Joined: Wed Nov 27, 2024 12:19 pm
Rütbe:  
 Image
User avatar
Amegakure
Amegakure
Yuu'nun sorusunun ardından uzaklardan bir silüet büyük bir gürültü ve heybetle kendilerine doğru yaklaşmaya başlamıştı. Dev semender yürüdü ve nihayet yanlarında durdu. Yosuke'den sonra geninlerin üzerinde göz gezdiren Semender Yuu'nun üstünde nazarını bırakmış ve Yuu için elbette pek de hoş bir iz bırakmayan bir kahkaha atıldı ve kendisinin mavi saçlarıyla dalga geçilmişti.

Özellikle takım arkadaşlarının da buna açıktan veya için için gülmeleri Yuu'yu yalnızca daha da tetikliyordu. Yosuke Sensei'nin araya girmesiyle beraber Semender Guren sözlerini şakaya çekmeye çalışması ve sempati sözleri Yuu için hiçbir şeyi değiştirmedi. Guren'den -sanıyordu ki- nefret etmişti bile. Yine de kimseye hiçbir şey demedi ve sıradan ifadesiyle söylenenleri dinlemeye başladı.

Diyarın varlık haritasından silinebilecek -Yuu kendince böyle bir tanım yaratmıştı, evet, az önce- olması kulağa korkunç gelse de Yuu için inanılmaz heyecan verici bir şey olmuştu. Öyle bir şekilde yok olmak nasıl bir şeydi ve dışarıdan nasıl görünürdü. Bunu çok merak etmişti. Bu söylenenlerden sonra bu ölüm kalım meselesine bir günlük Jounin ve bir günlük bir ekibin yollanmış olması Yuu'ya korkunç gelmişti. Bu iş için kesinlikle undermanned olduklarına inanıyordu ancak elden bir şey gelmezdi.

Guren'i takip etmeye hazırlanırken yeniden dönüp Yuu'ya akıl vermesi onu içten içe yeniden çileden çıkartmıştı. Sinirlerine hakim olmak için derin bir soluk alıp içinden 3'e kadar saydı. Ardından beklenmedik bir şekilde "Motor..." diyerek yürümeye başladı.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Guren'in arkasından yürümeye başlıyorsunuz. Dev semenderin her adımı zeminde küçük dalgalanmalar yaratıyor, süngerimsi yüzey ayak izlerinin etrafında fosforlu parçacıklar saçıyor. Yosuke grubun hemen arkasında, dikkatli gözlerle hem yolu hem de etrafı izliyor. Akane sessizce ilerliyor, her şeyi not alıyormuş gibi çevreyi tarıyor bakışlarıyla. Riku ise tabii ki duramamış, yanındaki bir mantara dokunmaya çalışıyor. Yosuke nazikçe "Riku, dokunma." diye uyarı yapınca elini geri çekiyor ama hayal kırıklığı yüzünden belli. Yürürken etrafınızdaki manzara sürekli değişiyor. Mantarların arasından geçtikçe, her birinin farklı bir koku yaydığını fark ediyorsun, biri tatlı vanilya gibi, diğeri keskin nane gibi, bir diğeri ise garip bir şekilde yanmış kağıt gibi. Bazı mantarların şapkalarının altından küçük ışık damlaları damlıyor ve zemine değince kayboluyorlar. Uzakta, parlayan bir nehir görüyorsun, ama su değil bu, daha yoğun bir şey, sanki sıvılaşmış ışık gibi akıyor.

Guren sessizce ilerliyor ama bir süre sonra konuşmaya başlıyor. "Burası Sanshouo diyarının dış halkası." diyor omzunun üzerinden size bakarak. "Nispeten güvenli. Ama içeri girdikçe, kurallar daha garip hale gelir. Zaman burada daha yavaş akar. Mekan bükülür. Gördüğünüz şeyler her zaman gerçek olmayabilir." Akane "Gerçek olmayabilir mi? Yani illüzyon mu?" diye soruyor. "Hayır." diyor Guren. "İllüzyon değil. Boyutsal yankılar. Geçmişte olan şeylerin görüntüleri. Ya da gelecekte olabilecek şeylerin gölgeleri. Fark etmek bazen zor olabilir." Riku ıslık çalıyor ve "Vay be. Yani burası tam bir labirent gibi." deyip etrafı inceliyor. "Aynen öyle." diyor Guren. "Bu yüzden semenderler burada doğar ve büyür. Çünkü bu karmaşıklığa alışığız. Ama siz... sizin için tehlikeli."

Yürümeye devam ediyorsunuz. Bir süre sonra, önünüzde devasa bir yapı beliriyor. İlk başta ne olduğunu anlamak zor, sonra fark ediyorsun ki bu da bir mantar, ama o kadar büyük ki bir bina gibi. Şapkası en az yirmi metre çapında, sapı ise o kadar kalın ki içinde odalar olabilir. Guren mantarın yanından geçerken hafifçe başını eğiyor, sanki saygı gösteriyormuş gibi. "Yaşlı Bekçi. En eski mantarlardan biri. Diyar kurulduğundan beri burada." Tam o sırada, mantarın sapından bir kapı açılıyor ve içinden küçük bir semender çıkıyor. Belki bir metre uzunluğunda, açık yeşil renkli, gözleri masum ve meraklı. Size bakıyor ve heyecanla yaklaşıyor. "Şayın Guren! Şayın Guren!" diye cıvıldıyor. "İnşanlar getirdiniz! Gerçek inşanlar!" Guren duraksayıp küçük semendere bakıyor. "Evet Kira. Bunlar Yosuke'nin öğrencileri. Ve çok işleri var, bu yüzden rahatsız etme." Ama Kira umursamıyor, senin etrafında dönmeye başlıyor. "Mavi saçlar! Hiç böyle bir şey görmedim! Çok güzel! Dokunabilir miyim?" Guren homurdanıyor. "Kira, hayır. İnsanlara izinsiz dokunulmaz."

Kira biraz üzgün görünüyor ama geri çekiliyor. "Tamam... Ama gerçekten çok ilginç görünüyorşunuz!" Yosuke gülümsüyor. "Teşekkür ederiz Kira. Belki görevimiz bittikten sonra sohbet ederiz." Kira heyecanla zıplıyor. "Gerçekten mi? Yaşaşın!" Sonra Guren'e bakıyor. "Şayın Guren, kötü inşanları yakalayacak mışınız?" Guren başını sallıyor. "Evet. Onlar diyara zarar vermeye çalışıyorlar. Ama endişelenme, biz hallederiz." Kira rahatlıyor. "İyi. Çünkü onlar korkutucu. Biri beni yakalamaya çalıştı. Ama kaçtım!" Gurur dolu bir ifadeyle ekliyor. "Çok hızlıyım ben!" Guren ise "Aferin. Şimdi git, Yaşlı Bekçi'ye geri dön. Ve kapıyı kilitle." diyor. Kira başını sallayarak mantarın içine geri dönüyor. Kapı kapanıyor ve yüzey tekrar dümdüz oluyor, sanki hiç kapı yokmuş gibi.

Guren yürümeye devam ediyor. Bir süre sonra, parlayan nehre yaklaşıyorsunuz. Nehir yakından daha da etkileyici görünüyor, içindeki ışık akışı yavaş ama hipnotize edici, renkler sürekli değişiyor, mor, mavi, yeşil, sarı... "Bu Zaman Nehri. Diyarın kan damarı gibi. Enerji merkezinden buraya akar, sonra diyarın her yerine dağılır. Eğer bu nehre düşerseniz..." Duraksıyor. "Kaybolursunuz. Zaman içinde sürüklenirsiniz. Belki geçmişe, belki geleceğe, belki hiçliğe. Kimse bilmez." Akane nehirden uzak duruyor, dikkatli adımlarla. Riku ise biraz fazla yaklaşmış, merakla içine bakıyor. Yosuke hemen onu geri çekiyor. "Riku, dikkat et." Nehrin üzerinde bir köprü var ama normal bir köprü değil. Kristalden yapılmış gibi görünüyor, yarı saydam, ve her adımda altında renkli ışıklar parıldıyor. Guren köprüye adım atıyor ve sağlamlığını test ediyor. "Güvenli. Ama hızlı geçin. Burada fazla vakit geçirmek iyi değil."

Guren köprüden geçiyor, sonra Yosuke, sonra Akane. Riku geçerken bir an sendeliyor ama dengesini buluyor. Sıra sana geliyor. Köprüye adım attığında, garip bir his oluyor. Sanki zamanın yavaşladığını hissediyorsun. Her adım normalde bir saniye sürse de burada sanki beş saniye gibi geliyor. Kristal yüzey ayaklarının altında soğuk ve pürüzsüz. Aşağı baktığında, nehrin içinde şekiller görüyorsun, yüzler, manzaralar, olaylar, hepsi hızla akıp gidiyor. Bir an, kendi yüzünü görüyorsun ama daha genç, belki üç yaşında. Sonra kaybolup gidiyor. Köprüden geçtikten sonra, grup toplanıyor. Guren biraz daha ileriye bakıyor ve duraksıyor. "Buradan sonra, kristal ağaca doğru gidiyoruz. Orası... daha tehlikeli. İzinsiz girenler orada görüldü. Hazır olmalısınız."

Yosuke başını sallıyor ve size dönüyor. "Silahlarınızı kontrol edin. Çakranızı dengeleyin. Bundan sonra her an savaşa girebiliriz." Etrafınızda, kristal ağaç uzakta parlıyor. Dev dalları gökyüzüne uzanıyor, kristal yaprakları ışıldıyor. Ağacın etrafında yoğun bir orman var, bu orman mantarlardan, parlayan bitkilerden ve garip şekillerden oluşuyor. Karanlık değil ama sisli, belirsiz. Tam olarak ne olduğunu görmek zor. Guren duraksıyor ve size bakıyor. "Orman içinde üç yol var. Soldaki yol daha uzun ama güvenli. Ortadaki yol doğrudan ağaca gidiyor ama açık alanda ilerliyorsunuz, düşman sizi görebilir. Sağdaki yol en kısa ama en tehlikeli, orada boyutsal çatlaklar var, yanlış adım atarsanız kaybolursunuz." Yosuke düşünceli bakıyor. "Sizce hangisi?" Guren omuz silkiyor. "Karar sizin. Ben sadece rehberlik ediyorum." Yosuke size dönüyor. "Ne düşünüyorsunuz? Hangi yolu seçmeliyiz?"
Joined: Wed Nov 27, 2024 12:19 pm
Rütbe:  
 Image
User avatar
Amegakure
Amegakure
Yuu Guren'i takip ederken gördükleri karşısında hayranlık ve dehşete düşmüşlüğünü gizleyemiyor gibiydi. Çevresini anlamlandıramıyor ve belirli bir mantığa oturtamıyordu. İster istemez gözüne çarpan Akane de kendisiyle aynı duyguları paylaşıyor gibiydi. O da kendisi gibi etrafında gördükleri bir daha göremeyecekmiş gibi bir hissiyat ile çevresini gözlemliyordu. Yuu etrafa dokunmak istediyse de Riku ondan önce davrandı ve Yosuke'nin uyarısını da haliyle o üstlenmiş oldu.

Guren mekanın farklılığını anlattıkça Yuu daha da meraklanıyor ve bu merakını gideremediği için de içten içe öfkeleniyordu. Bir mantarın önünde baş selamı vermesi Yuu'ya komik gelmişti. Burnundan kısaca da güldü fakat hemen kendini toparladı. Mantarın bir kısmının açılıp içinden bir başka semenderin çıkmasıysa mantarın bir yaşanılabilir yapı olduğunu ortaya koyuyordu.

İçinden çıkan küçük bir semenderdi. Heyecanla kendilerine doğru koştu ve "gerçek" insan görmenin şokunu yaşadı. Kira isimli semender Yuu'nun etrafında dönerken Yuu öylece bekledi ve mavi saçları yeniden mevzubahis oldu. Kira'nın bu enerjisi karşısında Yuu "Elbette!" demeye hazırlanıyordu ki Guren bunu araya girerek önlemişti. "Lavuk." dedi içinden...

Kira'yı yolcu ettikten sonra Guren'in yine dehşetengiz bir şekilde anlattığı köprüye ulaşmışlardı. Anlattığı şey öylesine ilgi çekiciydi ki içine atlayası geliyordu. Yalnızca geri dönebileceğine dair bir yol olduğunu bilseydi hiç düşünmeden atlardı Yuu. Fakat risk çok fazlaydı... Alınabilecek bir risk değildi bu.

Köprüden geçerken ister istemez aşağı bakmıştı Yuu. Bu dibi olup olmadığı bile belirsiz olan bu uçurum kendisine öyle hoş öyle tatlı görünüyordu ki uykuya dalmak isteyen yorgun bir işçi gibi hissetmişti kendisini. Gördüğü yüzler, yüzleri ve nice yaşanmışlıklar ve yaşanabilecekler, her şey ona bakıyordu. Yuu bu ölüme doğru ilerlemesi muhtemel içsel mücadeleden gözlerini Akane'nin kıçına odaklayarak kurtulmuştu. Ona ne kadar teşekkür etse azdı, ama sanıyordu ki hiçbir zaman -en azından bunun için- teşekkür etmeyecekti. Köprüden geçtikleri için sevinirken Guren'in bir başka mekandan ve DAHA tehlikeli olmasından bahsetmesi üzerine ister istemez yılmıştı.
► Show Spoiler
Yosuke'nin silahları hazırlayın demesi üzerine maşasını birazcık kağıt parçasıyla sırtında kavradı ve hemen yuvasından ayırmaya hazır hale getirdi. Guren ağaca doğru ilerleyen üç yoldan bahsetmişti. Fakat bunun seçim hakkını tamamen bize bırakması Yuu'yu çileden çıkarttı. Maşasını yuvasından çıkardı ve kağıttan bir uzuvla öne doğru uzatarak Guren'i işaret etti. "Hey seni koca götlü! Bizi buraya kadar getirip hayat memat meselesinde seçim hakkını bize bırakamazsın. Burası sizin diyarınız! Uzun yolu seçtik diye düşmanların kaçmasını veya kısa yolu seçtik diye birimizin ölme riskinin sorumluluğunu bize yükleyemezsin. Yolu sen seçeceksin. Yaşanacakların sorumlusu olmayacaksın belki ama günahsızı da olmayacaksın!"

Sözleri söyledikten sonra "Ben n'aptım amına koyim" farkındalığı gelmiş olsa da her şey için çok geç gibiydi. Fakat madem öyle oldu vitesi düşürmek olmazdı... "Anladın mı?!?!?"
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Sözlerin havada asılı kalıyor. Bir an için tam bir sessizlik oluyor, sadece uzaktaki kristal ağacın hafif tınıları duyuluyor, o garip müzikal ses. Yosuke'nin yüzü anında değişiyor. Kaşları çatılıyor, ağzı sıkı bir çizgiye dönüşüyor. Sana doğru dönüyor ve sesi alçak ama sert geliyor. "Yuu." diyor, tehlikeli derecede sakin bir tonla. "Ne yaptığının-" Ama cümlesini bitiremeden Guren hareket ediyor. Dev semender öylece duruyor, başı hafifçe yana eğik, altın sarısı gözleri sana dikilmiş. Birkaç saniye geçiyor. Hiç kıpırdamıyor. Sonra "Ne dedin sen?" diye soruyor. Sesi o kadar alçak ki neredeyse fısıltı gibi. Bir saniye daha sessizlik. Sonra Guren'in sesi yükseliyor, giderek yükseliyor, en sonunda tam bir kükreme haline geliyor.

"KOCA GÖTLÜ MÜ?! BANA KOCA GÖTLÜ MÜ DEDİN SEN?!" Zemin titriyor. Etraftaki mantarlar sallanıyor. Uzaktaki küçük semenderler korkuyla saklanıyorlar. Guren'in tüm vücudu gerilmiş, kuyruğu havada dikilmiş, gözleri ateş saçıyor. "BEN SANSHOUO DİYARININ BAŞ MUHAFIZIYIM! YÜZ YILDIR BU DİYARI KORUYORUM! BİNLERCE SAVAŞA GİRDİM! VE SEN..." Sana doğru bir adım atıyor, her adımda zemin çökülüyor. "SEN Mİ BANA KOCA GÖTLÜ DİYORSUN?!" Yosuke araya girmeye çalışıyor. "Guren beyim, lütfen, o sadece bir çocuk, bilmiyor-" Guren Yosuke'ye bakıyor. "Çocuksa çocukluğunu bilsin! Ama yok, gelmiş burada bana ders veriyor! Sorumluluk üzerine konuşuyor! Günah üzerine konuşuyor!" Tekrar sana dönüyor. "Peki öyleyse, küçük insan! Burası BİZİM diyarımız dediğine göre, buranın kurallarını da ÖĞRENMELİSİN!"

Kuyruğunu yere vuruyor, büyük bir gürültü çıkıyor. "Düello! Şimdi! Burada! Sen ve ben!" Akane'nin ağzı açık kalıyor. Riku kahkaha atmamak için kendini zor tutuyor, eli ağzını kapatmış. Yosuke öne atılıyor. "Guren beyim, hayır, bu saçmalık! Görevimiz var, düşmanlar var, zaman kaybediyoruz!" Bir anda "ZAMANIM BOL!" diye bağırıyor Guren. "Ama SABRIM YOK! Bu küçük mavi saçlı velet bana saygısızlık etti! Ve ben bu saygısızlığı kabul etmiyorum!" Yosuke ellerini kaldırıyor, sakinleştirmeye çalışıyor. "Guren beyim, lütfen, makul olalım..." Guren Yosuke'ye keskin bir bakış atıyor. "Makul mü? Yosuke, sen benim dostumun oğlusun. Seni saygı ile karşıladım. Öğrencilerini de saygı ile karşıladım. Ama bu..." Sana işaret ediyor. "Bu saygıyı hak etmediğini gösterdi! Öyleyse öğrenecek! Diyarımızda, saygısızlığın bedeli vardır!"

Etrafınızda diğer semenderler toplanmaya başlıyor, küçükleri, büyükleri, hepsi merakla izliyor. Belli ki bu tür şeyler sık yaşanmıyor. Yosuke derin bir nefes alıyor, elini alnına götürüyor. "Guren, o bir genin. Sen bir eski savaşçısın. Bu adil değil." Guren kahkaha atıyor. "Hayat adil değil, Yosuke! Savaş adil değil! Diyar adil değil! Ama ders vermek..." Gözleri parlıyor. "Ders vermek GEREKLİ." Yosuke sana bakıyor. Yüzünde karışık duygular var, öfke, hayal kırıklığı, ama aynı zamanda bir tür çaresizlik. Sonra Guren'e bakıyor. "Ona zarar verirsen..." Guren "Ölmeyecek. Ama ders alacak. Bunu garanti ederim." diye cevap veriyor. Yosuke birkaç saniye düşünüyor. Sonra sana dönüyor ve gözlerinde yorgun bir ifade var. "İyi bari." diyor. "En azından belki sana bu diyardaki canlılara nazik olmayı öğretir..."

Kenara çekiliyor, Akane ve Riku'nun yanına oturuyor. Akane hala şok içinde ama Riku artık açıkça gülümsüyor. "Bu eğlenceli olacak." diye fısıldıyor. Yosuke ona sert bir bakış atıyor. "Sessiz ol Riku." Guren sana dönüyor. Dev vücudu geriliyor, kasları şişiyor. Kuyruğu yavaşça sallanıyor, gözleri sana kilitlenmiş. "Beni iyi dinle, mavi saçlı velet." diyor. "Burada kurallar basit. Sen bana bir darbe indirebilirsen, sadece BİR darbe, kazanırsın. Ve ben yolu seçeceğim. Ama eğer beceremezsen..." Dişlerini gösteriyor. "O zaman sen benden özür dileyeceksin. Dizlerinin üstünde. Tüm diyar önünde. Anlaşıldı mı?" Duraksıyor, sonra ekliyor. "Ve merak etme. Seni öldürmeyeceğim. Ama acıyacaksın. Çok canın yanacak." Guren birkaç adım geriye çekiliyor, sana alan açıyor. Sonra ağzını açıyor ve derinden bir nefes alıyor. Boğazında bir şey parlamaya başlıyor, turuncumsu, ateş gibi. Ve birden, ağzından muazzam bir ateş topu fışkırıyor. Ama normal bir ateş topu değil, bu top en az bir metre çapında, hızla sana doğru geliyor, ve arkasında bir ısı dalgası bırakıyor. Zemin üzerinden geçerken süngerimsi yüzey hafifçe yanıyor, duman çıkıyor.

Ateş topu tam sana doğru geliyor, saniyeler içinde çarpacak. Etraftaki semenderler heyecanla izliyor. Yosuke ayağa kalkıyor, hazır, ama müdahale etmiyor, henüz. Akane endişeli bakıyor. Riku ise tamamen eğlenmiş, sanki bir gösteri izliyormuş gibi. Ve Guren, dev semender, sana bakıyor. Gözlerinde bir meydan okuma var. "Haydi bakalım, küçük insan! Göster bana ne yapabildiğini!"
Joined: Wed Nov 27, 2024 12:19 pm
Rütbe:  
 Image
User avatar
Amegakure
Amegakure
Yuu'nun söylediklerinin ardından oluşan sessizlik hiç hayra alamet değildi. Bunu hissediyordu. Yine de yüzündeki yavşak piç ifadesini tutmaya devam ediyordu. Guren'in bir anda yükselmesinin ardından ise ister istemez korkmuştu ancak kuyruğu dik tutmaya da devam etmek istiyordu. Yosuke'nin araya girip Guren'i yatıştırma çabaları ise pek de işe yarıyor gibi durmuyordu.

Ders verme, saygısızlık ve bilumum farklı anekdotlardan sonra Guren, Yosuke'ye Yuu'nun ölmeyeceğinin garantisini vermesiyle herkes rahatlamıştı. Yuu "en kötü ne olabilir lan o zaman?" diye düşünmüştü. Yosuke'nin kendisine dönerek "...diyardakilere nazik olmayı öğretir" kısmına ise "Belki de bu diyarın mavi saçları sessizce kabul etmesi gerekirdi..." dedi. Kendini de oldukça havalı hissetmişti...

Guren kendisine bir anlaşma sunuyordu fakat Yuu, vereceğine karşılık alacağı şeyi pek beğenmemişti. Dizlerinin üstünde özür dilemek pek onluk bir şey değildi. "Ölmeyi yeğlerim" diye iç geçirdi. Tam konuşmaya hazırlanıyordu ki Guren kendisine doğru bir alev topu yollamıştı.

Fazla bir seçeneği olmayarak tüm gücüyle sağ tarafa doğru kaçarak saldırıdan kaçınmaya çalışacaktı. Kaçınabilirse yakındaki bir mantarın arkasına geçerek parmağını ısıracak ve çıkan kanla vücudundan aldığı bir kağıt parçasına mühür şekli çizecekti. Ardından da mühre ne kadar kağıt doldurabiliyorsa doldurup kağıdı cebine koyacak ve Guren'in bir sonraki hamlesini gözlemleyecekti.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Ateş topu sana doğru uğuldarken, beynin bir saniyede hesap yapıyor. Sol? Hayır, orada açık alan var. Sağ? Mantarlar var, siper olabilir. Karar veriyorsun ve tüm gücünle sağa doğru fırlatıyorsun kendini. Vücudun havada, zemin ayaklarının altından kayıyor. Ateş topu tam az önce durduğun yerden geçiyor, o kadar yakından ki sırtındaki ısıyı hissediyorsun, saçlarının uçları neredeyse tutuşuyor. Yere düştüğünde omzunla yuvarlanıyorsun ve bir mantarın arkasına sığınıyorsun. "OHOOO!" diye bağırıyor Riku. "Gördünüz mü onu? Kıl payı kaçtı!" Akane sessizce izliyor ama gözleri endişeli. Yosuke ayakta duruyor, kolları kavuşturmuş, ama gergin olduğu belli, her an müdahale etmeye hazır. Mantarın arkasında, ellerini hızla hareket ettiriyorsun. Parmağını ısırıyorsun, acı keskin geliyor ama düşünmeye zamanın yok. Kan akıyor. Vücudundan bir kağıt parçası çekiyorsun ve üzerine hızla mühür çizmeye başlıyorsun. Basit bir mühür, acele ettiğin için çizgiler biraz çarpık ama işe yarar. Mühre etrafından topladığın kağıtları dolduruyorsun, ne kadar çok olursa o kadar iyi. Kağıt mührün içine yerleşiyor, hazır, bekliyor.

"Saklanmak mı?" Guren'in sesi mantarın öbür tarafından geliyor. "Akıllıca. Ama burası benim diyarım, küçük insan. Burada saklanacak yer yok." Mantarın üzerinden bir gölge geçiyor. Yukarı baktığında Guren'i görüyorsun, dev semender havada, tam üstünde. Nasıl zıpladı? O kadar büyük bir yaratık nasıl bu kadar yüksek atlayabilir? "Düştüm!" diye bağırıyor Guren. Dev vücut aşağı iniyor, doğrudan mantarın, ve senin üzerine. Ağırlığı inanılmaz, eğer altında kalırsan ezilirsin. Mantarın yanında küçük bir boşluk var, belki oradan çıkabilirsin. Ya da... mantarın diğer tarafına geçmeyi deneyebilirsin, Guren'in düşüş yönünün tam tersi. Ama o zaman açıkta kalırsın. Etraftaki semenderler heyecanla izliyor. Biri bağırıyor. "Guren efendi her zamanki gibi sert!"

Küçük Kira mantarının kapısından başını çıkarmış, merakla bakıyor. "Mavi saçlı insan, kaç! Kaç!" Akane ayağa fırlamış. "Yosuke öğretmenim, o ezilecek!" Yosuke elini kaldırıyor ama müdahale etmiyor. "Guren ona zarar vermeyeceğini söyledi. Güvenmeliyiz." Ama sesinde şüphe var. Riku ıslık çalıyor. "Vay be, bu ciddi bir hamle. Yuu nasıl kurtulacak acaba?" Guren düşüyor, hızlanıyor, büyüyor gözünde. Birkaç saniye var, belki daha az. Karar vermen gerek. Mantarın sağ tarafında, zeminde bir çukurluk var, oraya yuvarlanabilirsin, belki sığınabilirsin. Ama baya dar görünüyor. Girip giremeyeceğinden emin değilsin. Sol tarafta, başka bir mantar var, yaklaşık üç metre uzakta. Oraya zıplayabilirsin, ama Guren seni havada görürse kolay hedef olursun. Ya da... mantarın üstünde kalmayı göze alabilirsin. Son anda yana kaymayı deneyebilirsin, Guren'in ağırlığını mantara bindirirsin, sen yana sıyrılırsın. Riskli ama belki işe yarar. Guren'in gölgesi üstünü tamamen kaplıyor artık. Düşme sesi giderek yaklaşıyor, zemin titriyor. "Haydi bakalım!" diye bağırıyor Guren havadan. "Öğren benden ders, küçük insan!" Ne yapacaksın?
Joined: Wed Nov 27, 2024 12:19 pm
Rütbe:  
 Image
User avatar
Amegakure
Amegakure
Yuu saklanırken bir yandan Guren'i dinliyordu. Guren'in zıplamasıyla oluşan gölgeye dehşetle baktı. Ama bunun bir fırsat olacağını düşündü. Guren ona "bir darbe"den söz etmişti. Ancak darbenin şiddetini belirtmemişti. Yandan bir başka semenderin ise Guren'i tutuyor olması Yuu'yu içten bir küfre itmişti.
► Show Spoiler
Fakat Yuu bunu bir fırsat olarak görmüştü. Guren ona "bir darbe"den bahsetmişti fakat bu darbenin şiddetinden bahsetmemişti. Üzerine böylesine geliyorsa havada yön değiştirmesi imkansızdı. Yuu, mantarın üstünde kalacaktı. Üzerine doğru gelen Guren'e doğru demirci maşasını fırlatacak ve özellikle götüne nişan alacaktı. Buraya uzuvlarının yetişmeyeceğine inanıyordu. Eğer, vurabilirse: Kazanacaktı. Fakat bu yine de üzerine gelen muhtemelen tonlarca ağırlığı yok etmeyecekti. Yalnızca Guren'in "Ölmeyecek" sözüne güveniyordu.

Gözüne kestirdiği bir zamanda da mantarın üzerinden ayrılacak ve az önce doldurduğu kağıtları ona doğru püskürtecekti. Kağıt da olsa. Darbe, darbeydi. Eğer bu iki saldırıdan birisi başarılı olursa geriye demagoji yapmak kalacaktı.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Guren düşerken aklında tek bir hesap dönüyor. Darbe sayılması için sert olması gerekmiyor, sadece değmesi yeterli. Ve havada dönen dev bir semender için yön değiştirmek, o ağırlıkla, neredeyse imkansız. Dişlerini sıkıyor ve maşayı kavrayan kağıt uzvu geriye çekiyorsun. Tam doğru anda, Guren'in gölgesi kendisini tamamen kapladığı o kritik saniyede, maşayı tüm gücüyle yukarı doğru savuruyorsun. Nişan aldığın nokta belli, Guren'in kocaman, tartışmalı bölgesi. Metal maşa havayı keserek yukarı çıkıyor ve tam hedefine denk geliyor. Tın sesi diyarın tüm sessizliğini kesiyor. Guren'in düşüşü bir anlık duraksamayla sekiyor, dev vücut olduğu yerde sarsılıyor. Sen o sarsılma anında mantarın üzerinden yana sıçrıyor ve doldurduğun kağıtları püskürtüyorsun, beyaz bir kağıt seli Guren'in yüzüne yapışıyor. Sonra zemine yuvarlanarak çarpıyorsun, koltuğunun altını tutarak doğruluyorsun. Bacakların titriyor ama ayakta duruyorsun. Ellerin hazır.

Etraftaki semenderler şok içinde. Tam bir sessizlik çöküyor diyara, o tuhaf müzikal uğultunun dışında hiçbir ses yok. Küçük Kira mantarının kapısından ağzı açık bakıyor. Riku yerinden fırlamış. "YAPTI! YAPTI LAN!" diye bağırıyor, Akane ise durumu kavramaya çalışırken suratında nadir görülen bir şaşkınlık ifadesi belirmiş. Yosuke kollarını kavuşturmuş, hiçbir şey söylemiyor ama gözlerinde bir şeyler kıpırdıyor. Guren yavaşça doğruluyor. Yüzündeki kağıtları pençesiyle temizliyor, bir tanesi burnuna yapışmış kalmış. Uzun bir süre sana bakıyor, altın sarısı gözler ölçüyor, tarıyor, değerlendiriyor. Sonra burnundaki kağıdı füsseledi, yere düşüyor. "Hıh." diyor. Başka bir şey söylemiyor. Ama bu tek ses, o koca vücuttan çıkan o kısa ses, bir onay gibi geliyor. Sonra başını çeviriyor, sanki olanlar zaten geride kaldı, sanki düello hiç olmadı. "Fena değilsin, evlat." diyor omzunun üzerinden, sırtını dönerek. "Ama götüme vurduğun için cezanı zamanla ödeyeceksin." Bunu söylerken sesinde ince bir eğlence tonu var, öfke değil. Yosuke'ye dönüyor. "Hadi, yol uzun."

Grup tekrar yürümeye başlıyor ve Yosuke sana yaklaşıyor, alçak bir sesle konuşuyor. "Aptalca bir hamleydi." diyor, ama sesi yorgun geliyor. "Ama işe yaradı. Burada bu tür şeyler bazen önemli." Daha fazla bir şey söylemiyor, konuyu kapatıyor. Kristal ağaca doğru ilerledikçe çevre değişiyor, mantarlar yerini daha sık ve karanlık bir bitki örtüsüne bırakıyor. Parlayan bitkiler burada daha az, gölgeler daha uzun ve belirsiz. Yosuke yürürken arka arkaya bilgi veriyor, sesi alçak ama net. "İzinsiz girenler diyarın enerji akışını inceliyorlar. Bu tür bilgi sadece meraktan toplanmaz, birisi onlara görev vermiş. Enerji merkezinin yapısını öğrenmek isteyenlerin amacı genellikle ya onu kopyalamak ya da onu kesmek. Her ikisi de bizi ilgilendiriyor. Sayıları konusunda Guren üç dört dedi, ama bu kesin değil. Bu diyarda gizlenmek kolay, görünmek de kolay, ikisini ayırt etmek zor." Bir anlık duraklamadan sonra ekliyor. "Ve şunu unutmayın, burada yaraladığınız biri aynı anda hem burada hem de dışarıda yaralanmış olur. Ölçülü olun."

Kristal ağaç artık çok daha yakın ve bu mesafeden inanılmaz görünüyor. Gövdesi en az on metre çapında, yüzeyi yarı saydam ve içinden yavaş yavaş akan bir ışık var, sanki ağacın içinde bir nehir akıyor. Dallar spiral şekilde gökyüzüne uzanıyor ve uçlarındaki kristal yapılar hafifçe sallanıyor, değdikçe birbirlerine tınlıyor, o garip müziğin kaynağının bu olduğunu anlıyorsun. Ağacın etrafındaki alan daha geniş, bitkiler kenara çekilmiş, sanki ağaçtan saygıyla uzak duruyorlar. Tam o sırada Yosuke duraksıyor. Eli havaya kalkıyor, dur işareti. Herkes donup kalıyor. Yosuke'nin gözleri ağacın kuzey tarafına, yoğun parlayan çalıların arasına dikiliyor. Orada, birkaç saniye için, bir silüet beliriyor. İnsan boyutlarında, duruşu dikkatli ve kasıtlı, hareket etmiyor ama bakıyor. Sonra çalılar onu yutup geri alıyor, kayboluyor. "Dağılın." diyor Yosuke. "Akane, doğuya, ağacın sağ tarafını kapat. Riku, batıdan çevir, geri kaçış yollarını kes. Yuu, sen kuzeye, doğrudan siluetin göründüğü yöne ilerle, ama acele etme, yavaş ve sessiz. Ben merkezi tutuyorum." Guren ise kendi başına hareket etmeye başlamış bile, açıklama beklemeden, bu tür şeyleri tarif etmeye gerek görmüyor.

Kuzey tarafa ilerlediğinde parlayan çalılar yüzünü hafifçe ıslatıyor, nem değil, bir tür ışık parçacığı yapışıyor derine, sonra kayboluyor. Zemin burada farklı, daha sert, süngerimsi his azalmış, ve her adımda küçük kristal kırıkları çıtırdıyor. Sessiz olmak için daha dikkatli basıyorsun. Birkaç metrelik ilerlemenin ardından, önünde üç ayrı güzergah beliriyor. Solda, ağacın gövdesine paralel ilerleyen dar bir geçit var, kristaller gövdeye bu kadar yakından çok daha güçlü tınlıyor, ses bir örtü gibi her şeyi örtüyor ve bu gürültü seni gizleyebilir ama aynı zamanda seni de körleştirir, duyamaz ve tam göremezsin. Ortada, siluetin kaybolduğu çalıların tam içine giden doğrudan yol var, iz var, biri buradan geçmiş, toprak hafifçe ezilmiş. Sağda ise ağaçtan uzaklaşan, yukarı doğru yükselen bir kaya çıkıntısı var, oradan tüm alanı görebilirsin ama sen de görünürsün, ve çıkmak zaman alır. Çalıların içinden bir ses geliyor, çok kısa, bir dal kırılması, belki ayak sesi, belki hayvan, belki değil. Eğer adamı kaybetmek istemiyorsanız hızlı hareket etmeniz gerekiyor. Ne yapacaksın kağıt adam?
Joined: Wed Nov 27, 2024 12:19 pm
Rütbe:  
 Image
User avatar
Amegakure
Amegakure
Maşanın, Guren'in kıçında çınlaması Yuu'yu büyük bir neşeyle doldurmuştu. Öyle ki üzerine yarım dünya düşüyor olmasaydı yerde kaymalı, takla atmalı sevinecekti. Ancak buna pek de vakit yoktu. Olayın heyecanını hemen üzerinden atarak yana doğru var gücüyle sıçradı. Kontrolsüz olan ve tamamen kaçınmayı hedefleyen bu hamle onun canını kurtarsa da canını yakmıştı. Guren'in bıraktığı toz dumanın karşısında elleri gardda beklemeye başladı. Guren'in bir sonraki hamlesi onun kazanıp kazanmadığına, Guren'in sözünde ne kadar ciddi olup olmadığını gösterecekti.

Derin bir sessizlik olmuştu. Yuu bunu nasıl yorumlaması gerektiğini bilemedi ancak bütün diğer semenderlerin de şaşkın bakışlarla kendisine doğru bakıyor olması onu mutlu etmişti. Riku'nın bağrışmalarıyla gözü takımına doğru döndü. Akane şaşkınlıkla kendisine bakarken Yosuke-sensei de sessizce duruyordu. "Galiba kazandım." dedi kendi kendine. Demagoji yapmasına bile gerek kalmamıştı.

Guren üzerindeki kağıtlardan kurtulduktan sonra kıçına maşa fırlattığı için Yuu'ya bunu ödeteceğini söylemişti fakat o az önceki korkutuculuğu elbette yoktu. Yuu gard almayı bırakarak Guren'e baş sallayarak onay verdi. Yüzünde piçimsi bir gülümseme vardı. Maşasını da aldıktan sonra yola koyuldular.

Yosuke'nin yol üstünde verdiği brifingi dikkatlice dinledi Yuu. Yine de bir şey anladığından emin değildi. Bu diyarın yasaları onun için kavraması oldukça zor gibiydi. En azından ilk seferi için. Anladığı tek ve en önemli şey netti. Birileri dayak yiyecekti.

Kristal Ağaç'ın yanına geldiklerinde Yosuke bir görev dağılımı yapmış ve Yuu'yu kuzey yönüne yönlendirmişti. Yuu denildiği gibi usulca kuzeye doğru ilerledi. Yosuke'nin uyarısını dikkate alarak ani bir hareket yapmaktan imtina ediyordu. Bu sırada çalılıkların arasından gelen çıtırtı sesi onun dikkatini çeldi. Ancak böylesine yoğun bir ses uğultusunun içinde bu sesi duymuş olması sanki bu sesin bile bile onun duyması için çıkarıldığına inanıyordu. Etrafına bakacak göz teması kurduğu ilk kişiye sesin geldiği yönü işaret edecekti. Ardından bir şey olmazsa da sessiz ama gardını almış bir vaziyette sesin geldiği yöne ilerleyecekti.

Eğer kimse onu fark etmezse de "HIAAAAAAAAAAAAAAAAĞ" diye bağırarak o yöne doğru hızla hücüm edecekti.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Etrafına bakınıyorsun, gözlerinle birini bulmaya çalışıyorsun, bir göz teması, bir işaret verecek kadar yakın biri. Ama kristal ağacın gövdesi öyle muazzam ki, sağa baktığında Akane'nin gittiği yön tamamen gövdenin arkasında kalmış, görünmüyor. Sola, Riku'nun gittiği tarafa bakıyorsun, orada da sadece parlayan çalılar ve ağacın dalları var, kimse yok. Yosuke merkezde olması gerekiyordu ama o da şu anda bu açıdan görünür değil, belki bir kayanın ya da kalın bir gövde parçasının arkasında kalmış. Kimse yok. Sadece sen, kristaller arasından sızan o garip ışık, ve sürekli değişen tınılı uğultu.

Birkaç saniye bekliyorsun, nefesini tutuyorsun. Çıtırtı sesi tekrarlanmıyor. Sessizlik öylesine ağır ki, kendi kalp atışını duyabiliyorsun, ve bu kalp atışı sana cesaret veriyor, ya da en azından adrenalin. Ciğerlerini doldurup, var gücünle bağırarak çalılıklara doğru atılıyorsun. İlk birkaç adım beklediğin gibi, parlayan yapraklar yüzüne çarpıyor, ışıltılı tozlar havalanıyor, ayaklarının altında kristal kırıkları çıtırdıyor. Ama üçüncü adımda bir şey değişiyor. Çalılar aniden sıklaşıyor, sanki etrafındaki bitki örtüsü kendini yeniden düzenliyor, dallar omuzlarına ve koluna sürtünüyor, ışık parçacıkları artık yapışmıyor, tam tersine senden uzaklaşıyor, sanki seni iterek değil ama yutarak. Bir an için her şey bulanıklaşıyor, renkler birbirine karışıyor, mor ve turuncu ve yeşil tek bir girdaba dönüşüyor, ve sesin, kendi bağırışın, kulaklarında garip bir şekilde geriye doğru yankılanıyor, sanki kendi sesini bir saniye önce duymuşsun gibi.

Sonra her şey duruyor.

Ayakların bir yüzeye basıyor, ama bu artık o tanıdık süngerimsi mantar dokusu değil. Daha sert, daha soğuk, neredeyse cam gibi. Etrafına bakındığında, kristal ağacın olmadığını fark ediyorsun. Aslında hiçbir tanıdık şey yok. Gökyüzü hala o derin mor, ama şimdi içinde yavaşça dönen, neredeyse görünmeyen şekiller var, sanki bulutlar ama bulut değil, daha çok... gölgeler. Etrafındaki bitkiler farklı, daha ince, daha uzun, ve her biri hafifçe titriyor, sanki bir rüzgar var ama rüzgar hissetmiyorsun. Takım arkadaşlarını aramaya başlıyorsun. Hiçbir ses gelmiyor , ne cevap, ne o tanıdık kristal tınısı, ne de Guren'in ya da diğer semenderlerin sesleri. Sadece o ince, neredeyse fark edilmeyen titreşim sesi, her yerden ve hiçbir yerden geliyormuş gibi.

Cebindeki mühürlü kağıt parçası şimdi daha da sıcak, neredeyse yanıyor gibi, sanki sana bir şey söylemeye çalışıyor. Önünde, ince bitkilerin arasından bir ışık beliriyor , ama bu ışık diğerleri gibi sabit ya da yumuşak değil, titrek ve düzensiz, sanki bozuk bir lamba gibi yanıp sönüyor. Ve o ışığın içinde, hareket eden bir şekil var. Sen tam o şekle odaklanmışken küçük bir semender hemen dibinde, gözlerinin önünde puf diye beliriyor. Dumanların içinden çıkan semender önce bir süre gözlerinin içine bakıyor. Sonra da sana bir soru soruyor. "Söyle bana, mavi kafa. Hayat bir tren ise önde olmak mı, ortada olmak mı, yoksa arkada olmak mı daha iyi? Ve hangi durakta inmek lazım?" Soruyu gram anlamıyorsun. Ama cevaplayabilirsin, malum etrafında başka hiçbir şey yok.

Uzakta yanıp sönen ışık dışında.
Post Reply