Mizukage binasına uzanan yol, sabahın erken saatlerine rağmen tamamen boş değil. Balıkçılar gece avından dönen teknelerdeki kasaları iskelelere indiriyor, dükkan sahipleri tentelerinin üzerinde biriken suları uzun sopalarla kanallara boşaltıyor. Devriye hâlindeki shinobiler sisin içinden belirip birkaç adım sonra yeniden görünmez hâle geliyor. Köyün merkezine yaklaştıkça ahşap yapılar yerini koyu taştan inşa edilmiş, su kanallarıyla birbirine bağlanan yüksek binalara bırakıyor. Mizukage binasının geniş girişinde bulunan görevliler, üzerindeki Hozuki armasını ve çağrı belgesini gördüklerinde herhangi bir soru sormadan geçişine izin veriyor. Uzun koridorların sonunda yer alan ağır kapı açıldığında, Engetsu’yu geniş masasının arkasında otururken görüyorsun. Yılların yüzüne yerleştirdiği derin çizgiler, sert bakışları ve omzundan aşağıya uzanan eski yara izi, onu konuşmadan dahi tehditkâr göstermeye yetiyor. Arkasında Kirigakure ve Su Ülkesi’nin adalarını gösteren büyük bir harita, hemen yanında ise kınında duran gösterişsiz fakat ağır bir kılıç bulunuyor. Engetsu başını kaldırdığında korkutucu ifadesi değişmiyor, ancak seni karşılamak için kullandığı ses tonu görünümünün aksine oldukça yumuşak çıkıyor. "Geldin demek. Hoş geldin Shiro. Sabahın bu saatinde çağırdığım için kusura bakma. Oturmak istersen çekinme. Ayakta durmayı tercih edersen de seni zorlamayacağım. Benimle aynı odada insanların neden bu kadar gergin olduklarını hala tam olarak anlayabilmiş değilim." Engetsu son cümlesinin ardından yüzündeki ifadeyi biraz daha dostane göstermeye çalışıyor, fakat kaşlarının istemsizce çatılması bu çabayı daha da korkutucu bir hale getiriyor. Önündeki birkaç belgeyi kenara itip iri ellerini masanın üzerinde birleştiriyor. "Bu arada Shiro, seni buraya niye çağırdığımdan bahsedeyim."
Engetsu’nun bakışları bir anlığına masasının köşesinde duran, kenarları aşınmış eski bir parşömene kayıyor. "Antoukai Efsanesi’ni duymuşsundur herhalde, değil mi?" Bir Hozuki olarak bu adı duymamış olman mümkün değil. Antoukai’nin hikayesi klan içinde çocukları korkutmak için anlatılan sıradan bir masaldan çok, gücün sahibini nasıl tüketebileceğine dair eski bir uyarı olarak nesilden nesle aktarılıyor. Engetsu da senden sözlü bir karşılık beklemeden anlatmaya devam ediyor. "Antoukai, Kirigakure daha tek bir yönetim altında birleşmeden önce denizlerde dolaşan kılıç ustalarından oluşuyordu. O dönemde Su Ülkesi’nin adaları küçük klanlar, korsan filoları ve kendisini hükümdar ilan eden savaş ağaları arasında bölünmüştü. Antoukai bu karmaşanın içinden çıktı. Bir gecede üç kaleyi ele geçirdikleri, yüzlerce kişilik korsan filosunu tek bir gemiyle batırdıkları ve kuzey adalarındaki yedi klanı diz çöktürdükleri anlatılır. Kılıç kullanma biçimlerinin bugün Kirigakure’de öğretilen bazı stillerin temeli olduğu bile söylenir. Fakat kahraman değillerdi. Teslim olanları bağışlamaz, yenilen köylerin kuyularını zehirler, kendilerine karşı çıkanların cesetlerini liman girişlerine asarlardı. Bir adayı ele geçirmek için orada yaşayan herkesin evlerini su altında bıraktıkları bile kayıtlarda geçiyor." Engetsu parmaklarından biriyle masanın üzerindeki parşömene yavaşça vuruyor. "Sonra Yodomi’yi buldular. Bazı anlatılara göre onu bir tapınaktan çaldılar, bazılarına göreyse denizin dibindeki mühürlü bir mezardan çıkardılar. Gerçeği kimse bilmiyor. Bildiğimiz tek şey, Yodomi’nin sıradan bir kılıç olmadığı. Lanetli olduğu söyleniyordu ama sebebi keskinliği ya da dayanıklılığı değildi. Kılıç, onu taşıyan kişinin bedenini ve zihnini yavaş yavaş çürütüyordu. Antoukai üyeleri Yodomi’yi ele geçirdikten sonra ganimeti paylaşmak yerine birbirlerine düşmeye başladı. Önce derileri griye döndü. Ardından etleri hala hayattayken kemiklerinden ayrılmaya başladı. Bazıları kendi yoldaşları tarafından öldürüldü, bazıları yıllar önce boyun eğdirdikleri köylüler tarafından yakalanıp parçalandı. Birkaçının yalnızca çürümüş silahları bulundu. Sonuncularının ise sisli bir gecede birbirlerini öldürdüğü söylenir. Yodomi de onlarla birlikte ortadan kayboldu. Antoukai’nin bütün başarılarından geriye, mezarı bile olmayan bir avuç zalimin hikayesi kaldı."
Engetsu parşömeni açarak Su Ülkesi’nin doğusunda bulunan küçük bir adayı gösteriyor. Haritada Suiryuu adıyla işaretlenmiş ada, Kirigakure’nin ana deniz yollarından uzakta, balıkçılık dışında fazla önem taşımayan yerleşimlerden biri olarak görünüyor. "Kirigakure’nin Suiryuu Adası’ndan bir balıkçı geçen gün bizimkilere gelmiş ve keşfettiği bir geçitten bahsetmiş. Geçidin çürük etlerle ve küf kokusuyla dolu olduğunu söylemiş. Bu da bizi düşündürdü anlayacağın." Engetsu başını kaldırarak doğrudan sana bakıyor. Korkutucu yüzündeki ciddiyet bu kez göstermelik değil. "Böyle bir keşfe senden başka kimi gönderebilirim ki? Malum, şüphelerimiz doğru çıkarsa başına ne geleceğinin garantisi yok." Kısa bir sessizliğin ardından omuzlarını hafifçe geriye çekiyor ve sesini yeniden yumuşatmaya çalışıyor. "Yani müsaitsen ve istiyorsan. Hayır dersen karşı çıkmam. Ama bu gücü bulursak ve kontrol etmeyi başarabilirsek olabilecekleri düşünmeni istiyorum Shiro." Tam o sırada odanın kapısı iki kez tıklatıldıktan sonra açılıyor. Kirigakure üniforması giyen genç bir kadın shinobi, elindeki küçük not defterine bakarak içeri giriyor. "Efendim, kedinizin kumunu değiştirdim. Maması için Daichi markadan mı dökeyim?" Engetsu gözlerini kapatıp derin bir nefes alıyor. "Yok, hayır. Dün Daichi yedi, kustu. Açıktan aldığımız kısır mamadan ver sen ona. Bunu da yemezse artık ben ne yapayım? Kirigakure’de satılan tüm mamaları denedim, hayır ben ne yapayım yani? Şu meşguliyetin içinde bir de mutfağa gidip tavuk, ciğer mi pişireyim bu hayvana? Yediği önünde, yemediği arkasında, hep bir... Of, neyse." Kadın shinobi hiçbir şey söylemeden başını sallayıp kapıyı yeniden kapatırken Engetsu birkaç saniye boyunca boşluğa bakıyor. Ardından ellerini tekrar masasının üzerinde birleştirip korkutucu yüz ifadesiyle bakışlarını sana çeviriyor.


