Guren'in arkasından yürümeye başlıyorsunuz. Dev semenderin her adımı zeminde küçük dalgalanmalar yaratıyor, süngerimsi yüzey ayak izlerinin etrafında fosforlu parçacıklar saçıyor. Yosuke grubun hemen arkasında, dikkatli gözlerle hem yolu hem de etrafı izliyor. Akane sessizce ilerliyor, her şeyi not alıyormuş gibi çevreyi tarıyor bakışlarıyla. Riku ise tabii ki duramamış, yanındaki bir mantara dokunmaya çalışıyor. Yosuke nazikçe "Riku, dokunma." diye uyarı yapınca elini geri çekiyor ama hayal kırıklığı yüzünden belli. Yürürken etrafınızdaki manzara sürekli değişiyor. Mantarların arasından geçtikçe, her birinin farklı bir koku yaydığını fark ediyorsun, biri tatlı vanilya gibi, diğeri keskin nane gibi, bir diğeri ise garip bir şekilde yanmış kağıt gibi. Bazı mantarların şapkalarının altından küçük ışık damlaları damlıyor ve zemine değince kayboluyorlar. Uzakta, parlayan bir nehir görüyorsun, ama su değil bu, daha yoğun bir şey, sanki sıvılaşmış ışık gibi akıyor.
Guren sessizce ilerliyor ama bir süre sonra konuşmaya başlıyor. "Burası Sanshouo diyarının dış halkası." diyor omzunun üzerinden size bakarak. "Nispeten güvenli. Ama içeri girdikçe, kurallar daha garip hale gelir. Zaman burada daha yavaş akar. Mekan bükülür. Gördüğünüz şeyler her zaman gerçek olmayabilir." Akane "Gerçek olmayabilir mi? Yani illüzyon mu?" diye soruyor. "Hayır." diyor Guren. "İllüzyon değil. Boyutsal yankılar. Geçmişte olan şeylerin görüntüleri. Ya da gelecekte olabilecek şeylerin gölgeleri. Fark etmek bazen zor olabilir." Riku ıslık çalıyor ve "Vay be. Yani burası tam bir labirent gibi." deyip etrafı inceliyor. "Aynen öyle." diyor Guren. "Bu yüzden semenderler burada doğar ve büyür. Çünkü bu karmaşıklığa alışığız. Ama siz... sizin için tehlikeli."
Yürümeye devam ediyorsunuz. Bir süre sonra, önünüzde devasa bir yapı beliriyor. İlk başta ne olduğunu anlamak zor, sonra fark ediyorsun ki bu da bir mantar, ama o kadar büyük ki bir bina gibi. Şapkası en az yirmi metre çapında, sapı ise o kadar kalın ki içinde odalar olabilir. Guren mantarın yanından geçerken hafifçe başını eğiyor, sanki saygı gösteriyormuş gibi. "Yaşlı Bekçi. En eski mantarlardan biri. Diyar kurulduğundan beri burada." Tam o sırada, mantarın sapından bir kapı açılıyor ve içinden küçük bir semender çıkıyor. Belki bir metre uzunluğunda, açık yeşil renkli, gözleri masum ve meraklı. Size bakıyor ve heyecanla yaklaşıyor. "Şayın Guren! Şayın Guren!" diye cıvıldıyor. "İnşanlar getirdiniz! Gerçek inşanlar!" Guren duraksayıp küçük semendere bakıyor. "Evet Kira. Bunlar Yosuke'nin öğrencileri. Ve çok işleri var, bu yüzden rahatsız etme." Ama Kira umursamıyor, senin etrafında dönmeye başlıyor. "Mavi saçlar! Hiç böyle bir şey görmedim! Çok güzel! Dokunabilir miyim?" Guren homurdanıyor. "Kira, hayır. İnsanlara izinsiz dokunulmaz."
Kira biraz üzgün görünüyor ama geri çekiliyor. "Tamam... Ama gerçekten çok ilginç görünüyorşunuz!" Yosuke gülümsüyor. "Teşekkür ederiz Kira. Belki görevimiz bittikten sonra sohbet ederiz." Kira heyecanla zıplıyor. "Gerçekten mi? Yaşaşın!" Sonra Guren'e bakıyor. "Şayın Guren, kötü inşanları yakalayacak mışınız?" Guren başını sallıyor. "Evet. Onlar diyara zarar vermeye çalışıyorlar. Ama endişelenme, biz hallederiz." Kira rahatlıyor. "İyi. Çünkü onlar korkutucu. Biri beni yakalamaya çalıştı. Ama kaçtım!" Gurur dolu bir ifadeyle ekliyor. "Çok hızlıyım ben!" Guren ise "Aferin. Şimdi git, Yaşlı Bekçi'ye geri dön. Ve kapıyı kilitle." diyor. Kira başını sallayarak mantarın içine geri dönüyor. Kapı kapanıyor ve yüzey tekrar dümdüz oluyor, sanki hiç kapı yokmuş gibi.
Guren yürümeye devam ediyor. Bir süre sonra, parlayan nehre yaklaşıyorsunuz. Nehir yakından daha da etkileyici görünüyor, içindeki ışık akışı yavaş ama hipnotize edici, renkler sürekli değişiyor, mor, mavi, yeşil, sarı... "Bu Zaman Nehri. Diyarın kan damarı gibi. Enerji merkezinden buraya akar, sonra diyarın her yerine dağılır. Eğer bu nehre düşerseniz..." Duraksıyor. "Kaybolursunuz. Zaman içinde sürüklenirsiniz. Belki geçmişe, belki geleceğe, belki hiçliğe. Kimse bilmez." Akane nehirden uzak duruyor, dikkatli adımlarla. Riku ise biraz fazla yaklaşmış, merakla içine bakıyor. Yosuke hemen onu geri çekiyor. "Riku, dikkat et." Nehrin üzerinde bir köprü var ama normal bir köprü değil. Kristalden yapılmış gibi görünüyor, yarı saydam, ve her adımda altında renkli ışıklar parıldıyor. Guren köprüye adım atıyor ve sağlamlığını test ediyor. "Güvenli. Ama hızlı geçin. Burada fazla vakit geçirmek iyi değil."
Guren köprüden geçiyor, sonra Yosuke, sonra Akane. Riku geçerken bir an sendeliyor ama dengesini buluyor. Sıra sana geliyor. Köprüye adım attığında, garip bir his oluyor. Sanki zamanın yavaşladığını hissediyorsun. Her adım normalde bir saniye sürse de burada sanki beş saniye gibi geliyor. Kristal yüzey ayaklarının altında soğuk ve pürüzsüz. Aşağı baktığında, nehrin içinde şekiller görüyorsun, yüzler, manzaralar, olaylar, hepsi hızla akıp gidiyor. Bir an, kendi yüzünü görüyorsun ama daha genç, belki üç yaşında. Sonra kaybolup gidiyor. Köprüden geçtikten sonra, grup toplanıyor. Guren biraz daha ileriye bakıyor ve duraksıyor. "Buradan sonra, kristal ağaca doğru gidiyoruz. Orası... daha tehlikeli. İzinsiz girenler orada görüldü. Hazır olmalısınız."
Yosuke başını sallıyor ve size dönüyor. "Silahlarınızı kontrol edin. Çakranızı dengeleyin. Bundan sonra her an savaşa girebiliriz." Etrafınızda, kristal ağaç uzakta parlıyor. Dev dalları gökyüzüne uzanıyor, kristal yaprakları ışıldıyor. Ağacın etrafında yoğun bir orman var, bu orman mantarlardan, parlayan bitkilerden ve garip şekillerden oluşuyor. Karanlık değil ama sisli, belirsiz. Tam olarak ne olduğunu görmek zor. Guren duraksıyor ve size bakıyor. "Orman içinde üç yol var. Soldaki yol daha uzun ama güvenli. Ortadaki yol doğrudan ağaca gidiyor ama açık alanda ilerliyorsunuz, düşman sizi görebilir. Sağdaki yol en kısa ama en tehlikeli, orada boyutsal çatlaklar var, yanlış adım atarsanız kaybolursunuz." Yosuke düşünceli bakıyor. "Sizce hangisi?" Guren omuz silkiyor. "Karar sizin. Ben sadece rehberlik ediyorum." Yosuke size dönüyor. "Ne düşünüyorsunuz? Hangi yolu seçmeliyiz?"