Sessizliği ilk bozan kişi tabi ki de annesi olmuştu. Akane'nin ne kadar tehlikeli olduğunu, yılların bilgi ve tekniklerine sahip olabileceğini, Aoi hakkında her şeyi biliyor olabileceklerini, başlarına bir şey gelebileceğini söyleyerek sitem etmişti. Aoi destek almak için başını Takeshi'ye çevirdiğinde onun da annesinden pek farklı hissetmediğini gözlerinden anladı. Babası ise uzun süre sessiz kalmıştı. Gözlerinde endişe olduğu belliydi ancak aynı zamanda artık yetişkin bir shinobi olan Aoi'nin kararına karşı çıkmayacağı belli oluyordu. Yapmak istediği şeyin bu olduğundan emin olup olmadığını sormuştu. Aoi başını salladı. "Shinmei ölmeden önce... onu bulmam gerektiğini söyledi. Ya özüne döndür ya da yaşamına son ver dedi." Sesi üzgün ve titrek çıktı. "Antik Ağaç'ın başına gelenler, görüm... Bu insanlar dediğiniz gibi tehlikeli ve klanımıza zarar verecekler. Yuukon bana bunları gösterdiyse bir sebebi olmalı. Benim gitmemi istiyor olmalı. O adam sürekli bir ruh gibi beni takip ediyor. Onu devamlı ensemde hissediyorum ve sesini zihnimde duyuyorum. Üstelik bana ne yapıyorsa gerçek hayattaki bedenimin kontrolünü kaybediyorum. Bununla yaşamak istemiyorum. Bu insanlar günah işliyorlar. Yuukon'un kurduğu düzeni ve kuralları yıkıyorlar. Bundan hepimiz zarar göreceğiz, tüm köy zarar görecek."
Derin bir nefes aldı. "Sizi hayal kırıklığına uğratmayacağım. Kutsal bir amaç uğruna intihara gitmiyorum. Gerçekten başarılı olmak istiyorum. Shinmeilerimizin ruhunu istirahate göndermek istiyorum. O yüzden... geri döneceğime inanın lütfen." Koşup hem annesinin hem de babasının boynuna sarılıp onları sıkıca sardı. Sonra bu kucaklama yumağına Takeshi'yi de dahil etti. Dördü bir anda kucaklaştılar. "Ben yokken Takeshi'ye iyi bakın, olur mu? Yemeklerini düzenli yediğinden, öğünlerinin dengeli olduğundan emin olun. Müstakbel damadınız sonuçta." Bu yolculuk ne kadar sürecekti bilmiyordu ancak çok sürmeden sağ salim hepsine dönmek istiyordu. Hem de bu meseleyi kapatmış olarak. "Sizi çok özleyeceğim."



