Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
Kaede, şimdiye kadar edindiği izlenimden Youko'nun gerçekten Sennashi'den kaçtığı düşüncesine inandığını söylemişti. Buna rağmen kızın kendi kontrolünde olmayan bir mühre veya benzeri bir duruma sahip olma olasılığı korkutucuydu. Takeshi, Akuro ile konuşabilmelerinin işlerine yarayacağını söylemişti ancak öncesinde Youko'nun ağzından duymak istiyordu. Arkasından komplo üretmek istemiyordu. Masada meseleyi en uzun düşünen Masato olmuştu. Belki de masa kelimesi ile paranteze alınabildiği içindi. Masa parantezinde 1 artı to. Üç dört turdur bunu düşünüyordum nihayet söyledim. Neyse. Masato düşündükten sonra Sennashi'nin o gece Takeshi'yi kaçırma gibi bir planları olmayabileceği fikrini gündeme getirdi. Söylediği şeyler o kadar mantıklıydı ki Aoi'nin dinlerken gözleri şaşkınlıktan kocaman oldu. Sennashi, Takeshi'yi düşmanlaştırmaya çalışmıştı. Onu bir tehlike, tehdit gibi görmeleri için çabalamıştı. Yaşananlar konusunda Takeshi'nin vicdan azabı çekeceğini biliyorlardı. Takeshi onlara kendi kendisine teslim olmaya gitmeyi düşünecekti. İstedikleri de tam olarak buydu. Takeshi'nin Konoha'dan uzaklaştırılması veya vicdan azabı yüzünden kendi kendine onların ayağına gitmesi. Böylece onu bu konuda kullanabileceklerdi. Takeshi sırf köyü ve sevdiklerini koruyabilmek için onların istediği her şeyi yapacaktı.

Duydukları ona da ağır gelmiş olacaktı ki Takeshi bir süre yorum yapamadı. Aoi onun bakışlarının ardındaki duygu değişimini izlerken hiçbir yorumda bulunmadı. Onu düşünceleriyle baş başa bıraktı. Takeshi bir süre karanlıkta pek de seçilmeyen dere yolunu izledikten sonra Aoi'ye dönerek eve geçeceğini söyledi. "Ah..." Aoi başka bir şey söylemese de sesi hafifçe hayal kırıklığına uğramış gibi çıkmıştı. Bunun ardından bir sessizlik oluştu. Herkesin yüzünde muzip bir ifade oluşmuştu. Hatta Kaede sırıtışını saklamaya çalışıyordu. Masato ise onlardan tarafa bile bakmıyordu. Aoi ne olduğunu anlamlandırmaya çalışırken Takeshi yeniden konuştu. Kıpkırmızı kesilmişti. Aoi de gelmek ister mi diye sorunca Aoi'nin tüm modu anında değişti. Yüzünde gülücükler açtı, etrafında çiçekler ve kalpler uçuşmaya başladı. "Olur!" Kısa sürede toparlandılar ve herkesle vedalaştılar. Bokukichi'nin niye öyle garip garip sırıttığını anlamamıştı ayrılırken.

Takeshi ile köy merkezinde Youko'nun kaldığı otele doğru ilerlerken gündelik ve sıradan şeylerden sohbet ettiler. Bu Aoi'ye çok iyi geldi. Yeniden hayatının kontrolünü eline alıyor, eski sıradanlığına dönebiliyor gibi hissettirmişti. Daichi'nin eğitimde ona nasıl fırsat tanıdığını söylediğinde Aoi kıkırdadı. "Böyle böyle gelişiyorsun işte. Yakında tüm hareketleri görebilir hale geleceksin." Bir an durduktan sonra hafif pembeleşmiş suratıyla ekledi. "O pençeyle çok havalı görünüyordun." Elini saçına atarak bakışlarını diğer tarafa kaçırdı. Yolun devamında da kırık camdan, tamirinden, Youko'nun eğitiminden filan konuşmaya devam ettiler. Nihayet Youko'nun kaldığı otele geldiklerinde koridorlarda erzaklar ve battaniyeler olması ilgisini çekti. Sonra öğrendi ki burada evini kaybetmiş bazı aileler de geçici olarak barınıyordu. Youko bir üst kattaydı. Kapıyı açtığında saçında hala Aoi'nin ona verdiği çiçeklerden birinin takılı olduğunu gördü. Gündelik ev kıyafetleri ile çok sevimli görünüyordu. Takeshi ona çantasını geri verdiğinde çok mutlu oldu. Takeshi her zamanki dürüstlüğü ile defterin bir sayfasını gördüğünü söyleyince kızın yüzünde hafif bir gerginlik belirdi. Sakladığı bir şeyler olduğu anlaşılıyordu.

Youko kapının önünde bir süre kararsızca durup Aoi'ye baktı. Nihayet konuşmaya karar verdiğinde duyduğu şey genç kızı şaşırttı. Hayatında ilk kez birisi ondan eğitim talep etmişti. Takeshi hemen araya girip bunun doğru olmayacağını, Yamiaki Hoca ile zaten bir eğitim programları olduğunu söyleyince biraz bozulmuş gibiydi. Kızın iyi niyetli o masum anını görünce Aoi'nin içinde bir şeyler parçalandı. Yanan ev, kılıç tutan üç dört yaşlarındaki o parmaklar, çocuk resimleri... Kucağındaki bebeği seven ve alnını okşayan o şefkatli anne... Hiçbir çocuk annesizliği yaşamamalıydı. Hiçbir çocuk o kutsal şefkatten yoksun büyümemeliydi. Aoi'nin hafifçe gözleri doldu. Kendini tutamayarak bir anda kıza sımsıkı sarıldı ve onu bağrına bastı. Saçlarını okşadı. "Yamiaki Hoca bu köyde sana eğitim verebilecek en usta isim. Onun yanında ben hiçbir şeyim. O yüzden emin ellerdesin ve mükemmel bir shinobi olarak yetişeceğinden şüphen olmasın." Parmaklarını kızın saçlarında gezdirdi. "Yine de eğer öğrenmek istediğin bir şey olursa sana yardımcı olmaya çalışırım. Hatta... istediğin zaman bana gelebilirsin, tamam mı? Canın sıkılırsa, üzgün, yorgun, kızgın, bıkkın, telaşlı hissedersen, mutlu hissedersen... Ne zaman istersen. Sırf sohbete ve vakit geçirmeye bile gelebilirsin. Sana elimden geldiğince zaman yaratırım." Eğildi ve kızın alnına minik bir öpücük kondurdu. "Seni koruyacağız. Ne olursa olsun onlara dönme, tamam mı? Ne olursa olsun." Sennashi'nin bu köyün çocuklarına tehdit oluşturduğu yetmişti artık.

Youko ile vedalaştıktan sonra Takeshi'nin evine gitmek üzere yola döndüklerinde "Çok centilmensin." diye fısıldadı ona doğru. "Çantası düştüğü zaman içindekileri istemeden görmüş olduğunu ona söylemen... Bu dürüstlüğünü çok seviyorum." Gözlerinde hayran ve aşık bakışlarla Takeshi'ye bakıyordu. Uzanıp elini tuttu, parmaklarını birbirine kenetledi. "Eve dönmesem ve gece seninle kalsam olur mu?" Söylediği şeyin yanlış anlaşılabileceğini fark ederek kıpkırmızı kesilmiş bir suratla açıklama yapmaya girişti. "H-Hiç rahatsız etmem! Dinlenmekten alıkoymam seni. Yorgun olduğunu biliyorum. Sabah erkenden dönerim ben, ruhun duymaz." Başını diğer yöne çevirerek gözlerine bakmaktan kaçındı. "Kabus görüp uyandığımda... orada olduğunu görmek istiyorum sadece." Ettiği laf kulağa çok çocukça geliyordu. "Böyle aptalca bir şey söylediğim için özür dilerim. İstemezsen sorun değil. Nezaketen kabul etme lütfen." Utançtan ağlamak istiyordu yine.
Image
🦋
SHINOBI KAYDI

shinobi

rank
C-rank
element
Fuuton
affinity
Ninjutsu

techniques

Mirai no Me (Geleceğin Gözleri)
Reikon Tsumekomi (Ruh Varlığı Kanalizasyonu)
Fuuton: Kazekiri no Jutsu (Rüzgar Kesme Tekniği)
Fuuton: Kami Oroshi (İlahi Dağ Rüzgarı)
Fuuton: Hikoukaze (Uçan Çekirge Rüzgarı)
Eien no Sasayaki (Sonsuz Fısıltılar)
Shisha no Kage (Ölülerin Gölgesi)
Shisha no Gun (Ölüler Ordusu Çağırma)
Tamashii no Hansha (Ruh Yansıması)
Fuuton: Kuudan (Hava Mermisi)
Shizukesa no Kusari (Sessiz Ruh Zincirleri)
Reikon Tsunagi (Ruhsal Bağlantı)
Mamori no Rei (Koruyucu Ruh Perdesi)
Fuuton: Kaze no Engetsu (Rüzgar Hilal Bıçakları)
Inochi no Ibuki (Yaşam Nefesi Paylaşımı)
Tamashii no Katamiı (Ruh Yadigâr)
Tamashii Kyōmei (Ruh Rezonansı)
Kyōtsū Itami (Paylaşılmış Acı)
Reikon no Tobari: Haha no Idaki (Ruh Perdesi: Ana Kucağı)
Fuuton: Shinkuuha (Vakum Dalgası)
Reikon no Michishirube (Ruhun Yol İşareti)

items

Tarot Destesi
Rüzgar Taşıyıcılı Fan
Kurbağa Peluş
3 adet Hyourougan
Kamp Malzemesi Seti
5 adet Kunai
10 adet Shuriken
2 adet Patlayıcı Kağıt
1 adet Tıbbi Kit (küçük boy, bandaj ve temel malzemeler içerir)
1 adet İletişim Duman Bombası (renk kodlu)
2 adet İp (her biri 10 metre)

resources

ryo
342.935
sp
20
fame
Tanınmıyor
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
Youko, kollarının bir anda etrafında kapanmasıyla ilk birkaç saniye ne yapacağını bilemiyor. Omuzları kasılıyor, elleri çantasının üzerinde hareketsiz kalıyor. Saçlarını okşamaya devam edip ona istediği zaman sana gelebileceğini söylediğinde ise bedenindeki gerginlik yavaş yavaş çözülüyor. Alnına kondurduğun öpücüğün ardından yüzü kızarıyor, bakışlarını kaçırıp saçındaki Antik Ağaç çiçeğine dokunuyor. Bir süre konuşmadan duruyor. Sonra çantasını tek koluyla tutup diğer eliyle sana küçük, çekingen bir sarılışla karşılık veriyor. "Teşekkür ederim, abla." diyor. Sesi önce çok alçak çıkıyor, ardından biraz daha kuvvetleniyor. "Onlara asla dönmeyeceğim. Teşekkür ederim. Kendimi uzun süre sonra güvende hissediyorum." Takeshi kapının yanında sessizce onu izliyor. Youko geri çekildiğinde çantasını göğsüne bastırıyor ve size iyi geceler diliyor. Kapı kapanmadan önce gözleri son kez sana geliyor, yüzündeki ifade birkaç saat önceki mesafesinden daha yumuşak. Takeshi koridorda ilerlemeye başladığınızda burnundan sessizce nefes veriyor. "Onu şımartacaksın." diyor ama sesindeki hafif gülümseme, bundan gerçekten şikayetçi olmadığını ele veriyor.

Otelin merdivenlerinden inip geceye çıktığınızda sokaklar gündüze kıyasla sakinleşmiş durumda. Hasarlı binaların önünde birkaç nöbetçi shinobi kalmış, bazı evlerde tamir için kurulan iskelelerin üzerinde fenerler yanıyor. Elini tuttuğunda Takeshi parmaklarını seninkilerin arasına yerleştiriyor. Dürüstlüğünü sevdiğini söylediğinde kulakları yeniden hafifçe kızarıyor. "Başkasının defterini gördüysem söylemem gerekiyordu. Çok büyük bir şey yapmışım gibi söyleme." diyor, ardından bakışlarını öne çeviriyor. Geceyi onun evinde geçirmek istediğini söylediğinde ise adımları bir anlığına yavaşlıyor. Yüzünü sana çeviriyor, sonra hemen tekrar önüne bakıyor. Açıklaman uzadıkça boynundaki kızarıklık belirginleşiyor. "Aoi..." diye başlayıp susuyor. Birkaç adım boyunca yalnızca ayak sesleriniz duyuluyor. Söylediklerini gerçekten düşündüğü belli oluyor. Sonunda elini biraz daha sıkı tutuyor. "Kalabilirsin." diyor. Ardından hızla ekliyor. "Yani... bence iyi olur. Senin için de. Benim için de." Boğazını temizleyip yüzünü başka tarafa çeviriyor. "Misafir odam var zaten. Daha önce göstermedim çünkü hiç ihtiyaç olmadı. İstersen orada uyursun. Kabus görürsen de... seslenirsin."

Takeshi’nin evine ulaştığınızda kırılan camın şimdilik kalın bir tahta levhayla kapatılmış olduğunu görüyorsun. İçeri girer girmez Takeshi, sanki evini ilk defa ziyaret eden resmi bir misafirmişsin gibi gereğinden ciddi bir ev turuna başlıyor. Salonun yanındaki dar koridoru gösterip küçük misafir odasının kapısını açıyor. İçeride tek kişilik bir yatak, alçak bir dolap ve duvara yaslanmış boş bir çalışma masası bulunuyor. Yatağın üzerinde temiz bir nevresim katlanmış halde bekliyor. "Burada kimse kalmadığı için biraz boş. Battaniye dolabın üstünde. Tuvalet şu tarafta, banyo onun yanında. Havlu gerekiyorsa alt çekmecede." Koridorun sonunda arka bahçeye açılan küçük kapıyı, ardından mutfağı gösteriyor. Tur birkaç dakika içinde tamamlanıyor fakat Takeshi bunu sanki önemli bir görev brifingi veriyormuş gibi ciddiyetle yapıyor. Sonunda buzdolabını açıp bir süre içine bakıyor. Elini uzatarak iki şişe bira çıkarıyor. Şişelerden birini tezgâha bırakıp diğerini elinde tutuyor ve sana dönüyor. Birkaç saniye kararsız kalıyor. "Şey... içer miyiz?" diye soruyor. Teklifini önünde bırakıyor, senin alıp almamana ilişkin hiçbir şey söylemeden kendi şişesini açıyor.

Bir süre sonra salondaki koltuğa geçiyorsunuz. Takeshi ilk birkaç yudumunu yavaş içiyor. Bacaklarını önündeki sehpanın altına uzatıp başını koltuğun arkasına yaslıyor. Günün yorgunluğu sessizlik çöktükçe yüzünde daha belirgin hale geliyor. Sohbet yeniden Youko’ya kayıyor. "Kız hızlı öğreniyor." diyor. Şişeyi dizinin üzerinde tutarak düşünüyor. "Yamiaki Bey bugün chakra kontrolünü test etti. Çok ham ama havuzu yaşına göre iyi. Refleksleri de eğitim görmüş biri için beklediğimden farklı. Bazı hareketleri tamamen ezberlemiş. Neden yaptığını bilmiyor ama bedeni kendi kendine yapıyor." Bir yudum daha alıyor. "Kılıç kullanmayı bildiğini söyledi ama bugün göstermedi. Ben de zorlamadım. Sennashi’de nasıl yetiştirildiğini düşündükçe..." Cümlesi yarım kalıyor. Kaşlarını çatıyor, sonra biradan daha uzun bir yudum alıyor. "Onun Takeshi'si olmak istemiyorum işte." Bir an duruyor, ne söylediğini fark ediyor. "Şey... Akuro'su. Gaku'su. Neyse. Anladın sen." Konuşurken kelimeleri birbirine biraz daha yakın akmaya başlıyor. Normalde kendisini düzeltmek için durduğu yerlerde artık yalnızca eliyle havayı geçiştiriyor. "Kızın kendi istediği gibi biri olması lazım. Yoksa birileri sürekli çocukları alıp kafalarına bir şey sokuyor, sonra büyüyünce hepimiz birbirimizi öldürmeye çalışıyoruz. Çok saçma sistem yani."

Şişe biraz daha boşaldığında Takeshi’nin oturuşu da gevşiyor. Koltuğun köşesinden sana doğru kayıyor, bir şey söyleyecekmiş gibi yüzüne bakıp vazgeçiyor. Sonra tekrar bakıyor. Gözleri uykusuzluktan ağırlaşmış, yanaklarında biranın sıcaklığıyla hafif bir kızarıklık oluşmuş durumda. Birkaç saniye sonra bedenini yana bırakıp başını yavaşça kucağına doğru uzatıyor. Hareketinin ortasında tereddüt ediyor, fakat geri çekilmiyor. Başını yerleştirdikten sonra yukarı doğru bakıyor. Birkaç saniye boyunca gözlerini yüzünden ayırmıyor. Sanki söyleyeceği şeyin kendisinden önce ağzından çıkmasına şaşıracakmış gibi dudaklarını hafifçe aralıyor.

"Çok güzelsin."
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
Youko ilk kez sarılışına minik de olsa karşılık vermişti. Güvende hissettiğini söylemişti, yüzünde hafif bir gülümseme belirmişti. Aoi zihninde kılıç tutan o minik eller canlandıkça kıza karşı içinde şefkat oluşmasına engel olamıyordu. Belki de onlar için tehlike arz ediyordu ancak yine de Youko'yu korumak istiyordu. Sennashi'nin bu kıza daha fazla zarar verdiğini görmek istemiyordu. Kim bilir belki gelecekte geçmişi ile ilgili sır perdelerini kendisi gelip aralardı. Onlara yeterince güvenirse belki bir şeyler anlatırdı. Yola döndüklerinde Takeshi her zamanki gibi Aoi'nin övgülerini kabul etmemişti. Bunu zaten yapması gereken bir şey olarak görüyordu. Aoi ona söylemesi ama onun bu yönünü de çok seviyordu. Utandığı zaman kızaran kulaklarını da, bakışlarını kaçırıp cümlelerini zar zor toparlamasını da... Hepsini çok seviyordu. Takeshi'nin yüzünü bütün ömrü boyunca seyretse yine de sıkılmazmış gibi geliyordu ona. Belki de o yüzden hep onu görmek istiyordu. Yalnızca onu kaybetme korkusu değildi, ona olan sevgisi de körüklüyordu. Kalma meselesi gündeme geldiğinde ise utanan taraf Aoi olmuştu. Böyle çocukça bir bahane ile bu teklifi sunduğu için kendine sinirlenmişti. Takeshi'nin onun elini tutan sıkı elini hissettikçe yanaklarını saran kızarıklık artmıştı. Başını kaldırıp baktığında Takeshi'nin de ondan tarafa bakmakta zorlandığını gördü. Onun da yüzünü onu çok sevimli gösteren bir kızarıklık kaplamıştı. Elini daha da sıkarak kalabileceğini söylediğinde Aoi şaşkınlıkla ona baktı. Hem ona hem de kendisine iyi geleceğini söylemişti. Yani... gerçekten istiyordu Aoi'nin onunla kalmasını. O da onunla vakit geçirmek istiyordu. Oysa Aoi kendini mahcup bir reddedişe de hazırlamıştı. Misafir odası olduğunu, kabus görürse de seslenebileceğini söylediğinde Aoi nutku tutulduğu için birkaç saniye bir şey söylemedi. Sonra titrek bir nefes verdi. "Te-Teşekkür ederim."

Aoi o kadar mutluydu ki dışarıdan hiç renk vermemeye çalışmasına rağmen genç kızı pembe bir aura kaplamıştı sanki. Yüzünde saklamakta zorlandığı anlamsız bir tebessüm vardı. Sanki bu gece karanlığında onun kendi güneşi açıyordu. Onun zihnindeki o alan sıcak, parlak, mis gibi kokularla kaplı, kalpli ve çiçekliydi. Takeshi'nin ona bu kapıyı açması iyi olmuş muydu ki? Aoi bunu suistimal edebilirdi. Kesinlikle ederdi. Kendini yavaş yavaş o misafir odasına yerleştirmesi işten bile değildi. Takeshi onu azarlamazsa ya da sınır ve kurallar getirmezse bunu kesinlikle yapardı, hem de sıfır kötü niyetle. Bütün yol boyunca dünyalar onun olmuş gibi bir neşeyle Takeshi'siyle el ele yürüdü. Onun evine vardıklarında ilk dikkatini çeken şey kırık kocaman camın bir tahtayla kapatılmış olmasıydı. "İyi bari, rüzgar almıyor." Hayashi'lerin işçiliği miydi bu acaba? Takeshi ona ilk olarak kalacağı odayı göstermişti. Minik, tek kişilik yatağı olan bir odaydı. Masası ve dolabı bile vardı. Fazlasıyla temiz ve dokunulmamış duruyordu. Takeshi'nin evindeki "odasını" görmek Aoi'yi daha da mutlu etti. Takeshi sanki bir otel memuruymuşçasına bütün evi gezdirirken hayranlıktan transa girmiş bakışlarla bakıyordu her yere.

En son mutfağa girmişlerdi. Takeshi buzdolabını açarak iki soğuk bira çıkardı. Aoi başını sallayarak teklifini kabul etti. Bira keskin bir "tsst" sesiyle açıldığında malt kokusu yayıldı. Salondaki koltuğa geçtiler. Birayı yavaş yavaş yudumlarken yine havadan sudan muhabbet ediyorlardı. Takeshi ile havadan sudan konuşmak ne kadar da eğlenceliydi. Aoi artık gülümsemesini saklamaya bile çalışmıyordu. Konu yine Youko'dan açıldığında ona karşı sorumluluk sahibi bir abi davranıyordu. Onun kendi seçtiği insan olmasını, başka yetişkinlerin veya Sennashi'nin içine sardığı kalıpların dışına çıkmasını istiyordu. "Sen... çok iyi bir abi olurmuşsun." Birasından bir yudum aldı. "Ama bu mümkün olmasa bile çok iyi bir baba olacağına eminim." Mümkünse kendisi ile olmasını diledi içinden. Yuukon lütfen bunu nasip etsin ve onu kendisinden erken almasın diye de ekledi duasına.

Takeshi alkolün etkisiyle gevşemeye başlamıştı. Koltukta Aoi'ye doğru kaymaya başladı. O kadar sevimliydi ki Aoi bu sahneyi fotoğraflayabilmeyi diledi. Ara ara ona bakıyor, bir şey söyleyecek gibi dudaklarını aralıyor ama bir şey söylemiyordu. Bu onun çok sık yaptığı bir davranıştı. Çok uykusuz ve yorgun görünüyordu. "Bana eşlik etmek zorunda değilsin, çok yoruldun bugün." diye ekleme gereği duydu Aoi bir noktada. Kendisini zorlamasını istemiyordu. Ertesi gün de eğitime devam edeceklerdi sonuçta. Bir süre sonra Takeshi yavaşça bedenini ona doğru bırakarak başını kucağına yasladı. Aoi o an kalbi durdu zannetti. Onu rahatsız etmemek için nefes bile almadı. Takeshi kucağına yattıktan sonra başını kaldırdı. Gözlerine baktı. Yüzü alkolün de etkisiyle pembeleşmişti. Sonra ondan hiç beklenmeyecek bir şey söyledi. Çok güzel olduğunu... Aoi'nin o anda tüm dünyası durdu. Mutluluğun zirvesini festival havaifişeklerinde yaşadığını zannetmişti ancak Takeshi sürekli çıtayı yükseltiyordu. Kalbi çılgınca atmaya başladı, yüzü kulaklarına kadar kıpkırmızı oldu. Dudaklarını araladığında ağzından zayıf bir "Takeshi..." döküldü. Parmaklarını ona doğru götürdü. Yanağını okşadı, saçlarını okşadı. Yüzünü ona doğru eğdi. Alnına sıcak bir öpücük kondurdu. Sonra biraz daha aşağı indi, dudaklarına kavuştu. Bu sefer jutsu bahanesi ile değil, yalnızca öpmek için birleştirdi dudaklarını onunkilerle. Kalbi ağzında atıyordu resmen. Dudağını onunkilere değdirip biraz orada tuttu ve çekildi. Hmm? Bu çok da doğru hissettirmemişti. Dudaklarını aralaması lazımdı sanki. "Beni geçen geceki gibi öper misin?" Soru ağzından o kadar ani çıktı ki utancı yüzüne biraz geç ulaştı. Ama çok utanıyor olmasına rağmen devam etti. "Daha uzun öpmüştün hani. O daha güzeldi. O-Ondan istiyorum..."
Image
🦋
SHINOBI KAYDI

shinobi

rank
C-rank
element
Fuuton
affinity
Ninjutsu

techniques

Mirai no Me (Geleceğin Gözleri)
Reikon Tsumekomi (Ruh Varlığı Kanalizasyonu)
Fuuton: Kazekiri no Jutsu (Rüzgar Kesme Tekniği)
Fuuton: Kami Oroshi (İlahi Dağ Rüzgarı)
Fuuton: Hikoukaze (Uçan Çekirge Rüzgarı)
Eien no Sasayaki (Sonsuz Fısıltılar)
Shisha no Kage (Ölülerin Gölgesi)
Shisha no Gun (Ölüler Ordusu Çağırma)
Tamashii no Hansha (Ruh Yansıması)
Fuuton: Kuudan (Hava Mermisi)
Shizukesa no Kusari (Sessiz Ruh Zincirleri)
Reikon Tsunagi (Ruhsal Bağlantı)
Mamori no Rei (Koruyucu Ruh Perdesi)
Fuuton: Kaze no Engetsu (Rüzgar Hilal Bıçakları)
Inochi no Ibuki (Yaşam Nefesi Paylaşımı)
Tamashii no Katamiı (Ruh Yadigâr)
Tamashii Kyōmei (Ruh Rezonansı)
Kyōtsū Itami (Paylaşılmış Acı)
Reikon no Tobari: Haha no Idaki (Ruh Perdesi: Ana Kucağı)
Fuuton: Shinkuuha (Vakum Dalgası)
Reikon no Michishirube (Ruhun Yol İşareti)

items

Tarot Destesi
Rüzgar Taşıyıcılı Fan
Kurbağa Peluş
3 adet Hyourougan
Kamp Malzemesi Seti
5 adet Kunai
10 adet Shuriken
2 adet Patlayıcı Kağıt
1 adet Tıbbi Kit (küçük boy, bandaj ve temel malzemeler içerir)
1 adet İletişim Duman Bombası (renk kodlu)
2 adet İp (her biri 10 metre)

resources

ryo
342.935
sp
20
fame
Tanınmıyor
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
Takeshi, isteğini duyduğu anda birkaç saniye boyunca kıpırdamıyor. Kucağında yatarken yüzündeki pembelik bir anda kulaklarına kadar yayılıyor; bakışları dudaklarından gözlerine, oradan yeniden dudaklarına kayıyor. Az önce biranın verdiği rahatlıkla sana çok güzelsin diyebilen çocuk, şimdi söylediğinin devamıyla gerçekten yüzleşmek zorunda kalmış gibi görünüyor. "Geçen geceki gibi..." diye mırıldanıyor, sanki neyi kastettiğini hatırlamak için kendisine zaman kazandırıyormuş gibi. Sonra yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluşuyor. Başını kucağından biraz kaldırıyor, bir elini koltuğun kenarına dayıyor ve sana doğru yaklaşıyor. Bu kez acele etmiyor. Dudakları seninkilere değdiğinde birkaç saniye öylece bekliyor, ardından o gece içgüdüsel biçimde yaptığı şeyi daha bilinçli şekilde tekrar etmeye çalışıyor. İlk birkaç denemesinde hareketlerinde hala Takeshi’ye özgü o beceriksiz tereddüt var. Ne kadar yaklaşacağını, ne zaman geri çekileceğini, ellerini nereye koyacağını sürekli düşünüyormuş gibi. Bir noktada burnunuz birbirine çarpınca geri çekilip utançla gülüyor. "Pardon." diyor ve birkaç saniye sonra yeniden yaklaşarak bu kez daha rahat davranıyor.

Zaman, salonun içinde tuhaf biçimde önemini kaybediyor. Dışarıdaki gece aynı gece, kırık pencerenin önündeki tahta hala aynı yerde, sehpanın üzerindeki şişeler hala yavaş yavaş ısınıyor. Fakat dakikalar boyunca dünyanın geri kalanına ihtiyaç kalmıyor. Bazen birkaç saniyeliğine ayrılıp birbirinize bakıyorsunuz, sonra yeniden yakınlaşıyorsunuz. Takeshi’nin utangaçlığı her seferinde biraz daha azalıyor; bir noktadan sonra ne yapması gerektiğini düşünmek yerine seni takip etmeye başlıyor. Parmakları önce elini buluyor, sonra yanağına dokunuyor. Arada bir durup yüzüne baktığında, sanki bütün bu yakınlığın gerçekten kendi hayatında gerçekleştiğine hala tam ikna olamamış gibi bir ifade taşıyor. Birkaç kez hafifçe gülüyor, sonra yine sessizleşiyor. Yarım saate yakın bir süre boyunca o koltuk, son birkaç gündür etrafınızı kuşatan mühürlerden, Sennashi’den, ölümlerden ve korkulardan çok uzakta küçük bir sığınak haline geliyor. Takeshi’nin nefesi zamanla ağırlaşıyor; yorgunluğu, alkolün sıcaklığı ve bütün günün yükü yüzüne yeniden yerleşmeye başlıyor.

Sonunda dudaklarınız birbirinden ayrıldığında Takeshi bir süre alnını seninkine yaslıyor. Gözlerini kapatıp derin bir nefes alıyor. Sonra bir anda ne kadar uzun zamandır orada olduğunuzu fark etmiş gibi gözlerini açıyor ve yüzü yeniden kızarıyor. Bakışlarını salonun koridoruna doğru çeviriyor, ardından tekrar sana bakıyor. Bir şey söylemek için iki kez ağzını açıp vazgeçiyor. Üçüncüde sesi oldukça alçak çıkıyor. "Ş-şey..." Boğazını temizliyor. "Odama geçelim mi?" Sorunun kendisini söylediği anda omuzları geriliyor. Ardından aceleyle ekliyor. "Yani burada uyuyakalacağız böyle. Yatak daha rahat." Yüzündeki telaş, kendi cümlesinin nasıl duyulduğunu fark ettiğini açıkça belli ediyor.

Takeshi’nin odası, evin diğer taraflarından daha fazla ona benziyor. Az eşya var. Düzenli bir çalışma masası, birkaç kitap, duvar kenarında katlanmış antrenman kıyafetleri, pencerenin önünde eski bir saksı ve yatağın yanında küçük bir komodin. Pencereden giren ay ışığı odanın yarısını soluk maviye boyuyor. Buraya girmek, evin bir odasına geçmekten daha fazlası gibi geliyor. Bir insanın yıllarca kimseye göstermeden kendi içinde tuttuğu sessiz bir yere adım atmak gibi. Festival gecesinde başlayan yakınlık, hastane odasında korkuyla çatlamış, parkta öfkeyle parçalanmış, sonra yeniden ellerinizle bir araya getirilmişti. Şimdi hiçbir havai fişek yok. Arkanızda çalan müzik, alkışlayan insanlar veya yaklaşan bir saldırı da yok. Sadece sessiz bir oda, ay ışığı ve birbirinin varlığından emin olmak isteyen iki insan var. Takeshi yatağa geçtiğinde sana da yanında yer açıyor. İlk başta biraz mesafe bırakıyor, ardından o mesafenin saçmalığını fark etmiş gibi kolunu sana doğru uzatıyor. Yanına geldiğinde seni dikkatle kendisine çekiyor ve çenesini başının üzerine yaslıyor.

Bir süre yalnızca sarılıyorsunuz. Takeshi’nin kalp atışları ilk dakikalarda hızlı, sonra yavaş yavaş sakinleşiyor. Arada yüzünü aşağı çevirip alnına, yanağına küçük öpücükler bırakıyor, sen ona baktığında yine dudaklarını buluyor. Bu kez öpüşmeleriniz salondaki kadar telaşlı değil. Uykunun kıyısında, uzun bir günün sonunda, birbirinizin gerçekten orada olduğunu hatırlatan küçük dokunuşlar haline geliyor. Takeshi bir noktada elini saçlarının arasından geçiriyor ve yüzünü birkaç saniye boyunca sessizce inceliyor. Gözlerindeki mahcubiyet hala kaybolmamış, fakat arkasında artık başka bir şey de var. Sana karşı hissettiklerini bastırmaktan vazgeçmeye çalışan bir insanın kırılgan cesareti. Dudaklarını aralıyor, sonra kısa bir tereddüdün ardından gülümseyerek soruyor.

"İster misin?"
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
Takeshi, Aoi'nin isteğini ilk duyduğunda biraz tereddüt edince Aoi de bir an için bunu istediğine pişman oldu. Takeshi yorulmuştu ve uykusu vardı. Belki de yalnızca kucağında biraz dinlenmek sonra da odasına geçip uykuya dalmak istiyordu. "İ-İstersen..." diye mırıldandı Takeshi hafifçe doğrulurken. Bir eliyle koltuktan destek alarak ona doğru başını yaklaştıran Takeshi'yi görünce ise sustu ve beklemeye başladı. İlk temas öncekine benzerdi. Sonra bir şekilde o gece olanları taklit etmeye çalıştı ancak pek doğal hissettirmiyordu. O gece tüm tereddütlerinden sıyrıldığı, rahatlayarak tamamen kendisi olabildiği bir an yaşanmıştı ikisi arasında, havai fişeklerin ardında. O anın ortasında onu kendisine çekmiş ve rahatça öpmüştü. Şimdi daha gergindi. Aoi şikayetçi değildi. Birebir aynısı olmasa da bu hali de çok sevimliydi. Burunları çarpışınca kıkırdadı. Eğleniyordu. Mükemmel olmak zorunda değildi. Zaten böyle bir beklentisi de yoktu. Takeshi ile olmak istiyordu yalnızca.

Bir süre sonra Takeshi rahatladı ve çok daha kendinden emin davranmaya başladı. O noktada ip koptu. Aoi tam ne zaman koptuğunu da anlayamamıştı. Aralarındaki bir şey alevlendi ve tüm odayı cayır cayır yakmaya başladı. Tatlı öpüşme seansı daha ıslak, daha sıcak ve daha derin bir şeye dönüşmüştü. Bu o gecekinden bile güzeldi. Burada kimse yoktu. Havai fişekler, onları arkada gözetleyenler, kalabalık, maskeliler... Sadece ikisi vardı. Nefes ve temas seslerinden başka ses de yoktu. Aoi'nin duyguları üst üste binerek karşı konulamaz bir hale geldi. Sanki bedeni alev almıştı da Takeshi ona her dokunduğunda daha da yakıyordu. Eline dokundu, yanağına dokundu. Aoi de ona dokundu. Dokundukça daha çok dokunmak istedi. Vücudunda onu bunaltan bir baskı hissetmeye başladı. Dışarı atılıp rahatlamak isteyen bir baskı. Tek bir noktada toplanıyor ve orayı sıcacık yakıyordu. Aoi'nin nefes alış verişi de hafifçe değişti. O kadar doğal bir şekilde gelişmişti ki kendisi fark etmedi. Arada bir geri çekildiler ve birbirlerine baktılar. Takeshi ona o kadar güzel bakıyordu ki Aoi ona imkansız bir şekilde daha da yakın olmak, onu kendine daha da çekmek istiyordu. Aoi'nin yüzü içtikleri biradan da daha keskin bir şeyle sarhoş olmuş gibi pespembeydi. O kadar aşıktı ki tüm bu duygularla ne yapması gerektiğini bilmiyordu.

Bir noktada durdular. Dudakları birbirinden ayrıldı. Takeshi alnını alnına yaslayınca Aoi'nin göz kapakları hafifçe düştü. Takeshi'nin nefesinin yüzüne çarptığını hissetti. Bira kokuyordu. Aoi neyin geliyor olduğunu tahmin edebiliyordu. Takeshi'nin yatma vakti gelmişti, odasına çekilecekti. Muhtemelen bunu nasıl söyleyeceğini düşünüyordu ve ondan tereddüt ediyordu. Aoi ise ondan şu anda ayrılmak istemiyordu. Yine de yapılması gereken doğru şeyin onu bırakmak olduğunu biliyordu. Bir de bedeni bu iç sesini dinleyebilseydi... Sonra Takeshi ağzını açtı ve onu odasına davet etti. Aoi'nin şaşkınlıktan gözleri büyüdü. "G-Gerçekten mi? Gelebilir miyim?" Kulaklarına inanmakta zorluk çekmişti. Elbette Takeshi kalmasına izin verdiği için bile minnettardı. Misafir odasında seve seve kalırdı. Ama onun odasında, onun yatağında kalmak... Kulağa mümkün olamayacak kadar güzel geliyordu. Takeshi burada uyuyakalmaktansa yatağın daha rahat olduğunu söylediğinde hiçbir şey söylemeden onu takip etti. Fikrini son anda değiştirmesinden korkuyordu.

Takeshi'nin odası temiz ve düzenliydi. Pek eşyası yoktu. Daha klasik bir erkek odası beklemişti ancak Takeshi ömrü boyunca tek başına yaşamış ve kendi arkasını düzenlemiş birisi olarak evini dağıtmıyor olmalıydı. Üstelik şımarabileceği kimsesi de yoktu. Etrafı dağıttığında onu azarlayacak, ona daha düzenli olmasını söyleyecek birisi hayatı boyunca hiç olmamıştı. Takeshi lambayı açmadı. Pencereden giren ay ışığı etrafı görmesini sağlıyordu. Aoi belki de Takeshi'nin bu özel alanına ilk girmiş kişi olabilirdi. Ya da hiç değilse buraya giren az kişiden birisi olmalıydı. Takeshi'nin hayatında daha önce burayı paylaştığı başkaları da olabilirdi elbette. Takeshi yatağa geçip uzandığında ona da yer açınca hemen usulca yanına kıvrıldı. İlk başta ondan biraz uzak durmuştu nedense. Sonra kolunu uzatarak onu kavradı. Aoi onun sıcaklığını yeniden hissedince biraz evvel hissettiği sıcak baskı vücuduna geri döndü. Kollarını Takeshi'ye doladı, başını göğsüne doğru gömdü. Çok güzel kokuyordu. Kullandığı sabun ya da deterjan ile karışmış Takeshi kokusu... Bunu seviyordu. Midesinde garip, karıncalanmaya benzer bir his yaratıyordu bu kokuyu almak. "Kalbin çok hızlı atıyor..." Aoi onun kalp atış sesini dinledi tıpkı hastane odasında yaptığı gibi. Çok huzur vericiydi. Bu sesi dinleyerek uyumak istiyordu kalan ömrü boyunca. Takeshi yanında, sağ, güvende iken...

Bir süre sonra kalp atışları normale döndü. Takeshi onu nazikçe sarmıştı. Bu şekilde uyuyakalacaklarını düşündü Aoi ancak Takeshi hemen uyku moduna girmedi. Alnına ve yanaklarına bıraktığı küçük öpücükler Aoi'nin kalbinin çılgınca atmasına sebep oluyordu. Aoi başını kaldırıp ona bakacak olursa da dudaktan öpüşüyorlardı. Aoi'nin kendini ondan ayırmakta zorlanmasıyla kesiliyordu bu öpücükler. Bu şekilde uyumasına imkan yoktu. Çok fazla gerilim vardı. Takeshi elini saçlarının arasından geçirince yüzüne bir sıcaklık yayıldı yine. Gözlerinde daha önce hiç görmediği tarzda bir bakışla onu uzun uzun inceleyince Aoi utandı ancak geri çekilmedi. Takeshi ilk kez cesur davranıyordu. İlk kez sevgisinden utanmıyor, çekinmiyor, bastırmıyor, mahcubiyet duymuyordu. Youko'ya davrandığı kadar dürüst davranmaya başlamıştı. Şimdi Aoi utanıp geri kaçamazdı. Takeshi bir an tereddüt ettikten sonra ağzından bir cümle çıktı. Bir soru cümlesi. Aoi bu sorunun ne ima ettiğini anında anladı ancak hemen cevap veremedi. Kalbi bir anda o kadar hızlı atmaya başlamıştı ki ölüyor olduğunu zannetti. Takeshi'nin kıyafetinin koluna sımsıkı yapıştı. Başını olumlu anlamda bir kez yukarı aşağı salladı. "Evet..." dedi minicik bir sesle. "...isterim." Takeshi onun ölümünün sebebi olacaktı. Zihni bir anda aynı anda konuşan dört beş heyecanlı ve anksiyeteli ses eşliğinde bir kaos çukuruna döndü. Oluyor muydu? Yapacaklar mıydı? Şimdi mi? Nasıl olacaktı? Ne yapması lazımdı? Utanıyordu. "E-Emin misin?" Takeshi'ye teklifini tekrar düşünmesi için zaman tanıdı. "Y-Yorgun değil misin? Ya da... şey... v-vücudun ağrımıyor mu?" Mührünün olduğu bölgedeki derinin canını yaktığını söylemişti daha birkaç saat önce. Gözleri de her an uykuya dalabilecek gibi yorgun bakıyordu.

Birkaç saniye kendisiyle ne yapacağını bilmez halde bir Takeshi'ye, bir odanın penceresine bakıp durdu. "Ş-Ş-Şey..." Aklına bu konuda hiç tecrübesi olmadığı gelmişti. Hatta basit temelleri dışında bu aktiviteye dair pek bir bilgisi dahi yoktu. Hiç öğrenmeye de çalışmamıştı. Takeshi'nin ise tecrübeli olduğunu biliyordu. Bu durum bunu onun için sıkıcı hale getirir miydi? Öyle olmaması için ne yapmalıydı ki? Gerginlikle bütün vücudu kasıldı. "B-Bana öğretebilir misin?" dedi en sonunda bir nefeste. "Ben... daha önce... yani... şey... ben pek..." Cümle kurmaya çalışmaktan pes etti. "...anladın işte." Mahcup bir ifadeyle Takeshi'ye baktı. "A-Ama öğretirsen öğrenirim... Senin için sorun değilse..." Vakti varken Rei ablasına sormalıydı. İki eliyle de yüzünü kapadı. Bugün ölmezse bir daha hiç ölmezdi herhalde.
Image
🦋
SHINOBI KAYDI

shinobi

rank
C-rank
element
Fuuton
affinity
Ninjutsu

techniques

Mirai no Me (Geleceğin Gözleri)
Reikon Tsumekomi (Ruh Varlığı Kanalizasyonu)
Fuuton: Kazekiri no Jutsu (Rüzgar Kesme Tekniği)
Fuuton: Kami Oroshi (İlahi Dağ Rüzgarı)
Fuuton: Hikoukaze (Uçan Çekirge Rüzgarı)
Eien no Sasayaki (Sonsuz Fısıltılar)
Shisha no Kage (Ölülerin Gölgesi)
Shisha no Gun (Ölüler Ordusu Çağırma)
Tamashii no Hansha (Ruh Yansıması)
Fuuton: Kuudan (Hava Mermisi)
Shizukesa no Kusari (Sessiz Ruh Zincirleri)
Reikon Tsunagi (Ruhsal Bağlantı)
Mamori no Rei (Koruyucu Ruh Perdesi)
Fuuton: Kaze no Engetsu (Rüzgar Hilal Bıçakları)
Inochi no Ibuki (Yaşam Nefesi Paylaşımı)
Tamashii no Katamiı (Ruh Yadigâr)
Tamashii Kyōmei (Ruh Rezonansı)
Kyōtsū Itami (Paylaşılmış Acı)
Reikon no Tobari: Haha no Idaki (Ruh Perdesi: Ana Kucağı)
Fuuton: Shinkuuha (Vakum Dalgası)
Reikon no Michishirube (Ruhun Yol İşareti)

items

Tarot Destesi
Rüzgar Taşıyıcılı Fan
Kurbağa Peluş
3 adet Hyourougan
Kamp Malzemesi Seti
5 adet Kunai
10 adet Shuriken
2 adet Patlayıcı Kağıt
1 adet Tıbbi Kit (küçük boy, bandaj ve temel malzemeler içerir)
1 adet İletişim Duman Bombası (renk kodlu)
2 adet İp (her biri 10 metre)

resources

ryo
342.935
sp
20
fame
Tanınmıyor
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
Takeshi, senden gelen o son soruyu duyduğu anda birkaç saniye boyunca tamamen donuyor. Az önceki cesareti bir anda yüzünden çekiliyor, kulakları, yanakları, hatta boynunun görünen kısmı kıpkırmızı oluyor. Dudaklarını aralıyor, kapatıyor, sonra yeniden açıyor. "Öğretmek..." diye tekrarlıyor, sanki kelimeyi ilk kez duyuyormuş gibi. Bakışları birkaç kez senden kaçıyor, ardından utancını yutup yeniden gözlerinin içine bakmayı başarıyor. "Evet. Yani... bildiğim kadarıyla yardımcı olurum." Parmaklarını saçlarının arasından geçirip derin bir nefes alıyor. Yorgunluğu yüzünde, mührünün çevresindeki ağrı da tamamen geçmiş değil. Bu yüzden acele etmek yerine seni kendisine biraz daha yaklaştırıyor. "Ama hiçbir şeyi yetiştirmemiz gerekmiyor. Bir şeyden rahatsız olursan söylersin. Ben de söylerim. Tamam mı?" Ardından utançtan gözlerini kapatıp alnını seninkine yaslıyor. Gece ilerledikçe odanın dışında kalan dünya daha da sessizleşiyor, konuşmalar, küçük kahkahalar, uzun suskunluklar ve birbirinizin yanında kalmanın verdiği güven içinde saatlerin nasıl geçtiğini ikiniz de fark etmiyorsunuz. Bedenleriniz birleşiyor, birbirinizin sıcaklığının doruğuna nefes nefese ulaşıyorsunuz. Bir noktadan sonra ay ışığı odanın başka bir köşesine kayıyor ve bütün o ağır gün, gecenin karanlığında yavaş yavaş geride kalıyor.

Sabahın ışığı perde aralığından içeri süzüldüğünde oda hala sessiz. Takeshi bir süre uyanmadan yatıyor; gecenin yorgunluğu sonunda bedeninin tamamını ele geçirmiş gibi derin uyuyor. Sonra bir anda gözleri açılıyor. Birkaç saniye tavana boş boş baktıktan sonra başını yana çeviriyor ve komodinin üzerindeki saate göz atıyor. Yüzündeki huzur anında yok oluyor. Bir anda doğruluyor. "Hassiktir." Yatağın hareketi seni de uykunun içinden çekiyor. Takeshi saate bir kez daha bakıyor, sonra yerdeki kıyafetlerine, sonra tekrar saate. "Yamiaki Bey’le eğitimim vardı! Eyyyyvah. Yannnnndık." Kıyafetlerini toparlarken bir kolunu yanlış yere geçiriyor, tekrar çıkarıp düzeltiyor, saçları tamamen dağılmış, yüzünde uykunun ağırlığı ve gecikmenin paniği birbirine karışmış durumda.

Bir yandan üstünü giyerken bir yandan odanın içinde kayıp eşyalarını arıyor. Akuro’nun pençesini bulup koluna geçiriyor, ardından çorabının tekini yatağın kenarında fark edince eğilip alıyor. Tam kapıya yönelmişken duruyor ve sanki önemli bir şeyi unutmuş gibi sana dönüyor. Hızlı adımlarla tekrar yatağın yanına geliyor, eğilip alnına kısa ama sıcak bir öpücük bırakıyor. "Benim hemen gitmem gerekiyor." diyor, yüzünde suçlu bir gülümsemeyle. "Erken uyanıp seninle kahvaltı etmek istiyordum ama... Of ya." Son kelimelerde kendi uyku düzenine kızmış gibi yüzünü buruşturuyor. Sonra tekrar ayağa kalkıyor, gömleğinin yakasını düzeltirken bir an durup sana bakıyor. "Baya yorulduk tabii... Eheheh..." Yanakları bir anda kıpkırmızı oluyor.

"Şey, sen ne yapacaksın?" diye soruyor. Bir yandan kemerini bağlamaya devam ediyor. "İstersen birlikte çıkalım. Eğer daha uyurum dersen anahtarı sana bırakabilirim, akşam size gelip alırım." Bu fikri söylerken yüzünde hafif, çekingen bir gülümseme beliriyor. Anahtarını yatağın yanındaki küçük masadan alıp parmaklarının arasında sallıyor, belli ki evinde tek başına kalmana güvenmek konusunda hiç tereddüt etmiyor. Sonra tekrar saate bakıyor ve gözleri büyüyor. "Ama kararını hızlı verirsen çok sevinirim çünkü Yamiaki Bey beni öldürmeden önce eğitim alanına varmam lazım."
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image

Aoi'nin utancı yönelttiği soru ile birlikte Takeshi'ye de bulaşmıştı. Öğretme kısmı onu zorluyor gibiydi. Jutsu öğretmek gibi değildi tabi bu. Sonra genç kıza yaklaşıp aceleleri olmadığını, ağırdan alıp birlikte öğrenebileceklerini söyledi. Bir şeyden rahatsızlık duyacak olurlarsa birbirlerine söyleyeceklerdi. Bunu duyması ile birlikte Aoi'nin kalbi yeniden tekledi. Bu bir performans değildi, bu konuda kaygılanmasına gerek olmadığını ima etmişti açıkça. Takeshi her ikisi için de güvenli bir ortam oluşturmaya çalışıyordu. Yalnızca birbirlerine olan sevgilerini göstereceklerdi. Her şeyi doğal akışına bırakabilir ve rahatlayabilirlerdi. Aoi'nin de istediği buydu. Ona yakın olmak, yanında olmak. Aoi ona sımsıkı sarıldı. Kendini hiç bu kadar güvende hissetmemişti. Birbirlerinin bedeninin ısısını hissettiler. Tenleri ve nefesleri birbirine karıştı. O küçücük anın içerisinde Takeshi'den başka hiçbir şeyi düşünmedi. Yalnızca o ve onu ne kadar çok sevdiği... geriye kalan her şey o gecenin ve odanın ardında kaldı. Onları içeriye davet etmedi. Daha önce hiç tatmadığı tarzda bir hazzın varlığını keşfetti. Deneyimledi. Terden sırılsıklam oldu, nefes nefese kaldı ama bunu hiç nahoş olmayan bir şekilde yaşadı. Sonra... hayatının en huzurlu ve derin uykusuna daldı. Sevdiği adamın kollarında, onun kokusuna bulanmış halde. Hiçbir kabus o gece dokunmadı ona.
► Show Spoiler
Huzur dolu uykusundan, yataktaki kıpırdanma ile uyandı. "Mmhe oldhu?" Uyku sersemi haliyle gözlerini açabilmek için ovuşturdu. Yatakta yavaşça doğruldu. Kendini onlarca kilo hafiflemiş gibi hissediyordu. Sanki sırtındaki çok ağır bir yükü bırakmıştı ve rahatlamıştı. Yanakları sağlıklı bir şekilde pespembe, yüzü ışıl ışıldı. Oldukça tatmin edici bir gece geçirmiş olan bir kadının huzuru üzerine sinmişti. Gözlerindeki bakış hayatın şifresini çözmüş birisine aitti. Yatakta dönüp bu durumun mimarını göremeyince endişelendi. "Takeshi?" Onun yataktan kalkmış, alelacele giyinmekte olduğunu fark etti hemen sonrasında. O kadar telaşlıydı ki kıyafetlerini yanlış giyiniyordu. Gözleri odadaki saate kaydı. Eğitimine geç kalmıştı. Aoi onun bu halini görünce kıkırdamaya başladı. Sonra oğlanın yüzündeki ifadeye, saçlarının dağılmış oluşuna, üstsüz vücuduna ve karnındaki mühre bakınca gece yaşananları yeniden hatırladı. Dalıp giden gözlerle hazırlanmakta olan Takeshi'yi izlemeye devam etti. Eşyalarını bulmaya çalışıyor, Akuro'nun pençesini alıyordu. Aoi ise gece yaşanan her şeyi, her sahneyi zihninde bir daha bir daha tekrar ediyordu. Çok güzeldi... Tahmin ettiğinden çok çok daha güzeldi... Bu kadar iyi olmasını beklemiyordu. En güzel şeyler listesinde kesinlikle ilk üçe girerdi. Şimdi neden kızların aralarında kıkır kıkır gülüşerek fısır fısır böyle şeyler konuştuklarını anlıyordu. Saya'nın neden partnerden partnere atlayıp bu tatmini aradığını anlayabiliyordu. Onu yargıladığından değildi. Bu işin muhteşemliği sevdiği insanla gerçekleşmiş olmasından geliyor olmalıydı. Saya da nihayet bunu deneyimleyebilecekti.

Takeshi tam kapıya yöneldiği esnada Aoi'yi orada bıraktığını hatırlamış olacaktı ki yanına gelerek alnına bir öpücük kondurmuştu. Aoi daldığı hayallerden bu şekilde sıyrıldı. Acilen gitmesi gerekliydi, erken uyanıp kahvaltı etmek istemişti ancak uyuyakalmıştı. Sonra da gece çok yorulduklarını ekledi. Aoi onun kızaran yanaklarını görünce kendini tutamadı. "Değdi ama." Bakışları, dünyaları yerinden oynatacak bir keşif yapmış gibiydi. "Bunu tekrar yapmalıyız! Her gün yapmalıyız! Hatta... günde iki kere. Kahvaltıdan önce ve akşam yemeğinden sonra. Bunu yapmanın başka şekilleri de var mı? Her şeyi öğrenmeliyim! Okuyabileceğim bir kitabı olmalı!" Sanki eğitim takvimine eklenmesi gereken bir aktiviteymiş gibi konuştu. Saya'nın şakası geldi sonra aklına. O kadar sık yaparsalar bebekleri olur muydu ki? Meh, olursa da olurdu. Ona da değerdi. Aoi'nin Hokage olmak gibi bir hedefi yoktu zaten.

Takeshi hazırlıklarını bitirirken ona ne yapacağını sordu. Birlikte çıkabilirlerdi. Aoi bunu duyunca kabul edecek gibi oldu ancak sonra Takeshi'nin ikinci cümlesini duyması ile birlikte vazgeçti. Anahtarı ona verirse akşam almaya gelebilirdi. Bu da... onu görme bahanesi anlamına geliyordu. Aoi anahtarı almak için ona avucunu uzattı. "Duş almam lazım, senin kadar hızlı hazırlanamam. Sen koş eğitimine yetiş, Yamiaki Hoca'ya selam söyle. Ben evini kilitlerim çıkmadan." Sonra da günün planını onunla paylaştı. "Masato ile ormana gidip sana merhem yapmak için ot toplayacağım. Belki kas ağrılarına iyi gelir. Geldiğin zaman onu da veririm sana. Öğleden sonra da Han abi kendini iyi hissederse biraz eğitim yaparız." Aklından geçen sinsi ve hınzır şeyler için utanç duymalıydı belki de ancak hiç ama hiç duymuyordu. Yatakta emekleyerek Takeshi'ye ulaştı ve boynuna dolanıp dudaklarına ıslak bir öpücük bıraktı. Sonra da anahtarı alarak onunla vedalaştı. Gerçekten de duş almalıydı. Takeshi ona banyoyu ve havluları tarif etmişti. Bu yüzden hızlıca oraya yöneldi, saçlarını yıkadı, kurutmakla hiç uğraşmadan önceki geceden yatağın kenarlarına saçılmış kıyafetlerini toparladı ve giyindi. Yatak örtüsünü düzelterek odayı toparladı. Sonra salona gitti, kalmış bira şişelerini dökerek çöpe attı. Her yerin düzenli ve temiz olduğundan emin olunca kapıyı özenle kilitleyerek evden ayrıldı.

Aralarında ne geçtiğini kimseye çaktırmaması gerektiğini düşünüyordu ancak sanki onu tanıyan herkes yüzünü okuyabilirmiş gibi hissediyordu. Ailesi gece eve dönmediğini fark etmiş miydi? Onlar erken uyanırlardı. Çaktırmadan klan bölgesine doğru yol aldı. Parmak uçlarında ses çıkarmadan odasına girdi. Önceki günden kalma elbisesini çıkarıp onun yerine ormanda daha uygun olabilecek uzun, pembe bir elbise giydi. Kimono ile elbise arası bir şeydi zaten ancak kimonoya göre daha rahattı. Saçlarını tepeden at kuyruğu haline getirdi. Topladığı otları doldurmak için bir bez çanta aldı. Onun içine otlar elini kesmesin diye eldiven ve otları toplamakta kullanılacak bazı araç gereçleri de doldurdu. Sonra mutfağa girdi. Kahvaltı etmekle vakit kaybetmek istemiyordu, zaten daha acıkmamıştı. Basitçe iki sandviç hazırladı. Krem peynir, yeşil biber, salatalık, domates, yeşil zeytin, füme ile doldurdu içlerini. Birini Masato birini de kendisi için hazırladı. Bir piknik sepeti alarak sandviçleri ona yerleştirdi. Sandaletlerinden birini giyerek evden ayrıldı.

Hyuuga yerleşkesine doğru yürüdü. Yol üzerinde bir marketten çikolatalı süt ve iki karton bardak aldı. Yerleşkeye vardığında Masato'nun onu bekliyor olduğunu gördü. Işıl ışıl ve sevinç saçan bir gülümsemeyle ona uzaktan el salladı. "Masatoooooo!" Yanına yaklaşınca da koşup sarıldı. "Geç mi kaldım? Özür dilerim. Nasılsın? Ben çok iyiyim. Kahvaltı ettin mi? Etmediysen sandviç hazırladım ikimize. Ettiysen de acıkınca yeriz. İçecek olarak da çikolatalı süt aldım. Sever misin? Sevmezsen başka bir şey alalım sana. Ben tatlı bir şeyler içmek istedim de. Canım tatlı bir şeyler çekiyor acayip. Ah, hava bugün ne güzel! Ormana gitmeye hazır mısın? Ben çok heyecanlıyım. Aslında merhem yapacağım, onun için ot lazım. Ama seni de çağırdım ki yaralı halinle bina taşıma yine. Hem sana da hava değişikliği olur. Aaa, belki merhem senin yaralarına da iyi gelir! Sana da yapayım bir tane." Keyfi yerinde olduğu zamanlarda yaptığı gibi taramalı gibi konuşmaya başladı yine. "Çimenlere oturmak ve toprağa çıplak ayakla basmak insana çok iyi geliyor, biliyor musun? Doğayla, yeşille vakit geçirirken zaman nasıl akıyor anlamıyorsun. Benim bu konulara ilgim var. Bitkilerle ilgili kitaplar okurum hep. Doğanın da bir ruhu var çünkü. Tüm canlılarda hissedebilirsin ruhlarını!"

Ormana doğru büyük bir neşe içinde Masato ile sohbet ede ede ilerlemeye başladılar. Oraya varınca planı basitti. Masato'nun da karnı açsa önce uygun bir yer bulup piknik yaparlar, belki biraz sohbet ederlerdi. Sonra da istediği otları aramaya başlardı. Başka ilginç bir şeyler bulursa onları da toplayıp araştıracaktı.
► Show Spoiler
Image
🦋
SHINOBI KAYDI

shinobi

rank
C-rank
element
Fuuton
affinity
Ninjutsu

techniques

Mirai no Me (Geleceğin Gözleri)
Reikon Tsumekomi (Ruh Varlığı Kanalizasyonu)
Fuuton: Kazekiri no Jutsu (Rüzgar Kesme Tekniği)
Fuuton: Kami Oroshi (İlahi Dağ Rüzgarı)
Fuuton: Hikoukaze (Uçan Çekirge Rüzgarı)
Eien no Sasayaki (Sonsuz Fısıltılar)
Shisha no Kage (Ölülerin Gölgesi)
Shisha no Gun (Ölüler Ordusu Çağırma)
Tamashii no Hansha (Ruh Yansıması)
Fuuton: Kuudan (Hava Mermisi)
Shizukesa no Kusari (Sessiz Ruh Zincirleri)
Reikon Tsunagi (Ruhsal Bağlantı)
Mamori no Rei (Koruyucu Ruh Perdesi)
Fuuton: Kaze no Engetsu (Rüzgar Hilal Bıçakları)
Inochi no Ibuki (Yaşam Nefesi Paylaşımı)
Tamashii no Katamiı (Ruh Yadigâr)
Tamashii Kyōmei (Ruh Rezonansı)
Kyōtsū Itami (Paylaşılmış Acı)
Reikon no Tobari: Haha no Idaki (Ruh Perdesi: Ana Kucağı)
Fuuton: Shinkuuha (Vakum Dalgası)
Reikon no Michishirube (Ruhun Yol İşareti)

items

Tarot Destesi
Rüzgar Taşıyıcılı Fan
Kurbağa Peluş
3 adet Hyourougan
Kamp Malzemesi Seti
5 adet Kunai
10 adet Shuriken
2 adet Patlayıcı Kağıt
1 adet Tıbbi Kit (küçük boy, bandaj ve temel malzemeler içerir)
1 adet İletişim Duman Bombası (renk kodlu)
2 adet İp (her biri 10 metre)

resources

ryo
342.935
sp
20
fame
Tanınmıyor
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
Takeshi, sabah telaşının ortasında senin büyük bir ciddiyetle bu işi günlük programa bağlamaya başladığını duyduğu anda gömleğinin düğmesini iliklemeyi unutuyor. Önce sana, sonra elindeki düğmeye, ardından yeniden sana bakıyor. Yüzündeki ifade birkaç saniye boyunca tamamen boş kalıyor. "Her gün mü?" diye tekrarlıyor. Kahvaltıdan önce ve akşam yemeğinden sonra kısmı geldiğinde ensesine kadar kızarıyor. "Aoi, bu antrenman programı değil..." diyebiliyor ancak sen işin kitaplarını bile araştırmaktan söz etmeye başlayınca gözlerini kapatıp iki parmağıyla burnunun kökünü sıkıyor. "Yav sabah sabah..." Yine de dudaklarının kenarındaki sırıtışı gizleyemiyor. Sen yanına emekleyip boynuna sarıldığında bütün o utançlı söylenmesi kesiliyor. Öpücüğüne karşılık verip seni bir an daha yanında tutuyor. "Değdi." diye mırıldanıyor bu kez kendisi de. Hemen ardından ne dediğini fark edip seni bırakıyor, anahtarı avucuna koyuyor ve kapıya doğru neredeyse kaçarcasına ilerliyor. "Ben gidiyorum. Merhem işini de kendini öldürecek kadar ciddiye alma. Masato'ya da bina taşıtma. Akşam görüşürüz." Kapıyı açtıktan sonra bir kez daha sana bakıyor. O kısa bakışta hem geceden kalan mahcubiyet hem de senden ayrılmak istemeyen sıcaklık var. Sonra saate bakıyor ve bütün romantizmi yine parçalanıyor. "EYVAH." diyerek koşarak gözden kayboluyor.

Ev sessizleştiğinde Takeshi'nin yokluğu ilk birkaç saniye garip geliyor. Birkaç saat önce sana yabancı olan bu evin içinde şimdi tek başına dolaşırken bile kendini misafir gibi hissetmiyorsun. Banyodaki aynaya baktığında yüzündeki huzurun ne kadar belirgin olduğunu fark ediyorsun. Soğuk su, sıcak duş ve temiz sabun kokusu gecenin ağırlığını bedeninden alıyor. Saçlarını kurutmadan topluyor, odada kalan kıyafetlerini dikkatle giyiyor ve yatağın örtüsünü düzeltiyorsun. Salondaki şişeleri kaldırdığında, kırık pencerenin önüne vurulmuş tahtanın kenarından sabah ışığı ince bir çizgi halinde içeri süzülüyor. Birkaç dakika boyunca evde yalnızca süpürülen kumaşların, şişelerin ve suyun sesi var. Sonra anahtarı avucunda sıkıp dışarı çıkıyorsun. Kapıyı iki kez kontrol ederek kilitliyorsun. Küçük metal parçası cebine girdiğinde, Takeshi'nin sana evinin anahtarını bırakmış olması gerçeği yüzünde istemsizce başka bir gülümseme yaratıyor.

Klan bölgesine döndüğünde sabah çoktan canlanmış durumda. Antik Ağacın tınlaması uzaktan duyuluyor, yaşlılar evlerin önünde çay içiyor, birkaç çocuk yere dökülen turkuaz yaprakları toplayarak birbirlerinin saçlarına takıyor. Evine sessizce girip odana ulaşmayı başarıyorsun. Koridorun diğer tarafından babanın hafif horultusu geliyor, annenin odasından ise hiçbir ses yok. Bunun ne kadar sürdürülebilir bir gizlilik olduğu tartışılır, fakat o an kimse kapını açıp seni sorgulamıyor. Üzerini değiştirip ormana uygun kıyafetlerini giydikten sonra bez çantanı, eldivenlerini ve ot toplama araçlarını hazırlıyorsun. Mutfağa geçtiğinde iki sandviçi hızlıca yapıp piknik sepetine koyuyorsun. Evden yeniden çıktığında sabah havası serin, gökyüzü açık ve son iki günün ardından ilk kez önündeki saatler korkuyla dolu görünmüyor.

Hyuuga yerleşkesine vardığında Masato seni girişe yakın taş duvarın önünde bekliyor. Üzerinde rahat antrenman kıyafetleri var, kaburgalarını koruyan sargıların üzerine bol bir üst geçirmiş. Seni gördüğünde eliyle selam veriyor. Fakat sen koşarak yanına gelip sarıldıktan sonra peş peşe sorular, sandviçler, çikolatalı süt, merhem, orman, yaralar ve doğanın ruhu hakkında neredeyse hiç nefes almadan konuşmaya başlayınca Masato'nun yüzündeki ifade yavaş yavaş şaşkınlıktan eğlenceye dönüyor. Seni birkaç saniye dinlemeye çalışıyor, sonra kahkahayla başını iki yana sallıyor. "Eski Aoi dönmüş galiba ya!" diyor. Elindeki piknik sepetini senden almak için uzanıyor. "Bir saniye. Tek tek. İyiyim. Kaburgalarım hala ağrıyor ama sağlıkçı kadın kırıkların oturduğunu söyledi. Kahvaltı etmedim. Sandviç yerim. Çikolatalı süt de severim." Sonra seni baştan aşağı süzüyor ve kaşlarından biri hafifçe kalkıyor. "Ama sen bayağı... iyi görünüyorsun. Dün seni görsek üzerine battaniye atıp sedyeye taşıyacaktık. Bugün ormana koşarak gidiyorsun." Kısa bir gülümsemeyle omzunu sana çarpıyor. "İyi olmuş. Özlemişiz."

Köyden uzaklaştıkça yol daha serin ve sessiz hale geliyor. Sabah güneşi ağaç tepelerinden süzülüp patikanın üzerine parçalı ışıklar bırakıyor. Nemli toprak, yosun ve yaprak kokusu çevrenizi sarıyor. Masato ilk başlarda seni dinliyor, ardından kendisi de konuşmaya başlıyor. "Bu arada bu bitki toplama işi gerçekten ilgimi çekti." diyor. "Hyuuga'da daha çok chakra noktalarına ve içten iyileşmeye bakıyoruz. Bitkisel şeyleri sağlık ekibine bırakıyoruz. Ama şu kaburgalara iyi gelecek bir şey yapabiliyorsan ben kobay olurum." Birkaç adım sonra gökyüzüne bakıp derin bir nefes çekiyor. "Böyle bir yerde insanın daha yeni köyün yarısı yanmış gibi hissetmesi zor. Garip değil mi? Dünya devam ediyor. Kuşlar sabah kalkmış, böcekler işinde gücünde. Bizim dramamızla ilgilenen yok." Sonra gülüyor. "Belki de iyi bir şeydir. Bir şeylerin normal kalması lazım."

Ormanın daha nemli bölümüne girdiğinizde aradığın bitkilerin izleri ortaya çıkmaya başlıyor. Küçük bir derenin kenarında kalp biçimli yaprakları ve kendine özgü kokusuyla geniş bir dokudami kümesi fark ediyorsun. Biraz yukarıdaki güneş alan yamaçta ise gri-yeşil yapraklarıyla yomogi yetişiyor; ikisi de hazırlamak istediğin kas ve yara merhemi için işine yarayabilir. Masato tam sana seslenecekken başka bir şeyi fark ediyor. Büyük bir ağacın köklerinin dibine çömelip yaprakları kenara çekiyor. "Aoi, gel bak." Toprağın altında üç ayrı şey dikkat çekiyor. İlki, mavimsi damarları olan küçük beyaz bir mantar kümesi, çevresinde çok hafif bir chakra titreşimi hissediliyor. İkincisi, köklerin arasına sıkışmış eski ve yarısı çürümüş bir dua kağıdı, üzerindeki mürekkebin çoğu silinmiş olsa da köşesinde tanımadığın bir mühür işareti hala seçiliyor. Üçüncüsü ise dereye doğru giden küçük ayak izleri. İnsan ayağına benziyorlar ama çıplak ve bir çocuğunkinden biraz daha küçük görünüyorlar. Masato dizlerinin üzerinde doğrulup sana bakıyor. "Ne yapsak, takip mi etsek? Yine garip bir adama denk gelmeyelim de. Artık bizim için gelenek gibi bir şey oldu o." diyor. Sonra üç farklı noktayı parmağıyla gösteriyor. "Önce merhem malzemelerini mi toplayalım, şu chakra saçan mantara mı bakalım, yoksa bu izler neyin nesi onu mu çözelim?"
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
Aoi yine çok hızlı konuşmaya başladığını fark ederek mahcup bir şekilde elini ağzına kapattı. Masato'yu güldürebildiği için memnun olmuştu gerçi. Eski Aoi'nin döndüğünü, önceki gün neredeyse sedyeyle taşınacak kadar bitkin göründüğünü ancak onu bugün gayet iyi bulduğunu söylemişti. "Dün gerçekten o kadar kötü mü görünüyordum?" Aoi bunu şaşkınlıkla karşıladı. Yani evet önceki gün biraz yorgundu ve hala şoku atlatamamıştı. Takeshi ile de sabah kavga edince sinirleri bozulmuştu. Biraz da ağlamıştı tabi. Hatta çok ağlamıştı. Gerçekten de korkunç görünüyor olmalıydı... Neyse ki gün beklenmedik şekilde güzel bitmişti. Masato piknik sepetini almak için uzanınca geri çekti. "Olmaz! Sen yaralısın. Ben taşırım." Kaburgalarının kırıkları yeni oturmuşken ve hala ağrı içindeyken bir de sepeti taşımaya çalışıyordu. Hiç de çaktırmıyordu acısını. Aoi'yi süzüp "bayağı" iyi göründüğünü söyleyince Aoi'nin yüzünde muzip bir gülümseme belirdi. "Hehe."

Ormana doğru ilerlerken Masato kendisinin de bitkilerin şifalı yönüne ilgi duyduğunu anlatmaya başlamıştı. Hyuuga'ların pek böyle şeylere ilgisi yoktu ama kaburga ağrılarına iyi gelebilecek bir merhem yapabilirse denek olmaya bile razıydı. Sonra da gökyüzüne ve havanın güzelliğine bakıp Masato usulünde felsefi şeyler söylemeye başladı. Aoi kollarını açıp ormanın nemli yeşil kokusunu iyice ciğerlerine çekti. "Biz gittikten sonra da hayat devam edecek. Kuşlar böcekler gündelik işlerine dönecekler. Güneş yine doğacak ve akşam olunca yine batacak. Sadece biz görmek için orada olmayacağız. Ama hayatın akışı değişmeyecek." Kendi kendine güldü. "O yüzden doğada vakit geçirmeyi seviyorum. Böceklerle, bitkilerle... İnsan kendi problemlerinin ve hırslarının ne kadar küçük ve önemsiz olduğunu anlıyor. Güç hırsı yüzünden gözünü kan bürümüş insanlar sevdiklerime zarar verir mi diye endişe ederken doğaya bakıyorsun ve yavrularını besleyen kuşlar, evine kırıntı taşıyan karıncalar, çiçeklerin içerisinde güneşin doğayı ısıtmasını beklerken sarılmış uyuyan arılar... Sonra bir anda her şey çok normal gelmeye başlıyor." Kendi kendine tebessüm etti. "O yüzden Yuukon bize doğayı izlememizi ve gözetmemizi tembih eder. Aklımızı başımıza alalım ve gereksiz hırslara kapılmayalım diye."

Ormanın derinlerine doğru ilerledikçe çok geçmeden aradığı bitkileri bulmaya başladı. Dokudami ve yomogi yapraklarını seçebiliyordu. Biri derenin kenarında duruyordu, diğeri de yamacın biraz üstündeydi. Tam onlara doğru hamle yapacaktı ki Masato'nun onu çağırdığını duydu. Yanına gittiğinde çakra saçan tuhaf bir mantar kümesi, eski dua kağıdına benzer bir kağıt parçası ve minicik ayak izleri olduğunu fark etti. Masato ne yapmaları gerektiğini sorguluyordu. "Bu ayak izleri... bir çocuğa mı ait ki? Çok da küçük." Ayak izlerinin ne yöne doğru gittiğine baktı. "Diğerleri kaçmıyor onları inceleriz dönünce. Ayak izinin sahibi kaybolmuş birisi olabilir. Belki Sennashi saldırısından sonra korkup ormana saklanmış birisidir. Önce onu takip edelim istersen."
Image
🦋
SHINOBI KAYDI

shinobi

rank
C-rank
element
Fuuton
affinity
Ninjutsu

techniques

Mirai no Me (Geleceğin Gözleri)
Reikon Tsumekomi (Ruh Varlığı Kanalizasyonu)
Fuuton: Kazekiri no Jutsu (Rüzgar Kesme Tekniği)
Fuuton: Kami Oroshi (İlahi Dağ Rüzgarı)
Fuuton: Hikoukaze (Uçan Çekirge Rüzgarı)
Eien no Sasayaki (Sonsuz Fısıltılar)
Shisha no Kage (Ölülerin Gölgesi)
Shisha no Gun (Ölüler Ordusu Çağırma)
Tamashii no Hansha (Ruh Yansıması)
Fuuton: Kuudan (Hava Mermisi)
Shizukesa no Kusari (Sessiz Ruh Zincirleri)
Reikon Tsunagi (Ruhsal Bağlantı)
Mamori no Rei (Koruyucu Ruh Perdesi)
Fuuton: Kaze no Engetsu (Rüzgar Hilal Bıçakları)
Inochi no Ibuki (Yaşam Nefesi Paylaşımı)
Tamashii no Katamiı (Ruh Yadigâr)
Tamashii Kyōmei (Ruh Rezonansı)
Kyōtsū Itami (Paylaşılmış Acı)
Reikon no Tobari: Haha no Idaki (Ruh Perdesi: Ana Kucağı)
Fuuton: Shinkuuha (Vakum Dalgası)
Reikon no Michishirube (Ruhun Yol İşareti)

items

Tarot Destesi
Rüzgar Taşıyıcılı Fan
Kurbağa Peluş
3 adet Hyourougan
Kamp Malzemesi Seti
5 adet Kunai
10 adet Shuriken
2 adet Patlayıcı Kağıt
1 adet Tıbbi Kit (küçük boy, bandaj ve temel malzemeler içerir)
1 adet İletişim Duman Bombası (renk kodlu)
2 adet İp (her biri 10 metre)

resources

ryo
342.935
sp
20
fame
Tanınmıyor
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
Masato, önceki gün ne kadar kötü göründüğünü sorduğunda verdiği cevabı daha ağzından çıkaramadan pişman olacak bir ifadeye bürünüyor. "Yani kötü derken çirkin falan demedim ha!" diye aceleyle düzeltiyor kendini. "Bitkin görünüyordun. Hani gözlerinin altı çökmüştü, yüzünde renk kalmamıştı... Offf anlattıkça daha da batıyorum." Ense kökünü kaşıyıp mahcup biçimde gülümsüyor. "Demek istediğim şu, bugün gözlerinin içi gülüyor. İyi görünüyorsun. O kadar." Piknik sepetini kendisine vermediğinde de itiraz etmiyor, yalnızca ellerini teslim olmuş gibi kaldırıyor. "Tamam, tamam. Bugün taşımak da yok. Hyuuga klanının yüz karası olarak uslu uslu yürüyeyim o halde." Doğa üzerine söylediklerini ise sessizce dinliyor. Kuşlardan, karıncalardan ve Yuukon’un doğayı gözetme öğretisinden söz ettiğinde yüzündeki şaka kayboluyor. "Bunu sevdim." diyor sonunda. "Bizim klan dünyaya biraz fazla insan gözüyle bakıyor galiba. Ne kadar uzağı görebildiğimizle övünüyoruz ama bazen burnumuzun dibindeki şeyi kaçırıyoruz. Şu arılara bakıp dün geceki savaşı umursamadıklarını düşünmek garip biçimde rahatlatıcı geliyor."

Minik ayak izlerini takip etmeye karar verdiğinizde Masato hemen çömelip Byakugan’ını kullanmayı düşünüyor, fakat birkaç saniye sonra vazgeçiyor. "Chakramı gereksiz harcamayayım. İzler taze zaten." Nemli toprağın üzerinde belirginleşen çıplak ayak izleri dere boyunca ilerliyor. Bazı noktalarda çamura derin basılmış, bazı yerlerde taşların üzerinden sekerek devam etmişler. İzlerin sahibinin çok hafif olduğu açık, kırılmış ince dallar ve ezilmiş yosunlar dışında ormanda neredeyse hiçbir iz bırakmamış. Birkaç metre sonra küçük bir kayanın yanında diz hizasında koparılmış yabani böğürtlenler görüyorsunuz. Masato bir tanesini parmaklarının arasına alıp inceliyor. "Bir çocuksa aç kalmış olabilir." diyor. Ardından çalılıklara doğru bakıyor. "Ama şu ayak boyu... Aoi, bu çocuk üç yaşında falansa buraya kadar tek başına nasıl geldi?" İzler sizi derenin daha darlaştığı, ağaç köklerinin birbirine geçtiği gölgeli bir bölgeye götürüyor. Burada kuş sesleri azalıyor. Yer yer küçük su birikintileri var ve kayaların üzerini parlak yeşil yosunlar kaplamış durumda.

İzler bir anda kesiliyor.

Masato çömelip toprağa bakıyor, ardından çevrede birkaç tur göz gezdiriyor. "Burada bitmiş olamaz." Birkaç adım ötedeki geniş eğrelti otlarının arasından hafif bir hışırtı geliyor. Masato hemen doğruluyor ve refleksle önüne geçiyor. Bir eli kunaisine gidiyor fakat çekmiyor. Çalılığın yaprakları yeniden kıpırdıyor. Önce iki iri, yuvarlak göz görünüyor. Ardından baş. Sonra geniş bir ağız. Yaprakları iki yana iterek ortaya çıkan şey, senin boyunun neredeyse yarısına ulaşan devasa bir kurbağa oluyor.

Kurbağanın derisi açık turkuazla yosun yeşili arasında, yer yer süt beyazı beneklerle kaplı. Sırtında küçük yaprak parçaları yapışmış, başının üzerinde de eğri duran tek bir sarı çiçek var. Ön ayaklarını toprağa sağlamca basmış halde sizi izliyor. Üstelik tam önünde, sizin takip ettiğiniz o küçük çıplak ayak izlerinin aynısı var. Masato’nun eli kunainin üzerinde donup kalıyor. Kurbağa Masato’ya bakıyor. Masato kurbağaya bakıyor. Birkaç saniye boyunca ormanın bütün ciddiyeti iki tarafın birbirini değerlendirdiği bu saçma sessizliğe teslim oluyor.

Masato’nun kaşları yavaşça çatılıyor.

"Lan?!"

Kurbağa gözlerinden birini ağır ağır kırpıyor.

"Evet."

...?
► Show Spoiler
Post Reply