Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Post by GM - Shinsei »

Takeshi’yi nerede bulabileceğini düşünürken evin kapısı çalıyor. Daha sen odandan çıkmaya fırsat bulamadan annenin sesi koridorda yankılanıyor. "Bakıyorum!" Ardından kapı açılıyor ve annenin şaşkınlıkla uzayan selamını duyuyorsun. "Aaa, Takeshi! Hoş geldin. Ne kadar şık olmuşsun böyle!" İsmini işittiğin anda kinchakunu alıp hızla kapıya yöneliyorsun. Takeshi, festival için koyu lacivert üzerine ince gümüş çizgiler bulunan hafif bir yukata giymiş, beli sade, gri bir obiyle bağlanmış. Saçlarını her zamankinden biraz daha düzenli taramış ama birkaç tutam yine alnına düşmüş. Bir eli arkasında, diğer eliyle de yakasını gereksiz yere düzeltip duruyor. Sen koridora çıktığında bakışları sana çevriliyor ve eli yakasında donup kalıyor. Sabah sefası desenli mor, mavi ve beyaz yukatanı, kırmızı püsküllü küpelerini ve topuzuna iliştirdiğin kelebeği gördüğü anda yüzüne sıcak bir kızarıklık yayılıyor. Ağzını açıyor, kapatıyor, annenin önünde düzgün bir cümle kurmak için birkaç saniye savaşıyor. "Sen... çok..." diye başlayıp yutkunuyor. "Çok güzel görünüyorsun. Yani gerçekten. Yukatan da çok yakışmış, saçın da... Her şey." Annen ikinizi hayranlıkla seyrederken Takeshi, arkasında sakladığı elini nihayet öne çıkarıyor. Elinde beyaz papatyalar, açık mavi ortancalar ve aralarına serpiştirilmiş küçük mor çiçeklerden oluşan mütevazı ama özenle hazırlanmış bir demet var. "Ben aslında... seni festivale davet etmeye geldim. Yani zaten geleceğini düşünüyordum ama birlikte gider miyiz diye sormak istedim." Sen de hazırlanıp onu bulmaya çıkmak üzere olduğunu söyleyince yüzündeki gerginlik dağılıyor, omuzları rahatlıyor ve utangaç bir gülümsemeyle çiçekleri sana uzatıyor. Annen çiçekleri vazoya yerleştirmeyi teklif ederken sizi kapıdan geçiriyor, ardından arkanızdan fazla masum olmayan bir neşeyle "İyi eğlenceler çocuklar!" diye sesleniyor.

Festival alanına yaklaştıkça sokaklar renkli fenerlerle aydınlanıyor, evlerin saçaklarına asılan kağıt süsler akşam rüzgarında hafifçe sallanıyor. Yol boyunca Takeshi zaman zaman sana bakıp hemen gözlerini kaçırıyor, belli ki biraz önce söylediği iltifatın utancını hala taşıyor. Kalabalığın başladığı noktada ilk olarak Kaede’yle karşılaşıyorsunuz. Kaede seni görür görmez gözlerini büyütüyor, ardından hiçbir çekince göstermeden etrafında yarım tur dönüyor. "Aoi, çok güzel olmuşsun! Ciddi söylüyorum, masallardaki göl ruhları gibi görünüyorsun. Ama tatlı olanından, insanları suya çekip boğanından değil." Sonra Takeshi’nin kıyafetine ve elinde kalan çiçek kağıdına bakıp kaşlarını anlamlı anlamlı kaldırıyor ama şimdilik yorum yapmıyor. Birkaç adım ötede babasıyla yürüyen Satoshi sizi fark edince hemen yanınıza geliyor. "Ooo, ekip kurulmuş bile. Aoi, yalnız bayağı iyi olmuşsun ha. Takeshi sen yanında festival süsü gibi kalmışsın kanka, kusura bakma." Takeshi itiraz etmeye hazırlanırken Satoshi çoktan sana dönüp göreve çıkmadan önce böyle bir gece yaşayabildiğine sevindiğini söylüyor. Toshio ise bir yiyecek tezgâhının önünde fiyatları incelerken gruba katılıyor, seni baştan aşağı süzdükten sonra her zamanki ciddi ifadesiyle hükmünü veriyor. "Yukatanın renk dağılımı dengeli. Kelebek tokası ise görsel odağı yüzüne çekiyor. Genel olarak oldukça güzel görünüyorsun." Kaede bunun bir iltifat olduğunu açıklamasına gerek olmadığını söyleyince Toshio "Zaten doğrudan iltifat ettim." diyerek ona boş boş bakıyor.

Biraz ileride Yoshi ile Saya’yı görüyorsunuz. Yoshi seni görünce her zamanki coşkusuyla elini kaldırıp yanınıza geliyor. "Vay be Aoi! Çok tatlı olmuşsun! Festivalin ana karakteri gibi duruyorsun, şu an arkanda havai fişek patlasa kimse sorgulamaz." Ardından Takeshi’ye dönüp dirseğiyle hafifçe dürtüyor. "Sen de fena değilsin Takeshi, birlikte bayağı uyumlu görünüyorsunuz." Takeshi’nin yüzü yeniden kızarırken Saya sana biraz daha sakin, fakat içten bir gülümsemeyle yaklaşıyor. "Gerçekten çok güzel görünüyorsun Aoi. Özellikle saçların ve küpelerin çok yakışmış. Desenleri de yakıyooo!" Bakışları kısa bir an Takeshi’ye kayıyor ama yüzündeki ifade bozulmuyor, aksine ikinizi yan yana görünce küçük, anlamlı bir tebessümle başını eğiyor. Grubunuz neredeyse tamamlanmışken Toshifumi’ye de festivalin girişindeki bir fener direğinin yanında rastlıyorsunuz. Üzerinde sade, koyu yeşil bir yukata var ve ellerini kollarının içine sokmuş, kalabalığı uzaktan izliyor. Yanına yaklaştığınızda önce Takeshi’ye, sonra sana bakıyor, dışarıdaki konuşmanızın ardından sana karşı olan tavrındaki sertlik belirgin biçimde azalmış. "Kalabalık başlamadan gelmeniz iyi olmuş. Birazdan ana yol kapanacak kadar insan doluyor." diyor. Ardından Takeshi’ye dönüp daha alçak bir sesle ekliyor. "Babam seni görürse yine sabahki çalışmayı herkesin içinde anlatmaya başlayabilir. Hazırlıklı ol." Takeshi’nin yüzündeki endişeli ifade Toshifumi’nin dudağının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluşturuyor.

Hep birlikte festival meydanına vardığınızda önünüzde onlarca farklı seçenek açılıyor. Meydanın ortasında dans gösterileri için hazırlanmış yükseltilmiş ahşap bir platform var, çevresine asılan fenerler henüz tam kararmamış gökyüzünün altında turuncu ve kırmızı ışıklar saçıyor. Bir tarafta shuriken hedef vurma ve halka atma oyunları, hemen yanında chakra kullanmanın yasak olduğu okçuluk tezgahı bulunuyor. Kaede’nin şimdiden gözüne kestirdiği korku tüneli ve ikili ekipler halinde girilen aynalı labirent daha ileride duruyor. Toshio, canlı böcek ödülü verildiğini duyduğu küçük bir bilgi yarışması standına yönelmek isterken Satoshi gölge kuklası oyunlarını işaret ediyor. Yemek tezgahlarında yakitori, takoyaki, baharatlı erişte, kızarmış kalamar, dango, taiyaki, pamuk şeker ve parlak şeker kaplı meyveler sıralanıyor, Takeshi’nin dikkati özellikle karaage kâğıt külahlarının üzerinde kalıyor. Başka bir sokakta maske satıcıları, dilek şeritlerinin bağlandığı büyük bir ağaç, fal çekme kutuları, fener boyama masaları ve küçük hatıra eşyaları var. Meydanın uzak ucundaki tabelada gecenin ilerleyen saatlerinde havai fişek gösterisinin başlayacağı yazıyor. Grup meydanın ortasında durup nereye gideceğine karar vermeye çalışırken Kaede korku tünelini, Yoshi yemek turunu, Toshio bilgi yarışmasını, Satoshi ise önce halka atıp sonra her şeyi yemeyi öneriyor. Takeshi senin yanında durup kalabalığa bakıyor, ardından yüzünü sana çeviriyor. "İlk olarak sen seç. Nereye gitmek istersin?"
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure

Aoi daha odasından çıkmamıştı ki kapının çalınma sesiyle irkildi. Annesi koşup kapıyı hemen açınca duyduğu "Takeshi" kelimesi hemen elinin ayağının birbirine dolaşmasına sebep oldu. Mükemmel bir zamanlamayla denk getirmişti. Kinchakusunu kaptığı gibi hemen kapının önüne Takeshi'yi karşılamaya koşturdu. Takeshi resmen göz kamaştırıcı gözüküyordu. Üzerinde lacivert - gümüş bir yazlık yukata vardı. Saçlarını özenle taramış, yana yatırmıştı ancak birkaç inatçı perçem alnına düşüyordu. Bir elini arkasında saklıyordu. Göz göze geldikleri anda ikisi de biraz donup kalmıştı. Aoi onu baştan aşağı süzdü. "Çok hoş görünüyorsun! Yukatan çok yakışmış." Takeshi de bir süre sonra ağzını zorlukla açarak tereddütlü bir şekilde hoş göründüğünü söylemişti. Aoi'nin yanakları sıcaklaşarak pembeleşti. "G-Gerçekten mi?" Her zaman giyindiği sade renklerden gitmişti pek dikkat çekmek istemediği için ancak Takeshi'den gelen iltifat onu çok mutlu etti. Takeshi arkasında sakladığı elini çıkarıp ona gösterdi. Karşısında dünyanın en güzel buketi vardı. Papatyalar, ortancalar, mor kır çiçekleri... Hem çok güzel kokuyorlardı hem de adeta Aoi'yi temsil eden onun renklerinden oluşuyordu. Aoi buketi kollarına. "Bunu bana mı aldın?" Bir süre inanamaz gibi buketi inceledi. Bakışları Takeshi ve çiçek demeti arasında gidip geldi. "Çok teşekkür ederim. Çok mutlu oldum. Bu hayatımda aldığım en güzel hediye."

Takeshi onu festivale davet etmek istemişti. Yani onunla birlikte gitmek istiyordu. Yani... bu bir randevu muydu? Muhtemelen değildi ama Aoi yine de mutlu oldu. Onu davet etmek için yola çıkmak üzere olduğunu duyunca Takeshi de rahatlamıştı. Aoi çiçekleri annesine emanet etti. Sandaletlerini giyip Takeshi ile yan yana festival alanına yürümeye başladı. Yol boyunca bakışları Takeshi'nin yüzü ve eli arasında gidip geldi. Tutmak istiyordu ancak bu iyi bir fikir miydi emin olamadı. Sevgilisi gibi değil de arkadaşça tutsa...? Herhalde tuhaf olurdu. Yukatasının kolunu tutsa? Çocukça olurdu. Arada Takeshi ile göz göze geldi ancak utançla kaçırdı gözlerini kendisinden. Aoi yol boyunca ne yapacağından emin olamazken neyse ki festival alanının girişine çabucak varmışlardı. İlk olarak Kaede'yi fark ettiler. Kaede onu görür görmez yanına gelip iyi anlamda göl ruhlarına benzediğini söylemişti. Aoi kızararak ellerini itiraz eder gibi salladı. "S-Sen çok daha güzel görünüyorsun!" Hemen ardından babası ile festival alanına gelmiş Satoshi onları fark ederek yanlarına gelmişti. Ondan da iltifat alan Aoi daha da kızardı. "Teşekkür ederim. Sen de çok iyi görünüyorsun." Satoshi göreve çıkmadan önce eğlenme fırsatı yakaladıklarına sevindiğini anlatırken Aoi'nin bakışları Kaede'ye döndü. "Görevde kendinize dikkat edin, olur mu?" Sonra uzanıp Kaede'nin yanağını okşadı onun kendisine yaptığı gibi.

Biraz ileride stantlardan birini inceleyen Toshio onları fark ederek yanlarına geldi. İlk yaptığı şey ondan beklenmeyecek şekilde Aoi'ye iltifat etmek olmuştu. "Te-Teşekkür ederim." Biraz ileride onlara Saya ve Yoshi katıldı. Yoshi her zamanki filtresizliği ile onu överek birlikte güzel göründüklerini söylemişti. Aoi, Saya'nın da orada olmasından ötürü daha fazla mahcubiyet yaşadı. "A-Abartma Yoshi..." Saya ile göz göze gelince bakışlarını kaçırdı. Kıyafetini övdüğünde Aoi tebessüm etti. "Sen daha güzelsin." dedi içtenlikle. Takeshi'ye anlamlı bir bakış atmıştı ancak bunun arkasında bir onay mı yoksa içerleme mi vardı Aoi tam anlayamadı. Bakışları Takeshi ile Saya arasında kısa bir süre dolaştı. Festivalin girişinde Toshifumi'yi görünce selamlamak için yanına gittiler. "İyi akşamlar!" Aoi ona sıcak bir şekilde gülümsedi. Toshifumi de ona eskisi kadar katı davranmıyordu. Yamiaki Hoca ile denk gelirlerse yine herkesin içinde çalışmalarını anlatacağını söyleyerek Takeshi ile şakalaşmasına Aoi kıkırdayarak tepki verdi.

Festival meydanına vardıklarında önlerinde yapılacak onlarda etkinlik seçeneği vardı. Herkesin ilgisini bir şey çekmişti. Dans gösterileri, oyunlar, kutlamalar, ışıklar... Her şey büyüleyici ve çok emek verilmiş gibi görünüyordu. Gecenin ilerleyen saatlerinde havai fişek olacağını duymak Aoi'yi heyecanlandırdı. Çok uzun zamandır havai fişek gösterisi izlememişti, onu görmeyi çok istiyordu. Ancak bazı simaları etrafta görememek onu endişelendirdi. "Masato ve Shiori gelmeyecekler mi?" diye sordu etraftakilere. Keşke Bokukichi de bu festivale tanık olabilseydi diye iç geçirmeden edemedi. Takeshi ona dönüp ne yapmak istediğini sordu. Aoi doğası gereği dilek şeritlerini ve fal çekme kutularını ilgi çekici bulmuştu. Ama Takeshi'yi bunlarla sıkmak da istemiyordu. Yine de fikrini sorduğu için ona dürüstlükle yanıt verdi. "Ağaca dilek bağlamak ve fal çekmek isterim. Ama senin ilgini başka bir şey çekiyorsa önce onu da yapabiliriz." Sonra yemek stantlarını işaret etti. "Sonra da bir şeyler yiyelim. Karaage almak ister misin?"
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Post by GM - Shinsei »

Takeshi, dilek ağacını işaret ettiğin anda hiç tereddüt etmeden başını sallıyor. "Önce senin istediğini yapalım. Karaage hiçbir yere kaçmıyor." Hep birlikte meydanın daha sakin tarafında bulunan büyük dilek ağacına doğru ilerliyorsunuz. Ağacın dalları pembe, mavi, beyaz ve altın renkli yüzlerce ince kağıt şeritle dolmuş, rüzgar estikçe üzerlerindeki dilekler birbirine sürtünüp hafif bir hışırtı çıkarıyor. Tezgahtaki yaşlı kadın herkese birer şerit ve küçük fırça uzatıyor. Kaede hiç düşünmeden yazmaya başlıyor, Satoshi yazdığı şeyi Toshio’dan saklamaya çalışırken Toshio bunun çocukça olduğunu söyleyip onun omzunun üzerinden okumaya uğraşıyor. Yoshi dileğinin sığmadığını söyleyip ikinci bir şerit isterken Saya daha sakin bir köşeye geçiyor. Takeshi ise kağıdın başında uzun süre kalıyor. Birkaç kez fırçayı indirip kaldırdıktan sonra kısa bir şey yazıyor ve şeridi hemen kapatarak görmeni engelliyor. Sen bakmaya çalışınca gözlerini kısıyor. "Dileği söylersen gerçekleşmez diye biliyorum." diyor. Sonra ağacın üst dallarından birine bağlamak için uzanıyor. Şeridi bağladığı sırada rüzgar kısa bir an kağıdı ters çeviriyor ama yazının yalnızca sonundaki birkaç harfi seçebiliyorsun, bütününü okumaya fırsat kalmadan Takeshi eliyle şeridi düzeltiyor. Kendi dileğini de ağacın dallarına bağladıktan sonra yan yana asılı duran iki şeride bakarken kalbin hafifçe hızlanıyor. Fal kutularına geçtiğinizde herkes silindir biçimli ahşap kutuları sallayıp içlerinden numaralı çubuklar çekiyor. Satoshi’nin falında "yola çıkarken beklenmedik gecikmeler" yazınca Kaede buna kahkaha atıyor. "Daha göreve çıkmadan fal bile senden umudunu kesmiş." Satoshi ise kağıdı buruşturup cebine sokuyor. "Gecikme falan yok, sadece stratejik oyalanma var." Takeshi’nin falında "korktuğun cevap, düşündüğünden daha yakında" yazıyor. Bunu okuduğunda yüzü kızarıyor ve falı hemen katlayıp yukatasının içine koyuyor. Seninkini merak etse de yüksek sesle sormuyor, yalnızca göz ucuyla kağıdına bakıp yüzündeki tepkiyi anlamaya çalışıyor.

Dilekler ve fallardan sonra yemek tezgahlarının bulunduğu sokağa geçiyorsunuz. Kızarmış hamur, et, baharat ve şeker kokuları birbirine karışmış durumda. Takeshi hiç düşünmeden büyük bir karaage külahı alıyor, satıcının üzerine limon sıkıp sıkmayacağını sormasına gereğinden fazla ciddi bir ifadeyle "Az sıkın, çıtırlığını öldürmesin." diye cevap veriyor. Kaede soslu takoyaki alıyor, Satoshi hem yakitori hem baharatlı erişte alıp ikisini aynı anda yemeye çalışıyor, Toshio bir tabak sade dango seçiyor ve bunun diğer yiyeceklere göre daha verimli olduğunu savunuyor. Yoshi kocaman bir pamuk şekerle dönüyor, Saya çilekli şeker kaplı meyvelerden alıyor, Toshifumi ise kimse bakmıyormuş gibi bir taiyaki seçip grubun arkasında sessizce yemeye başlıyor. Takeshi karaagelerden birini sana uzatıyor. "Sıcak, dikkat et." Birlikte yemek yerken kalabalığın içinde ilerliyor, Satoshi’nin erişteyi yukatasına dökmemek için verdiği savaşı izliyorsunuz. Sonunda meydanın oyun tezgahlarından birine, içi suyla doldurulmuş hafif topları hareketli hedeflere atmanız gereken yarışmaya geliyorsunuz. Yoshi anında katılmak isterken Kaede de onu yenebileceğini iddia ediyor. Takeshi kolunu sıvayıp toplardan birini eline alıyor, Toshio ise hedeflerin dönme aralıklarını hesaplamaya başlıyor. Tam sıra size gelecekken kalabalığın öte tarafında Masato’yu görüyorsun. Yanında Kiho ve klanın yaşlılarından birkaç kişi var, belli ki festival alanına onlarla birlikte gelmek zorunda kalmış. Masato sizi fark eder etmez yüzü aydınlanıyor, büyüklerine kısa bir şey söyleyip hemen yanınıza geliyor. "Aoi! Hepiniz buradaymışsınız." Önce sana, sonra diğerlerine selam veriyor. "Önceden haber veremediğim için özür dilerim. Kiho’yla birlikte klan büyüklerine eşlik etmemiz gerekti. Ne zaman ayrılabileceğimizi ben de bilmiyordum." Ardından elindeki toplara bakıp hafifçe gülümsüyor. "Ama madem yetiştim, buna katılacağım. Bir Hyuuga gözlerini kullanmadan da hedef vurabilir." Satoshi hemen kaşını kaldırıyor. "Byakugan yasak kanka, seni görüyorum." Masato ona son derece ciddi bir ifadeyle "Byakugan’ı açarsam zaten fark edersin." diye cevap veriyor.

Yarışma başladığında ilk atışı Yoshi yapıyor ve top hedefin hemen yanından geçerek tezgah sahibinin su kovasına düşüyor. Kaede ilk hedefi vuruyor, Satoshi topu gereğinden fazla yumuşak atıp hedefe ulaşamadan düşürüyor. Masato ise hiçbir doujutsu kullanmadan nefesini ayarlıyor ve hareketli hedeflerden ikisini art arda indiriyor. Takeshi üçüncü hedefi vurduğunda sana dönüp sanki çok büyük bir başarı kazanmış gibi hafifçe sırıtıyor. Tam senin sıran yaklaşırken kalabalığın içinden Shiori geçiyor. Grubun tamamını görünce yönünü değiştirip yanınıza geliyor. "Sizi bulmak için bütün meydanı dolaşmam gerekiyormuş demek." diyor, ardından Masato’yu fark edince şaşkınlıkla ekliyor. "Senin de klan büyüklerinden kurtulabildiğini görmek güzel." Masato omzunun üzerinden Kiho ve uzakta sohbet eden büyüklerine bakıyor. "Tam olarak kurtulmuş sayılmam. Yalnızca kısa süreliğine serbest bırakıldım." Shiori sana sarılıp festival için geç kaldığını, ailesinin tezgahlardan birine yardım etmesini istediğini anlatıyor. Sonra yarışmaya göz atıp kendisinin de katılacağını söylüyor. Birkaç tur boyunca toplar havada uçuşuyor, hedefler devriliyor, Satoshi attığı top yanlışlıkla Toshio’nun omzuna çarpınca ikisi arasında gereksiz bir tartışma başlıyor. Yarışmayı Masato ile Kaede aynı puanda bitiriyor, tezgah sahibi ikisine de küçük birer ahşap tilki anahtarlığı veriyor. Gecenin hala çok başında olduğunuzu fark ettiğinizde meydanın ışıkları daha da belirginleşmiş oluyor. İleride korku tüneli, aynalı labirent, shuriken hedefleri, halka atma, fener boyama, maske tezgahları, dans platformu ve chakra kullanımının yasak olduğu okçuluk yarışı hala açık. Ayrıca nehir kenarında kağıt fener bırakma etkinliğinin birazdan başlayacağı ve havai fişeklerden önce küçük bir müzik gösterisi yapılacağı duyuruluyor.

Herkes sıradaki etkinlik için aynı anda farklı bir fikir söylerken Satoshi elindeki son yakitori çubuğunu çöpe atıyor. Önce gruptaki herkesi tek tek sayar gibi bakışlarını gezdiriyor, ardından yüzünde fazla rahat ve tehlikeli bir gülümseme beliriyor. "Şişe çevirmece mi oynasak ya hazır bu kadar toplanmışız?" Konuşmalar aynı anda kesiliyor. Kaede’nin ağzı hafifçe açık kalıyor, Masato birkaç kez göz kırpıyor, Toshio bu oyunun kurallarını gerçekten düşünmeye başlamış gibi kaşlarını çatıyor. Saya’nın bakışları kısa bir an Takeshi’ye, ardından sana kayıyor. Takeshi’nin elindeki karaage parçası ağzına ulaşmadan havada donuyor. Meydanın uğultusu çevrenizde devam ederken grubun ortasında ağır ve garip bir sessizlik oluşuyor.
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Post by Yureikumo Aoi »

Takeshi dilek ağacı önerisini hemen kabul etmişti. Hiç tereddüt etmediği için Aoi onun da bunu isteyerek yapıyor olduğunu düşündü. Diğerleri de fikri kabul edince kalabalık bir ekip olarak dilek ağacının yanına gittiler. Üzerine asılmış onlarca dilek şeridi rüzgarda kıpırdadıkça destansı bir görüntü oluşturuyordu. Tezgahtar kadından birer dilek şeridi aldılar. Kimisinin yazacak çok şeyi vardı, kimisi ne istediğinden emindi. Bazıları da diğerlerinin ne yazdığını okumaya çalışıyordu. Aoi'nin gözleri bilinçli bir şekilde Takeshi'ye kaydı. Kağıtla uzun süre bakışmış, tereddütle fırçayı kaldırmış ancak hiçbir şey yazmamıştı. Sonra da çok kısa bir şey yazmıştı. Aoi'nin baktığını fark edince kapatarak okumasını engellemişti. Söylerse gerçek olmayacağına inanıyordu. Ağaç dallarından birine uzanıp dilek şeridini dala bağladı. O anda esen rüzgarla ters döndü dileği ancak Aoi okuyamadan Takeshi onu hemen ters çevirdi. Bu kadar sakladığı ne yazdığını merak etmediğini söylese Aoi yalan söylemiş olurdu. Çok merak ediyordu ancak gidip onu bu konuda sıkıştıracak değildi. Aoi kendi dileğinin ne olacağını biliyordu. Fırçayı kaldırdı ve kağıda tek bir cümle yazdı. "Takeshi o güzel gülümsemesini hiç kaybetmesin." Sonra da uzanıp kendi dileğini de bir dala bağladı. Rüzgarda yan yana sallandıklarını görmek heyecanlanmasına sebep oldu. Sanki dileği gerçekten de olacakmış gibi hissediyordu.

Dilek şeritleri ile herkesin işi bittiğinde fal kutularına geçtiler. Herkes bir fal çekti. Bu fallar Aoi'nin falları gibi derinlikli şeyler değildi. Genellikle birer cümleydi ve muğlak şeyler söylüyordu. Kurabiye falı gibiydiler. Satoshi'nin falı Kaede'yi epey eğlendirirken Takeshi'nin falı utanarak kızarmasına yol açmıştı. Acaba falı okuduğunda ne düşünmüş, onu nasıl yorumlamıştı? Aoi kendi falını açtı:
"Atmışsın ona bir bakış
Gözlerine tutulmuş kalmış
Kendini bulmuş o anda
Aşkın ona pek yaramış"

Falıyla bir süre bakıştıktan sonra hızla katlayarak kinchakusunun içine fırlattı. Niye herkese tek cümle bir şey çıkarken ona böyle mani çıkmıştı ki? Aşk ile ilgili olması daha da beterdi. Başını kaldırınca Takeshi'nin göz ucuyla kendisini süzdüğünü fark etti. Kızararak hemen bakışlarını kaçırdı. Falı ona okumasına imkan yoktu.

Fal bakma merasimi de bitince herkes yemek tezgahlarının başına geçti. Takeshi tabi ki de ilk iş olarak karaage satıcısının karşısına geçmiş, siparişini vermişti. Ekipteki diğer herkes de tatlı veya tuzlu keyiflerine göre seçimlerini yapmışlardı. Aoi de kendisine bir posiyon kakigori satın aldı. Takeshi karaagelerinden birisini ona uzatınca o da bir kaşık daha alarak kakigorisinden ona ikram etti. "Teşekkür ederim." Yemeklerini yedikten sonra topları hedeflere isabet ettirmeleri gereken bir oyunun önüne geldiler. Herkes bir anda rekabetçi moda girerek bunu oynamak istemişti. Tam başlayacakları esnada kalabalıkta tanıdık bir sima fark etti. Masato, diğer Hyuuga üyeleriyle birlikte ağır ağır yürüyordu. Göz teması kurdukları anda her ikisinin de gözleri parıldamıştı. "Masato!" Büyükleri bırakıp gelemedikleri için özür dilemişti. Top oyunu oynamaya başladıklarını görünce de dahil olmak istemişti. Oyun başladığında Kaede, Masato ve Takeshi hedefleri vurabilmişlerdi. Hatta Masato iki hedefi hızlıca indirmişti. Aoi onu şaşkınlıkla tebrik etti. Takeshi son hedefi vurup ona dönünce Aoi gülümseyerek ellerini çırptı. "Harikasınız!" Tam Aoi de oyunu deneyecekti ki bu sefer kalabalığın içinden çok uzun zamandır görmediği Shiori çıkageldi. O da meğer onları arıyordu. Tezgahlardan birine yardım etmesi gerektiği için geciktiğini açıklayarak Aoi'ye sarılmıştı. Aoi de ona sıkıca sarıldı. "Shiori! Seni çok özledim." Böylece Shiori de top atma yarışmasına katılmıştı ve büyüyen ekipleri birkaç tur boyunca topları hedeflere isabet ettirmeyi denedi. Kaede ve Masato aynı yüksek puanla bitirince ödül olarak tilki anahtarlığı kazandılar. Aoi onları içtenlikle tebrik etti.

Oyun bittiğinde henüz saat daha erkendi. Daha yapabilecekleri bir sürü etkinlik vardı. Havai fişek gösterisine de çok vardı. Öncesinde bir müzik dinletisi yapılacaktı. Şimdi ne yapılacağı büyük bir kargaşaya sebep olmuştu. Herkes ayrı bir şeyler söylüyordu. Aoi pasif kalmayı tercih etti. Ancak içlerinde en öne çıkan kişi Satoshi oldu. Çubuklarını çöpe attıktan sonra herkese dönerek absürt bir teklifte bulunmuştu. Şişe çevirmece. Evet, o malum oyun. Arkadaşlık bitirebilecek kadar tehlikeli olan o oyun. Aynı zamanda nostaljik olan oyun. Çünkü Aoi bunu hayatında sadece bir kez oynamıştı ve o da Takeshi ve Toshio ile tanıştığı gündü. Onun sonrasında yaşananlar da malumdu. Bakışları istemsizce Saya'ya kayınca onun da kendisine ve Takeshi'ye bakmakta olduğunu fark etti. Bütün grubu bir anda ölüm sessizliği sarmıştı. Kimseden çıt çıkmıyordu. Herkes şoku hazmetmeye çalışıyor gibiydi. Aslında Aoi oynamalarına karşı değildi. Bu sefer daha kalabalıktılar ve birbirlerini çok daha yakından tanıyorlardı. İlk oynadığı zaman sonu kötü bitse de Aoi o gün gerçekten çok eğlenmişti. "Olur." dedi masum bir şekilde. "Herkes onaylıyorsa ben karşı değilim." Oyun bozan kişi olmak da istemiyordu sırf bir kötü deneyim yüzünden. Hem belki bu sefer daha eğlenceli olurdu ve bol bol gülüp geçecekleri an yaşarlardı.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Post by GM - Shinsei »

Senin oyuna karşı olmadığını söylemen, grubun üzerindeki o ağır sessizliği biraz olsun dağıtıyor. Kaede önce sana, sonra diğerlerine bakıp omuz silkerek kabul ediyor. "Bence de oynayalım. Zaten bu kadar kişinin aynı anda bir araya gelmesi yılda bir oluyor." Yoshi hemen heyecanla iki elini birbirine vuruyor, Masato ise oyunun geçmişini ve kurallarını gerçekten merak etmiş gibi Satoshi’ye birkaç soru sormaya başlıyor. Toshifumi ilk başta katılmak istemediğini söylese de herkesin gideceği yere tek başına meydanda kalmamak için sessizce gruba dahil oluyor. Satoshi, festivalin ana kalabalığından biraz uzakta, nehre bakan küçük çimenlik alanı öneriyor. Orada fenerlerin ışığı görülebiliyor ama müzik ve tezgahların uğultusu konuşmalarınızı bastırmıyor. Hepiniz çimenlerin üzerine geniş bir daire oluşturacak şekilde oturuyorsunuz. Yoshi, biraz önce içtiği ramunenin boş şişesini ortaya bırakıyor. Satoshi oyunun kurallarını sanki çok ciddi bir tören yönetiyormuş gibi açıklıyor. "Şişe kimi gösterirse çeviren kişi ona doğruluk mu cesaret mi diyecek. Görevler festival alanından çıkmayacak, kimseyi yaralamayacak, kimseyi zor durumda bırakmayacak. Ama çok korkak davranmak da yasak." Toshio hemen elini kaldırıyor. "Zor durumda bırakmamak öznel bir ifade." Satoshi ona kısa bir bakış atıyor. "Toshio, oyun başlamadan yönetmeliğe itiraz etme." İlk şişeyi Satoshi çeviriyor. Cam şişe çimenlerin üzerinde birkaç tur döndükten sonra yavaşlayarak Toshio’yu gösteriyor. "Doğruluk mu cesaret mi?" Toshio hiç düşünmeden doğruluğu seçiyor. Satoshi sırıtarak öne eğiliyor. "Bu ekipten biriyle üç gün boyunca tek başına göreve çıkmak zorunda kalsan en son kimi seçerdin?" Toshio bakışlarını tek tek herkesin üzerinde gezdiriyor ve sonunda hiç suçluluk duymadan Yoshi’yi işaret ediyor. "Yoshi. Düşmana ulaşmadan önce yerimizi bağırarak belli eder." Yoshi şoke olmuş gibi göğsünü tutuyor. "Ben ortama moral katmak için hiperaktif oluyorum abi ya." Toshio başını sallıyor. "Moral ile desibel aynı şey değil."

Sıra Toshio’ya geçtiğinde şişe Kaede’yi gösteriyor. Kaede cesareti seçince Toshio birkaç saniye düşünüyor ve oldukça düz bir sesle "Satoshi’nin Han taklidini yapmasını sağla." diyor. Satoshi hemen itiraz ediyor. "Görev bana değil Kaede’ye verildi yalnız." Kaede’nin yüzünde şeytani bir gülümseme beliriyor. "Benim cesaret görevim de seni ikna etmek olsun." Birkaç saniye sonra Satoshi istemeye istemeye ayağa kalkıyor, sırtını gereğinden fazla dikleştirip kollarını göğsünde birleştiriyor. "Rüzgarı hissetmeyeceksin. Rüzgar olacaksın. Sonra rüzgarın neden rüzgar olduğunu üç saat boyunca tartışacağız." diyor, Han’ın ciddi bakışlarını taklit ederek. Sen kahkahanı tutamıyorsun. Satoshi sizi eğitim sırasında fazlasıyla dinlemiş olmalı. Kaede çimenlerin üzerine kapanacak kadar gülerken Masato bunun gerçekten Han’a benzediğini kabul ediyor. Oyun birkaç tur daha devam ediyor. Yoshi’nin çevirdiği şişe Toshifumi’yi gösteriyor. Toshifumi doğruluğu seçince Yoshi, ondan kimsenin bilmediği bir uğraşını söylemesini istiyor. Toshifumi önce cevap vermemeye niyetleniyor fakat herkes bekleyince gözlerini kaçırıyor. "Küçük ahşap hayvan figürleriyle oyuyorum." Bu cevap grupta beklenmedik bir sessizlik oluşturuyor. Saya’nın yüzünde sıcak bir gülümseme beliriyor. "Bu çok güzelmiş." Toshifumi hemen savunmaya geçiyor. "Boş zaman değerlendirmek için yapıyorum. Duygusal bir anlamı yok." Yoshi ise çoktan kendisine kurbağa figürü sipariş etmeye çalışıyor. Sonraki turda Saya’nın şişesi Masato’yu gösteriyor. Masato cesareti seçince Saya ondan bir tur boyunca kimseye resmi hitap kullanmadan, herkesle Satoshi gibi konuşmasını istiyor. Masato’nun yüzündeki tedirginlik, sanki S-rank göreve gönderilmiş gibi oluyor. Kaede ona dönüp "Nasılsın Masato?" diye sorunca Masato birkaç saniye hazırlanıp "İyiyim... kanka." diyor. Satoshi hemen başını sallıyor. "Yok kanka, böyle söylenmez. Ruhunu katman lazım." Masato ikinci denemesinde "İyiyiz ya, takılıyoruz kankito." deyince bütün grup gülmeye başlıyor.

Bir sonraki turda şişeyi Shiori çeviriyor ve şişenin ağzı Takeshi’de duruyor. Takeshi’nin yüzü daha soru sorulmadan geriliyor. "Doğruluk mu cesaret mi?" Takeshi etrafa bakıyor, cesaret seçerse başına gelecekleri hesaplıyor ve sonunda doğruluğu seçiyor. Shiori kısa bir süre düşünüyor, sonra masum bir ifadeyle soruyor. "Bu akşam festivale gelirken en çok kimi görmeyi umuyordun?" Çemberin içindeki hava bir anda değişiyor. Satoshi gözlerini büyütüyor, Kaede dudaklarını birbirine bastırıp gülmemeye çalışıyor, Saya ise sessizce Takeshi’ye bakıyor. Takeshi birkaç saniye şişeyle göz göze geliyor, sanki cam parçası kendisini kurtaracakmış gibi. Sonra bakışları istemsizce sana kayıyor. Göz göze geldiğiniz anda hemen başka tarafa bakıyor ama artık cevabı saklamasının anlamı kalmıyor. "Aoi’yi." diyor, neredeyse festival müziğinin altında kaybolacak kadar kısık bir sesle. Kalbin bir anda göğsüne sığmayacak kadar hızlanıyor. Yüzündeki sıcaklığın boynuna kadar yayıldığını hissediyorsun. Yoshi ağzını açıyor fakat Kaede hızla onun koluna vurup yorum yapmasını engelliyor. Shiori ise yalnızca tatmin olmuş bir gülümsemeyle başını sallıyor. Takeshi utanmaktan elindeki çimenleri yolmaya başlarken Satoshi gerilimi dağıtmak için şişeyi tekrar ortaya itiyor. "Tamam, romantik ara sona erdi. Devam." Sonraki birkaç tur daha hafif geçiyor. Kaede, cesaret görevi olarak yakındaki maske satıcısına gidip tilki maskesiyle geri dönüyor. Yoshi, doğruluk sorusunda hayatında yediği en fazla dango sayısının on yedi olduğunu itiraf ediyor. Toshifumi, Satoshi’nin verdiği görevle bir dakika boyunca yüzünde gülümseme tutmaya çalışıyor ama daha yirmi saniye dolmadan bundan nefret ettiğini söyleyerek bırakıyor. Gecenin başındaki gerginlik giderek çözülüyor kahkahalarınız nehir kıyısındaki müzik ve fenerlerin hışırtısına karışıyor.

Şişe sonunda sana geliyor. Herkesin bakışları üzerinde toplanırken uzanıp cam şişeyi iki elinle döndürüyorsun. Şişe önce hızla dönüyor, fenerlerin ışığını yüzeyinde parça parça yansıtıyor. Birkaç tur sonra yavaşlıyor, ağzı önce Kaede’ye, sonra Saya’ya doğru kayıyor, bir an Masato’da duracakmış gibi oluyor ve son bir hareketle Takeshi’yi gösteriyor. Takeshi şişeye bakıyor, ardından sana. Az önce verdiği cevabın utancı hala yüzünde duruyor. Önce doğruluk demek üzereymiş gibi nefes alıyor fakat Shiori’nin sorusunu hatırlamış olmalı ki fikrini değiştiriyor. Omuzlarını geriye atıp kendisini olacaklara hazırlıyor. "Cesaret."
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Post by Yureikumo Aoi »

Satoshi'nin şişe çevirmece oynama isteği dalga dalga gruptaki diğerleri tarafından da kabul edilmişti. Toshifumi bile katılmıştı hatta. Nehir kenarındaki boş yeşillik bir alana geçtiler. Burada festivalin gürültüsü daha uzaktaydı ve konuşmalarını bastırmıyordu. Geniş bir halka olarak oturduktan sonra herkesin şişeyi sırayla çevirmesine karar verildi. Yoshi'nin içeceğinden kalan boş şişeyi ortaya bırakması üzerine oyun Satoshi ile birlikte başladı. İlk soru Toshio'ya denk gelmişti. Pek de zor olmamıştı, göreve en az gitmek isteyeceği kişi Yoshi'ydi. Aoi aralarındaki şakalaşmaya gülümsedi. Toshio'nun sorma sırası geldiğinde Kaede cesareti seçmişti. Görevi ise dolaylıydı. Satoshi'ye Han abisinin taklidini yaptıracaktı. Satoshi pek de itiraz etmeden ayağa kalkarak onu o kadar iyi taklit etti ki Aoi kahkahalarını tutamadı. Han abisi ile böyle dalga geçildiği için kendini biraz kötü hissediyordu ancak Satoshi'nin taklidi gerçekten de tam on ikidendi. Oyun devam ederken pek çok eğlenceli an yaşandı. Toshifumi boş zamanlarında küçük hayvan oymaları ile uğraştığını söylediğinde herkes şaşırdı. Onun böyle sevimli bir hobisi olmasını beklemiyorlardı. Yoshi ahşap kurbağa siparişi verince Aoi irkildi. "Ben de kurbağa istiyorum!" Bir sonraki turda Masato cesaret seçince ondan Hyuuga resmiyetini bırakıp Satoshi gibi samimi konuşması istenmişti. Masato'nun ağzından "kanka" kelimesinin çıktığını duymak o kadar komikti ki Aoi gözleri yaşarana dek güldü.

Tur sırası Shiori'ye denk gelince şişenin ucu Takeshi'de durmuştu. Takeshi kararsız kaldığı bir an sonrasında doğruluk seçmişti ve Shiori ona bugün festivale gelirken en çok kimi görmeyi umduğunu sormuştu. Doğruluk için ilginç bir soru seçimiydi. Sanki bilinçli bir şekilde onun ağzından laf almaya çalışıyormuş gibiydi. Çemberdeki herkes şaşırmıştı. Tuhaf bir sessizlik oldu. Takeshi ise kimseyle göz göze gelmek istemiyor gibi şişeye bakıyordu. Bakışlarını kaldırdığı anda göz göze geldiler. Bakışlarını anında kaçırmış olsa da pes ederek dudaklarını araladı ve Aoi onun ağzından kendi isminin çıktığını duydu. Çok zayıf, korkuyla söylenmişti ama söylenmişti sonuçta. Aoi'nin adeta kalbi yerinden çıktı. Yüzünü bir anda bir sıcaklık bastı. Bakışlarını gruptan kaçırıp önüne eğdi kısa bir süre. Kimsenin bir şey söylememesi ortamı daha da garipleştirmişti. En sonunda Satoshi dayanamayarak şişeyi ittirdi ve oyuna devam etmelerini ima etti. Ancak bunu yaparken "romantik" aranın sona erdiğini söylediğinde Aoi daha da kızardı. Bu kadar belli miydi? Sanki ortada herkesin bildiği, gördüğü, ne olduğunu anladığı kocaman bir fil vardı ama kimse ondan bahsetmiyordu.
► Show Spoiler
Oyuna devam ettiler. Sonraki turlarda gergin bir şey yaşanmadı. Kahkahalar, şakalar havalarda uçuştu. Festival neşesi ve eğlencesi yanıbaşlarında sürüp giderken onlar şakalaşıyor ve eğleniyorlardı. Sanki hayatlarını her gün riske atan shinobiler değil de ergenliğini yaşamakta olan basit birer genç gibiydiler. Zaman akarken şişeyi çevirme sırası Aoi'ye gelmişti. Şişe döndü, döndü, döndü... ve Takeshi'de durdu. Aoi bakışlarını Takeshi'ye kaldırdığında onun gözlerindeki gerginliği ve utancı fark etti. Cesaret dedi sonra. Aoi onun ağzından bunun çıktığını duyunca ilk tanıştıkları geceye gitti aklı. Aynı sahne yaşanmıştı. Aoi çevirmişti, Takeshi cesaret demişti. O zaman Aoi henüz onun hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Ona anlattığı her şeye inanmış, rol yapıyor olduğunu düşünmemişti. Birbirlerine çok uzak, bambaşka hayatların içerisindeydiler ancak o gece bir şekilde kaderleri birleşmişti. Düşe kalka, dövüşe dövüşe, acı çekerek ama birlikte şekillenmiş ve büyümüşlerdi. O günden bugüne ne kadar çok şeyin değiştiğini fark etti. Takeshi'nin yüzüne baktı. O gün o çok beğendiği, ışık saçan, mekanın gözdesi olan o sıcak gülümsemesinin sahte olduğunu şimdi fark edebiliyordu. Çünkü gerçek gülümsemesini görmüştü. Gerçek acısını ve hüznünü de. O çok konuşkan, o çok samimi, o hiperaktif eğlenceli shinobinin arkasında nelerin yattığını görmüştü. Ona kızdığı ve onu yargıladığı da olmuştu ama Takeshi inatçı birisi değildi. Kendini kanıtlamaya da çabalamazdı. Hatalı olduğu zaman özür diler, kimsenin kalbini kırmak istemezdi. Yufkadan bir kalbi vardı çünkü.


Aoi gülümsedi. Yumuşak, içten bir gülümsemeydi bu. Zihninden geçen nostaljiyi anlatan bir gülümsemeydi. Sahibi de Takeshi'ydi. Bakışlarını onun gözlerinde sabit tuttu. Yüzündeki her bir ifade değişimini izlemekten büyük bir keyif alıyordu. "Bana bir şarkı söyle." cümlesi dudaklarından çıktı en sonunda. O gün sahte olmadığından emin olduğu bir şey varsa o da onun o güzel sesiydi. Tekrar duymak istiyordu. Bu sefer gösteriş için değil, şov yapmak için değil, etrafındakilerde hayranlık uyandırmak için değil; Takeshi olarak söylemesini istiyordu.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Post by GM - Shinsei »

Takeshi, cesaret görevinin yalnızca bir şarkı söylemek olduğunu duyduğunda önce rahatlayacakmış gibi oluyor. Fakat çemberdeki herkesin gözünü ona diktiğini fark ettiği anda yüzündeki rahatlama kayboluyor. "Burada mı?" diye soruyor, sanki nehir kenarında otururken şarkı söylemek oyunun kurallarına aykırıymış gibi. Yoshi hemen ellerini ağzının iki yanına götürüyor. "TA-KE-SHI! TA-KE-SHI!" Kaede ritme alkışlarla katılıyor, Satoshi oturduğu yerden çimenlere vurarak tempo tutuyor. Masato bile gülümseyip başını sallıyor. "Cesaret seçtin. Geri çekilmen kurallara aykırı olur." Takeshi ona inanamayarak bakıyor. "Sen ne ara oyunun hakemi oldun ya?" İtirazları tezahüratın altında kaybolunca sonunda oflayarak ayağa kalkıyor. Yukatasını düzeltiyor, boğazını temizliyor ve gözlerini nereye çevireceğini bilemeyerek bir süre nehre bakıyor. İlk birkaç sesi çekingen çıkıyor, fakat devam ettikçe sesi yerini buluyor. Söylediği şarkı gösterişli değil, dinleyeni coşturacak hareketli bir parça da değil. Kaybettiği bir yere yıllar sonra dönmeye çalışan, yolu uzasa da evini hatırlamaktan vazgeçmeyen birini anlatan duygusal bir şarkı. Takeshi bu kez eski günlerdeki gibi insanları etkilemek için gülümsemiyor, sesini süsleyip kendisini olduğundan başka biri gibi göstermeye de çalışmıyor. Olduğu yerde sessizce duruyor ve yalnızca söylüyor. Sesi nehir yüzeyine, fenerlere ve uzaktan gelen festival uğultusuna karışırken çemberdeki şakalar tamamen kesiliyor. Bir ara gözlerini kaldırdığında doğrudan sana bakıyor, şarkının kalan kısmını da sanki yalnızca sen dinliyormuşsun gibi söylüyor.




Son notayı uzatmadan bıraktığında birkaç saniyelik bir sessizlik oluşuyor. Ardından bütün ekip aynı anda alkışlamaya başlıyor. Bununla da kalmıyor, yakınınızdaki yoldan geçerken durup dinleyen birkaç aile, genç bir çift ve elinde yiyecek tepsisi taşıyan tezgâhtar da alkışlara katılıyor. Takeshi çevrede yabancıların biriktiğini ancak o zaman fark ediyor. Yüzü kulaklarına kadar kızarıyor. "Siz ne ara geldiniz?!" Yoshi ayağa kalkıp onun omzuna sarılıyor. "Köyün yeni yıldızı doğdu! Bir daha söyle, bu sefer giriş parası alalım." Masato da gülümsemesini saklayamıyor. "Sesinin bu kadar iyi olduğunu bilmiyordum, kanka." Takeshi hızla ona dönüyor. "Şu kanka görevini bitirmedin mi sen daha?!" Masato ciddi bir ifadeyle "Bitirdim. Bu kendi tercihimdi." deyince Takeshi’nin yüzündeki ihanet ifadesi bütün grubu yeniden kahkahaya boğuyor.

Oyun birkaç tur daha sürüyor. Kaede’ye çıkan bir cesaret görevi yüzünden yakındaki tezgahtan aldığı tilki maskesini takarak beş dakika boyunca yalnızca bilgece cümlelerle konuşması gerekiyor, ancak söylediklerinin çoğu "Aç kalan shinobi, tok rakibin dango kokusunu uzaktan alır." gibi anlamsız sözlere dönüşüyor. Toshio, Yoshi’ye içten bir iltifat etmek zorunda kaldığında uzun süre düşünüp "Beklenmedik durumlarda moral seviyesini yüksek tutma konusunda faydalısın." diyor. Yoshi bunun iltifat değil görev raporu olduğunu savunurken Toshio daha romantik bir kelime dağarcığı bulunmadığını söylüyor. Saya’ya gelen doğruluk sorusunda festivalde en sevdiği anı anlatması isteniyor, o da çocukken babasının omzunda havai fişek izlediği bir geceyi anlatıyor. Shiori, Satoshi’ye meydandaki ilk yabancıya son derece ciddi bir sesle kaybolmuş kaplumbağasını görüp görmediğini sorma görevi veriyor. Satoshi gidip bunu yapıyor ve talihine, konuştuğu yaşlı adam gerçekten civarda kaplumbağa aramaya başlayınca geri dönmekte zorlanıyor. Kahkahalar arasında birkaç tur daha oynadıktan sonra hava kararmaya ve nehir kıyısındaki sivrisinekler rahatsız etmeye başlıyor. Şişeyi toplayıp yeniden meydanın yolunu tutuyorsunuz. Takeshi senin yanında yürürken hala şarkı yüzünden utanmış görünüyor. Bir ara sana bakıp sesini yalnızca senin duyabileceğin kadar alçaltıyor. "Bu görevi özellikle mi seçtin?" Sonra cevabından korkmuş gibi hemen önüne dönüyor. "Gerçi... kötü değildi. Uzun zamandır şarkı söylememiştim."

Meydana döndüğünüzde kalabalığın büyük bölümünün merkezdeki kürsünün çevresine toplandığını görüyorsunuz. Fenerlerin arasındaki ahşap platformda Hokage Sarutobi Shigure duruyor. Üzerinde resmi cübbesi yerine daha sade, koyu kırmızı bir festival haorisi var, buna rağmen kalabalığın içinde hemen seçiliyor. Siz de konuşmalarınızı kesip insanlara katılıyorsunuz. Shigure kürsünün önünde duran çocuklara, tezgahtarlarına ve shinobilere tek tek baktıktan sonra sıcak bir gülümsemeyle konuşuyor. "Konoha halkı, hepinize iyi akşamlar. Bu gece burada yalnızca yazın gelişini kutlamıyoruz. Birbirimizi hala bulabildiğimizi, yan yana oturabildiğimizi, aynı şarkıya kulak verip aynı gökyüzüne bakabildiğimizi kutluyoruz." Sesi meydanın en arkasına kadar ulaşıyor fakat resmi bir konuşmadan çok, köy halkıyla yaptığı samimi bir sohbet gibi geliyor. "Bu köyün tarihi zaferlerle olduğu kadar kayıplarla da yazıldı. Hepimizin evinde eksik bir sandalye, özlenen bir ses veya geri dönmesi beklenen biri olabilir. Festival yapmak bunları unuttuğumuz anlamına gelmez. Tam tersine, onların bize bıraktığı hayatı yaşamaya devam ettiğimizi gösterir. Bu gece çocuklarınızın elini tutun, arkadaşlarınızla gülün, uzun zamandır konuşmadığınız birinin halini sorun. Yemeğinizi paylaşın, kötü şarkı söylemekten korkmayın ve havai fişekler başladığında birkaç dakikalığına da olsa bütün endişelerinizi gökyüzüne bırakın." Kalabalığın içinden sıcak bir alkış yükseliyor. Shigure başını eğerek herkese teşekkür ediyor. "Yaz Festivaliniz kutlu olsun. Bu köyü ev yapan sizlersiniz."

Kürsüden indikten sonra korumalarının arasında kaybolmak yerine doğrudan halkın arasına giriyor. Yol boyunca yaşlılarla tokalaşıyor, çocukların başını okşuyor, birkaç tezgahtan ikram edilen yiyecekleri reddedemeyip elinde iki farklı dango şişiyle ilerliyor. Sizi fark ettiğinde yüzü aydınlanıyor ve grubunuza doğru geliyor. "Demek gençlerin yarısı burada. Nasılsınız bakalım?" Herkes sırayla selam verirken Shigure, Satoshi ile Kaede’ye yaklaşan görevlerinde başarılar diliyor, Masato’ya klan büyüklerini fazla bekletmemesini tembihliyor ve Takeshi’ye bakıp "Evinin camıyla ilgili sabah ilginç bir rapor aldım. Sonra konuşuruz." diyor. Takeshi’nin yüzü anında düşüyor. Shigure ardından sana dönüyor. Bakışındaki şaka yerini daha sakin ve gururlu bir ifadeye bırakıyor. "Klan büyüğün Han bana güzel bilgiler aktardı. Eğitimlerinin iyi gittiğini ve sonuç vermeye başladığını duydum. Ağacınızın tekrardan canlanacağı günü sabırsızlıkla bekliyorum, Aoi. O günleri senin neslinin getireceğine şüphem yok." Bu sözlerin ardından çevrenizdekiler de sana bakarken Shigure bir anda ellerini birbirine vuruyor. "Ya gençler, bu arada size bir şey soracağım." Herkes Hokage’nin köyle veya yeni bir görevle ilgili önemli bir şey söyleyeceğini sanarak dikkat kesiliyor. Shigure yüzünü son derece ciddi tutuyor. "Bir kadını etkilemek için şu devirde ne yapmak daha doğru olur?"

Arka tarafta Yoshi’nin ağzından tuhaf bir ses çıkıyor ve çocuk hemen öksürüyormuş gibi yapıyor. Satoshi başını Kaede’nin omzuna çevirip gülüşünü saklamaya çalışırken Kaede dudaklarını ısırıyor. Masato yüzünü başka tarafa dönüyor ama omuzlarının titrediği belli oluyor. Shigure hiçbirini görmemiş gibi cevap bekliyor. İlk konuşan Toshio oluyor. "Öncelikle söz konusu kişinin ilgi alanları, alışkanlıkları ve beklentileri gözlemlenmeli. Tek seferlik büyük bir davranış yerine tutarlı ilgi göstermek daha güvenilir sonuç verir. Ayrıca karşı tarafın hoşlanmadığı bir davranışı romantik olduğu varsayımıyla sürdürmek olumsuz etki yaratır." Shigure ciddi ciddi başını sallıyor. "Mantıklı. Biraz görev planına benziyor ama mantıklı." Sonra bakışları Takeshi’ye kayıyor. Takeshi bu konuşmaya nasıl dahil olduğunu sorgulayan bir ifadeyle birkaç saniye bekliyor. "Bence... onu etkilemeye çalıştığını fazla belli etmek yerine gerçekten dinlemek lazım." diyor sonunda. "Sevdiği şeyleri, korktuğu şeyleri, söylediği küçük ayrıntıları hatırlamak... Yanında rol yapmamak. Kendisini güvende ve rahat hissedebileceği biri olmak. Büyük bir şey yapmak gerekmiyor bence. Bazen doğru zamanda yanında kalmak daha önemli." Shigure’nin kaşları hafifçe kalkıyor, çevredeki birkaç kişinin bakışı istemsizce sana kayıyor. Hokage gülümseyerek başını salladıktan sonra yüzünü sana çeviriyor. "Güzel cevap. Peki sen ne dersin, Aoi? Bir erkek bir kadını gerçekten etkilemek istiyorsa ne yapmalı?"
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Post by Yureikumo Aoi »

Takeshi herkesin içinde şarkı söylemekten ilk başta çekinse de herkesin onu desteklemesi ve oyun kuralları gereği utanarak bir melodi tutturmuştu. Aoi bunun onun daha önceden bildiği bir şarkı mı yoksa şu anki duygularına göre uydurduğu bir şarkı mı olduğundan emin olamadı. Şarkıyı söyledikçe özgüveni gelmiş, sesini bulmuştu. Bu sefer daha kendisi gibi söylüyordu şarkıyı, bu da onu daha içten hale getiriyordu. Sesi çok güzeldi. Şarkının sözleri duygusaldı. Yaşadığı zorlukların yükü ve sorumluluğu altında ezilen, acı çeken ve tamamen kendisinden pes eden birisinin onu her şeye rağmen seven bir ruha yakarışı, ona pes eden kendisinden vazgeçmemesi için yalvaran bir şarkıydı. Kendisi için imkansız olsa da bu kişinin yanında olmak, onunla gülümsemek ve mutlu olmak istiyordu içten içe ancak bir yandan da kendisiyle çatışıyordu. Çünkü pes etmek istiyordu ancak bu kişinin ondan pes etmemesine ihtiyacı vardı. Takeshi şarkıyı söylerken gözleri buluştu. O an Aoi etraftaki herkesi unuttu, Takeshi dışındaki hiçbir şeyi duymaz oldu. Doğrudan ona bakıyor, sanki tüm bunları ona söylüyordu. Aoi'nin sol gözünden bir damla yaş düştü ve dizini ıslattı. Yüreği müthiş bir sıkıntı ve kederle dolmuştu bir anda. Dile getirip söylemediği her şeyi bu şarkı sayesinde duymuş gibiydi. Takeshi geleceğin getireceklerinden korkuyordu. Kötü bir şey olacaksa onları korumak için kendisinden vazgeçmeye hazırdı. Aynı zamanda çok acı çekiyordu. Tüm bu korkulardan ve felaketlerden uzaklaşmak istiyordu. Tam olarak da bu sebeple, Aoi'yi seviyor olsa bile onun duygularına karşılık vermekten hep çekinecekti ve bu konuda Aoi'nin yapabileceği hiçbir şey yoktu. Onun yanında olmak dışında.

Şarkı bittiğinde etrafta büyük bir alkış ve tebrik tufanı koptu. Etraftan gelip geçenler bile onun o büyüleyici sesini duyunca hayranlıkla durup dinlemeye başlamışlardı. Aoi kendini gülümsemeye zorladı ve tebriklere, alkışlara dahil oldu. Ancak içten içe zihni tamamen dağılmıştı. Kendisini şu ana odaklamaya çalışsa da başarılı olamıyordu. Oyunun birkaç tur daha devam edişini sessizce izledi. Şakalara gülümsedi, arada bakışları nehre kaydı ve oyundan koptu ancak kısa sürede toparlandı. Neyse ki ona herhangi bir soru denk gelmemişti. Sahi, bu oyunu ne zaman oynasalar ona hiç soru denk gelmiyordu. Hava kararmaya başlayınca oyunu bitirip festival alanına dönmeye karar verdiler. Havai fişek gösterisi başlayacaktı. Yürürlerken yolda Takeshi ona dönerek şarkı görevini bilerek seçip seçmediğini sorunca tebessüm etti. "Şarkı söyleyişini tekrar duymak istemiştim." demekle yetindi. Festival meydanına vardıklarında Hokage'nin kürsüde konuşma yapmakta olduğunu fark ettiler. Herkes onun etrafına toplanmıştı. Onlar da kalabalığa karışarak konuşmayı dinlemeye başladılar. Hokage her zamanki gibi içten, samimi ve aynı zamanda bir lidere özgü karizmatik ses tonuyla konuşuyordu. Tüm köy halkını selamlamış, festivalin onlar için manevi değerini açıklamıştı.

Shigure kürsüden indikten sonra doğrudan halkın arasına karışmış, insanlarla ilgilenmeye başlamıştı. Gruplarını görünce yüzünde parlak bir gülümsemeyle yanlarına gelmişti hemen. Herkese sırayla selam vermiş, iyi dileklerde bulunmuştu. Takeshi'ye evin camıyla ilgili durumu bildiğini ima ederken Aoi'ye de Han abisi ile olan eğitimin iyi gittiğini bildiğini, yakında Antik Ağaç'ın dirileceğini umduğunu söylemişti. Aoi saygıyla başını eğdi. "Yuukon'un izniyle." diye basit bir şekilde bıraktı, fazla konuşmadı. Shigure gözlerini bir an onlarda gezdirdikten sonra ellerini çırparak beklenmedik bir soru sormuştu. Bir erkeğin bir kadını nasıl etkileyeceğini... Etraftaki herkes kıkır kıkır gülüşünü zor tutarken Aoi biraz evvel doğru duyup duymadığını sorgulayan saf bakışlarla ona baktı. Aoi'nin falı sonrasında kendisine bir sevgili mi yapmıştı? Ya da yapmaya çalışıyordu? Toshio hemen her zamanki ciddiliği ile olaya taktiksel yaklaşarak pek de yanlış olmayan bir yorumda bulunmuştu. Hokage'nin bakışları direkt olarak Takeshi'ye kayınca Takeshi kendisini zorla bu konuda yorum yaparken buldu. Söylediği şey... nedense imalı hissettirmişti. Yanında kalmak, rol yapmamak, güvendiği ve rahat hissettiği birisi olmak... Aoi etraftaki birkaç bakış kendisine dönünce "niye bana bakıyorsunuz ki?" diyen bakışlarını onların üzerinde gezdirdi.

Hokage, Takeshi'nin söylediklerine bir yorum yapmamıştı. Gülümsemiş ve bakışlarını kendisine çevirerek genç kızın bu konuda ne düşündüğünü sormuştu. Aoi irkildi. Neden ona soruyordu ki? Aoi bu konuda yorum yapabilecek son kişiydi. Tek bir deneyimi bile olmamıştı. Hayatında ilk kez birisine gerçekten şiddetle sevdalandığını hissediyordu ve o da epey karmaşık durumdaki bir ilişkiydi. Yine de Hokage onun fikrini sorduğu için kendi deneyiminden yola çıkarak bir şey söyleyebilirdi. Takeshi'yi neden seviyordu? Onu gözünde burada bulunan tüm diğer erkeklerden ayıran şey neydi? "Bu konuda size nasihat edebilecek tecrübeye sahip değilim ama... etkilemek amaçlı yapılan bir şeyin çok da önemi olduğunu sanmıyorum. Bence sevgi böyle zoraki oluşmuyor. Ne yaparsanız yapın, kalbinde o çarpıntıyı uyandıramıyorsanız işe yaramayacaktır. Ve bence o çarpıntı da deneyimle oluşuyor. Onun yanında kendiniz oldukça, birbirinizi tanıyıp tüm karanlık taraflarınızı, kirli çamaşırlarınızı, korkularınızı ve güvensizliklerinizi açtıkça ve bunları olduğu gibi kabul ettikçe... Birlikte aynı amaç için savaştıkça, zorlukların üstesinden birlikte gelmek için mücadele verdikçe, birlikte çaba gösterdikçe, birlikte umdukça, birbirinden hiç vazgeçmedikçe... pes etmedikçe..." Bakışları bir an için Takeshi'ye kaysa da hemen yeniden Hokage'ye döndü. "Bence aşk böyle zamanla serpilen ve büyüyen bir şey. İlk bakışta ya da ilk buluşmada oluşmaz. Tek tarafın çabalaması ile de yürümez." Yüzü kızardı. "Tabi... bir buket çiçek almak gibi düşünceli jestler de mutlu edebilir bazen."
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Post by GM - Shinsei »

Sözlerini bitirdiğinde çevrenizde kısa ama yoğun bir sessizlik oluşuyor. Birkaç saniye önce bu sohbeti eğlenceli bir merakla dinleyenlerin yüzlerindeki gülümsemeler yumuşuyor, çünkü verdiğin cevap, basit bir ilişki tavsiyesinden çok daha kişisel bir itirafa dönüşmüş durumda. Takeshi özellikle "karanlık taraflarınızı, korkularınızı ve güvensizliklerinizi açtıkça" dediğin anda gözlerini senden ayıramıyor. Pes etmemekten, birbirinden vazgeçmemekten bahsettiğinde ise yüzündeki utanç yerini daha derin, daha kırılgan bir ifadeye bırakıyor. Son cümlende çiçek buketinden söz ettiğin anda bütün bağlantıları kuruyor. Gözleri bir an büyüyor, ardından yanaklarına yayılan kızarıklık boynuna kadar iniyor. Kaede dudaklarını birbirine bastırıp bakışlarını başka yöne çevirirken Satoshi yüzündeki sırıtışı saklamak için elini ağzına götürüyor. Yoshi doğrudan Takeshi’ye bakıp kaşlarını birkaç kez oynatıyor, Masato ise arkadaşının mahcubiyetini daha fazla artırmamak için son derece ciddi bir şekilde meydanın karşı tarafındaki bir feneri incelemeye başlıyor. Shigure bütün bu küçük tepkileri fark ediyor ama seni utandıracak bir yorumda bulunmuyor. Yüzünde içten ve takdir dolu bir gülümseme beliriyor. "Tecrüben olmadığını söyledin ama oldukça olgun ve güzel fikirlerin var, Aoi." diyor. "Birini etkilemek için gösteri yapmak kolaydır. Zor olan, gösteri bittikten sonra yanında kalabilecek kadar samimi olmaktır. Sanırım benim aradığım cevap da buydu." Sonra gözlerini kısa bir an Takeshi’ye çeviriyor. "Çiçek meselesini de not ettim." Takeshi refleksle dikleşiyor. "Efendim, o kısmın benimle bir ilgisi..." diye başlayıp herkesin kendisine baktığını görünce cümlesinin devamını getiremiyor. Shigure’nin gülümsemesi biraz daha büyüyor. "Ben seninle ilgili olduğunu söylemedim ki, evlat." Bu cevapla birlikte Satoshi’nin boğazından bastırılmış bir kahkaha kaçıyor. Takeshi ona öfkeyle bakıyor ama yüzündeki kızarıklık bütün savunmasını boşa çıkarıyor.

Shigure, gençlerin kendisinden daha işe yarar tavsiyeler verdiğini söyleyip hepinize teşekkür ettikten sonra kalabalığın içine dönüyor. Giderken yolunu kesen çocuklarla konuşuyor, yaşlı bir kadının taşıdığı poşeti yakındaki tezgaha kadar götürüyor ve birkaç dakika içinde yeniden festivalin kalabalığına karışıyor. Onun ardından grup bir süre söylediklerini tartışıyor. Toshio, Shigure’nin tam olarak hangi kadın hakkında konuştuğunun bilinmemesinin doğru bir değerlendirme yapmayı zorlaştırdığını söylerken Yoshi, Hokage’nin de aşk hayatı olabileceğini düşünmenin garip olduğunu dile getiriyor. Kaede ise bunun köyün en önemli yeni gizemi olduğunu ilan ediyor. Takeshi konuşmalara neredeyse hiç katılmıyor, arada sana bakıyor, göz göze geleceğiniz anda da bakışlarını başka yere çeviriyor. En sonunda kalabalığın içindeki tellalların yüksek sesi meydanın sohbetini bastırıyor. Gecenin ana havai fişek gösterisinin birazdan başlayacağı, izlemek isteyenlerin nehir kıyısındaki açık alana ve doğu yamacına geçmeleri gerektiği duyuruluyor. Bu haberle meydandaki insanlar dalga halinde hareketlenmeye başlıyor. Yoshi hemen en iyi yeri kapmak gerektiğini söyleyerek önden koşuyor, Kaede ile Shiori de onu takip ediyor. Satoshi, Masato’nun omzuna kolunu atıp kalabalığın arasına çekiyor. Toshio herkesin bu kadar acele etmesinin gereksiz olduğunu söylese de Saya tarafından ileri doğru itiliyor. Toshifumi ise hiçbir yorum yapmadan grubun peşine takılıyor. Sen de Takeshi’yle birlikte nehir tarafına ilerlerken, çevrenizdeki rengarenk fenerler ve tezgahların ışıkları yavaş yavaş geride kalıyor.

Nehir kıyısındaki geniş alana ulaştığınızda herkes uygun bir yer bulmak için dağılıyor. Başta grubun tamamının hemen yakınınızda olduğunu sanıyorsun. Kaede ile Satoshi’nin sesleri arkadan geliyor, Yoshi hala bir şeyler anlatıyor, Masato onu sakinleştirmeye çalışıyor. Fakat kalabalık biraz açıldığında aranızdaki mesafenin düşündüğünden çok daha fazla olduğunu fark ediyorsun. Senin yanında yalnızca Takeshi var. Diğerleri birkaç sıra geride durmuş, kendi aralarında konuşuyormuş gibi yapıyorlar. Kaede yüzünü yukarı kaldırıp gökyüzünü inceliyor ama göz ucuyla sizi takip ettiği çok belli. Satoshi ellerini yukatasının ceplerine sokmuş, son derece masum bir ifadeyle başka tarafa bakıyor. Yoshi bir şey söylemek üzere ağzını açtığında Saya hızla kolunu tutup susturuyor. Masato ise bu planın içine sonradan dahil edilmiş gibi ne yapacağını bilemeden onların yanında dikiliyor. Takeshi de sonunda aynı şeyi fark ediyor. Arkasına dönüp gruba, sonra sana bakıyor. "Bunlar niye o kadar geride kaldı?" diye mırıldanıyor. Hemen ardından Satoshi ile göz göze geliyor. Satoshi hiçbir şey olmamış gibi başparmağını kaldırıyor. Takeshi’nin yüzüne yeniden utangaç bir kızarıklık yayılıyor. "Hepsi bilerek yaptı galiba..." diyor, bu defa sesi yalnızca senin duyabileceğin kadar alçak çıkıyor. Yine de yanından uzaklaşmıyor. Aksine, kalabalık önünüzden geçerken sana çarpmamaları için biraz daha yakınına geliyor.

İlk patlama gökyüzünü büyük bir gürültüyle aydınlatıyor. Kızıl bir ışık topu karanlığın ortasında açılarak yüzlerce parçaya ayrılıyor, ardından altın renkli kıvılcımlar nehrin üzerine yağmur gibi dökülüyor. Kalabalıktan hayranlık dolu sesler yükselirken ikinci havai fişek mor ve mavi halkalar halinde açılıyor. Sabah sefası desenli yukatanın renkleri ışıkla birlikte parlıyor. Takeshi önce gökyüzüne bakıyor, sonra farkında olmadan bakışları sana kayıyor. Patlayan ışıklar yüzündeki ifadeyi her birkaç saniyede bir başka renge boyuyor. Sen de ona döndüğünde göz göze geliyorsunuz. Bu kez bakışlarını hemen kaçırmıyor. Şarkısını söylerken taşıdığı o kırılgan açıklık yeniden yüzünde beliriyor, fakat yanında daha sıcak, daha umutlu bir şey de var. Elleri iki yanında duruyor. Parmakları hafifçe kıpırdıyor, sanki eline uzanmayı düşünüyor ama cesaret edemiyor gibi. Bir başka havai fişek gökyüzünü beyaza boyarken Takeshi dudaklarını aralıyor ama hiçbir şey söylemiyor. Gürültünün ve ışıkların ortasında ikiniz birkaç saniye boyunca yalnızca birbirinize bakıyorsunuz. Aranızdaki mesafe bir adım bile değil ve bundan sonra ne olacağı sana kalıyor.
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure

Aoi etraftaki anlamlı bakışların hedefi olduğunu fark edince ağzından biraz fazla şey kaçırmış olduğunu fark ederek iyice utandı. Takeshi'nin de kendisine bakmakta olduğunu fark edince bakışlarını onunkilerle buluşturdu. Başka bir şey söylemesine de gerek kalmamıştı. Takeshi mesajı almış, söylenenin kendisi ile olan alakasını çözmüştü. Gözlerindeki her şeyi ele veren bakış ve yüzündeki büyüyen kızarıklık her şeyi anlatıyordu. Bu andan sonra arkadaş grubundaki herkes bakışlarını ayrı yere kaçırdı. Hokage de bir şeyler sezinlemiş gibiydi ancak daha fazla yorumda bulunmadı. Aoi'nin tecrübesi olmamasına rağmen fikirlerini olgun bulduğunu, esas zor olanın sevdiğinin yanında kalmak olduğunu vurguladı. Eh, Aoi de böyle şeyleri klanından öğrenmişti ya zaten. Takeshi'ye bakarak çiçek meselesini not ettiğini söylediğinde Takeshi boş bulunup kendini savunmaya geçmişti. Aoi ona kocaman gülümsedi.

Hokage herkese teşekkür edip yeniden kalabalığa, halkın arasına karıştı. Bir süre sonra da festival kalabalığında görünmez oldu. Onun arkasından herkes bu gizemli kadının kim olduğu konusunda yorumlarda bulundu. Gönül meseleleri mantığa dayanmadığı için herkes olabilirdi. Ama her kim olursa olsun Aoi içten içe her ikisine de sonsuz mutluluklar diledi. Takeshi ise grubun aksine sessizleşmişti. Sürekli bakışlarını kaçırdığı için Aoi onunla göz teması kuramadı. Fazla mı ileri gitmişti? Rahatsız mı olmuştu? Belki de çenesini kapalı tutmalıydı ve herhangi bir imada bulunmamalıydı. Aslında isteyerek de yapmış sayılmazdı. Öylece dökülmüştü ağzından. Havai fişek gösterisinin başlamak üzere olduğu duyurusu ile birlikte tüm festival kalabalığı yavaş yavaş manzaranın daha iyi olduğu nehir kenarına doğru ilerlemeye başladı. Yoshi ve diğerleri en iyi yeri kapmak için acele etmeleri gerektiğini söyleyerek önden önden hızlıca ilerlemeye başlarken Aoi grubun daha gerisinden onları takip etmeye başladı. Takeshi de yanındaydı.

Neyse ki nehir kenarındaki alan genişti ve herkesin manzarayı rahatça izleyebilmesi için yeterince yer vardı. Grupları bu noktada dağılmıştı. Aoi biraz evvel onların arkasından ilerliyor olduğu için önde bir yerlerde olduklarına emindi ancak etrafına bakınca hiçbirisini göremedi. Arkasına döndüğünde onların çok daha geride bir yere geçtiklerini, bir şeyler konuşmakta olduklarını fark etti. Ya da öyleymiş gibi yapıyorlardı. Kaede gökyüzüne bakıyor gibiydi ancak yan gözle onlara baktığı açıktı. Aoi'nin yanında kalan Takeshi de durumu fark edip neden arkada kaldıklarını sorgulamış sonra da bilerek yapıyor olduklarını fısıldamıştı. "Yanlarına dönebiliriz istersen..." O daha rahat edecekse Aoi grupla bir arada olmaya karşı değildi ancak Takeshi ile baş başa kalmak da çok güzeldi. Tabi, böyle bir işgüzarlık yapmalarına hiç de gerek yoktu.

Gösterinin başlaması ile birlikte gökyüzünde patlama sesleri ve rengarenk ışık kümeleri göz alıcı bir şekilde karanlığı aydınlatınca, Takeshi de yalnız kalmalarına itiraz etmeyince Aoi bir yere kımıldamadı. Aoi gösteriyi izlerken adeta nefesi kesildi. Çok güzeldi. Gökkuşağı gibi rengarenk ve desen desen havai fişekler tüm köyün tepesini parıldatıyordu. Aoi içinden böyle güzel bir an yaşayabildiği için Yuukon'a şükür dolu bir dua geçirdi. Sonra da hep bu anda kalabilmeyi diledi. Hayatlarının geri kalanının bu anda yaşadıkları tasasız duygular kadar saf ve masum kalmasını, mutlulukla dolu olmasını diledi. Bakışlarını Takeshi'ye çevirdiğinde onun zaten kendisine bakmakta olduğunu fark etti. Göğün boyandığı renklerde aydınlanıyordu yüzü geceyle birlikte. Gözlerinde kırılgan, hassas ama bir yandan da sıcak ve samimi bir ifade vardı. O kadar güzel görünüyordu ki Aoi'nin içi onu sarıp sarmalamak, öpmek, bağrına basmak, okşamak ve benzeri bilimum sevgi dolu aksiyon ile dolup taştı. Ama Takeshi'nin onaylamayacağını düşündüğü için ne yapacağını bilemez halde olduğu yerde kımıldanırken onun da parmaklarını kendisine doğru kıpırdattığını fark etti. Gözleri kocaman büyüdü. Hemen aralarındaki mesafeyi kapatarak elini sıkıca kavradı, sonra vazgeçerek parmaklarını onunkilerin arasından geçirdi ve ellerini kenetledi. Diğer eliyle de uzanıp yanağını okşadı. "Takeshi... Seni seviyorum." Kalbi göğüs kafesinde kuş gibi çırpınırken gözleri dudaklarına kaydı. Hafifçe ona doğru uzandı. "Öpmek isterdim." Aklından geçen şeyi böyle filtresiz bir şekilde söylediği için kendisine sinirlendi. "Ya-Yanaktan! Yanaktan..." Şu an resmen çocuk gibi davranıyordu.
Image
► Show Spoiler
Post Reply