Han, akşam planını duyduğunda çayından son bir yudum alıp başını iki yana sallıyor. "Ben bu akşam pas geçeceğim. İki gündür doğru düzgün uyumadım, biraz evde kalıp ruhumu bedenime yetiştireyim." diyor ve Bokukichi’nin kendisine yönelttiği alaycı bakışa karşılık vermeden minderine biraz daha gömülüyor. Mutfakta Keita’yla işe koyulduğunuzda ise çocuğun bütün ciddiyeti geri geliyor. Tavuk parçalarını un ve nişastaya bularken bunu bir görev disipliniyle yapıyor, her parçayı sana vermeden önce iki kez kontrol ediyor. Garson kızı sorduğun anda bütün bu Chuunin ciddiyeti paramparça oluyor. Elleri unun içinde donup kalıyor, kulaklarından başlayarak yüzünün tamamı kızarıyor. "G-görüşüyoruz tabii... Yani denk geliyoruz. Bazen." Gözlerini tavuklardan ayırmadan devam ediyor. "Geçen bana bedava limonata verdi. Herkese veriyor olabilir gerçi. Sormadım. Sorarsam çok garip olurdu yani di mi? Çünkü niye birisi böyle bir şey sorsun ki, sadece hoşlanıyorsa sorar, yani hoşlandığımı söylemek istemediğimden değil ama bir strateji olmadan da... Şey, neyse." Salondan Kiho’nun bastırmaya çalıştığı kahkaha duyulunca Keita başını kapıya doğru çevirip "Duyuyorum sizi!" diye sesleniyor. Ellerini yıkaması gerektiğini söylediğinde de alınmış gibi burnunu çekip parmaklarının arasını sabunla uzun uzun temizliyor. Masato’ya ertesi sabah orman teklifini yönelttiğinde Masato hiç düşünmeden kabul ediyor. "Gelirim. Biraz yürümek iyi gelir zaten. Çok ağır bir şey yapmayacaksak sabah boşum." Tam bu sözlerin ardından Kiho’nun Masato’ya doğru sessizce çevirdiği yan bakış odadaki herkesten daha fazla şey söylüyor. Masato birkaç saniye sonra bunu fark edip ona dönüyor. "Ne?" Kiho çayından sakince bir yudum alıyor. "Hiç." Masato gözlerini kısıyor fakat daha fazla kurcalamıyor.
Hazırlıklar tamamlandıktan sonra Keita’yı kısa bir klan turuna çıkarıyorsun. Yureikumo bölgesi, saldırının ardından garip biçimde hem yaslı hem de canlı görünüyor. Bir evin önünde üç yaşlı kadın yere oturmuş, kopan dua iplerini yeniden örerken birbirlerinin düğümlerini eleştiriyor. Birkaç metre ötede genç bir Yureikumo, çatlamış bir taş feneri Fuuton’la yerinden kaldırmaya çalışırken babası her seferinde "Yavaş oğlum, komşunun çatısına fırlatma yine!" diye bağırıyor. Çocuklar yere düşmüş turkuaz yaprakları toplayıp saçlarına takıyor, bazı klan üyeleri Antik Ağacın çevresindeki taş yolu temizliyor. Ruhlara bırakılan küçük adak kaseleri yeniden sıralanmış, tütsüler yakılmış ve sabah boyunca ağaca gelen insanların bıraktığı dua şeritleri dalların altındaki iplerde sallanıyor. Keita her birkaç adımda bir başka şeye takılıyor. Birinin Fuuton’la aynı anda beş süpürgeyi hareket ettirmesini görünce ağzı açık kalıyor, klanın yaşlılarından birinin yanından geçen çocuğun ensesine dua kağıdı yapıştırıp gülerek kaçmasını görünce kahkaha atıyor. Antik Ağaca vardığınızda ise bütün hareketliliği sona eriyor. Başını yavaşça kaldırıp göğe uzanan beyaz ve turkuaz çiçekleri seyrediyor. "Bu... gerçekten çok büyükmüş." Bokukichi'nin kıkırdaması uzaktan duyuluyor. Keita ağaca birkaç adım daha yaklaşıyor. "Fotoğraflarda böyle görünmüyor. Sanki yanında durunca ses çıkarıyor gibi." Rüzgar dalları titrettiğinde tanıdık tınlama duyuluyor ve Keita’nın gözleri yeniden büyüyor. "Gerçekten ses çıkarıyormuş!" Ağacın çevresinde bir süre dolaşıp ona klanın belli başlı noktalarını gösterdikten sonra diğerlerine katılıyorsunuz.
Masato, daha önceki temaslardan eğitim bölgesini hatırladığını söyleyerek gruba öncülük ediyor. "Kuzeydoğudaki eski Akimichi tatbikat sahasıydı. Yamiaki Hoca geniş alan istediğinde genelde oraya geçiyor." Konoha’nın yerleşim bölgesinden uzaklaşıp ağaçlık patikaya girdiğinizde zemindeki eski darbe izleri yolu ele vermeye başlıyor. Birkaç dakika sonra önünüzde geniş, taşlık bir düzlük açılıyor. Alanın bir yanı kalın ağaçlarla, diğer yanı eski eğitim duvarları ve depo olarak kullanılan alçak binalarla çevrili. Yamiaki, sahanın kenarında kollarını bağlamış halde duruyor. Biraz ileride Takeshi ile festival gecesinde sivilleri kurtarırken gördüğün Akimichi Daichi karşı karşıya gelmişler. Yamiaki sizi fark ettiği anda yanınıza doğru geliyor. Elini kaldırıp konuşmamanızı istercesine işaret ediyor, dudaklarıyla sessizce "Bir dakika sürer en fazla." diyor. Sonra karizmatik bir rahatlıkla göz kırpıp yeniden sahaya dönüyor. Daichi omuzlarını çevirip Takeshi’ye gülümsüyor. "Pekala." Ayaklarını yere sağlamca basıp ellerini mühürde birleştiriyor. "Chou Baika no Jutsu!" Chakra bir anda bedeninin tamamından kabarıyor. Daichi saniyeler içerisinde devleşerek alanın büyük kısmına gölge düşürüyor, yaklaşık yirmi kat büyüyen bedeniyle küçük bir bina yüksekliğine ulaşıyor. Keita’nın ağzı açık kalırken Bokukichi başını geriye yatırıyor. "Vay anasını, bu adam da yemeğe gelecekse porsiyonlar..."
Takeshi, Akuro’dan kalan pençenin bağlı olduğu elini kısa bir an yokluyor ve ardından koşmaya başlıyor. Daichi’nin devasa avucu zemine indiğinde taşlar yerinden fırlıyor, Takeshi son anda yana sıçrayıp saldırının altından çıkıyor. İkinci darbe geniş bir süpürme halinde geldiğinde yere kapanıp yuvarlanıyor, ayağa kalkar kalkmaz Daichi’nin bacağına yöneliyor. Devasa baldırı önünde dik bir duvar gibi yükseliyor. Takeshi ayağındaki chakrayı yoğunlaştırarak yüzeye basıyor ve yukarı doğru koşmaya başlıyor. Baldırdan dize, dizden gövdenin yanına geçiyor, Daichi onu silkelemeye çalıştıkça chakra kontrolüyle tutunup omza doğru ilerliyor. Bir anda parmağının kenarını Akuro’nun pençesine sürüyor. İnce kan çizgisi havaya çıktığı anda chakra ile uzayıp kalınlaşıyor. İsmini uzaktan seçemediğiniz Shindou tekniğiyle kan, koyu kırmızı bir halata dönüşerek Daichi’nin kollarından birine dolanıyor ve Takeshi iki eliyle ipi geriyor. Daichi diğer kolunu yukarı kaldırıp bulunduğu noktaya hızla savurduğunda Takeshi kan ipini bırakarak havaya sıçrıyor. Momentum onu doğrudan Daichi’nin başına taşıyor. Yumruğunun çevresinde kan birikiyor, katman katman büyüyüp koyulaşıyor, sıvı parlaklığını kaybederek sert bir zırha dönüşüyor. Takeshi bütün ağırlığını omzuna verip Daichi’nin yüzüne okkalı bir yumruk indiriyor. Darbenin sesi sahada tok bir patlama gibi yankılanıyor. Daichi birkaç saniye sendeleyip dengesini kaybediyor, ardından tekniği çözülerek hızla normal boyutuna dönüyor. Takeshi de chakra kontrolünü kaybedip birkaç metre ötede sırtüstü yere düşüyor.
İkisi bir süre taş zeminde nefes nefese yatıyor. Daichi önce dirseğinin üzerine doğrulup kahkaha atıyor. "Aferin evlat. Harbi iyisin ha sen! Nefes nefese kaldım." Takeshi de soluk soluğa gülümsüyor. "Daichi Bey, gücünüzün çok küçük bir kısmını kullanmasanız ne olacağını hepimiz biliyoruz yani." Daichi kahkahasını büyütüp ayağa kalkıyor, ardından Takeshi’nin kolundan kavrayarak onu da kaldırıyor. İkisi size doğru yürüdüğünde Daichi seni tanıyor ve doğrudan yanına geliyor. Büyük eli seninkini kavrarken yüzündeki ifade içten biçimde ciddileşiyor. "Orada o insanları kurtarmamızın tek sebebi sendin. Seni tebrik ediyorum, Yureikumo Aoi." Yamiaki tam o sırada araya girip Daichi’nin omzuna kolunu atıyor. "Daichim, aşkım, hayatım. Bak, beni dinle. Bu teknikleri yapıyorsun eyvallah, çok güzel, çok fenasın. Wow! Ama kalori olmadan bir hiçsin, klanının özelliği bu, yapacak hiçbir şey yok. Şimdi bizimle geliyorsun, yemek yiyoruz, şenleniyoruz." Daichi’nin savaşçı ifadesi bir anda dağılıyor. "Y-yemek mi?" Koca adam sana dönüp gözlerini umutla açıyor. "Ş-şey, ben de gelebilir miyim?"
Tam bu sırada arkanızdan sakin bir ses geliyor. "Onlar geliyorsa ben de geliyorum." Hepiniz dönünce Toshio’yu sahanın girişinde görüyorsunuz. Masato elini kaldırıp onu selamlıyor. Toshio size yaklaşırken tamamen sıradan bir bilgi veriyormuş gibi devam ediyor. "Ayrıca Yoshi, Saya, Kaede ve Satoshi’yi de davet ettim." Bokukichi’nin yüzündeki ifade donuyor. Yavaşça Toshio’nun yanına yanaşıp omzuna doğru eğiliyor. "Kanka biz o kadar karaage yapmadık bu arada." Toshio hiç sesini kısmadan gruba dönüyor. "Bokukichi bana yeterli karaageniz olmadığını söylüyor." Bokukichi birkaç saniye ona bakıyor. "Evet kanka, sessizce söylemiştim ayıp olur diye ama hiç sıkıntı yok devam et." Toshio başını sallıyor. "Sesli söylüyorum çünkü bunu düşündüm ve gelirken yanımda annemin yaptığı karaageden getirdim. İstersek otuz kişiyi doyurabiliriz." Kısa bir sessizlik oluşuyor. Masato kaşlarını hafifçe çatıyor. "Şey... karaage partisini nasıl öğrendin peki?" Toshio doğrudan ona bakıyor. "Üç gündür Aoi’nin evlerinde bir böceğim var." Bokukichi’nin başı ağır ağır Toshio’ya dönüyor.
"Üç gün?"
"Evet."
Bokukichi ağzını açıyor, sonra düşüncesinden vazgeçip kapatıyor. "Tamam. Hiçbir şey sormayacağım."
Toshio diğerlerinin birazdan belirleyeceği yere geleceğini söylerken sahanın kenarındaki küçük dinlenme binasının kapısı açılıyor. Youko, boynuna attığı havluyla dışarı çıkıyor. Saçlarının uçları terden yüzüne yapışmış, nefesi hızlanmış ve ellerinde antrenmandan kalma kızarıklıklar var. Kalabalığı görünce olduğu yerde duruyor. "Ne oluyor burada?" Yamiaki ona dönüp iki kolunu açıyor. "Küçük hanım, derhal yemeğe gidiyoruz. Hayır cevabını da kabul etmiyoruz katiyyen." Youko birkaç saniye boyunca kalabalığı inceliyor, sonra hiçbir şey sormadan başını sallayıp grubun yanına geçiyor. Masato etrafındaki giderek büyüyen insan sayısına bakıyor. "Nerede yiyeceğiz peki?" Toshio öne geçiyor. "O iş bende. Beni takip edin."
Böylece küçük bir akşam yemeği diye başlayan plan, yol boyunca uzayan tuhaf bir shinobi kafilesine dönüşüyor. Toshio önden ilerliyor, Masato ile Kiho biraz geride konuşuyor, Keita yanındaki Daichi’ye Chou Baika hakkında ardı ardına sorular yöneltiyor, Bokukichi ise bir yandan getirdiğiniz poşetleri sayıp bir yandan otuz kişinin gerçekten doyup doymayacağını hesaplamaya çalışıyor. Youko sessizce grubun yakınında yürüyor. Yamiaki, eğitimin kalanını çoktan unutmuş görünürken Daichi’yle yemek üzerine ciddi bir tartışmaya dalıyor. Bu kalabalığın içinde istediğin kişiye yanaşıp konuşabilecek kadar zamanın var. Bakışların birkaç kez Takeshi’ye kayıyor. Sabah sana fiziksel olarak fazla bir şey yapmayacağını söyleyen çocuk, az önce dev bir Akimichi’nin bedeninde koşmuş, Shindou teknikleri kullanmış ve ciddi miktarda chakra harcamış durumda. Yürüyüşündeki yorgunluğu gizlemeye çalışsa da omuzlarının biraz düşük oluşu ve ara sıra karnına götürdüğü eli gözünden kaçmıyor.