Duydukları ona da ağır gelmiş olacaktı ki Takeshi bir süre yorum yapamadı. Aoi onun bakışlarının ardındaki duygu değişimini izlerken hiçbir yorumda bulunmadı. Onu düşünceleriyle baş başa bıraktı. Takeshi bir süre karanlıkta pek de seçilmeyen dere yolunu izledikten sonra Aoi'ye dönerek eve geçeceğini söyledi. "Ah..." Aoi başka bir şey söylemese de sesi hafifçe hayal kırıklığına uğramış gibi çıkmıştı. Bunun ardından bir sessizlik oluştu. Herkesin yüzünde muzip bir ifade oluşmuştu. Hatta Kaede sırıtışını saklamaya çalışıyordu. Masato ise onlardan tarafa bile bakmıyordu. Aoi ne olduğunu anlamlandırmaya çalışırken Takeshi yeniden konuştu. Kıpkırmızı kesilmişti. Aoi de gelmek ister mi diye sorunca Aoi'nin tüm modu anında değişti. Yüzünde gülücükler açtı, etrafında çiçekler ve kalpler uçuşmaya başladı. "Olur!" Kısa sürede toparlandılar ve herkesle vedalaştılar. Bokukichi'nin niye öyle garip garip sırıttığını anlamamıştı ayrılırken.
Takeshi ile köy merkezinde Youko'nun kaldığı otele doğru ilerlerken gündelik ve sıradan şeylerden sohbet ettiler. Bu Aoi'ye çok iyi geldi. Yeniden hayatının kontrolünü eline alıyor, eski sıradanlığına dönebiliyor gibi hissettirmişti. Daichi'nin eğitimde ona nasıl fırsat tanıdığını söylediğinde Aoi kıkırdadı. "Böyle böyle gelişiyorsun işte. Yakında tüm hareketleri görebilir hale geleceksin." Bir an durduktan sonra hafif pembeleşmiş suratıyla ekledi. "O pençeyle çok havalı görünüyordun." Elini saçına atarak bakışlarını diğer tarafa kaçırdı. Yolun devamında da kırık camdan, tamirinden, Youko'nun eğitiminden filan konuşmaya devam ettiler. Nihayet Youko'nun kaldığı otele geldiklerinde koridorlarda erzaklar ve battaniyeler olması ilgisini çekti. Sonra öğrendi ki burada evini kaybetmiş bazı aileler de geçici olarak barınıyordu. Youko bir üst kattaydı. Kapıyı açtığında saçında hala Aoi'nin ona verdiği çiçeklerden birinin takılı olduğunu gördü. Gündelik ev kıyafetleri ile çok sevimli görünüyordu. Takeshi ona çantasını geri verdiğinde çok mutlu oldu. Takeshi her zamanki dürüstlüğü ile defterin bir sayfasını gördüğünü söyleyince kızın yüzünde hafif bir gerginlik belirdi. Sakladığı bir şeyler olduğu anlaşılıyordu.
Youko kapının önünde bir süre kararsızca durup Aoi'ye baktı. Nihayet konuşmaya karar verdiğinde duyduğu şey genç kızı şaşırttı. Hayatında ilk kez birisi ondan eğitim talep etmişti. Takeshi hemen araya girip bunun doğru olmayacağını, Yamiaki Hoca ile zaten bir eğitim programları olduğunu söyleyince biraz bozulmuş gibiydi. Kızın iyi niyetli o masum anını görünce Aoi'nin içinde bir şeyler parçalandı. Yanan ev, kılıç tutan üç dört yaşlarındaki o parmaklar, çocuk resimleri... Kucağındaki bebeği seven ve alnını okşayan o şefkatli anne... Hiçbir çocuk annesizliği yaşamamalıydı. Hiçbir çocuk o kutsal şefkatten yoksun büyümemeliydi. Aoi'nin hafifçe gözleri doldu. Kendini tutamayarak bir anda kıza sımsıkı sarıldı ve onu bağrına bastı. Saçlarını okşadı. "Yamiaki Hoca bu köyde sana eğitim verebilecek en usta isim. Onun yanında ben hiçbir şeyim. O yüzden emin ellerdesin ve mükemmel bir shinobi olarak yetişeceğinden şüphen olmasın." Parmaklarını kızın saçlarında gezdirdi. "Yine de eğer öğrenmek istediğin bir şey olursa sana yardımcı olmaya çalışırım. Hatta... istediğin zaman bana gelebilirsin, tamam mı? Canın sıkılırsa, üzgün, yorgun, kızgın, bıkkın, telaşlı hissedersen, mutlu hissedersen... Ne zaman istersen. Sırf sohbete ve vakit geçirmeye bile gelebilirsin. Sana elimden geldiğince zaman yaratırım." Eğildi ve kızın alnına minik bir öpücük kondurdu. "Seni koruyacağız. Ne olursa olsun onlara dönme, tamam mı? Ne olursa olsun." Sennashi'nin bu köyün çocuklarına tehdit oluşturduğu yetmişti artık.
Youko ile vedalaştıktan sonra Takeshi'nin evine gitmek üzere yola döndüklerinde "Çok centilmensin." diye fısıldadı ona doğru. "Çantası düştüğü zaman içindekileri istemeden görmüş olduğunu ona söylemen... Bu dürüstlüğünü çok seviyorum." Gözlerinde hayran ve aşık bakışlarla Takeshi'ye bakıyordu. Uzanıp elini tuttu, parmaklarını birbirine kenetledi. "Eve dönmesem ve gece seninle kalsam olur mu?" Söylediği şeyin yanlış anlaşılabileceğini fark ederek kıpkırmızı kesilmiş bir suratla açıklama yapmaya girişti. "H-Hiç rahatsız etmem! Dinlenmekten alıkoymam seni. Yorgun olduğunu biliyorum. Sabah erkenden dönerim ben, ruhun duymaz." Başını diğer yöne çevirerek gözlerine bakmaktan kaçındı. "Kabus görüp uyandığımda... orada olduğunu görmek istiyorum sadece." Ettiği laf kulağa çok çocukça geliyordu. "Böyle aptalca bir şey söylediğim için özür dilerim. İstemezsen sorun değil. Nezaketen kabul etme lütfen." Utançtan ağlamak istiyordu yine.





