylediklerimde.
"Bir de dallarımız da toprağa gömülü olsa çok komik olmaz mıydık, doğal olan bu zaten..." Kaita'nın amacını, neden burada olduğunu, burada olduğumuzu nasıl öğrendiğini anlayamamıştım. Onun yerine tip tip konuşmaya devam etmişti, sanki amacı da zaten kafamı karıştırmak ve düşünmeye zorlamak gibiydi. Gördüğü her kişiye böyle şeyler mi söylerdi bu herif? Gıcık olmuştum, sesindeki nezakete rağmen. Tıpkı Seigi gibi... O da böyle sakin sakin konuşup derimin altına ulaşmayı başarmıştı. Hırçın görünen sakin lavuklara karşı irademi korumak konusunda çalışma yapsam iyi olacaktı. Birkaç saniye düşündüm Kaita köklerimin ne söylediğini sorarken. Gözlerimi adamdan kaçırıp koridorda bilinmez bir noktaya dikmem gerekmişti. Köklerim sanırım bugün, bir sakin olup nefes almamı haykırmaktan başka bir şey yapmamıştı. Pek böyle bağrınmaya alışkın değildiler ancak yaşamadıkları şey de değildi. Hayatım bazılarına göre sakin ve sıkıcı geçse de, bugün olduğu gibi tehlikenin tam göbeğinde ve ölümle bakışırken kaldığım anlar da oldu. Yani tanıdık, ancak istenmeyen bir sesti onlar için. Yine de tüm bu detayları Kaita'nın bilmesine gerek yoktu. Beni düşüncelere zerk etmesiyle zırhımdan içeri girmeye çalışması yeterliydi, daha fazlasını kendi elimle sunmasam iyi ederdim.
Bakışlarımın odağını toplayarak gülümsedim ve etrafımdaki koridora daha anlamlı bir şekilde baktım. "Teşkilat duvarlarınızın kök geçirmeyecek materyalden inşa edildiğini söylediler. Asbest mi kullanıldı? Doğaya ve sağlığa çok zararlıdır." diye hafif neşelendirmeye çalışır bir ses ile konuşmaya başladım. Ardından adamla gözgöze geldim bilerek ve ufakça ekledim, sesimi bozmadan. "Bir de sizin de konuya hakim olup geleceğinizden haberdar değillermiş."
İçeriden hala ufak bağırıntılar gelirken Kaita'nın gözlerine direkt olarak bakmaya devam ettim. Birkaç saniye sonra istemeden de olsa bakışlarım yara izine gitti. Ölçer bir şekilde yukarıdan aşağı kaydılar. Ardından, gözlerimi kaçırdım yine, yaptığımdan hoşnut kalmayarak. Kaita'nın ekleyeceklerini beklemeye başladım, adam konuşamadan Tsuna'nın çıkıp beni buradan kurtarmasını umarak.
Re: [Hayashi Kenta] Ana Hat
Posted: Sat Jun 06, 2026 8:29 am
by GM - Shinsei
Kaita, asbest lafını duyduğunda yüzündeki ince gülümsemeyi kaybetmiyor. Gözünün üzerindeki yara, gülümsemesiyle birlikte hafifçe kıpırdıyor ve adamın ifadesine garip bir keskinlik katıyor. "Doğaya zararlı olan her şey, insana da zararlıdır derler." diye cevap veriyor. "Ama bazen kökleri dışarıda tutmak için duvar örmek gerekir. Her kök beslemek için yayılmaz. Bazıları taşların arasına girer, temeli çatlatır, sonra da bunu büyüme sanır." Sesi yine aynı ölçülü nezakette, fakat kelimeleri fazla dikkatli seçilmiş gibi. Senin gözlerinin yara izine kaydığını fark ettiğinde başını çok hafif yana eğiyor. "Merak doğal bir şeydir. Hayashi için de, Uchiha için de. Tek fark, bazı klanlar merakını toprağa sorar, bazıları aynaya." Sonra senin son cümlene dönüyor. "Konuya hakim olup olmamam önemli değil. Uchiha bölgesinde yabancı shinobiler dolaşıyorsa, haberim olur. Olmazsa, o zaman burada yanlış giden daha büyük bir mesele vardır." Bir an kapalı kapıya doğru bakıyor. İçeriden Haru’nun sesi geliyor, ardından Kaito’nun kendini savunmaya çalışan telaşlı tonu. Kaita kısa bir nefes veriyor. "Tsuna hanımın misafir seçimleri her zaman hareketli olmuştur."
Kapı tam o sırada açılıyor. Tsuna önde çıkıyor, arkasında Haru ve Kaito var. Haru’nun yüzünde hala gergin bir ifade var, Kaito ise sanki odada üç ayrı şeyi yanlışlıkla devirmiş ama kimse fark etmemiş gibi suçlu bir rahatlık taşıyor. Tsuna, Kaita’yı görünce adımlarını kesiyor. Gözlerinde beliren ifade, eski bir tanıdığı görmüş olmanın sıcaklığından çok, taht odasında rakibini beklenmedik bir köşede yakalamış bir hükümdarın serinliğine benziyor. "Kaita." diyor. Kaita başını saygıyla eğiyor. "Tsuna hanım." Tsuna’nın gülümsemesi çok ufak. "Koridorlarımızı denetliyorsun galiba." Kaita’nın cevabı aynı ölçüde sakin geliyor. "Klan bölgesinde olağan dışı hareketlilik olunca gözümden kaçmasını istemedim. Liderliğin yükünü paylaşmak isteyenler, bazen küçük detaylara bakarak yardımcı olabilir." Tsuna’nın kaşı hafifçe kalkıyor. "Yük dediğin şey, dışarıdan bakınca zarif duran ama omza alınınca kemik isteyen bir şeydir. Her yardımcı olmak isteyenin sırtı kaldırmaz." Kaita’nın gülümsemesi inceliyor. "Kemik zamanla güçlenir. Bazen de eski yaralar, insanı daha dayanıklı yapar." Tsuna gözlerini Kaita’nın yara izinde kısa bir an tutup tekrar yüzüne dönüyor. "Eski yaralar bazen insanı yalnızca daha takıntılı yapar."
Haru ve Kaito bu konuşmayı anlamaya çalışır gibi ikisinin arasında bakış gezdiriyor. Kaito fısıltıyla "Bunlar akraba mı, düşman mı, yoksa ikisi de mi?" diye soruyor ama Haru’nun dirseği karnına değince susuyor. Kaita, Tsuna’nın son lafından sonra gülümsüyor ve cevap veriyor. "Klanın geleceği hakkında düşünmek takıntıysa, bunu kötü bir kusur saymam." diyor. Tsuna’nın gülümsemesi biraz daha büyüyor ama gözleri sert kalıyor. "Klanın geleceği hakkında düşünmek güzel. Klanın geleceğini kendi gölgen sanmak sıkıntılı." Bu cümlenin ardından koridorun havası bir an için soğuyor. Kaita’nın bakışları Tsuna’dan sana, Haru’ya ve Kaito’ya kayıyor. "Yeni ekibinizin başarılı olmasını dilerim. Konoha çevresindeki köyler hassas bir mesele. Yanlış ellere bırakılırsa kök salmadan çürür." Tsuna başını hafifçe sallıyor. "Merak etme. Yanlış ellere bırakmam." Sonra aniden sesi uzuyor, ciddiyetin üstüne bilerek saçma bir perde çekiyor. "Neyyyyyssseee Kaitaşko, benim işim var hadi bb." diyor ve arkasını dönüp sizi peşine takıyor. Kaita, arkanızdan bakarken yüzündeki gülümsemeyi koruyor, ama gözündeki yara izinin çevresi yine o soğuk sabitliğe dönüyor.
Dışarı çıktığınızda Mizuki’yi aramanıza gerek kalmıyor. Polis teşkilatının önündeki taş kaldırımda, binanın yan duvarına yakın bir yerde oturuyor. Dizlerini kendine çekmiş, dosyalarından birkaçını yanına koymuş, gözlüklerini iki eliyle tutup nefesini toparlamaya çalışıyor. Saçları biraz daha dağılmış, gözleri kızarmış, burnunu çekiyor. Tsuna bir süre ona bakıyor, sonra sana dönüyor. Bakışı önce ölçülü, sonra düşünceli hale geliyor. "Sen konuşsana Mizuki’yle." diyor. Renji hemen öne atılıyor. "Daha çok batıracak, bu şekilde-" Tsuna göz ucuyla ona bakıyor. "Ya Renji senin yüzünden kız kaçtı zaten saçmalama. Kenta’da çok büyük empatlık seziyorum, bakalım kızı ikna edebilecek mi. Biz de oturup izleyelim uzaktan." Renji dudaklarını sıkıyor, cevap vermiyor. Haru kollarını kavuşturup "Empatlık ne lan?" diye fısıldıyor. Kaito ciddi ciddi düşünüyor. "Empati ile ilgili herhalde. Yani böyle empat olmak hani. Empatlık." Haru ona bakıyor. "Keşke senin beynini açıp içine bakabilsem abi ya çok kral adamsın." Kaito da çok içten bir şekilde cevap veriyor. "Ben de."
Sen Mizuki’ye doğru yavaşça yaklaştığında kız başını kaldırıyor. Gözlüklerinin camında akşam ışığı kısa bir parıltı bırakıyor. Bir an toparlanmaya çalışıyor, sonra beceremeyip bakışlarını dizlerine indiriyor. "S-selam." diyor ağlamaklı bir sesle. Ellerini dosyalarının kenarına bastırıyor, sanki onları tutmazsa kendi de dağılacakmış gibi. "Ben özür dilerim. Böyle kaçmamam gerekiyordu. Tsuna hanımın önünde, sizin önünüzde, herkesin önünde..." Cümlesi boğazında takılıyor. Burnunu çekiyor ve bu kez biraz daha sakin konuşmaya çalışıyor. "Ailem çok katı ve beklentileri çok büyük. O beklentileri karşılayabileceğimi düşünmüyorum. Bir Uchiha olduğum için benden köyün en başarılı shinobisi olmam bekleniyor. Ben Uchiha olmanın gerektirdiği hiçbir kriteri sağladığımı düşünmüyorum." Sonra yavaşça sana bakıyor. Gözlerinde hala yaş var, ama merak da var. "Kenta bey, sizin de klanınızda böyle bir baskı var mı?" diye soruyor. Ardından bu soruyu sormaya hakkı yokmuş gibi başını eğiyor. "Gerçi olsa bile siz eminim beklentileri aşıyorsunuzdur." Arkada Tsuna, Haru, Kaito ve Renji uzaktan izliyor. Kimse müdahale etmiyor. Mizuki’nin beklediği cevap, kaldırım taşlarının üstünde ince bir ip gibi geriliyor ve sıra sana geliyor.
Re: [Hayashi Kenta] Ana Hat
Posted: Mon Jun 08, 2026 11:46 pm
by Hayashi Kenta
Kaita yaptığım harekete laf etmeden boş boş konuşmaya devam etti. Yani, teknik olarak laf etti de, hani öyle kızmalı had bildirmeli değil. Ardından buralar dedi, benim mekanımdır ayık olur aklınızı alırım dedi. Bunu neden dediğine dair bir fikrim hiç yok lakin Tsuna Hanım'ın buraların has adamı olduğu düşünülürse biraz çelişkili bir herif olduğu malumum oldu denilebilir. Zaten, içeriden Tsuna ve diğerlerinin çıkması ile akabinde yaşananlar da bu düşüncemi biraz destekledi.
Tsuna Kaita'yı gördüğüne pek memnun olmadı bence. Kaita ile karşılıklı bir aşık atışmasına girdiler. Tsuna'nın normal bir şekilde başlayan sorusunu Kaita ağdalı laflara çevirip atıyor, Tsuna atılan pası göğsünde yumuşatarak ustaca kontrol altına alarak geri şut atıyordu. Bir süre top bu şekilde bir ileri bir geri gitti ve ben bir noktada kopup Kaito'ya yanaştım. Üzerimdeki gömleği sırt kısmından hafif çekiştirerek Kaito'ya azıcık ardımı döndüm, "Şu sivilceye bi el atsana bunlar atışırken." diye fısıldadım dikkatli bir şekilde. Ne daha fazla soyunmama ne de iğrenç bir sivilce patlatma sekansına girişemeden Tsuna ve Kaita en sonunda konuşmalarını bitirdi ve tekrar yola koyulduk. Mizuki'yi aramaya başladık.
Kaçan kızı beni şaşırtmayacak bir sahnede bulmuştuk. Yani öyle bir kaçıştan sonra ya bir malzeme dolabına, ya boş bir koridora, ya da böyle avluda tenha bir kaldırımda oturacaktı zaten. Kızın bu hüzünlü halini uzaktan görünce hafif bir iç çekip ellerimi belime koydum. Renji'ye bir miktar daha sövesim gelmişti, yalan değil, ancak yapmayacaktım. Hem zaten Tsuna da kızın yanına gidip benim konuşmamı istemişti. Birkaç saniye kadının yüzüne baktım, düşünüp tartarken. Haklıydı, insanların ne düşünüp hissettiğini genelde iyi anlardım. Peki bu anlayışı uygun bir yakıta çevirebilmek? Söylenebilecek, yapılabilecek en iyi şeyleri seçip dile getirebilmek? İşte bu konuda iyi değildim.
Neyse, Renji'den çok daha iyi iş çıkaracağım barizdi en azından.
Başımı anladığımı belirtir bir şekilde sallayıp sakin adımlarla kıza yanaştım. Ben daha lafa giremeden kendisi konuşmaya başladı bile Mizuki. Özür diledi, üzerindeki yükten bahsetti, bir noktada da kendini benimle kıyaslamaya girişti. Lafını kesmeden dinlerken hissettiğim şey karşımda konuşmasına pek fırsat verilmeyen ve sürekli kendisinden bir şeyleri yapması beklenen bir insan olduğuydu. Yoksa ben daha bir şey demediğim halde kendini böyle açıklamaya girişmez, benim klanımı sorarak farklı dünyaları hayal etme isteği sergilemezdi. Tsuna'ları sırtımı dönecek şekilde kızın yanına oturdum, kaldırım taşına. Bir süre düşündüm. "Özür dilemene gerek yok ki." diye başlamaya karar verdim.
"Şu malın söyledikleri canını sıktı ve bir tepki gösterdin. Bu insan olduğunun göstergesi. İnsan olamayan Uchiha olabilir mi ki?" Bir süre durakladım. Kıza doğru biraz daha döndüm. "Ben karşımda başarısız birini görmüyorum. Tsuna Hanım'ın bile mükemmel bir analizci olarak tanımladığı, duygularını sergilemekten çekinmeyen, korktuğunu veya beklentilerin altında ezildiğini söyleyebilip özür dileyebilen genç bir shinobi görüyorum. Bence bu Renji'nin asla anlayamayacağı çok güçlü bir şey."
Bir elimi kaldırım taşına götürüp çakrama odaklandım. Hafifçe gülümseyerek taşlar arasındaki çatlakta gezdirdim elimi. Filiz Tekniği ufak bir papatya çıkardı çatlaktan ben konuşmaya devam ederken. "Bazı ailelerin isimlerinin çok ağır olduğunu biliyorum, bu ağırlığın altında ezilmek de çok kolay. Bence bu insan olmayı unutturan kriterleri belirleyen kişiler de bu ağırlık altında eziliyor. Ama bizler sadece aile isimlerimizden ibaret değiliz, nasıl birer shinobi olacağımızı Uchiha ya da Hayashi isimleri belirlememeli." Papatyalardan birini koparıp kıza doğru uzattım. "Bence boşver ailenin ne istediğini ve sen gerçekten ne olmak istiyorun, biraz bunu düşün. Bu kadar sesin arasında kendi sesini duyabildiğinde çorap söküğü gibi geliyor devamı."
"Soruna gelirsek... Hayashi'lerin beklentisi sarhoş gezip aylakçılık yapmak ise epey aştım denilebilir!" Ufak bir kahkaha attım önce, ardından hızlıca ayaklanıp kıza doğru eğildim. Bir yandan elimi uzattım, bir yandan da arkadakilerin duymayacağı şekilde son bir kez konuşmaya devam ettim. "Eğer bizimle gelirsen düşman işini bize bırakabilirsin istediğin kadar. Rahat ve güvende hissetmen için elimizden geleni yaparız şu iki dingil ve ben." Elimi biraz daha uzattım gaza getirmek için, "Hem, daha Renji ile de uğraşacağız. Hadi, gel."
Re: [Hayashi Kenta] Ana Hat
Posted: Wed Jun 10, 2026 6:25 pm
by GM - Shinsei
Mizuki, uzattığın papatyaya birkaç saniye boyunca öylece bakıyor. Gözlüğünün arkasındaki yaşlı gözleri önce çiçeğe, sonra sana dönüyor. Sanki biraz önce duyduğu sözleri hemen kabul ederse kırılgan bir şeyi yanlışlıkla düşürüp parçalayacakmış gibi temkinli davranıyor. Sonunda titrek parmaklarıyla papatyayı alıyor ve sapını iki eli arasında dikkatle tutuyor. Dudaklarında çok küçük, utangaç ama gerçek bir gülümseme beliriyor. "Ben... teşekkür ederim." diyor kısık sesle. "Bana böyle konuşan pek olmamıştı. Genelde ya daha çok çalışmam gerektiğini söylerler ya da sakin olmamı. Ama kimse korktuğumu söylememin de bir anlamı olabileceğini düşünmez." Arkada Tsuna kollarını kavuşturmuş, yüzünde memnuniyetini açık etmeyen ama gözlerinde bunu gizleyemeyen bir ifadeyle izliyor. Haru, Kaito’ya eğilip "Bak lan, çiçek çıkardı. Biz niye dövüşüyoruz oğlum, bu çocuk konuşarak köy fetheder." diye fısıldıyor. Kaito ciddi ciddi başını sallıyor. "Ben de çiçek çıkarsam annem beni daha çok sever miydi acaba?" Haru bir an ona bakıyor, sonra yavaşça başını çeviriyor. "Senin olayın çiçekle çözülmez." Mizuki, bu fısıldaşmaları duyuyor gibi oluyor ama bu kez kaçmıyor. Hatta hafifçe burnunu çekip ayağa kalkarken papatyayı dosyalarının arasına dikkatle yerleştiriyor. "Gelirim." diyor. "Savaşta çok iyi olmayabilirim ama kayıtları okurum. Mühürleri ayırt ederim. Bir de... eğer gerçekten köyler kandırılıyorsa, hangi kaydın sahte hangi kaydın gerçek olduğunu anlamaya çalışırım." Tsuna o anda net bir şekilde başını sallıyor. "İşte duymak istediğim buydu." Sonra Renji’ye göz ucuyla bakıyor. Renji’nin yüzünde gurur kırıklığı var, Mizuki’nin yeniden ayağa kalkmasını görünce omuzları çok az düşüyor. Bir özür kelimesi boğazına kadar geliyor gibi, fakat dışarı çıkmaya cesaret edemiyor. Tsuna bunu fark edip üzerine gitmiyor. Şimdilik.
Kısa hazırlığın ardından Uchiha bölgesinden çıkıp Konoha’nın dış yollarına doğru ilerlemeye başlıyorsunuz. Tsuna önden yürüyor, adımları aceleci değil ama oyalanmaya da izin vermiyor. Bir süre sonra arkasına dönüp hepinizin duyacağı şekilde konuşmaya başlıyor. "Rota şöyle. Önce Tsuyu’ya doğrudan dönmeyeceğiz. Orası artık izleniyor olabilir. Seigi sizi sağ bıraktıysa, bunun anlamı sizden sonra ne yapacağınızı görmek istemesi de olabilir. Bu yüzden kuzeydoğu hattından çıkıp eski oduncu yoluna sapacağız. Oradan Hikawa’ya yaklaşacağız. Kenta’nın raporunda örümcek saldırısı söylentileri vardı. Haru ve Kaito, orada Kumoashi izi varsa tanıyacak. Mizuki kayıt tutacak, mühür ve belge izlerini karşılaştıracak. Renji ise çevre gözetimi ve iz sürmede öne çıkacak." Birkaç adım sonra devam ediyor. "Hikawa’dan sonra şartlara göre iki seçenek var. Ya Tsuyu’ya geri kıvrılıp Seigi’nin gerçekten çekilip çekilmediğini test ederiz ya da Kumoichi tarafına geçeriz. Kumoichi daha riskli. Nüfus az, baskıya daha açık, içeriden destekçi çıkma ihtimali yüksek. Bu yüzden önce köylerin nabzını ölçeceğiz, sonra hamle yapacağız. Sorusu olan var mı?" Mizuki hemen elini yarım kaldırıyor, sonra bunu fazla okul çocuğu gibi yaptığı için utanıp indiriyor. "Eğer kayıtlar sahteyse ve köylüler korkudan konuşmuyorsa, elimizdeki en güvenilir veri ne olacak?" Tsuna memnun bir şekilde ona bakıyor. "Çelişkiler. Bir köyde herkes aynı yalanı söylüyorsa, aynı cümleleri farklı ağızlardan duyarsın. Gerçek korku dağınıktır, ezber korku düzenli. Sen o düzeni yakalayacaksın." Renji bu kez daha ciddi bir tonla soruyor. "Düşman bizi fark ederse öncelik bilgi toplamak mı, çatışmayı bitirmek mi?" Tsuna’nın cevabı hızlı geliyor. "Siviller varsa öncelik siviller. Sivil yoksa öncelik bilgi. Hayati tehdit oluşursa çatışmayı bitirirsiniz. Ama kahramanlık gösterisi istemiyorum. Özellikle senden, Renji." Renji çenesini sıkıp "Anlaşıldı." diyor.
Haru bir süre düşündükten sonra kolunu kaldırıyor. "Benim sorum var. Diyelim ki bizimkilerden biriyle karşılaştık. Tanıdığım biri olursa ve konuşarak çözülebilecek gibiyse, direkt etkisiz hale getirmek zorunda mıyız?" Tsuna bu soruda biraz yavaşlıyor. "Tehdit oluşturmuyorsa konuşmayı deneyebilirsin. Ama ekip güvenliğini riske atarsan seni ben indiririm. Kendi geçmişinle yüzleşeceksin diye yanındakileri kurban etme hakkın yok." Haru başını eğiyor. "Haklısınız." Kaito hemen araya atılıyor. "Benim de sorum var. Diyelim ki konuştuğumuz kişi ağ atmaya başladı ama duygusal olarak kırgın görünüyordu. O zaman yarım mı dövüyoruz, tam mı dövüyoruz?" Haru bir anda ona dönüyor. "Yarım dövmek ne lan?" Kaito elleriyle ölçü gösterir gibi yapıyor. "İşte tam sakat bırakmadan, ama mesaj vererek, imalı böyle." Haru gözlerini kapatıp derin nefes alıyor. "Sen mesaj verme. Sen kimseye mesaj verme. Güvercin bile gönderme." Kaito alınmış gibi bakıyor. "Ben gayet açıklayıcıyım abi sen çok sinirlisin." Haru anında cevaplıyor. "Sen açıklama yapınca sinirleniyorum kardeşim." Tsuna, bütün bu atışmayı kısa bir süre dinleyip başını hafifçe iki yana sallıyor. "Bu ekip ya çok başarılı olacak ya da raporlara sığmayacak kadar saçmalayacak." Mizuki bunu duyunca istemsizce küçük bir kahkaha kaçırıyor, sonra ağzını kapatıyor. Birkaç dakika önce kaldırımda ağlayan kızın yerini, tedirgin ama artık yürüyebilen biri almış oluyor. Sana yaklaşarak sesini düşürüyor. "Az önce söyledikleriniz için tekrar teşekkür ederim Kenta bey. Papatyayı saklayacağım. Belki görev boyunca korkarsam bakıp... en azından korktuğum için işe yaramaz olmadığımı hatırlarım."
Konoha’nın kapılarına yaklaşırken hava biraz daha serinliyor. Köyün verdiği güven hissi arkanızda kalmaya hazırlanırken, önünüzdeki yol karanlık ağaç çizgisine doğru uzanıyor. Bu kez yanında iki Kumoashi kaçağı, iki Uchiha chuunin ve hepsini geçici olarak aynı çizgide tutmaya çalışan Tsuna var. İlk bakışta birbirine uymayan, hatta aynı odada beş dakika kalınca olay çıkaracak gibi duran bir ekip. Yine de her birinin taşıdığı bir parça var. Haru ve Kaito, Kumoashi’nin kirli damarlarını biliyor. Mizuki, kağıtlardaki yalanı yakalayabilecek biri. Renji’nin gözü ve refleksi sahada işe yarayabilir. Senin içgüdülerin ise bugün zaten bir köyden fazlasını Konoha’ya taşımış durumda. Tam kapıdan çıkmadan önce Renji yanına doğru biraz yaklaşıyor, bakışlarında önceki kibirden kalan o tanıdık kıvılcımla seni süzüyor. "Hop, Hayashi adam. Senin ne gibi güçlerin var? Götünden dal çıkartmak dışında bir işlevin var mı?" Cümle havada asılı kalıyor. Tsuna, önünden yürüdüğü halde bir anda duruyor ve başını yarım çeviriyor. Sesi dümdüz, ürkütücü derecede sakin çıkıyor. "Seni öldürmem o kadar kısa sürer ki." Renji’nin rengi anında soluyor. Dudakları aralanıyor ama tek kelime çıkmıyor. Haru yavaşça gülümsemeye başlıyor, Kaito ise fısıltıyla "Bence bu sorunun cevabı ertelendi." diyor. Renji gözlerini ileri dikiyor, ağzını kapatıyor ve ekip, kapıların gölgesinden dış yola doğru ilk adımını atarken sessizlik bu kez onun üzerinden ilerliyor. Anlaşılan bir süre yürüyeceksiniz. Belki biraz sosyalleşebilirsin, ne dersin?
Re: [Hayashi Kenta] Ana Hat
Posted: Thu Jun 25, 2026 9:05 pm
by Hayashi Kenta
Mizuki'nin diretmeyip gelmeyi kabul etmesiyle ufak bir rahatlamış, göt kaslarımı gevşetebilmiştim. "Koy göte gitsin be Mizuki!" diye kızın ensesine babacan bir şaplak atma isteğimi zorda olsa bastırıp grubun yanına döndüm, "Budaklı meşe odunu belki işe yarayabilir." dedim Haru'ya. "Öyle numaralarım da var." diye sırıttım birkaç saniye. Var mıydı odun çıkarmak gibi bir yetim? Henüz emin değildim. Az uğraşırsam belki cidden çıkarabilirdim veya en yakın marangozdan da edinebilirdim. Tabi, önce adamla neden ağaç kestiğine dair biraz atışmam gerekirdi ama... Aman ne diyorum ben.
Tsuna bizi paketleyip mahalleden geri çıkardı, köyün ücralarına ufaktan yanaşmaya başladık. Adımlarımız bizi evden uzaklaştırdıkça içimde merak ve tedirginlik de biraz daha harmanlanıyor, ancak bir şey diyemiyordum. Halbuki şu ana kadar Tsuna'nın gözünde kredim ortalamanın üzerine gitmiş gibiydi. Çekinmeyip "Abla dinlenmeden geri mi çıkacağız ya?" diye sorsam, terslemezdi eminim. Daha yeni gelmiştik köye, aha şu tüyü bitmemiş Haru yetiminin sırtında hala yelek yoktu, yelek! Ancak yine de soramamıştım işte. Renji'yi ne kadar siklemiyor gibi görünsem de dinlenmeyi daha çok önemsiyormuş gibi görünecek bir soru yöneltmeye varmamıştı dilim. Onun yerine kafamı hafif hafif sallamış, usluca dinlemiştim Tsuna'nın direktiflerini.
Oduncu... Hikawa, örümcek... Mühür, iz sürme, tamam. Yani tamam, herkesin bir rolü var, e ben ne bok yemeye varım? İnsan bana da afilli bir görev tanımı yapabilirdi yani. Kötü adamlar gelirse Kenta güçlü yumruklarıyla devirecek, deviremediğini cazibesiyle esir edecek denilebilirdi. Neyse. Mizuki'nin lafa girmesi ile bu konuya dair de olan merakımı yuttum ve dinledim. Kızın şimdiden düşüncelerini dökebilir olması iyi bir şeydi ve ben, illa kendime yapacak bir şey bulurdum.
Tsuna'nın sivillerin davranışlarına dair söylediği şeyler ile az önceki saçma merakımı unutmuş ve daha ciddi bir şekilde olayları düşünmeye başlamıştım. Tsuyu'da sivilleri doğru düzgün sorgulayamamıştım. Konuştuğum epi topu birkaç kişi olmuştu ve herkes aynı ezberi mi okuyor, yoksa dağınık mı davranıyorlar hala emin değildim. Üstelik... Geride bıraktığım o kadın, aklımdaydı hala. Bencilce duygulardan kaynaklanmıyordu aklımdaki misafirliği. Yardıma muhtaç birini geride bırakmak zorunda kalmak canımı sıkıyordu hala. Bu yüzden de Kumoichi'ye gidip yarım kalacak bir iş daha başlatmaktansa Tsuyu meselesine geri dönmeyi gönlüm daha istiyordu. Eh, sezgilerim de yanıltmazdı beni sonuçta. Kalbim bir şeyi çok istiyorsa genelde uğruna değecek bir sebepten olurdu. "Tsuyu'ya dönmeyi tercih ederim. Şartlar da uyarsa tabi. Hikawa'dan ne çıkacağına bağlı." dedim hafifçe. Bir cevap almama gerek yoktu, bu yüzden Haru'yu dinlemeye başladım.
Ve başlamamla da buna pişman olmam arasındaki zaman çok kısa sürdü. Haru'nun başlattığı mesele başta mantıklı olsa da Kaito'nun olayı spirale hızla çevirmesi anlık bir migrene sebep oldu bende. Kaşlarım çatıldı, gözlerimi sıkı sıkı kapattım. Bir elimle de burnumun çatını sıkı sıkı tutmaya başladım ağrıyı def etmek için. "Yalvarırım susun ya, n'olur." diye söylenmeye başladım Tsuna Hanım ile eş zamanlı bir şekilde. Başımı iki yana seri seri sallayarak yanlarından ayrıldım, birkaç adım önden yürümeye başladım. Mizuki de bana ayak uydurmak istemiş olacaktı ki, yanımda bitti birden bire. Sessiz sessiz konuşmaya başladı ben ile.
En baştaki teşekkürü yeterliydi halbuki benim için, ancak tekrar dile getirmek istemiş, çiçeği saklayacağını söylemişti. "Kaybolursa söyle, geldiği yerde daha çok var." diye sırıttım. Ardından biraz da ben yanaştım. Daha sessiz bir şekilde, "Şu ikili senin de başını ağrıtırsa sapını dişinle çiğneyebilirsin. Ağrı kesici bir etkisi yok ama tadı o kadar kötü ki baş ağrını unutturur en azından." diye daha da sırıtıp, yanına ilerlemeye devam ettim.
Çıkış kapılarına iyice yanaşmamızla bir süre önceki dinlenememeye dair rahatsızlığım da geri geldi. Suratım bıkkın bir hal aldı. Cidden gidiyorduk lan geri, reva mıydı bu bize be? Hadi Uchiha bebeleri neyse, onlar yatmış uykularını almıştır çoktan. Ya biz? Ben dünden beri ayaktayım, bu çocuklar kim bilir kaç saattir doğru düzgün dinlenemedi... Neyse, yolda düşünürdük artık heralde. Derin bir iç çekip ilerlemeye devam ettim.
Renji'nin ağzından sabahtan beri hayırlı bir şey çıkamadığı için, yanıma yanaştığında bir iç daha çektim daha derin bir şekilde. Gözlerim devrildi, "Yine ne var ya?" dedim o bana sataşmaya başlarken. Tsuna'nın müdahelesi densiz yorumunu kısa kesse de içten içe daha da bilenmeme engel olmamıştı. Bu yüzden "Görürsün sen." dercesine gözlerimi üzerine dikerek kafamı yavaaaş yavaş yukarı aşağı salladım kapıdan çıkan ilk adımları atarken. Şer dolu bakışlarımı üzerinden çekebilmek zor birkaç saniyemi aldı, ardından toparlanıp Tsuna Hanım'a döndüm.
"Siz bize ne kadar eşlik edeceksiniz efendim?" diye kibarca lafa girdim. Bizimle gelip gelmeyeceğine emin olamamıştım. Bir yandan ekibin kalabalık olması başımızda bir Jounin'in olmasını gerektiriyor olabilirdi. Öte yandan konumu itibariyle bu kişinin Tsuna olamaması da mantıklı bir düşünceydi amma velakin hala bizimle yürümekteydi. Bilememiştim yani ama yanımızda gelirse işime gelirdi. Diğerleri neyse, uyum sağlarlardı da, Renji muhtemelen bana inadından ak dediğime kara demekte ısrar edip görevi sikertebilirdi.
Tsuna'yı dinledikten sonra Haru ve Kaito'ya dönecek, "Yorgunluk durumunuz nasıl bu arada? Var mı bir sıkıntınız?" diye soracağım. "Çok elzem bir şey aklınıza geliyorsa köyden çok uzaklaşmadan alalım, yoksa ilerisi yaban, ha."
Re: [Hayashi Kenta] Ana Hat
Posted: Sat Jun 27, 2026 4:11 pm
by GM - Shinsei
Tsuna, sorunu duyunca yürüyüşünü kesmeden başını hafifçe sana doğru çeviriyor. Yüzünde, sorunun geleceğini önceden tahmin etmiş gibi sakin bir ifade var. "Bir süre başınızdayım." diyor. Ardından, cevabını daha açık hale getirmek için adımlarını yavaşlatıyor ve grubun kendisine yaklaşmasını bekliyor. "En azından Hikawa’daki ilk inceleme tamamlanana ve elimizde gerçek bir iz olduğundan emin olana kadar hiçbir yere gitmiyorum. Bu ekip bugün kuruldu. Birbirinizi tanımıyorsunuz, iki üyeniz birkaç saat öncesine kadar Kumoashi kaçağı olarak dolaşıyordu, Renji beş dakikada bir birini ağlatıyor, Mizuki ilk saha görevine çıkıyor, sen de bir köyden döner dönmez ikinci kez yola koyuluyorsun. Böyle bir grubu yalnız gönderirsem Hokage bana haklı olarak ne düşündüğümü sorar." Renji bu tarif sırasında rahatsız olmuş gibi yüzünü ekşitse de Tsuna bakışını ona çevirdiği anda tekrar önüne dönüyor. Tsuna konuşmasını sürdürürken sesi daha ciddi bir hale geliyor. "Bunun yanında mesele sıradan bir keşif görevi olmaktan çıktı. Seigi sizin kim olduğunuzu biliyor. Kumoashi içinde farklı gruplar var gibi görünüyor ve içlerinden biri Konoha’nın müdahalesini özellikle istiyor olabilir. Böyle bir durumda sahadaki ilk teması düşük rütbeli bir ekibin omuzlarına bırakmam. Benim orada bulunmam, saldırı yaşanırsa sizi korumaktan fazlasını sağlar. Köy yöneticileri bilgi saklarsa Konoha adına doğrudan konuşabilirim. Polis kayıtlarına erişim isteyebilirim. Birini gözaltına almamız gerekirse yetki tartışması yaşamayız. En önemlisi de gördüğümüz şeyin gerçekten Kumoashi faaliyeti mi, yoksa bizi başka bir yöne sürüklemek için hazırlanmış bir sahne mi olduğunu değerlendirebilirim." Sonra gözlerini sana çevirip kısa bir gülümseme gösteriyor. "Yani rahat ol Kenta. Seni bu uyumsuzlar topluluğuyla yabana salıp Konoha’ya dönmeyeceğim. En azından ilk krizde birbirinizi öldürmeyeceğinize ikna olana kadar."
Haru ve Kaito’ya yönelttiğin soru üzerine ikisi de bir süre kendi bedenlerini yeni fark etmiş gibi duruyor. Kaito kollarını gerip omuzlarını çeviriyor, ardından belini yoklayıp yüzünü buruşturuyor. "Ben iyiyim sayılırım. Biraz uykusuzum, biraz açım, bir de şu adamın boğazıma geçirdiği ağdan sonra yutkunurken hala tuhaf bir şey oluyor. Ama yürürüm." diyor. Haru ise pançosunun altından kendi haline bakıp derin bir nefes veriyor. "Benim üstümde doğru düzgün kıyafet yok. Bir yerden yelek ya da gömlek bulabilirsek iyi olur. Bunun dışında duracak halde değilim zaten. Durursam düşünüyorum, düşünürsem sinirleniyorum." Sonra Mizuki’ye doğru bakıyor, kızın dosyalarının arasına yerleştirdiği papatyayı fark ediyor ve ağzının kenarı hemen kıvrılıyor. "Bir de sen kıza başı ağrırsa çiçek sapı çiğnemesini mi söyledin gerçekten?" diye soruyor. Cevap beklemeden başını iki yana sallıyor. "Hayashi tıbbı çok ilerideymiş. Bir sonraki aşamada kolu kopana ağaç kabuğu koklatırsınız artık." Kaito buna ciddi bir ilgi gösteriyor. "Ağaç kabuğunun ne ağacı olduğu önemli mi?" Haru kaşlarını kaldırıyor. "Sen niye bunu gerçekten deneyecekmişsin gibi soruyorsun?" Mizuki elindeki çiçeğe bakıp küçük bir kahkaha çıkarıyor. "Başım ağrırsa önce normal yöntemleri denerim. Ama son çare olarak aklımda tutacağım." Tsuna, köy kapısının yanındaki küçük erzak noktasında kısa bir mola veriyor. Haru’ya sade bir saha gömleği ve hafif bir yelek bulunuyor. Herkese su, kuru yiyecek, iki küçük ilk yardım paketi ve gece serinliği için ince örtüler dağıtılıyor. Renji bu hazırlığı gereksiz bulmuş gibi davranıyor, fakat Tsuna onun çantasına da fazladan su koyduruyor. "Ben kendim taşıyabilirim." dediğinde Tsuna yalnızca "O zaman taşı." diye cevap veriyor ve çantayı göğsüne bırakıyor.
Oduncu yoluna girdikten sonra Konoha’nın ışıkları kısa sürede ağaçların ardında kayboluyor. Gece yürüyüşü uzun, sessiz ve yorucu geçiyor. Tsuna tempoyu Haru ile Kaito’nun durumuna göre belirliyor, belirli aralıklarla herkesi durdurup su içiriyor ve Renji’yi iki kez önden keşfe gönderiyor. Mizuki yol boyunca bölgenin eski ticaret kayıtlarını inceliyor. Bir noktada Hikawa’ya haftada üç kez giden tahıl arabalarının son ay içinde bire düştüğünü fark ediyor. Haru ile Kaito, yol kenarında gördükleri ince ip izlerinin Kumoashi ağı olmadığını, sıradan avcı tuzaklarından kaldığını söylüyor. Şafak sökmeye başladığında ağaçların arasındaki yoğunluk azalıyor ve Hikawa’nın alçak çatıları sisin içinden görünmeye başlıyor. Küçük köy, Tsuyu’dan daha sessiz ve daha yoksul duruyor. Çevresini saran tarlaların bir kısmı sürülmüş, bazıları ise haftalardır el değmemiş gibi yabani otlarla kaplanmış. Köy girişindeki tahta levhanın alt kısmında koyu renkli, yapışkan bir leke göze çarpıyor. Haru lekeye yaklaşıp parmağını sürmeden inceliyor. "Kurutulmuş ağ salgısına benziyor. Bizimkilerin kullandığı karışıma yakın." diyor. Kaito levhanın arkasını kontrol ettiğinde tahtaya kazınmış küçük bir örümcek işareti buluyor. İşaret gelişigüzel çizilmiş gibi görünse de bacaklardan birinin diğerlerinden uzun olması Haru’nun yüzünü ciddileştiriyor. "Bu bir işaretleme olabilir. Klan içinde köyün durumunu belirtmek için bazen bacak sayısı ve uzunluğu kullanılırdı." Mizuki hemen defterini çıkarıyor. Tsuna ise köye girmeden önce ekibi yol kenarındaki ağaçların gölgesinde topluyor.
Hikawa’nın içinde hayat tamamen durmuş değil. Birkaç evin bacası tütüyor, uzakta bir çekiç sesi geliyor ve tarlaya giden yaşlı bir adam sizi fark ettiği anda yönünü değiştiriyor. Köy meydanında açık olması gereken iki dükkanın kepenkleri kapalı. Kuzey tarafında küçük bir depo bulunuyor ve deponun çatısından aşağıya doğru uzanan, az buçuk belli olan birkaç ince ip parlıyor. Doğu tarafındaki evlerden birinin önünde, kolu bezlerle sarılmış genç bir çiftçi oturuyor. Adamın yanında ağlayan bir çocuk var. Batı yolunda ise tekerlek izleri görülüyor. İzler köye giriş yapmış, fakat geri çıkmamış. Tsuna çevreyi inceledikten sonra alçak bir sesle konuşuyor. "Burada aynı anda üç noktaya bakmamız gerekiyor. Depodaki ipler doğrudan Kumoashi faaliyeti olabilir. Yaralı çiftçi yakın zamanda yaşanan bir saldırının tanığına benziyor. Tekerlek izleri de kayıp bir araca ya da köyde saklanan bir gruba çıkabilir." Renji hemen deponun tarafına bakıyor, Mizuki ise yaralı adamı izliyor. Haru ile Kaito, örümcek işaretinin anlamı konusunda kendi aralarında fısıldaşıyor. Tsuna son kararı sana bırakacak şekilde gözlerini üzerine çeviriyor. "Kenta, buradaki ilk teması sen kur. Köylüler Kumoashi yüzü görmüşse Haru ile Kaito’ya tepki gösterebilir. Ben geride kalıp meydanı gözleyeceğim. Önce yaralı adamla konuşabilir, depoyu uzaktan inceleyebilir ya da tekerlek izlerini kaybolmadan takip edebilirsin. Birini seç. Diğer iki noktayı ekip içinde paylaştırırız." Sabah sisi köyün taş yolunda ağır ağır dağılırken, Hikawa’nın ilk ipucu önünde üç ayrı yola ayrılıyor.