Takeshi daha kapı açılır açılmaz kollarına atlamana hazırlıksız yakalanıyor. Bir an geriye sendeleyip seni belinden kavrayarak dengede tutuyor, ardından yüzündeki şaşkınlık hızla yumuşuyor.
"Sen beni böyle karşılamaya devam edersen anahtarı her gün sende unutacağım." diye mırıldanıyor. Elinden tutulup doğruca odaya sürüklenirken annenle babana doğru ancak kısa bir selam verebiliyor. Odanın kapısı kapanıp yatağın kenarına oturtulduğunda da seni merakla izliyor. Kavanoz açılınca öne doğru eğilip içini kokluyor.
"Oha çok güzel kokuyor." Houka'nın adını duyunca kaşları hafifçe çatılıyor.
"Houka kim?" Fakat sen çoktan kıyafetini sıyırıp merhemi sürmeye başladığın için sorgusunu uzatmıyor. Serin jel tenine yayıldıkça omuzları gevşiyor.
"Şey... Bu gerçekten iyi hissettiriyor."
Mührün çevresine yaptığın yavaş dairesel hareketler sırasında Takeshi önce dik oturmaya çalışıyor, birkaç dakika sonra duruşu fark edilir biçimde gevşiyor. Gününün nasıl geçtiğini sorduğunda gözlerini yarıya kadar kapatıyor.
"Zordu. Yamiaki bugün beni bayağı süründürdü. Chakra kontrolü, mühür baskısı, sonra yakın dövüş... Bir ara kollarımı hissedemiyordum." Ağzının kenarı hafifçe kıvrılıyor.
"Ama eğlendim sayılır. Son zamanlarda ilk kez antrenmanda sürekli kafamın içine gömülmedim. Bir şeyleri gerçekten öğreniyormuşum gibi geldi." Parmaklarının temas ettiği yerde kasları iyice çözülürken derin bir nefes veriyor.
"Şu merhemi de yarın götürürsem Yamiaki benden çalabilir. Adamın sırtı benimkinden beter." En önemli soruyu sorduğunda ise Takeshi camdan gökyüzüne bakıyor ve
"Kızmak... demem." diyor. O anda adeta o ana gidiyorsun.
Sabah eğitim alanına vardığında Takeshi ilk birkaç saniye boyunca etrafına bakınıyor. Yamiaki'nin her zamanki yerinde olmaması zaten yeterince tuhafken yakınındaki binanın kapısının aralık olduğunu fark ediyor. İçeri girdiğinde bütün ışıkların kapalı olduğunu görüyor. Koridor boyunca birkaç adım ilerledikten sonra geniş salonun ortasında tek bir spot ışığı yanıyor. Işığın tam altında bir piyano duruyor. Piyanonun başında da Yamiaki. Sırtı dimdik, parmakları tuşların üzerinde, yüzünde huzurlu bir gülümseme var. Takeshi kapıda belirdiği anda başını ağır ağır kaldırıyor ve piyano çalmaya başlıyor.
"Sabah oldu, güneş doğdu, / Ben seni bekledim burada. / Saat geçti, çayım soğudu, / Takeshi yoktu ortada... / Bir öğrenci söz vermişti, / Vaktinde gelip çalışacaktı. / Sense gecenin koynunda, / Kim bilir neyle uğraşacaktıııııııın..." Takeshi'nin yüzündeki dehşet büyürken Yamiaki son notaya sertçe basıyor. Nağmeli nağmeli tekrar ediyor.
"Uğraşacak... TIIIIIIIIN. TIIIIIIIIIIIIIN." Ardından piyanodan kalkıyor ve müzik bir anda ritim kazanıyor. Salonun karanlık köşelerinden nereden geldiği belli olmayan ikinci bir spot daha açılıyor. Yamiaki kollarını iki yana savurup bedenini dramatik biçimde geriye atıyor. Geç kalmanın kalbinde açtığı yarayı anlatan, fazlasıyla ciddi icra edilen bir modern dans başlıyor. Bir ara göğsünü tutup dizlerinin üzerine çöküyor, sonra yerden dönerek kalkıyor, görünmez bir saati işaret edip Takeshi'ye kırgınlıkla bakıyor. Birkaç adım boyunca ellerini sanki parçalanmış kalbinin parçalarını topluyormuş gibi zeminde gezdiriyor, ardından bunları hayali biçimde göğsüne bastırıyor. Finalde tek ayağının üzerinde dönüp Takeshi'nin hemen önünde duruyor. Nefes nefese kalmış halde elini uzatıyor, Takeshi'nin elini iki avucunun arasına alıyor ve son derece sıcak bir gülümsemeyle gözlerinin içine bakıyor.
"Sana tüm kalbimi döktüm hayatım, şimdi de seninle ter dökeceğiz. Çalışmaya başlayalım." Takeshi gördüğüne inanmayan gözlerle Yamiaki'yi süzüyor ve hiçbir şey söyleyemeden eğitim alanına doğru ilerliyor. O da o an anlıyor ki, Yamiaki gerçekten dünyadaki insanlardan biri.
Merhemi sürmeye devam ettikçe Takeshi'nin konuşma hızı da düşüyor. Başlangıçta seni izleyen gözleri ağırlaşıyor, birkaç kez başını geriye doğru bırakıp rahat bir nefes alıyor. Bir süre sonra neredeyse tamamen mayışmış halde yatağın kenarında oturuyor.
"Bu tehlikeli bir şeymiş..." diye mırıldanıyor, sesi uykulu ve keyifli çıkıyor.
"İnsan buna alışır." Sen önünde diz çökmüş halde merhemi yedirmeye devam ederken eli ağır ağır bileğine geliyor. Önce yalnızca parmaklarını kavrıyor. Ardından diğer kolunu beline dolayıp seni beklenmedik bir hareketle kendine doğru çekiyor.
Bir anda yüzün yüzüne yaklaşıyor. Takeshi sana birkaç saniye bakıyor, merhem yüzünden gevşemiş ifadesinde hafif bir gülümseme beliriyor. Sonra hiçbir şey söylemeden eğilip dudaklarını seninkilere bastırıyor. Bir eli belinde kalırken diğeri seni biraz daha yakınına çekiyor ve sarmaş dolaş bir şekilde, sımsıkı tutarak dudaklarından öpüyor.