Elini tuttuğun anda Takeshi’nin parmakları kısa bir süre donup kalıyor. Fakat sen parmaklarını onunkilerin arasından geçirince, bu defa geri çekilmek yerine elini sıkıca kavrıyor. Yanağına dokunduğunda nefesi hafifçe kesiliyor, yüzünde havai fişeklerin renkleri birbiri ardına parlayıp sönerken gözleri yalnızca sende kalıyor. Seni sevdiğini söylediğinde dudakları aralanıyor ama hemen bir cevap veremiyor. Sanki bu sözleri ilk kez duymuyormuş da ilk kez gerçekten kabul etmeye cesaret ediyormuş gibi bakıyor sana. Gözlerinin dudaklarına kaydığını fark ediyor. Sen öpmek istediğini söyleyip ardından telaşla yanaktan diye düzelttiğinde Takeshi’nin yüzündeki gerginlik, hafif ve sıcak bir gülümsemeyle kırılıyor. "Aoi..." diyor kısık bir sesle. Elini bırakmıyor. Diğer eli yavaşça havaya kalkıyor ve parmaklarının tersiyle yanağına dokunuyor. "Ben hala korkuyorum." Bakışları bir an yere kayıyor, ardından yeniden seninkileri buluyor. "Ama sürekli korktuğum için istediğim her şeyi kendimden uzaklaştırırsam... geriye koruyacak hiçbir şey bırakmayacağım galiba." Başparmağı yanağının üzerinde hafifçe hareket ediyor. "Ve seni uzaklaştırmak istemiyorum."
Bir sonraki havai fişek gökyüzünde altın renkli bir çember halinde açılırken Takeshi sana biraz daha yaklaşıyor. Hareketi tereddütlü, sana geri çekilebilmen için yeterince zaman bırakıyor. Fakat sen yerinde kaldığında aranızdaki son mesafeyi de kendisi kapatıyor. Önce alnını seninkine yaslıyor. Nefesi yüzüne değiyor, parmakları elinin arasında biraz daha sıkı kenetleniyor. "Yanaktan olmasına gerek yok." diye fısıldıyor ve sen daha bu sözlerin kalbinde yarattığı sarsıntıyı anlayamadan dudaklarını dudaklarına bastırıyor. İlk temas nazik ve kısa olacakmış gibi başlıyor. Takeshi sanki yaptığı şeyin gerçek olduğuna inanmak için bir saniyeliğine duruyor, sonra senin geri çekilmediğini hissedince yeniden öpüyor. Bu kez daha uzun, daha kararlı ama hala dikkatli. Elini yanağından ensene doğru kaydırıyor, senin elini ise bırakmıyor. Bütün korkular, mühür, Sennashi, görevler ve geleceğe dair belirsizlikler birkaç saniyeliğine anlamını kaybediyor. Gökyüzündeki patlamaları duyuyorsun ama hangisinin havai fişek, hangisinin kendi kalbin olduğunu ayırt edemiyorsun. Hayatının en mutlu anını yaşadığını tam o anda, hiçbir şüphe duymadan anlıyorsun.
Tam birbirinizden birkaç santim uzaklaşacakken arkadan büyük bir alkış kopuyor. "SONUNDA!" diye bağırıyor Yoshi. Kaede iki eliyle alkışlarken Satoshi ıslık çalıyor, Shiori sevinçle Masato’nun koluna vuruyor. Masato bile ciddi duruşunu koruyamayıp gülümsüyor. Saya başını hafifçe eğmiş, sıcak ama biraz buruk bir tebessümle alkışlara katılıyor. Toshio ise herkesin neden bu kadar yüksek ses çıkardığını sorgular gibi görünse de o da iki kez el çırpıyor. Takeshi’nin bütün yüzü bir anda kıpkırmızı oluyor. Gözlerini büyütüp omzunun üzerinden onlara bakıyor. "Siz hala burada mıydınız lan?!" Satoshi uzaktan başparmağını kaldırıyor. "Biz size alan bıraktık kanka, köyü terk etmedik." Takeshi utançtan yok olmak ister gibi yüzünü sana çeviriyor. Fakat arkadaşlarının alkışları devam ederken seni bırakmıyor. Bir an tereddüt ediyor, sonra sanki artık geri dönüşü olmadığını kabul etmiş gibi tekrar sana eğiliyor ve dudaklarından bir kez daha öpüyor. Bu defa arkadaki tezahürat daha da büyüyor. Takeshi utancından gözlerini kapatıyor ama öpücüğü yarıda kesmiyor. Sen de kollarını ona doladığında seni kendisine biraz daha yaklaştırıyor. O an kalabalığın, arkadaşlarının ve bütün dünyanın varlığı önemsizleşiyor. İstediğin tek şey onun sıcaklığında kalmak ve bu anın hiç bitmemesi oluyor.
Başını göğsüne yaslayıp ona sarıldığında Takeshi çenesini saçlarının üzerine koyuyor. Havai fişekler nehrin üzerinde renkli yansımalar oluşturuyor, arkadaşlarınız nihayet sizi rahat bırakıp kendi aralarında gülüşmeye başlıyor. Sen gözlerini kapatıp bir anlığına yalnızca kalp atışını dinliyorsun. Sonra gözlerini açıp Takeshi’nin omzunun üzerinden nehir kıyısının daha karanlık tarafına bakıyorsun. Kalabalığın bittiği, ağaçların başladığı noktada hareketsiz duran bir silüet görüyorsun. Üzerinde koyu renkli uzun bir giysi var. İnsanlar önünden geçiyor, havai fişeklerin ışığı zaman zaman bedenini aydınlatıyor ama o hiçbir yere bakmıyor, hiç kıpırdamıyor. Takeshi’ye sarılışın farkında olmadan sıkılaşırken adamın gözlerinin doğrudan sana çevrildiğini anlıyorsun.
Maskeli bir adam orada duruyor ve sana bakıyor.
Bir sonraki havai fişek gökyüzünde altın renkli bir çember halinde açılırken Takeshi sana biraz daha yaklaşıyor. Hareketi tereddütlü, sana geri çekilebilmen için yeterince zaman bırakıyor. Fakat sen yerinde kaldığında aranızdaki son mesafeyi de kendisi kapatıyor. Önce alnını seninkine yaslıyor. Nefesi yüzüne değiyor, parmakları elinin arasında biraz daha sıkı kenetleniyor. "Yanaktan olmasına gerek yok." diye fısıldıyor ve sen daha bu sözlerin kalbinde yarattığı sarsıntıyı anlayamadan dudaklarını dudaklarına bastırıyor. İlk temas nazik ve kısa olacakmış gibi başlıyor. Takeshi sanki yaptığı şeyin gerçek olduğuna inanmak için bir saniyeliğine duruyor, sonra senin geri çekilmediğini hissedince yeniden öpüyor. Bu kez daha uzun, daha kararlı ama hala dikkatli. Elini yanağından ensene doğru kaydırıyor, senin elini ise bırakmıyor. Bütün korkular, mühür, Sennashi, görevler ve geleceğe dair belirsizlikler birkaç saniyeliğine anlamını kaybediyor. Gökyüzündeki patlamaları duyuyorsun ama hangisinin havai fişek, hangisinin kendi kalbin olduğunu ayırt edemiyorsun. Hayatının en mutlu anını yaşadığını tam o anda, hiçbir şüphe duymadan anlıyorsun.
Tam birbirinizden birkaç santim uzaklaşacakken arkadan büyük bir alkış kopuyor. "SONUNDA!" diye bağırıyor Yoshi. Kaede iki eliyle alkışlarken Satoshi ıslık çalıyor, Shiori sevinçle Masato’nun koluna vuruyor. Masato bile ciddi duruşunu koruyamayıp gülümsüyor. Saya başını hafifçe eğmiş, sıcak ama biraz buruk bir tebessümle alkışlara katılıyor. Toshio ise herkesin neden bu kadar yüksek ses çıkardığını sorgular gibi görünse de o da iki kez el çırpıyor. Takeshi’nin bütün yüzü bir anda kıpkırmızı oluyor. Gözlerini büyütüp omzunun üzerinden onlara bakıyor. "Siz hala burada mıydınız lan?!" Satoshi uzaktan başparmağını kaldırıyor. "Biz size alan bıraktık kanka, köyü terk etmedik." Takeshi utançtan yok olmak ister gibi yüzünü sana çeviriyor. Fakat arkadaşlarının alkışları devam ederken seni bırakmıyor. Bir an tereddüt ediyor, sonra sanki artık geri dönüşü olmadığını kabul etmiş gibi tekrar sana eğiliyor ve dudaklarından bir kez daha öpüyor. Bu defa arkadaki tezahürat daha da büyüyor. Takeshi utancından gözlerini kapatıyor ama öpücüğü yarıda kesmiyor. Sen de kollarını ona doladığında seni kendisine biraz daha yaklaştırıyor. O an kalabalığın, arkadaşlarının ve bütün dünyanın varlığı önemsizleşiyor. İstediğin tek şey onun sıcaklığında kalmak ve bu anın hiç bitmemesi oluyor.
Başını göğsüne yaslayıp ona sarıldığında Takeshi çenesini saçlarının üzerine koyuyor. Havai fişekler nehrin üzerinde renkli yansımalar oluşturuyor, arkadaşlarınız nihayet sizi rahat bırakıp kendi aralarında gülüşmeye başlıyor. Sen gözlerini kapatıp bir anlığına yalnızca kalp atışını dinliyorsun. Sonra gözlerini açıp Takeshi’nin omzunun üzerinden nehir kıyısının daha karanlık tarafına bakıyorsun. Kalabalığın bittiği, ağaçların başladığı noktada hareketsiz duran bir silüet görüyorsun. Üzerinde koyu renkli uzun bir giysi var. İnsanlar önünden geçiyor, havai fişeklerin ışığı zaman zaman bedenini aydınlatıyor ama o hiçbir yere bakmıyor, hiç kıpırdamıyor. Takeshi’ye sarılışın farkında olmadan sıkılaşırken adamın gözlerinin doğrudan sana çevrildiğini anlıyorsun.
Maskeli bir adam orada duruyor ve sana bakıyor.
Konu sonlanmıştır!
Ödüller:
Ödüller:
- 40 SP
- 60.000 Ryo
