Avluda, çocukların arasına oturuşun ikisini de bir anlığına kilitliyor. Omuzlarından bastırıp oturttuğunda Ryusei'nin elindeki shogi taşı tık sesini kesiyor, Itsuki ise dimdik, nefesini tutmuş halde kalıyor. Parmağını dudağına götürdüğünde ikisi de abartılı bir ciddiyetle başlarını sallıyor, büyük bir gizli operasyonun parçası olduklarına artık yürekten inanmış durumdalar. Taiga'nın da katılacağını duyduklarında Ryusei'nin yüzü aydınlanıyor, tam ağzını açacakken senin elinin çoktan Itsuki'nin yeleğine girip çıktığını fark ediyor. Itsuki kağıdın yokluğunu ancak sen onu dizlerinin üstünde açarken anlıyor, eli refleksle göğsüne gidiyor, boşluğu buluyor, sonra kağıdı senin dizinde görünce kulaklarına kadar kızarıyor. "O... o daha bitmemişti." diye mırıldanıyor, itiraz etmeye cesareti yetmeden.
Kağıt, bir genin elinden çıktığına inanması güç bir titizlikte hazırlanmış. Konağın kuzey hattının krokisi, ambar, arka depo yolu, su kanalının duvarı deldiği nokta, hepsi ölçekli çizilmiş. Kenar boşluklarında küçük, düzenli el yazısıyla notlar var, "Hiro - son görülme, üç gün önce, akşam yemeği, tek başına", "arşiv koridoru - iki gündür kilitli, Eiji Abi konuşmuyor", "ambar kepengi - gece yağlanmış, gıcırdamıyor (NEDEN?)". Ve sağ alt köşede, iki kez üstünden geçilerek koyulaştırılmış bir şekil, bir spiral. Altında Itsuki'nin notu: "kepengin iç yüzünde, tırnakla kazınmış, anlamını bilmiyoruz." Kağıdı gördüğün an, arşiv kapısının menteşesindeki işaretle aynı elin izini taşıdığını anlıyorsun.
Kolaçan emrini ikisi de ciddiyetle yerine getiriyor, Ryusei taş babanın üstüne çıkıp çevreye bakınırken o kadar göze batıyor ki gizlilik adına yapılabilecek en kötü şeyi yapıyor ama avlu zaten kendi telaşında, kimse üç kişilik köşenize bakmıyor. Yerlerine döndüklerinde "ambar mambar" girişin ikisinin de omuzlarındaki gerginliği bir tık çözüyor. Ve o çözülmeyle birlikte Ryusei'nin barajı patlıyor.
"Tamam abi, baştan anlatıyorum, hiçbir şey atlamadan anlatıyorum." diye başlıyor ve gerçekten de hiçbir şey atlamıyor, gereğinden dört kat fazlasını da ekliyor. "Hiro üç gündür yok, herkes görev falan sanıyor ama biz sorduk, görev listesinde yok. İki hafta önceki şu kargo görevinden döndüğünden beri zaten bir garipti. Shogi oynarken bile aklı başka yerdeydi, ki abi Hiro shogide beni sekiz hamlede yener, sekiz! Geçen hafta ben onu yendim. BEN. O an anladım bir şeyler döndüğünü. Sonra dün akşam dedik ki Itsuki'yle, biz bunu kendimiz buluruz. Yatakhaneden çıktık, ambar tarafına gittik çünkü Hiro son zamanlarda hep o taraftan dolanıyordu, ben görmüştüm iki kere, belki üç. Neyse, gece yarısını geçmişti, tam kanal duvarının orada ikimiz de duyduk, kepenk sesi. Ama gıcırtı yok abi, tık diye, yağlanmış kepenk sesi. Kim gecenin körü ambar kepengi yağlar? Sonra gölgeyi gördük. Kocamandı abi, yemin ederim iki metre vardı, belki iki buçuk-"
"Normal boydaydı." diye düzeltiyor Itsuki, gözlerini devirerek. "Yetişkin bir adam boyu. Konak içi kıyafeti vardı, yüzünü görmedik, sırtında küçük bir çıkın taşıyordu. Kepengi açtı, iki dakika içeride kaldı, çıktı, kanal duvarına doğru gitti. Karanlıkta kaybettik."
"Kaybettik, evet, ama!" Ryusei'nin parmağı havaya kalkıyor ve işte tam burada Itsuki'nin yüzü değişmeye başlıyor, çünkü hikayenin bundan sonrası onun da bilmediği bir hikaye. "Ben sabaha karşı geri gittim. Tek başıma. Sen uyuyordun, uyandırmadım, kızacaktın çünkü." Itsuki'nin ağzı açık kalıyor. "Sen ne yaptın?!" Ryusei duraksamadan devam ediyor, hatta arkadaşının dehşeti onu daha da coşturuyor. "Kepengin dibine baktım abi. Toprakta iz vardı, taze. Ve şunu buldum." Cebinden, bir mendile sarılmış küçük bir şey çıkarıp avucunda açıyor, köşesi yanık, geri kalanı sağlam bir kağıt parçası. Üzerinde yarım kalmış, isle kararmış ince mühür çizgileri seçiliyor. Birinin yaktığı ama sonuna kadar yanmadan sönmüş bir mühür kağıdının ucu. Renga'nın masasındaki kumaş parçasının kenarındaki o küçük yanık izi zihninde parlıyor. "Bir de abi, o gölge yürürken bir şey fark ettim, dün gece söylemedim çünkü emin değildim ama sabah tekrar düşündüm, eminim, adam sol kolunu hiç sallamıyordu. Hiç. Böyle gövdesine yapışık gibi. Dedem savaştan sonra öyle yürürdü, omzundan yaralıydı çünkü. Bu adam da bence yaralı. Ya da kolunda çok kıymetli bir şey var. Ya da ikisi birden! Abi bence bu adam-"
"Ryusei." Itsuki'nin sesi bu kez alçak ama kesin ve arkadaşını ilk kez gerçekten susturuyor. Çocuk bir süre dizlerine bakıyor. Konuştuğunda sesi, kroki çizen o düzenli elin sesi değil, küçülmüş, zorlanan bir ses. "Shouta Abi. Benim de söylemem gereken bir şey var ve... baştan söylemeliydim." Yutkunuyor. "Üç hafta kadar önce Hiro bana sorular sormaya başladı. Önce normal şeylerdi, mimari, konağın eski bölümleri... Sonra mühürlere geldi. Eski tip koruma mühürleri nasıl kurulur, mantığı nedir, katmanları nasıl sıralanır... Ben de anlattım. Hepsini anlattım abi, çünkü... çünkü bilen birine anlatmak güzeldi, o da gerçekten dinliyordu. En son bir şey daha sordu, aile kayıtları ne kadar geriye gider, silinen isimler olur mu, dedi. Ben de arşivdeki tomarlarda her şeyin durduğunu söyledim. Kapının hangi tomarları koruduğunu bile..." Sesi çatallanıyor, cümlesini bitiremiyor. Başını kaldırdığında gözleri dolu ama ağlamıyor, kendini ağlamayacak kadar suçlu buluyor. "Mührü Hiro açtıysa... ona ben öğretmiş olabilirim. Bilmeden. Özür dilerim. İkinizden de, klandan da... özür dilerim."
Ve tam o cümlenin üstüne, avlunun öbür ucundan, konağın ana kapısı tarafından bir gürültü kopuyor. Önce yükselen bir ses, sonra taşa sürtünen sandalet sesi. Başını çevirdiğinde görüyorsun. Yuu, ana kapının eşiğinde. Göğsüne bastırdığı küçük bez çıkınıyla dışarı çıkmaya çalışıyor ve kapı nöbetindeki görevli, geniş omuzlu genç bir shinobi, onu göğsünden geriye itiyor. "Geri bas dedim! Sen dışarı çıkamazsın!" Yuu sendeliyor ama karşılık vermiyor, elleri havada, avuçları açık, bir yandan bir şeyler anlatmaya çalışıyor, öbür eliyle ısrarla kapının dışını, kuzey yönünü gösteriyor. Görevli bu kez yakasından kavrıyor ve ikinci itiş sertçe geliyor, Yuu dengesini kaybedip taş zemine, dizlerinin üstüne düşüyor. Çıkın elinden savruluyor, içinden kırık kase parçaları taşa dökülüyor ve o kırıklarla birlikte, küçük, katlanmış bir kağıt da zemine kayıyor. Yuu düştüğü yerden bile önce o kağıda uzanıyor. Kapının gerisinden Akira Dayı'nın koşturarak yetişmeye çalıştığı görülüyor, nefes nefese, elini "dur, dokunma" der gibi görevliye doğru uzatmış ama mesafe var. Avludaki herkes o yöne dönmüş durumda. Gantetsu taş istifinin başında doğrulmuş, elleri iki yanında yumruk, sana bakıyor, ne yapacağını bekliyor. Yanındaki iki çocuk da donakalmış, Itsuki'nin yarım kalan özrü havada asılı. Yuu yerde, dizlerinin üstünde, kağıdı göğsüne bastırmış, başı önünde, kimseye direnmiyor ama kalkmıyor da. Kapıdaki görevli elini tekrar ona doğru uzatıyor.