Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Yuu, insanlardan uzaklaştırıldığında önce yine o eski refleksle omuzlarını içine çekiyor, azar bekleyen birinin duruşu bu. Ama sorunun bir suçlama değil, bir danışma olduğunu anladığı an duruşu değişiyor. Birinin ondan bilgi sökmeye çalışması ile birinin ona bilgi sorması arasındaki farkı, belki de hayatında ilk kez yaşıyor. Gözlerini bir noktaya sabitleyip hafızasında geziniyor, acele etmiyor, doğru cevap vermek istediği her halinden belli. "Vardı." diyor sonunda. "Sol kolu dirsekten yukarı hiç oynamazdı. Gövdesine yapışık taşırdı, sizin dediğiniz gibi. Mağaraya hiç girmezdi, Touma onunla hep dışarıda, gece buluşurdu. Ben iki kez gördüm, ikisinde de Touma beni içeri yolladı, denk gelmemi istemezdi." Bir an duruyor, yutkunuyor. "Bir keresinde adını duydum. Touma ona Ishida dedi. Gerçek adı mı, bilmiyorum, bizde kimsenin gerçek adı yoktu zaten." Sonra, sormadığın halde, kendi içinden taşan bir detayı ekliyor ve bu detay hepsinden ağır. "Touma bizim gözümüzde her şeydi. Kimseden korkmazdı. Ama o adamla konuşurken... siz derdi. Bir tek ona." Teşekkür ettiğinde başını eğiyor, mutfağa dönerken adımları geldiğinden biraz daha düzgün.

Ayrılık anında Akira dayın yeleğinin iç cebini eliyle yoklayıp sana başıyla "bende" işareti veriyor. Gantetsu ise kapının yanındaki taş babaya, oradan hiç kalkmayacakmış gibi bir sağlamlıkla yerleşmiş durumda. Senin "konak size emanet" sözüne, mutfak yönüne kısa bir bakış atıp cevap veriyor. "Konağı bilmem, çocuk bana emanet." Bunu söylerken yüzünde gülümseme yok ama sabahki adamın söyleyeceği bir cümle de değil bu.

"Takım On İki Buçuk" ilanı ekipte karışık tepkiler yaratıyor. Ryusei elindeki kunai'ı havaya kaldırıp "Takım On İki Buçuk! Buçuk kim peki?" diye coşarken, Itsuki alın bandını düzeltip gayet ciddi cevaplıyor. "Buçuk biziz. İkimiz toplam bir ediyoruz, matematik bu." Taiga ikisine bakıp kendi genin günlerini hatırlayan birinin sırıtışıyla sırıtıyor. Bu arada Ryusei, kimse bilmesin tembihine rağmen kunaisini kuşağının en görünür yerine takmış durumda, Itsuki bunu fark edip fısıldıyor. "Kimse bilmesin dedi, sen vitrine koydun kanka." Kunai kuşağın iç tarafına, gıcırtılı bir gönülsüzlükle transfer ediliyor.

Konağın görüş hattından çıkıp iki bina arasındaki dar gölgeye girdiğinde ellerini mühre getiriyorsun. Kage Bunshin no Jutsu. Chakranın bir parçası yanından koparak şekil buluyor, kopyan sana bakıyor, talimatı kelimesiz, çünkü zaten senin aklınla dinliyor. "Görünmeden" vurgusunda başını eğiyor ve bir sonraki saniyede damların gölge hattına karışıp yok oluyor. Ryusei'nin gözleri faltaşı gibi açılıyor, ağzından kelime çıkmasına kalmadan kendi eliyle kendi ağzını kapatıyor, sır tutma görevini bu kadar fiziksel yorumlaması takdire şayan. Ambar yolunda Taiga boş durmuyor, onun sohbeti, dedikodunun istihbarata dönüştüğü o ince hatta yürüyor. "Bu arada abi, alakasız belki ama..." diyor bir ara, sesini düşürerek. "Şifa evinde çalışan bir arkadaşım var. Geçen hafta anlattı, gece yarısı biri gelmiş, sargı ve yara merhemi istemiş ama kayıt defterine isim yazdırmamış. Kendim sararım demiş, malzemeyi alıp gitmiş. Arkadaşım yüzünü görmemiş, nöbetçi şifacıyla konuşmuş adam. O zaman gururlu bir ihtiyardır diye gülmüştük." O an için bu bilgi, zihninin kenarına iliştirilmiş küçük bir not olarak kalıyor.

Ambar, kuzey duvarının dibinde, basık ve serin. Kepengin önüne geldiğinizde Itsuki çömelip menteşeleri inceliyor ve burnunu yaklaştırıp kokluyor. "Yağlanmış, taze. Ama abi... bu mutfak yağı değil. Keskin, madeni bir koku. Silah bakım yağı gibi." Toprakta, gece serinliğinin koruduğu yarım izler var, sağ ayak izleri belirgin ve derin, sol taraf ise silik, sürüklenir gibi. Adamın yalnızca kolu değil, sol tarafının tamamı hasarlı olabilir. İçerisi düzenli, çuvallar, fıçılar, raflar... Ama orta rafta, tozun çizdiği temiz bir dikdörtgen boşluk duruyor, bir kol boyu uzunluğunda, dar bir sandık ya da uzun bir kutu, yakın zamanda buradan alınmış. Ryusei rafın önünde durup kollarını iki yana açıyor, ölçüyor, Itsuki ise kepengin üst kasasındaki belli belirsiz sürtme izine bakıp mırıldanıyor. "Kepengin altından eğilmeden geçememiş, başı kasaya sürtmüş. Bir yetmiş beş, bir seksen civarı. Ryusei, iki buçuk metre diyordu-" derken "Karanlıkta herkes uzun görünür!" diye cevap geliyor.

Ve tam o cümlenin üstüne, dünya bir saniyeliğine ikiye katlanıyor.

Bilgi bir anda beynine işliyor. Kanal duvarının dibindesin ve aynı anda ambardasın. Islak taş kokusu. Duvarın dibinde ezilmiş otlar, tek düzgün tek silik aynı ayak izi seti. Duvar taşlarının arasında, omuz hizasında koyu bir sürtme lekesi, kurumuş, kahverengiye dönmüş. Kan. Sol omuz hizasında. Su ızgarasının bükülmüş telinde birkaç iplik, koyu renkli, sık dokuma, Renga'nın masasındaki kumaşın dokusu. Ve asıl mesele şu ki izler duvarı aşmıyor. Duvara kadar gelip dönüyor, dış duvarın dibini yalayarak güneye kıvrılıyor ve şifa evinin arka bahçesine çıkan bakım patikasına bağlanıyor. Adam o gece konaktan çıkmamış. İçeride kalmış. Dahası, izlerin üstünde ikinci bir set var, daha keskin kenarlı, çiy ezilmiş, bu sabaha ait. Aynı rota, saatler önce, bir kez daha yürünmüş. Klonun son duyusu patikanın ilerisinden, şifa evi yönünden yaklaşan tek kişilik, aceleci olmayan ayak sesleri, taşların üstüne düşen, kime ait olduğu seçilemeyen uzun bir gölge. Görünmeme emri ile görme ihtiyacı arasında yarım saniyelik hesap ve klonun tercihi, emir. Dağılma. Akış kesiliyor.

Kendine geldiğinde Taiga'nın eli omzunda, üç çift göz sana bakıyor, sendelemeni görüyorlar. Zihnin ise çoktan haritayı yeniden çizmiş durumda, Ishida ya da her kimse, konağın içinde ya da dibinde yaşıyor, sol tarafı yaralı, şifa evinden kayıtsız malzeme alıyor, dün gece ambardan kol boyu bir kutu aldı ve bu sabah, sen avluda kahvaltı ederken, aynı patikayı bir kez daha yürüdü. Ve dakikalar önce, o patikada birisi vardı. Belki hala orada.

Önündeki seçenekler keskinleşiyor. Ekipçe doğruca kanal noktasına koşmak, ayak sesinin sahibi uzaklaşmadıysa bu, adamı sıcağı sıcağına yakalama şansı, ama kalabalık ekip gizliliği zorlar ve çocukların güvenliği doğrudan riske girer. Şifa evinin arka bahçesine yönelmek, izlerin vardığı yer orası, Taiga'nın kayıtsız gece hastası hikayesiyle birleşince adamın yuvası ya da düzenli uğrağı büyük ihtimalle o çevrede, daha yavaş ama daha sağlam bir kuşatma. Ekibi bölmek, araziyi avucu gibi bilen Taiga'yı sessizce kanal noktasına sürüp sen şifa evini tutarken çocukları ambarın başında, bulguların ve görgü tanıklıklarının sahibi olarak güvende bırakmak, en geniş ağ, ama herkesin tek başına kaldığı an sayısı da en fazla. Ya da kim bilir, belki başka bir planın vardır. Güneş yükselmeye devam ediyor, öğlene, yani Mei'nin okumasının ve çarşıdaki tezgahın vaktine iki saatten az var. Karar anı, Shouta.
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Off Topic
Yamato Shouta, ilk habersiz pasifliğini gerçekleştirmiştir.

İkinci habersiz pasiflikte ödül eksilmektedir, üçüncü habersiz pasiflikte karakterin konusu kapatılmaktadır.
Joined: Thu Jan 15, 2026 3:58 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Iwagakure
Iwagakure
Sorularıma cevap aldıkça aklımdaki taşlar yerlerine oturuyordu. Esrarengiz adam Touma’nın ajanıydı ve ismi Ishida’ydı. Taiga’nın verdiği bilgiye göre şifa evinden aldığı sargı ve merhemle yarasını kapatmıştı. Geceden kalan ayak izleri, ambardakinin de Ishida olduğunu doğruluyordu. Ambardan sandığa benzer bir şey çekip çıkarmıştı. İncelemeyle gelen bilgileri sırasıyla aklıma not aldım. “İyi iş çocuklar.” Bu sırada duvar tarafını gözlemlemeye gönderdiğim klondan da bilgiler zihnime akıyordu. Ishida duvarın kenarından şifa evine gitmiş ve sabah yine aynı yolu kullanmıştı.

Klondan aktarılan bilgileri aldıktan sonra çocuklar benden karar bekliyordu. Yapılması gereken işleri kendimce sıraladım. Kanal boyu yeniden incelenmeliydi. Klonumun duyduğu ayak sesleri Ishida’nın olabilirdi. Şifa evi, yine aynı şekilde. Zaten ikisi birbirine yakın konumdaydı. Ancak bunlar tehlike arz ediyordu ve Ryusei ile Itsuki’yi bu görevlerde kullanamazdım. Biri burada yaptığımız incelemeyi kağıda geçirip Tsuchikage’ye aktarsa, diğeri pazar yerindeki çömlekçide yapılacak işleri halletse ikisini de güvende ve işlevli olarak kullanmış olacaktım. Daha sonra Mei’nin mühür okuması, Yuu’nun sorgusu derken günün henüz yarısına bile gelmemiştik. Çocukları bundan sonraki adımlarda kullanamazdım da, onlar için birer ödevin ardından paydos vakti gelmişti.

Görevlerin kalanını paylaştırma vakti gelmişti. Ancak edindiğimiz bilgilerin bulunduğumuz alandan dışarı çıkmaması gerekiyordu. “Çok iyi iş çıkardınız, aferin. Bundan sonra söyleyeceklerim aramızda kalacak, kimseye anlatmayacak ve soru sormayacaksınız. Anlaştıysak talimatlarınızı vereceğim.” Çocuklarla göz teması kurup birer birer onaylarını aldıktan sonra açıklama ve talimatlarımı hazırlayacaktım. “Dağılıyoruz. Ryusei, dağıldıktan sonra menteşelere sürülmüş yağları biraz daha incele. Şimdi söylediklerimi ve bir araya getirdiklerimizi not al. Renga Efendi şu anda önemli bir toplantıda. Toplantısından çıkar çıkmaz aldığın notları ona ileteceksin. Gelirken seni de arşiv odasına getirsin.” Derin bir nefes alıp çevrede kimsenin olmadığına emin olduktan sonra devam ettim. “Aradığımız adamın adı Ishida. Sol tarafı büyük oranda felçli. Geceki olayda büyük bir yara almış, şifa evinden aldığı sargı ve merhemle pansumanını halletmiş. Ambardan büyük bir kutu kaçırmış. Bu sabah, gece şifa evine giderken kullandığı kanal boyundaki patika yolu yeniden kullanmış.” Bilmediklerini bir araya getirip herkesin olaya dahil olmasını sağlıyordum. “Itsuki, pazar yerindeki şu çömlekçi. Yuu’nun gidemediği hani. Kırık çömleği al, oraya götür. Damgayla ilgili bir şeyler sorarak başla, saf rolü yaparak lafı sol tarafını kullanamayan bir adama getir. Esnafın ağzı gevşektir, bakalım ne öğreneceksin… Oradan da sen de arşive gel, seni tek başına içeri almayacaklardır. Beni beklediğini söylersin, şu en başta anlattığını bir kez daha anlatmanı isteyeceğim senden.” Son olarak Taiga’ya döndüm. “Biz biraz daha izcilik yapacağız. Sen kanal boyu tarafına, ben şifa evine. Aradaki mesafe uzak değil, işaret fişeğin hazırda dursun.” Ekibe görevlerini dağıtıp herkesin birbirinden haberdar olmasını sağlamıştım. Böylece sonraki toplantı noktasında birimiz eksik kalırsak nerenin inceleneceğini herkes biliyor olacaktı. Riski ve olası krizi aynı anda yönetmeye çalışıyordum.

Vaziyeti son birkaç cümleyle toparlayıp net bir yeniden buluşma yeri ve saati belirledikten sonra ekibe gazlarını verip odaklanmalarını sağlayacak kelimelerimle görev yerlerine gönderdim. “Takribi iki saat içinde arşiv girişinde buluşuyor olacağız. Unutmayın, hiçbir istihbarat can güvenliğinizden önemli değil. Size güveniyorum çocuklar, dağılın!”
SHINOBI KAYDI

shinobi

rank
B-Rank
element
Katon, Doton, Juuton
affinity
Ninjutsu

techniques

Juuton: Juuryoku Kouka
Juuton: Juuryoku Harai
Juuton: Chikyuu no Hikari

Katon: Ryuuen Houka no Jutsu
Katon: Gouryuuka no Jutsu

Doton: Doryuuheki
Doton: Moguragakure no Jutsu

Kage Bunshin no Jutsu

items

Ekipman Çantası
  • 5 adet Kunai
  • 10 adet Shuriken
  • 2 adet Patlayıcı Kağıt
  • 1 adet Tıbbi Kit (küçük boy, bandaj ve temel malzemeler içerir)
  • 1 adet İletişim Duman Bombası (renk kodlu)
  • 2 adet İp (her biri 10 metre)
Kage Fusa: Dışı siyah kumaşla kaplanmış zincirden bir kementtir. Kumaşın görevi içindeki eşyanın görüntüsünü, işlevini ve amacını gizlemektir. Düşmanları canlı ele geçirmek veya hareketsiz kılmak için kullanılır. Klan büyükleri tarafından Shouta’ya başarılı bir görevin ardından hediye edilmiştir.
► Show Spoiler

resources

ryo
90.100
sp
50
fame
Tanınmıyor
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
"Dağılın" emri, dört kişilik küçük ekibin üzerinde dört ayrı biçimde patlıyor. Ryusei, Tsuchikage'ye bizzat rapor götürecek olmanın ağırlığını önce tam kavrayamıyor; sonra kavradığı an sırtı dikleşiyor, sanki boyu iki parmak uzuyor. "Notları ben tutacağım... Renga Efendi'ye ben... Itsuki. ITSUKI. Ben resmi ulakım artık." Cebinden kroki kağıdının boş kalan arkasını çıkarıp kömür kalemini yalıyor ve senin saydığın her maddeyi, dilinin ucu dışarıda, tek tek yazıyor, "Ishida" adını üç kez üstünden geçerek koyulaştırıyor. Itsuki ise kendi görevini duyduğunda bir an duraksıyor. "Saf rolü..." diye tekrarlıyor, sınavın konusunu ilk kez duyan bir öğrenci gibi. Ryusei omzuna elini koyup hayatının en ciddi yüzüyle konuşuyor. "Benden örnek al. Gözlerini biraz aç, ağzını hafif aralık bırak, arada 'vay' de. İnanırlar." "Sen rol yapmıyorsun ki, sen busun." Kırık kase parçaları özenle beze sarılıp Itsuki'nin çantasına yerleşiyor, çocuk çarşı yönüne dönmeden önce sana kısa, kararlı bir baş selamı veriyor. Bu sabah özür dileyen çocukla şu an görev alan çocuk aynı çocuk ama aynı çocuk değil.

Taiga ise şakalaşmanın dışında kalıyor, o artık iş modunda. Bacağındaki kılıfa bağlı işaret fişeğini çıkarıp kontrol ediyor, fitilini yokluyor, geri takıyor. "Kanal boyu bende. Bir şey görürsem önce fişek, sonra kahramanlık. Söz." diyor, son cümleyi senin diyeceğini bildiği için önden söylüyor ve alçak bir çit üzerinden kayarcasına aşıp gözden kayboluyor. İki dakika içinde dört kişi dört yöne erimiş oluyor ve ambarın önünde kısa bir sessizlik kalıyor, bu sabah kahvaltıdan beri ilk kez yalnızsın.

Şifa evine giden yolu klonunun hafızasındaki rotanın paralelinden alıyorsun, dış duvarın gölgesi, bakım patikasının bir üst hattı. Yürüdükçe klonun gördükleri kendi gözlerinle doğrulanıyor, ezilmiş otlar, tek düzgün tek silik iz düzeni, ızgara telindeki iplikler. İzlerin ritmi bile bir şey anlatıyor, adımlar eşit aralıklı, telaşsız. Ishida ya da her kimse, kaçan bir adam gibi değil, evinin koridorunda yürüyen bir adam gibi yürümüş. Bu düşünce, sabahtan beri topladığın bütün bilgilerin en rahatsız edici özeti olarak zihnine yerleşiyor.

Şifa evi, konağın güney ucunda, ana yapılardan yarım nefes uzakta duran tek katlı, geniş saçaklı bir bina. Ön cephesi resmi yüz, temiz süpürülmüş giriş, kapı yanında bekleyen birkaç hasta. Yaşlıca bir kadın ağzını yeniyle kapatarak öksürüyor, ayağı sarılı bir genç duvara yaslanmış sırasını bekliyor, içeriden bir çocuğun aşı ağlaması geliyor. Pazar sabahının sakin işleyişi, kimsenin dünyadan haberi yok. Çarşı tarafından, rüzgar döndükçe gelip giden bir uğultu duyuluyor, tezgah sesleri, bir satıcının tekdüze bağırışı. Itsuki şimdilerde oralarda bir yerde gözlerini açmış "vay" diyordur.

Sen binanın önüne değil, arkasına akıyorsun, saçak gölgesinden bahçe çitine. Arka bahçe, şifa evinin asıl kalbi, düzenli ot yatakları sıra sıra uzanıyor, nane, kekik, sarı kantaron, adını Shui'nin bileceği bir düzine yaprak. Bahçenin ortasında iki direk arasına gerilmiş kurutma ipleri var, yarısında demet demet ot, öbür yarısında kaynatılıp asılmış sargı bezleri sallanıyor. Bezler rüzgarda tembelce dalgalanıyor, güneş beyazlarını göz alacak kadar parlatıyor. Her şey olması gerektiği gibi. Neredeyse.

Çünkü bakmayı bilen bir göz için bahçe, üst üste binmiş küçük yanlışlarla dolu. İlki çitte, klonunun bulduğu patikanın bahçeye bağlandığı noktada iki tahta, çivileri sökülüp yerine elle iliştirilmiş, kenarlarındaki boya, sık kullanılmaktan aşınmış. Tahtalardan birinin kıymığında koyu renkli, sık dokuma bir iplik daha takılı, arşivdeki kumaşın kardeşi. İkincisi bahçenin köşesinde, ot yataklarının bittiği yerde taşla çevrilmiş bir yakma çukuru. Şifa evleri kullanılmış bezi ya kaynatır ya kayda geçirip imha eder, ama bu çukurdaki kül taze ve külün içinde, sonuna kadar yanmamış sargı kıvrımları seçiliyor. Kenarları kahverengi. Biri pansuman artığını kayıtlara bulaştırmadan, kendi eliyle yakmış. Üçüncü yanlış, toprakta, arka kapı ile bahçenin köşesindeki eğimli mahzen kapağı arasında, çiften çok tek ayağın taşıdığı o tanıdık iz düzeni gidip geliyor. Ve izlerin yanında, toprağı boydan boya yalayan iki paralel sürükleme çizgisi var, dar, ağır bir şeyin, bir kutunun bırakacağı türden.

Mahzen kapağı, bahçenin en gölgeli köşesinde, binanın gövdesine yaslanmış duruyor. Eğimli, çift kanatlı, eski ahşap; şifa evlerinin kışlık ot ve kavanoz deposu olarak kullandığı cinsten. Sol kanadın kulpu cilalı, sağ kanadınki ise tozlu; buraya hep tek elle, hep aynı elle girilip çıkılıyor. Ve o cilalı kulbun hemen altında, ahşabın damarına işlemiş, silinmeye çalışılmış ama tam silinememiş koyu bir leke: kahverengiye dönmüş kan. Kapak tam kapalı da değil, iki kanadın arasında parmak kalınlığında bir aralık duruyor ve o aralıktan, bahçenin bütün yeşil kokusunu delen ince bir koku sızıyor, merhem, demir ve altında, çok hafif, küf.

Arka kapının eşiğinde ise hayat bütün masumiyetiyle akıyor, on beş yaşlarında bir yardımcı kız, önündeki sepette ot ayıklıyor, kendi kendine bir şeyler mırıldanıyor, Taiga'nın bahsettiği arkadaşı bu olabilir. Mahzene sırtı dönük. Onun arkasında, açık kapıdan şifa evinin loş içi görünüyor, raflar, kavanozlar, gündelik telaş. Kızın mahzenle arasında on adım bile yok ve kız, o kapağın altında ne olduğuna dair en küçük bir fikir taşımadan yaprak ayıklamaya devam ediyor.

Sen saçağın gölgesinde, çitin iç hattında durmuş bütün bu tabloyu okurken, bahçenin sesleri bir an olsun değişmiyor, ipteki bezlerin hışırtısı, kızın mırıltısı, uzaktan çarşının uğultusu. Sonra, hepsinin altından, ancak nefesini tutunca seçebildiğin bir ses ayrışıyor. Mahzenin aralığından geliyor. Ritmik, alçak, sabırlı, tık... tık... tık. Taşa ya da ahşaba, düzenli aralıklarla vuran bir şey. Ne acele ediyor ne duruyor. İçeride biri var ve o biri, bir şey yapıyor. Güneş yükselmeye devam ediyor, öğlene bir buçuk saatten az kaldı ve arşiv girişindeki buluşmaya kadar bu bahçede olacak her şey, yalnızca senin vereceğin kararın sonucu olacak.
Joined: Thu Jan 15, 2026 3:58 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Iwagakure
Iwagakure
Çocukları dağıtıp kendi başıma şifa evine giderken aynı yerleri ikinciye geçiyormuşum, sanki aynı gün yaşadığım şeyleri pekiştirerek ilerliyordum. Önceden klondan aldığım bilgiyi bizzat teyit etmek zihnimde hep kendini sağlama alıcı bir güvenlik hissi oluşturuyordu. İlginç ve dinlendirici bir zihinsel karmaşaydı. Bu hissi seviyordum. Rahatsız edici ama hoşuma giden bazı kokularla denk geldiğimdeki aşinalık duygusuna yakın şeyler uyandırıyordu.

Kapıdaki hastalar, gölgeler, çitler, hepsini inceleyerek geçtikten sonra şifa evinin arka bahçesindeydim. Bahçede yetiştirilen şifalı bitkiler, yapraklar, Shuigane kızın ilgisini çekecek şeyler.. Standardı aştıktan sonra üstün izcilik becerim sayesinde fark ettiklerimse benim ilgimi çekecek cinsteydi. Buradaymış. Kendine pansuman yapmış, artığını yakmış. Kutuyu buraya getirmiş, mahzene indirmiş. Mahzenin kapağı hep tek elle açılıp kapatılmış, Ishida burayı mesken tutmuş olmalı. Tanıması biraz güç olsa da kurumuş kan lekesi de var. İçeride olabilir. Hedefim belli olmuştu.

Mahzene inmeden çevreyi kontrol ettim. Ot toplayan kız, muhtemelen Taiga’nın arkadaşı olan, önce onu buradan uzaklaştırmalıydım. Kapaktan gözümü ayırmadan yanına gittim. Şifa evinin iç kısmını parmağımla işaret ettim. “Sanırım içeriden seni çağırıyorlar.” Panik yaratmamak için beyaz bir yalan uydurup kızı buradan göndermiş olacaktım. Olası bir çatışmada çevrede sivil bulunmaması önemliydi.

İçeriden gelen sesler Ishida’nın meskeninde olduğunu belli ediyordu. Taiga’yı ve çevredeki devriye ekipleri çağırmak için fişeğimi kullanabilirdim. Ancak bu onları da tehlikeye atabilirdi. Bu işi olabildiğince sessiz halletmeliydim. Kapalı alan baskını, böyle bir durumda işime yarayabilecek sis ve koku bombalarım yanımda değildi. Patlayıcı kağıtla içeriyi dağıtmak, ateş püskürterek doğrudan kavurmak etkili olabilecek hamlelerdi. Ancak yürüttüğüm fikirlerin teyidini alıp bilgi şekline sokmamış olduğum için bunları şimdilik denemeyecektim. İki gölge klondan birine kapıyı açtırıp diğeriyle birlikte içeri girmek aynı anda baskın ve gözlem için aklıma gelen en iyi fikir olsa da muhtemelen kavganın kalanı için enerji seviyemi zorlayacak cinste bir hamleydi. Hazır aklımdayken ellerimi kaplan mührüne getirip gözlerimi kapatarak chakra akışımı kontrol ettim. Derin bir nefes alıp uzun sürede dışarı vererek ne durumda olduğumun çıkarımını yapmaya çalıştım.

Planımın ve kavgamın kalanında kullanabileceğim chakra miktarını ölçtükten sonra kapaklardan yağlanmış olanı yavaşça açıp içeri girme kararı aldım. Sürpriz elementini baskın için değil, içeriyi gözlemek için kullanacaktım. Bilgi her şeyden önemliydi. Şanslı olursam gizlice içeri girip ihtiyacım olan bilgiyi topladıktan sonra avı bitirebilirdim ama muhtemelen fark edilecektim. Kaçış yolunun da içeri girdiğim kapı olduğunu var sayarsak haini elimden kaçırmama imkan yoktu. Yalnızca tuzak kurulmuş olma ihtimaline ekstra dikkat etmem gerekiyordu. Mağaradaki gibi beni uğraştıracak düzeneklerle karşı karşıya olabilirdim.
SHINOBI KAYDI

shinobi

rank
B-Rank
element
Katon, Doton, Juuton
affinity
Ninjutsu

techniques

Juuton: Juuryoku Kouka
Juuton: Juuryoku Harai
Juuton: Chikyuu no Hikari

Katon: Ryuuen Houka no Jutsu
Katon: Gouryuuka no Jutsu

Doton: Doryuuheki
Doton: Moguragakure no Jutsu

Kage Bunshin no Jutsu

items

Ekipman Çantası
  • 5 adet Kunai
  • 10 adet Shuriken
  • 2 adet Patlayıcı Kağıt
  • 1 adet Tıbbi Kit (küçük boy, bandaj ve temel malzemeler içerir)
  • 1 adet İletişim Duman Bombası (renk kodlu)
  • 2 adet İp (her biri 10 metre)
Kage Fusa: Dışı siyah kumaşla kaplanmış zincirden bir kementtir. Kumaşın görevi içindeki eşyanın görüntüsünü, işlevini ve amacını gizlemektir. Düşmanları canlı ele geçirmek veya hareketsiz kılmak için kullanılır. Klan büyükleri tarafından Shouta’ya başarılı bir görevin ardından hediye edilmiştir.
► Show Spoiler

resources

ryo
90.100
sp
50
fame
Tanınmıyor
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Kız, parmağının gösterdiği yöne bir kere, sana bir kere bakıyor, elindeki ot demetini sepete bırakıp önlüğüne siliniyor. "Ay, yine mi ben..." diye söylenerek içeri seğirtiyor. Ne bir şüphe ne bir soru, şifa evinde çağrılmak, gündelik hayatın en sıradan cümlesi. Arka bahçe, ipte sallanan bezler ve senden ibaret kalıyor. Kaplan mührünün içinde chakran sana durumunu dürüstçe söylüyor, sabahki klon ve günün yorgunluğu kenarlarından yemiş ama gövde sağlam. Dörtte üç dolu bir kap, iki klonlu baskın planını kaldırır, ama sonrasında çıkacak uzun bir kavgada seni hesap yapmaya zorlar. Bu bilgiyle, sessiz giriş kararın kesinleşiyor.

Cilalı kulpu olan kanat, dokunduğunda sesini çıkarmıyor, menteşeler ambardaki kepenk gibi bakımlı. Kapağı omzunun genişliği kadar aralayıp gölgeye süzülüyorsun. İçerisi serin ve loş, tek ışık, sırtındaki aralıktan düşen gün çizgisi. Taş basamaklar seni toprak zeminli, alçak tavanlı bir depoya indiriyor. Raflarda kavanozlar, kış otları, yağ tenekeleri... ve hepsinin arasında, buraya ait olmayan bir hayatın eşyaları, köşeye serilmiş iki kat çuval, üstünde katlanmış bir battaniye, yanında sönmüş bir kandil, boş bir su matarası. Duvarın dibinde ise aradığın şey, uzun, dar sandık. Kapağı açık. İçi boş. Yalnızca yağlı bir bez ve bezin ortasında, uzun ve ince bir şeyin haftalarca yatmış olduğunu söyleyen soluk bir iz. Kol boyu kutu bir silah taşıyormuş ve silah artık burada değil, sahibinin yanında.

Tık sesinin kaynağını da o an görüyorsun ve gördüğün şey, midende soğuk bir düğüm oluşturuyor. Tavandaki kirişten sarkıtılmış bir su tulumu, ince bir delikten damlasını aşağıya, ters çevrilmiş metal bir kaseye bırakıyor. Tık. Tık. Tık. Sabırlı, düzenli, insansı. Bir metronom. Mahzeni dolu gösteren bir yem. Bu ses kendiliğinden burada değil, biri yüksek ihtimalle buraya birinin geleceğini biliyormuş. Geri çekilme refleksi ile son bir bakış arasındaki yarım saniyede gözün duvarı tarıyor ve kısa süre önce içinde bulunduğunuz mağarayı görüyorsun. Gerçek mağarayı değil, bir bakıma benzerini. Taş duvara tırnakla, çakıyla kazınmış küçük spiraller. Ve yanlarında, sıra sıra, kimisi eski kimisi taze dikey çizikler. Gün sayan çizikler. Yuu'nun mağarada bıraktığı türden. Ishida da sayıyor. Kim bilir kaç zamandır, kim bilir neyi bekleyerek.

Ayağını geri basamağa attığın an, topuğunun altında toprağa gömülü ince bir tele basıyorsun ve tel boşalıyor. Tuzak tetikleniyor.

Durum şu: mahzenin kirişlerine, mağaradakilerle aynı tipte patlayıcı etiketler yerleştirilmiş ve kısa fitillerle birbirine bağlanmış. Teli tetiklemenle birlikte fitiller yanmaya başladı, ilk etiket mahzenin en dip köşesinde, yani senden uzakta ve sıra sıra çıkışa doğru ilerliyor. Kabaca sayabildiğin dört ya da beş etiket var, aralarındaki fitil payına bakılırsa her biri birkaç saniye arayla patlayacak. En büyük etiket ise tam çıkışın, yani taş basamakların üstündeki kirişte duruyor, düzenek, içerideki kişiyi panikle kapıya koştursun ve son patlamayı orada yesin diye kurulmuş. Bu sırada ikinci bir mekanizma da çalıştı, açık bıraktığın kapak kanadı bir karşı ağırlık düzeneğiyle kendi kendine kapanıyor, şu an yarıdan fazlası kapandı ve içerisi hızla kararıyor. İlk patlamaya birkaç saniyen var, toplam zincirin bitmesine belki on-on beş saniye, tek bildiğin çıkış üstüne tuzaklanmış durumda ve kapak tamamen kapanırsa karanlıkta, dumanla dolan kapalı bir alanda kalacaksın. Elindeki seçenekler ne yapacağına bağlı, etiketlere ulaşıp zinciri kırmayı deneyebilirsin, kapağa fitillerden önce yetişmeyi deneyebilirsin ya da bambaşka bir çözüm üretebilirsin.
Joined: Thu Jan 15, 2026 3:58 pm
Rütbe:   
 Image
Gördüklerimden anladığım, hainin yatak odasındaydım. Ambardaki sandığı bulmuştum. Ancak içindeki silah yerinde değildi. Ishida sabah saatlerinde teslimatını yapmıştı, geç kalmıştım. Belki önce bu tarafa gelmeyi tercih etsem… neyse, dövünmenin anlamı yoktu. Kararlarımın elbet olumsuz sonuçları da olacaktı.

Etrafı biraz daha incelediğimde duyduğum ritmik sesin kaynağını bulmam kafamı bulandırmıştı. Ishida benim burayı bulmamı istemişti. Mağara, spiraller, çentikler… Touma’nın yanındaki insanlara verdiği zihinsel hasarın belirtileri. Ishida’nın çentiklerini saymaya çalışırken dikkatimi dağıtmıştım. Ayağımın takıldığı tel tuzağı tetiklemişti. Su sesiyle buraya çekilmiş olmam şimdi mantıklı bir zemine oturmuştu işte. Başından beri bunu planlamıştı lanet herif.

Tuzağı incelemem uzun sürmemişti. Patlamaları durdurmakla kendimi kapıdan dışarı atmak arasında seçim yapmam gerekiyordu. Kendimi kapıdan atamazsam büyük patlayıcıya maruz kalacaktım. Kendimi kapıdan atabilirsem bile binaya ve çevreye zarar verebilirdim. Karar doğal olarak patlamayı durdurmaya varıyordu. Kağıtları parçalayabilir ya da fitillerle bağlantıları çözebilirdim. Birbirine bağlı patlayıcı kağıtlar, ilki uzakta, yetişmem zor. Ama uzakta olduğu için bana verebileceği hasar da kısıtlı. İlkinin patlamasına izin verip ikincisini durduracaktım. Böylece biraz daha vakit kazanmış olacaktım. Işık tamamen kesilip görüşümü kapatmadan elime çektiğim birkaç shurikeni, ilk patlayıcı kağıdın ardındaki düzeneği devam ettirmek üzere hazırlanmış fitili kesip düzeneği bozmak amacıyla fırlatacaktım. Sonrasında hız kesmeden el mühürlerine başlayıp harcadığım chakrayı yerçekimine dönüştürerek ikinci patlayıcı kağıttan itibaren düzeneği kendime çekecektim. Bu sırada ilk etiketin patlamasını tahmin ettiğimden chakrayı fizikselleştirmeden önce gözlerimi kısacaktım. Juuton: Chikyuu no Hikari Etiketlerin kalanının yeniden etkinleşmesi ihtimaline karşı onları olduğu gibi imha etmeyi planlıyordum.
SHINOBI KAYDI

shinobi

rank
B-Rank
element
Katon, Doton, Juuton
affinity
Ninjutsu

techniques

Juuton: Juuryoku Kouka
Juuton: Juuryoku Harai
Juuton: Chikyuu no Hikari

Katon: Ryuuen Houka no Jutsu
Katon: Gouryuuka no Jutsu

Doton: Doryuuheki
Doton: Moguragakure no Jutsu

Kage Bunshin no Jutsu

items

Ekipman Çantası
  • 5 adet Kunai
  • 10 adet Shuriken
  • 2 adet Patlayıcı Kağıt
  • 1 adet Tıbbi Kit (küçük boy, bandaj ve temel malzemeler içerir)
  • 1 adet İletişim Duman Bombası (renk kodlu)
  • 2 adet İp (her biri 10 metre)
Kage Fusa: Dışı siyah kumaşla kaplanmış zincirden bir kementtir. Kumaşın görevi içindeki eşyanın görüntüsünü, işlevini ve amacını gizlemektir. Düşmanları canlı ele geçirmek veya hareketsiz kılmak için kullanılır. Klan büyükleri tarafından Shouta’ya başarılı bir görevin ardından hediye edilmiştir.
► Show Spoiler

resources

ryo
90.100
sp
50
fame
Tanınmıyor
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Shurikenler parmaklarından çıktığında ışık artık bir çizgi bile değil, bir kıymık. Ama atış anında gözün fitil hattını çoktan ezberlemiş durumda, metal, karanlığın içinde iki kez taşa çarpıp seken kuru bir sesle yolunu buluyor ve ilk etiketle ikincisi arasındaki fitil, gergin bir kıl gibi kopuyor. Aynı saniyede mühürlerin tamamlanıyor ve dünya iki parçaya ayrılıyor, dipte, kısılmış göz kapaklarının ardında bile turuncu bir yumruk gibi patlayan ilk etiket, önünde ise Juuton'un görünmez eli.

Patlama, kapalı mahzende sesten çok basınç olarak geliyor. Kulaklarını bir anda pamukla tıkıyor, göğsüne düz bir tokat gibi çarpıyor, raflardaki kavanozları zangırdatıyor ve dip köşeyi toz ile alçı kokusuna boğuyor. Ama uzaklık hesabın doğru, sana ulaşan yalnızca sıcak bir soluk ve yüzüne çarpan toz. Ve o tozun içinden, çekim gücün işini yapıyor, kirişlerden sökülen etiketler, fitil kırpıntıları, iki boş teneke ve yoldaki her hafif şey, sana doğru yağmaya başlıyor. Kavanozlardan biri çekişe kapılıp omzunun yanından geçerek arkanda tuzla buz oluyor, ağır raflar direniyor, tekniğin tarif ettiği gibi. Etiketler avucuna, önüne, ayaklarının dibine düştükçe onları karanlıkta el yordamıyla, tek tek ortadan yırtıyorsun, mühür mürekkebi işlevini kaybederken parmaklarında kuru kağıt tozu kalıyor. Sekiz parça. Dört etiket, dört yedek bağlantı. Cızırtı kesiliyor. Su damlası bile durmuş, tulum, patlamanın sarsıntısıyla yerinden oynayıp son damlasını akıtmış. Mahzende kalan tek ses, kendi nefesin ve kulaklarındaki ince çınlama.

Chakran kapıdan girerkenki dörtte üçün belirgin biçimde altına inmiş durumda. Juuton kısa sürdü ama fizikselleştirme, hesapladığın gibi, pahalıydı. Yarıdan biraz fazlası kaldı diyor için, günün geri kalanı için hala yeterli, ama artık savurganlığa yer yok.

Karanlıkta tozun çökmesini beklerken aklın çalışmaya devam ediyor ve tuzağın sana bıraktığı asıl bilgiyi o sessizlikte söküyorsun, Ishida bu yatağı terk etmiş. Metronom, tel, sıralı etiketler, bunlar dönmeyi düşünen bir adamın değil, arkasını temizleyen bir adamın işleri. Ama bu sabah buraya bir kez daha geldi. Neden? Cevap, elini kandilin devrildiği köşeye attığında geliyor. Patlamanın savurduğu kandilin altında, taşla duvar arasındaki çatlağa sıkıştırılmış, yakılmak istenmiş ama tam yanmadan sönmüş küçük bir kağıt tomarı duruyor, kenarı kahverengi, tıpkı Ryusei'nin ambar kepenginin dibinde bulduğu parça gibi. Aynı elden, aynı aceleyle, aynı yarım yakılmış. Parmaklarının arasında dikkatle açıyorsun. Yazının çoğu isle yenmiş, okunabilen kısımlar kömür karasının arasından tek tek seçiliyor: "...pazar..." "...öğlen..." "...taş köprü, çarşı..." ve en altta, imza yerine, tırnakla bastırılmış küçük bir spiral.

Teslimat yapılmadı. Teslimat bugün. Öğlen. Çarşıda.

Ve Itsuki şu anda çarşıda, elinde kırık bir kase, yüzünde çalışılmış bir saflık, esnafa sol kolunu kullanamayan bir adamı soruyor.

Mide boşluğunda oluşan o soğukla basamaklara yöneldiğin an, tepende gün ışığı bıçak gibi içeri düşüyor. Kapak, dışarıdan, hızla açılmış, çerçevede diz çökmüş bir silüet var, elinde yanmamış işaret fişeği, yüzünde yarım korku yarım hazırlık. "Abi! İyi misin, boğuk bir ses duydum, toprak titredi-" Taiga. Sözünü senin halini görünce kesiyor, toz içinde, avucunda yırtık etiketler, sağ salim. Nefesini bırakıyor ama getirdiği haber nefes aldırmıyor. "Kanal tarafını taradım. Klonunun duyduğu ayak sesinin izini buldum, taze, bizim adamın düzeni, tek taraf silik. İz patikadan ayrılıp güney kapısına gidiyor abi. Güney kapısı..." Yutkunuyor, çünkü ikiniz de haritayı kafanızdan geçiriyorsunuz. "...çarşıya çıkar. Taş köprünün başına."

Arkasında, arka bahçede, ot ayıklayan kız ile yaşlıca bir şifacı belirmiş, mahzenden çıkan toz bulutuna ve size dönüşümlü bakıyorlar, kızın elleri ağzında. "Deprem mi oldu? Mahzen mi çöktü?" Henüz kimse panik yapmıyor, ama yapmaları an meselesi ve şifa evinin önündeki hastalar da seslere doğru boyunlarını uzatmaya başladı bile.

Güneş neredeyse tepede. Öğlene bir saatten az var. Elindeki bütün parçalar tek bir noktaya bakıyor, taş köprü, çarşı, teslimat ve o kalabalığın ortasında, olan bitenden habersiz, görev bilinciyle soru sormaya devam eden bir genin. Ryusei ile Renga arşiv tarafında, Haruka ile Mei okumanın başında, Taiga yanında ve fişeği hala elinde. Bundan sonraki her dakikanın hesabı sana ait, Shouta. Sahi, Taiga'yı da yönlendirecek misin?
Joined: Thu Jan 15, 2026 3:58 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Iwagakure
Iwagakure
Kurtarabildiğim notu okur okumaz bünyeme yüklenen endişeyi ağzımdan kaçırmıştım. “Itsuki!” Kaşlarım yükselmiş, bedenim tetiklenmişti. Çocuğu tehlikeye bizzat göndermiştim. Teslimat sırasında sorular soran bir çocuk, bu hainler için ayaklarına gelmiş kolay bir hedef demekti. Olabildiğince hızlı şekilde çıkışa yönlendim. Taiga işini bitirip yanıma yetişmişti. Önce ona cevap verdim. “Derhal çarşı tarafına geçiyoruz. Sen git, hemen arkandayım.”

Mahzenden çıktığım anda etrafa baktım. Buraya daha sonra bir araştırma ekibi gelip daha detaylı inceleme yapmalıydı. Ancak o zamana kadar meraklı köylüler içeriye girmek isteyecekti. “Bir sorun yok herkes işine dönsün.” Ot ayıklayan kıza döndüm. “Sen! Bugün buraya kimse girmeyecek, gün içerisinde bir ekip gönderip inceleme ve temizlik yaptıracağım. Görev senin.” Herhangi bir karşı çıkma ihtimaline karşı hemen çatıya sıçrayıp ortamı terk edecektim.

Çatılardan çarşı tarafına giderken üzerimdeki kiri ve tozu olabildiğince çırparak temizlemeye çalıştım. Kalabalığın içine tepeden bakarak Itsuki, Taiga ve Ishida’yı arayacaktım. Teslimat anında Ishida ve teslimatın diğer tarafının tepesine çökerek bu işi burada bitirmeyi planlıyordum. Ancak yine en büyük önceliğim Itsuki’nin güvenliği olmalıydı. Çocuğun içinde bulunduğu tehlikeyi düşündükçe sinirden bir kez daha yumruğumu sıkma ihtiyacı duymuştum. Dişlerimi sıkarak fısıltıyla kendime bağırdım. “Touma!”
SHINOBI KAYDI

shinobi

rank
B-Rank
element
Katon, Doton, Juuton
affinity
Ninjutsu

techniques

Juuton: Juuryoku Kouka
Juuton: Juuryoku Harai
Juuton: Chikyuu no Hikari

Katon: Ryuuen Houka no Jutsu
Katon: Gouryuuka no Jutsu

Doton: Doryuuheki
Doton: Moguragakure no Jutsu

Kage Bunshin no Jutsu

items

Ekipman Çantası
  • 5 adet Kunai
  • 10 adet Shuriken
  • 2 adet Patlayıcı Kağıt
  • 1 adet Tıbbi Kit (küçük boy, bandaj ve temel malzemeler içerir)
  • 1 adet İletişim Duman Bombası (renk kodlu)
  • 2 adet İp (her biri 10 metre)
Kage Fusa: Dışı siyah kumaşla kaplanmış zincirden bir kementtir. Kumaşın görevi içindeki eşyanın görüntüsünü, işlevini ve amacını gizlemektir. Düşmanları canlı ele geçirmek veya hareketsiz kılmak için kullanılır. Klan büyükleri tarafından Shouta’ya başarılı bir görevin ardından hediye edilmiştir.
► Show Spoiler

resources

ryo
90.100
sp
50
fame
Tanınmıyor
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Çatıya sıçradığında arkandan itiraz eden olmuyor. Kız "görev senin" sözüyle bir anda dikleşiyor, mahzen kapağının önüne geçip elindeki sepeti nöbetçi asası gibi kucaklıyor, yaşlı şifacı da hastaları içeri doğru güdüyor. Şifa evi meselesi, en azından birkaç saatliğine, kontrol altında. Yol kısa sürüyor. Şifa evinden çarşıya çatı hattı neredeyse kesintisiz, kiremitten kiremite, saçaktan saçağa akıyorsun. Aşağıda sokaklar pazar kalabalığıyla dolmaya başlamış, sepetli kadınlar, el arabası çeken hamallar, koşuşturan çocuklar. Kimse yukarı bakmıyor. Taiga senden önce sokak seviyesinden ilerlemişti, çarşının girişine vardığında onu görüyorsun. Bir meyve tezgahının yanında durmuş, ayaküstü bir şeyler alıyormuş gibi yapıyor, ama gözleri kalabalığı tarıyor. Seni fark ettiğinde başını kaldırmıyor, sadece elini ensesine götürüp kısa bir işaret veriyor.

Çarşı meydanına hakim, iki katlı bir hanın çatısına yerleşiyorsun. Buradan her şey avucunun içinde ve gördüğün tablo şu. Solunda, tezgah sırasının ortasında, çömlekçi duruyor. Ve tezgahın önünde Itsuki var. Sağ salim. Çocuk rolünü oynuyor, kırık kase parçaları tezgahın üstüne dizilmiş, çömlekçi elinde en büyük parçayı çevirip damgayı inceliyor, bir yandan da konuşuyor. Itsuki başını abartılı bir hayranlıkla sallıyor, arada ağzı "vay" der gibi açılıyor. Ryusei'nin dersini iyi çalışmış. Buradan duyamıyorsun ama beden dili rahat, henüz kimse ona kötü bir ilgi göstermiş değil. Sağında ise taş köprü var. Ve köprünün başında, korkuluğun bittiği yerdeki alçak taş babaya yaslanmış bir adam duruyor.

Sıradan görünmek için her şeyi doğru yapmış, sade yolcu kıyafeti, omuzda eski bir çanta, önünde yere bırakılmış, hasıra sarılı uzun ve dar bir bohça. Bir çiftçinin tırpanı da olabilir, bir değnek de. Ama sen ne olduğunu biliyorsun, o bohçanın ölçüleri, mahzendeki boş sandığın ölçüleri. Ve adamın duruşu her şeyi ele veriyor, sağ eli çantasının kayışında serbestçe oynuyor, sol kolu ise gövdesine yapışık, dirsekten aşağısı hiç kımıldamıyor. Kalabalığı izleyişi de yolcu izleyişi değil, gözleri düzenli aralıklarla aynı turu atıyor, köprünün öbür ucu, çarşı girişi, tezgah sırası. Bekliyor. Acelesi yok. Teslimatın diğer tarafı henüz gelmemiş.

Ishida. Canlı, yarım kol mesafende ve şu an kimsenin dikkatini çekmeden köyün göbeğinde duruyor. Birkaç dakika boyunca tablo böyle, dengede kalıyor. Sonra iki şey üst üste geliyor ve dengeyi bozuyor. Birincisi çömlekçi, Itsuki'yle konuşurken bir ara elini kaldırıp köprü tarafını gösteriyor. Ne dediğini duymuyorsun ama tahmin zor değil, çocuk sol kolunu kullanamayan bir adam soruyordu ve esnaf gevşek ağzıyla muhtemelen "haa, öyle birini gördüm, şu tarafta" diyor. Itsuki'nin başı, gösterilen yöne dönüyor. Köprüye. Ishida'ya. İkincisi, Ishida'nın rutin bakış turu, tam o anda tezgah sırasından geçiyor ve kendisini işaret eden esnafın eli ile o elin yanındaki çocuğun dönmüş yüzüne takılıyor. Adamın duruşunda görünürde hiçbir şey değişmiyor, taşa yaslanmış öylece duruyor. Sadece başının o düzenli salınımı duruyor. Bakışı, iki saniye, belki üç, çocuğun üzerinde sabit kalıyor. Sonra hiçbir şey olmamış gibi turuna devam ediyor. Ama artık turunun her dönüşünde, çok kısa, tezgah sırasına da uğruyor.

Itsuki ise, görev bilincinin verdiği hevesle, tezgahtaki parçaları toparlamaya başlıyor. Hareketlerinden okunuyor, teşekkür ediyor, kaseyi beze sarıyor, çantasına yerleştiriyor. İşi bitti ve arşive dönecek. Arşive giden en kısa yol ise çarşı meydanından çıkıp taş köprünün üzerinden geçiyor. Çocuk daha yürümeye başlamadı. Ortada koşmayı gerektiren bir şey yok henüz. Ama sen yukarıdan bütün parçaları aynı anda görüyorsun, bekleyen adam, yaklaşan öğlen, gelmemiş bir teslimatçı, ve az sonra çantasında kırık bir kaseyle o köprüye doğru yürüyecek, kendisine bakan gözlerden habersiz bir genin. Taiga aşağıda, senin işaretini bekliyor. Tablo şimdilik sessiz ama bu sessizliğin kaç dakika daha süreceğine artık kalabalık değil, senin vereceğin karar hükmedecek.
Post Reply