Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Post by GM - Shinsei »

Babanın yüzündeki muziplik, sen konuşmaya başlayınca yavaş yavaş daha içten ve daha ciddi bir ifadeye dönüşüyor. Takeshi ise senin her cümlende biraz daha sistem hatası veriyor gibi görünüyor, önce çubuklarını elinden düşürecek gibi oluyor, sonra düzeltiyor, sonra çayına uzanıyor ama fincanın boş olduğunu fark ediyor, ardından boş fincanı yine de dudaklarına götürüp bir şey içiyormuş gibi yapıyor. Annen bunu görünce artık gülmemek için yüzünü mutfağa çeviriyor. Baban ise seni sonuna kadar dinledikten sonra derin bir nefes alıyor ve çayını masaya bırakıyor. "Kızım, önce şunu söyleyeyim. Biz seni birinin kanına, klanına, doğduğu eve veya köyün dedikodularına göre sevmedik. Sen bizim kızımızsın. Kimi sevdiğin de bizim için önce senin kalbinle ilgilidir, insanların uğursuzluk diye gevelediği şeylerle değil." Sesi sakin ama çok net. "Bir Yureikumo’nun Yureikumo dışından biriyle hayat kurması nadir olabilir ama nadir olması yanlış olduğu anlamına gelmez. Senin yanında duran kişi sana iyi davranıyorsa, kalbini hor görmüyorsa, seni olduğun gibi kabul ediyorsa ve sen de onun yanında kendi ışığını kaybetmiyorsan, ben buna karşı durmam." Sonra bakışları Takeshi’ye dönüyor. İşte o anda ciddiyetin içine yeniden babana özgü bir bela karışıyor. "Oğlum-" Takeshi bu kelimeyle neredeyse sandalyeden düşecek gibi oluyor. "OĞLUM MU?" diye fazla yüksek sesle kaçırıyor, sonra hemen ellerini ağzına götürüyor. Baban hiç istifini bozmuyor. "Evet oğlum, sana diyorum. Bak evlat, kızım şu anda seni korumaya çalışıyor. Çok güzel bir şey. Ama ben de babasıyım, benim de görevim biraz ortalığı karıştırmak." Annen bu sefer dayanamayıp "Yuto." diye uyarıyor ama sesi bile gülmekten titriyor. Baban eliyle "tamam tamam" der gibi yapıyor. "Cevap vermek zorunda değilsin. Ama şunu bil. Kızımı kırmamak için sevmediğin bir şeyi seviyormuş gibi yaparsan kızarım. Korktuğun için sevdiğin bir şeyi de yok sayarsan yine kızarım. Yureikumo evinde dürüstlük sevilir. Bir de iyi kahvaltı sevilir."

Takeshi bu noktada gerçekten işlevsiz hale geliyor. Gözleri önce sana, sonra babana, sonra annenin doldurduğu tabağa kayıyor. Sanki tabağın içinde doğru cevabı bulacakmış gibi birkaç saniye yumurtaya bakıyor. "Ben..." diyor, sonra duruyor. "Yani..." Tekrar duruyor. Baban ciddi bir sınav gözetmeni gibi başını sallıyor. "Devam et evlat, chakra akışın iyi gidiyor." Takeshi’nin yüzü bir ton daha kızarıyor. "Ben Aoi’ye çok değer veriyorum." Bu cümleyi söylemeyi başarıyor ama ardından gelen kısımda tekrar bozuluyor. "Yani... hoşlanmak kelimesi... teknik olarak... Ben..." Baban hemen araya giriyor. "Teknik olarak hoşlanmak nedir, bunu açıklarsan köy akademisine müfredat olur." Annen artık açık açık gülüyor. Takeshi çatalını masaya bırakıp iki elini dizlerinin üzerinde sıkıyor. "Efendim, ben Aoi’yi kırmak istemiyorum. Onu kendimden uzaklaştırmak da istemiyorum. Sadece şu an hayatımda çok tehlikeli ve belirsiz şeyler olduğu için..." Baban başını sallıyor, bu kez gerçekten anlıyor. "Güzel. Bu dürüst bir cevap." Sonra birkaç saniye bekliyor, tam herkes rahatlayacakken ekliyor. "Ama sezgilerim doğruymuş." Takeshi’nin ruhu bir kez daha bedenden ayrılıyor. "Ben öyle bir şey-" Baban kaşını kaldırıyor. "Evlat, ben timsahla güreşmiş adamım. Kalp atışı mı duymayacağım?" Sofra bir anda kahkahaya boğuluyor. Sen utançtan kıpkırmızı olmuş halde çayına sığınıyorsun ama annenin sıcak gülüşü, babanın ciddiyeti şakaya çeviren hali ve Takeshi’nin bütün bu kaosun içinde bile kaçmadan oturmaya devam etmesi, kahvaltının tuhaf şekilde huzurlu kalmasını sağlıyor. Sonrasında konu bilerek daha hafif yerlere çekiliyor, annen Takeshi’nin tabağına bir şeyler ekliyor, baban dün gece onun evinde yaşanan "cam kazası"nı sorgulamaya kalkıyor, Takeshi "teknik olarak cam dış etkenle kırıldı" diye açıklamaya çalışıyor ve bu açıklama babanın "Dış etken dediğin bahsettiğin şu zırhlı kız mıydı?" sorusuyla tamamen batıyor.

Kahvaltıdan sonra Takeshi, Yamiaki Bey’in yanına gitmesi gerektiği için hazırlanıyor. Kapının yanında ayakkabılarını giyerken hala sabah sorgusunun etkisinden çıkamamış gibi görünüyor. Sana baktığında yüzü yumuşuyor ama evin içinde annenle babanın varlığını hatırladığı için sesini biraz daha düzgün tutmaya çalışıyor. "Dün gece için... ve bu sabah için... teşekkür ederim." Sonra hemen cümleyi toparlamak ister gibi ekliyor. "Yani kahvaltı için de. Misafir odası için de. Her şey için." Annen uzaktan "Ne zaman istersen gel Takeshi." deyince Takeshi saygıyla eğiliyor. Baban ise kapının kenarından "Oğlum, Yamiaki’ye söyle, şu kırık cam ve zırhlı kız meselesini düzgün araştırsın. Ayrıca bir dahaki sefere kahvaltıya daha erken gel, daha çok hikaye anlatacağım." diyor. Takeshi’nin "oğlum" kelimesinde tekrar hafifçe irkilmesi artık kahvaltının devam eden şakası haline gelmiş oluyor. Kapıdan çıkmadan önce sana kısa, utangaç ama çok içten bir bakış atıyor. "Han abi ile eğitimde dikkatli ol. Yorulunca zorlamayacağına söz vermiştin." Sonra biraz duraksıyor, sanki daha fazlasını söyleyecek gibi oluyor ama annenle babanın varlığı yüzünden yalnızca hafifçe gülümsüyor. "Görüşürüz, Aoi." Onun ardından sen de ekipmanlarını hazırlıyor, Han abinle sözleştiğin eğitim alanına doğru yola çıkıyorsun. Sabah havası serin ama dün gecenin bütün karmaşasından sonra tuhaf şekilde berrak geliyor, Takeshi’nin kısa "evet"i, babanın onayı, annenin gülüşü ve kırık camdan içeri giren yeni tehlike düşüncelerin arasında birbirine karışıyor.

Eğitim alanına vardığında Han abin yine senden önce gelmiş oluyor. Bir ağacın gölgesinde bekliyor, bugün yanında birkaç farklı hedef, bir su tulumu, birkaç chakra kağıdı ve yere çizilmiş dairesel çalışma alanları var. Seni görünce dikkatlice süzüyor, yüzündeki kızarıklığın sabah koşusundan mı, uykusuzluktan mı, yoksa başka bir şeyden mi geldiğini anlamış gibi hafifçe gülümsüyor ama yorum yapmıyor. "Günaydın, Aoi. Dün Renkuudan’ın temel formunu bulduk. Bugün ikinci derse geçiyoruz." Eliyle yere çizilmiş daireleri gösteriyor. "Bugün yalnızca daha güçlü vurmayı çalışmayacağız. Rüzgarın yönünü, nefesin süresini ve tekniğin karar anını çalışacağız. Bir Fuuton kullanıcısı için en tehlikeli şeylerden biri, rüzgarı yalnızca ileri fırlatılan bir şey sanmaktır. Rüzgar döner, kırılır, sızar, taşır, saklar ve bazen hiç saldırmadan savaşı bitirir." Sonra sana dönüyor. "Başlamadan önce birkaç soru. Dün Renkuudan’da en çok nerede zorlandın? Nefesi toplarken mi, chakrayı merkezde tutarken mi, yoksa çıkış anında mı? İkinci soru, Fuuton’u savunma için kullandığında onu kalkan gibi mi düşünürsün, yoksa yön değiştirici bir akım gibi mi? Üçüncü soru da şu, Eğer karşındaki düşman senden hızlıysa, rüzgarı onu kesmek için mi kullanırsın, yoksa hareket alanını bozmak için mi?" Han abin birkaç adım geri çekilip çalışma alanının ortasını sana bırakıyor. "Cevaplarını dinleyeceğim. Sonra bugün sana Renkuudan’ı tek bir büyük patlama olmaktan çıkarıp daha kontrollü, daha kısa mesafeli ve daha yönlendirilebilir hale getirmeyi göstereceğim. Çünkü güç tek başına yeterli değil, Aoi. Senin rüzgarının ne zaman duracağını da bilmesi gerekiyor."
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Cümlelerini bitirdiği zaman oluşan sessizlik Aoi'yi o kadar rahatsız etmişti ki bir süre oturduğu yerde sancılanmış gibi kıpırdandı. Neyse ki babası hiçbir zaman anlayışsız ve katı bir insan olmamıştı. Aoi onun tek evladı olduğu için her baba gibi endişe duyuyor olmalıydı. Aoi'nin kalbinin istediği kişiyi seçebileceğini, bu kişinin de onu hor görmeyen ve onu aynı şekilde sevebilecek kişi olduğundan emin olmak istiyordu. Aoi bunu duyduğunda gözleri ışıldadı. Aoi'nin bakışları bu noktada Takeshi'ye kaydı bir an için ve onun ruhsal olarak perişan halde olduğunu fark etti. Babası üzerine fazla gidip sistemini çökertmişti. Aoi'yi olduğu gibi kabul ediyorsa ve Aoi onun yanında ışığını kaybetmiyorsa... Henüz Takeshi bu kişi miydi bilmiyordu. Onu sevdiği konusunda emindi ancak bunun romantik bir sevgiye dönüşmesi beklemediği bir sonuçtu. Bu romantik sevgi karşılık bulup da birlikte büyüttükleri bir şeye evrildiğinde bunu yürütebilecekler miydi? Belki evet, belki hayır. Doğru kişi olsa da olmasa da cesur olmak gerektiğini söylemişti Han abisi. Bilmemenin güzelliği de vardı. En azından ailesi buna karşı çıkmayacaktı, bunun iznini almıştı. Takeshi de onu sevebileceğine inandığında, deneyebilirlerdi. Belki güzel bir şey olurdu. Yureikumo için çok nadir ama şişe içerisinde yakalanmış bir yıldırım olabilirdi bu aralarındaki. Gerçekten uğursuzluk getiriyor muydu? Getirmediğine inanıyordu Aoi ama görecekti.

Babasının Takeshi'ye "oğlum" diye seslendiğini duyduğu anda düşünce dünyasından sıyrılarak sofraya geri döndü. Takeshi bu kelimeyi duyduğu anda irkilmişti. Aoi ona hayatında bu kelimeyi söyleyecek bir babası olmadığını fark ederek paramparça olurken babasının da ona "oğlum" diyerek Takeshi'yi tamamen kabul ettiklerini anlamış oldu. Acı-tatlı bir gülümseme yayıldı yüzüne. Babası muzip bir şekilde hala Takeshi'yi hislerini itiraf etmesi için zorluyordu. Takeshi kaçış yolu arar gibi bir an için ona baktığında Aoi "cevap verme, boşver onu" der gibi bir bakış fırlattı. Kendisini bir şeye zorlamak zorunda değildi. Takeshi maalesef üzerindeki baskıya dayanamayarak ağzını açmış ve zorlukla kendisine değer verdiğini söylemişti. Aoi kulaklarına kadar kıpkırmızı kızardı. Yüzündeki gülümseme büyüdü. Bunun teknik olarak "hoşlanmak" olduğunu söylemek istemişti ancak kelimeleri bir araya getirip cümleyi kuramıyordu. Annesi bu sahneye daha fazla dayanamayarak gülmeye başlarken Aoi bakışlarını tabağına indirdi. Çok utanç vericiydi. Takeshi en sonunda dürüst duygularını dökmeyi başarınca yeniden ona baktı. Önceki gece ona söylediği şeyleri tekrar etmişti. Babası bu cevaptan memnun olmuştu ve sezgilerinin doğru çıktığını söylemişti. Aoi daha da kızaran bir yüzle bunu izlemekle yetindi.

Neyse ki her şey en sonunda tatlı bir şakaya bağlanmış, çaylar içilip kahvaltı sofrası silip süpürülmüştü. Takeshi'nin evine giren kızdan, kırılan camından, sabah eğitimlerinden konuşmaya geçmişlerdi. Artık ikisi de gitmeleri gerektiği için toparlanmışlardı. Aoi, Takeshi'yi kapıya kadar yolcu etti. Ayakkabılarını giyerken teşekkür etmişti. "Teşekkür etmene gerek yok." dedi Aoi sıcak bir ses tonuyla. "Yine... gelirsin değil mi? Müsait olursan." Bu arzusunu dile getirme isteğini bastıramadığı için kendisine kızdı hemen ardından. "Gel dedim diye gelmene gerek yok, istersen gelirsin istemezsen gelmezsin. Yani zorlamıyorum... Şey... Neyse işte." Beceremiyordu şu düzgün konuşma işini. İçeriden annesi ve babasının sesi imdadına yetişerek konuyu dağıtmıştı neyse ki. Takeshi ona eğitimde dikkat etmesini söylediğinde başını salladı. "Sen de dikkat et. Görüşürüz." Ona kocaman gülümsedi ve arkasından el salladı. Takeshi'nin evden ayrılışı ile birlikte Aoi de hızlıca odasına gitti ve antrenman kıyafetlerini giyerek ekipmanlarını toparladı ve Han abi ile sözleştikleri yere doğru yola çıktı.

Han abisi yine erken gelmişti. Bu sefer daha farklı ekipmanlar getirmişti yanında. İlk göz göze gelişlerinde uzun uzun süzmesinden Aoi hafifçe rahatsız olmuştu, sanki aklını okuyor gibi hissediyordu. "Günaydın Han abi!" diye coşkuyla selamladı onu. Han abisi bugün Renkuudan'ın ikinci dersine geçeceklerini söyleyerek ona birtakım sorular sormuştu. Aoi kısa bir an düşündükten sonra sırayla cevap verdi. "Dün sanırım en çok çıkış anında zorlandım. Biraz korktum ve çekindim, bu da tekniğin çok zayıf çıkmasına sebep oldu. Kendime yeterince güvenmedim. Fuuton'u savunmak için kullandığımda rüzgarın şiddetini kullanarak düşmanları savurmaya çalışıyorum. Yani yön değiştirici akım olarak. Düşman benden hızlıysa hareketini bozmak için kullanırım. Aklıma girdap oluşturmak geliyor."
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Post by GM - Shinsei »

Han abin cevaplarını dikkatle dinliyor. Sanki söylediğin her şey, onun zaten aklında olan bir ihtimali biraz daha netleştiriyor. "Doğru düşünüyorsun." diyor sonunda. "Dün çıkış anında zorlandın çünkü Renkuudan senden yalnızca güç istemiyor. Kendine güvenmeni, tekniğin patlayacağı anı kabul etmeni istiyor. Sen ise o anda rüzgarı tutmayı başardın ama bırakırken ürktün. Bu yüzden güç küçüldü. Savunmada rüzgarı yön değiştirici akım gibi düşünmen de doğru. Hızlı bir düşmana karşı onu kesmeye çalışmak çoğu zaman geç kalmaktır. Hareket alanını bozarsan düşmanı yavaşlatırsın, yavaşlayan düşman da kesilmek zorunda kalmadan yenilebilir." Sonra yanında getirdiği chakra kağıtlarından birini çıkarıyor ve iki parmağının arasında tutuyor. "Ama bugün derse başlamadan önce sana göstermem gereken bir şey var." Kağıdı sana uzatıyor. "Dün sana söylemedim çünkü önce bedeninin nasıl tepki verdiğini görmek istedim. Şimdi çok az chakra ver. Fazla değil. Sadece nefes verir gibi." Kağıda chakranı verdiğinde beklenen şey oluyor, kağıt temiz bir çizgiyle ikiye ayrılıyor. Fuuton. Fakat ikiye ayrılan parçalar yere düşmüyor. Bir an havada kalıyorlar. Sanki görünmeyen çok ince bir akım onları tutuyor. Ardından kesilen kenarların üzerinde soluk, maviye çalan bir titreşim beliriyor, rüzgarın taşıdığı şey yalnızca hava değilmiş gibi, kenarlardan neredeyse ruhani bir iz sızıyor.

Han abin bu görüntüye şaşırmıyor. Aksine, beklediği şey nihayet kanıtlanmış gibi derin bir nefes alıyor. "İşte bu." diyor kısık sesle. Sonra gözlerini sana çeviriyor. "Aoi, dün ilk Renkuudan denemeni yalnızca başarısız bir Kuudan alışkanlığı olarak yorumlamadım. Sana öyle söyledim çünkü tekniği öğrenirken kafanı karıştırmak istemedim. Ama o küçük, sıkı, ara formda başka bir şey vardı. Rüzgarı yalnızca basınç olarak tutmadın. Ona fark etmeden ruhsal bir iz de bindirdin." Birkaç saniye duruyor, bunun ağırlığını anlamana izin veriyor. "Yureikumo kayıtlarında buna Reifuu denir. Ruh rüzgarı. Resmi bir element değildir, kekkei genkai gibi sınıflandırılmaz, akademide anlatılmaz. Bizim klanın çok nadir görülen bir yatkınlığıdır. Fuuton doğasına sahip bazı Yureikumolar, Reifuu temelli klan tekniklerinin ruhsal temasını rüzgarla taşıyabilir. Yani rüzgar yalnızca kesmez, itmez, savurmaz. Bir iz taşır. Bir perdeyi hareket ettirebilir, bir ruh çağrısının menzilini genişletebilir, ölüyle yaşayan arasındaki kapıyı uzaktan titretebilir. Güzel tarafı bu." Sesi burada sertleşiyor. "Kötü tarafı ise şu, geçmişte bunu silah haline getirenler oldu. Rüzgarla ruh izini bozmak, birinin iradesini sarsmak, savaş alanında ölülerin yankısını düşmanın zihnine taşımak... Bunlar yüzünden bu bilgi klan içinde bile kapatıldı. Her Yureikumo bilmez. Her bilen de öğretmez."

Bir an için rüzgar eğitim alanının etrafında hafifçe dolaşıyor. Han abin elindeki iki kağıt parçasını serbest bırakıyor, parçalar yere düşerken artık sıradan kağıt gibi davranıyor. "Baban bunu biliyor. Ben de biliyorum. Seni eğitmemi istememin sebebi yalnızca tehlikeye atılman değil. Senin rüzgarın, klanın eski ve tehlikeli bir kapısına dokunuyor. Işık İşaretçisi’nin söyledikleri seni korkutmuş olabilir, Takeshi’nin etrafındaki karanlık seni acele ettirmiş olabilir, Sennashi seni sevdiklerini korumaya zorlamış olabilir. Ama bunların hiçbiri asıl sebep değil." Sana yaklaşırken sesi daha alçak ama daha keskin hale geliyor. "Asıl sebep şu, eğer bu gücü sen anlamazsan, bir gün korktuğun anda kendiliğinden çalışır. Ve kontrolsüz çalışan Yureikumo tekniği, iyi niyetli olsa bile tehlikelidir. Sen merhametli bir insansın Aoi. Bu iyi. Ama merhamet, kontrolsüz güçle birleştiğinde bazen korumak istediği şeyi bile yaralar." Sonra geri çekilip eğitim alanının ortasına geçiyor. Yüzündeki abi sıcaklığı tamamen kaybolmuyor ama artık karşında yalnızca ailenin bir üyesi değil, ciddi bir shinobi var. "Bugün bu yüzden Renkuudan’ı büyütmeyeceğiz. Bugün rüzgarın karar anını çalışacağız. Hangi anda saldırı, hangi anda savunma, hangi anda perde, hangi anda geri çekilme? Bunları teoride değil, bedeninle öğreneceksin."

Han abin belindeki ekipman çantasını çıkarıp yere bırakıyor. Ellerini boş bırakıyor, sonra ayaklarını hafifçe açıp düello pozisyonuna geçiyor. Seni ilk kez böyle karşısına alıyor. Ne kukla var, ne hedef tahtası, ne de yalnızca teknik denemesi. Doğrudan sana bakıyor. "Şimdi beni dinle. Ben sana saldırmayacağım. En azından ilk hamlede. Sen bana saldıracaksın." Birkaç saniye bekliyor, şaşırmana, çekinmene, itiraz etme ihtimaline alan bırakıyor ama geri adım atmıyor. "Bana zarar vermekten korkma. Beni korumaya çalışma. Kendini de saklama. Kazekiri kullanabilirsin, Kuudan kullanabilirsin, dün öğrendiğin kadar Renkuudan deneyebilirsin, istersen fanını kullan. Ama bir şartım var. Her hamlenin bir amacı olacak. Sadece vurmak için vurmayacaksın. Hareketimi bozmak mı istiyorsun, alanımı daraltmak mı, gözümü perdelemek mi, yoksa beni geri mi itmek istiyorsun? Bunu bilerek saldıracaksın." Sonra gözleri biraz daha ciddileşiyor. "Ve eğer az önce gördüğün Reifuu kendiliğinden ortaya çıkarsa, paniklemeyeceksin. Durdurmaya çalışmayacaksın. Sadece fark edeceksin. Bugünkü dersin asıl amacı bu." Hafifçe başını eğiyor, sağ eliyle seni davet eder gibi işaret ediyor. "Hadi, Aoi. İlk düellomuz başlasın. Bana saldır."
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Han abisi söylediklerini onaylamıştı. Rüzgarı hareketleri kısıtlayıcı ve yön değiştirici etken olarak kullanmak bazı durumlarda kesici olarak kullanmaktan daha mantıklıydı. Aoi de çoğunlukla Fuuton tekniklerini bu şekilde kullanmıştı her ne kadar Kazekiri'yi çok seviyorduysa da. Han abisi bugün ona dersten önce göstermesi gereken önemli bir şey olduğunu, bunu önceki gün bilerek söylemediğini itiraf edince Aoi bir an duraksadı. Bir çakra kağıdı çıkararak içine çakra göndermesini istedi. Çok az çakra verdi Aoi onun söylediği gibi. Kağıt ikiye ayrıldı. Olması gerektiği gibi. Ancak kağıtlar hemen yere düşmeyip bir an için havada asılı kalmışlardı. Kesilen kenarların üzerinde soluk bir titreşim oluşmuştu, mavi gibi bir rengi vardı. Ruh enerjisi? Evet, bu yalnızca Fuuton değildi. Ruh izi vardı. Yalnızca Fuuton olması gerekiyordu, bu çok garipti. Aoi başını kaldırıp Han abisinin tepkisini inceledi ancak Aoi'nin aksine hiç de şaşırmış görünmüyordu. Sanki aklındaki bir şey onaylanmış gibiydi.

Han abisi dünkü başarısızlığının yalnızca Kuudan alışkanlığından kaynaklanmadığını, Aoi'nin oluşturduğu o Kuudan ile Renkuudan arasındaki formda başka bir şey olduğunu söylediğinde Aoi şaşkınlık içinde irkildi. "Bunu ilk kez duyuyorum." Rüzgara farkında olmadan ruhsal bir iz eklemişti ve Han abisinin söylediğine göre bu durum klanlarında çok nadir insanda var olan bir yatkınlıktı. Buna Reifuu adını veriyorlardı. Ruh rüzgarı. Fuuton kullanan Yureikumo'larda olan bir özellikti ve rüzgarı ruhsal iz taşımak amaçlı da kullanabilmelerini sağlıyordu. Abisi geçmişte bu gücü kötü emellerle kullandıklarını ve bu sebeple de bu bilginin klan içerisinde saklandığını söylemişti. Babası ve Han abisi biliyordu ancak Aoi bunu ilk kez duyuyordu. Han abisi Aoi'yi esas bu yüzden eğitmek istiyor olduğunu itiraf etmişti. Aoi'nin bu potansiyeli bilmesi ve yönetebilmesi şarttı. Yoksa istemeden zarar verebilir, farkında olmadan bu teknikleri kullanabilirdi. Korumak istediği şeye yanlışlıkla zarar vermek... Bu fikir Aoi'yi ürküttü. Bunu yapmak istemezdi, asla. Takeshi'nin ne hissettiğini şimdi daha iyi anlıyordu. "I-Işık İşaretçisi de bunu biliyor olabilir mi? Bana potansiyelim olduğunu söylemişti... Nasıl benim hakkımda benden daha çok şey bilebilir ki?"

Aoi bu öğrendiğinin etkisi ile sarsılmışken Han abisi eğitim alanının ortasına geçip daha farklı bir çalışma yapacaklarını, rüzgarını nasıl yöneteceğini bedeniyle öğreneceğini söylemişti. Düello pozuna geçti. "N-Ne?" Han abisine saldırma fikri kulağa çılgınca geliyordu ancak onun ne kadar güçlü olduğunu bildiği için bunun eğitimden öteye gitmeyeceğinin farkındaydı. Abisinin dediği gibi, yaptığı hamlelerin amacını bilmeliydi. Hazırlıklı olmalıydı. Reifuu denen bu istemsiz gücü kontrol edebilirse... belki Takeshi'yi korumak konusunda da daha başarılı olurdu. Reifuu'nun kendiliğinden ortaya çıkması için bir çeşit simülasyon oluşturuyordu. Böylece paniklemeden onun ne olduğunu öğrenme fırsatına erişecekti. "Tamam." Düello pozisyonuna geçti abisi gibi. İlk hamlesini düşündü. Ne yapmalıydı? Fuuton: Kami Oroshi kullanarak oluşturacağı girdapla abisinin dengesini bozup onu savuracaktı. Böylece hamle yapamayacak hale getirecekti. Sonra da yelpazesiyle rüzgarı manipüle edecek ve Fuuton: Kaze no Engetsu kullanarak rüzgar bıçakları ile ona kesici hamle yapacaktı. Özellikle ellerini ve bacaklarını hedef alacaktı jutsu yapamasın ve kaçamasın diye.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Post by GM - Shinsei »

Düello başladığı anda ellerini hızla mühürlere götürüyorsun. Eğitim alanının toprağı bir anda havalanıyor, Han’ın çevresinde dönmeye başlayan rüzgar birkaç saniye içinde sert bir girdaba dönüşüyor. Elbiseleri savruluyor, ayakları zeminden kesilecekmiş gibi oluyor. Sen vakit kaybetmeden fanını açıyor ve rüzgar akımını ikinci tekniğin için kullanıyorsun. Kartların ve fanın çevresinde biriken keskin chakra hilalleri Han’ın ellerini ve bacaklarını hedef alarak ilerliyor. Rüzgar bıçakları girdabın içine karışıp dört ayrı yönden ona kapanırken Han’ın kaçabileceği boşluk kalmamış gibi görünüyor.

Fakat Han abin rüzgara karşı koymaya çalışmıyor. Tam tersine, ayaklarının altına verdiği kısa bir chakra darbesiyle kendisini girdabın akışına bırakıyor. Bedeni rüzgarla birlikte dönüyor, bıçaklarının arasındaki birkaç santimlik boşluktan geçiyor ve girdabın üst akımını kullanarak havaya yükseliyor. Kesici hilaller aşağıda birbirine çarpıp toprağı parçalarken Han senin arkana iniyor. "İki tekniği birbirine bağlaman doğruydu ama ikinci hamleni daha ilkinden belli ettin." diyor. "Ellerime ve bacaklarıma baktın. Fanını açtın. Girdabı kafes olarak gördün ve rakibinin de kafeste kalacağını düşündün. İyi bir plan, rakip beklediğin gibi davranırsa işe yarar. İyi bir shinobi ise rakibinin beklemediği davranışı hesaba katar." Arkana döndüğünde Han’ın ellerinde mühür olmadığını görüyorsun. Buna rağmen çevresindeki rüzgarın rengi değişmeye başlıyor. Soluk mavi titreşimler, sabah chakra kağıdında gördüğün izler gibi havaya yayılıyor.

"Reifuu: Shikon no Ori." Han’ın sesiyle birlikte mavi rüzgar ince şeritlere ayrılıyor. Bu akımlar senin gölgenin, chakra izinin ve ruhsal varlığının çevresine dolanıyor. İlk temas anında hiçbir acı hissetmiyorsun fakat sağ kolunu kaldırmaya çalıştığında kolunun, senden bir an geride kalmış gibi ağırlaştığını fark ediyorsun. Ardından sol bacağın kilitleniyor. Rüzgar seni fiziksel olarak bağlamıyor ama bedeninle ruhsal hareketin arasındaki uyumu bozuyor. Her kıpırdanışında mavi şeritler biraz daha geriliyor, sanki ruhunu bedeninin içine çivilemeye çalışıyor. Han abin birkaç metre ötede sakin biçimde seni izliyor. "Reifuu her zaman ruhları taşımak için kullanılmaz. Doğru noktaya temas ettiğinde rakibin chakra akışını ve hareket iradesini birbirinden ayırabilir. Bu teknik seni yaralamaz ama birkaç saniye içinde bütün hareketlerini durdurur."

Mavi şeritler çevrende daralan bir kafes oluştururken yukarıdan yeni bir rüzgar halkası inmeye başlıyor. Sağ elini hala biraz hareket ettirebiliyorsun, fanın da erişebileceğin mesafede, fakat ruhsal bağ tamamen kapanmadan önce yalnızca tek bir hamle yapacak kadar zamanın var. "Rüzgarımı kesmeye çalışma. Bağlandığın noktayı bul. Akımı başka bir yöne taşı, kendi rüzgarını onun içine yerleştir ya da kafes kapanmadan kendine bir çıkış yarat." Mavi halka omuzlarının hizasına kadar iniyor, bacaklarındaki ağırlık hızla artıyor. "Çıkış yolun var, Aoi. Şimdi bul." Han abin deneyimli bir shinobi olarak istediği şey çok rahat ve basitmişçesine konuşuyor ama o kadar kolay olmadığını biliyorsun. Yine de birkaç saniyeliğine derinlemesine düşünüyorsun. Henüz mantığını bile yarım yamalak anladığın bir stili nasıl yönlendirebilirsin? Ruhsal enerjinin bir mantığı var mı? Yapacağın hamlenin ne kadarını strateji yaparak, ne kadarını teori kurarak çözeceksin?
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Post by Yureikumo Aoi »

Oluşturduğu girdap Han abisinin savunmasını kırarken rüzgar bıçakları da dört bir yandan ellerini ve kollarını hedef almıştı. Ancak Han abisi daha önce hiç karşılaşmadığı bir taktik uyguladı, kendini girdabın akışına bırakarak direnmedi. Böylece girdabın rüzgar gücünü kullanarak kendine bir boşluk oluşturdu ve bıçakların arasından kaçarak havada yükseldi. Burnu dahi kanamadan keşmekeşin içerisinden çıkarken Aoi'nin bıçakları birbirine çarparak yok oldu. Bir sonraki saniye Han abisi arkasındaydı. Han abisi planının fena olmadığını ancak niyetini fazla belli ettiğini söyledi. Düşman beklentisinin dışına çıkarsa işe yaramayacaktı. Aoi hızla geri saldırı beklentisi ile arkasını döndüğünde Han abisinin herhangi bir el mührü yapmadığını fark etti. Etrafında biraz evvel çakra kağıdına olduğu gibi soluk mavi bir titreşim oluşmuştu.

Han abisi bir teknik adı söyledi. Reifuu ile başlıyordu. Yani bu sahip oldukları yatkınlık bir element ya da kekkei genkai olmasa dahi kendi teknikleri vardı. Aoi bu bilmediği tekniğin ona ne yapacağını seyretti. Rüzgar ince şeritler haline gelerek ruhsal varlığına, gölgesine, çakra izine doğru dairesel şekilde dolanmaya başladı. Canı yanmamıştı. Kolunu kaldırdı. O anda bir tuhaflık olduğunu anladı. Kolu kalkıyordu ancak sanki gecikmeli geliyordu hareketleri. Ağır hissediyordu. Geriye bir adım atmak istedi ancak bacaklarından birisini kıpırdatamadı. Sanki bedeni ile ruhsal enerjisi arasında bir uyumsuzluk oluşmuştu ve bu da hareketlerini kısıtlıyordu. Kendini şeritlerden kurtarmak için çırpındı ancak onların tam tersi olarak kendisine daha da sıkı sarıldıklarını gördü. "B-Bu ne?!" Han abisi Reifuu'nun ruhları taşıma işlevi dışında çakra akışını ve hareket etme iradesini birbirinden ayırabilme gücüne sahip olduğunu söyledi. Klanlarının ne zamandan beridir böyle inanması güç özellikleri vardı? Han abisi bunları her zaman kullanabiliyor muydu? Kimden öğrenmişti?

Teknik bütün hareket kabiliyetini kısıtlamadan evvel çok az süresi vardı. Birkaç saniye, belki daha az. Aoi yalnızca sağ elini oynatabiliyordu. Reifuu'nun çalışma mantığını hala tam olarak anlayamamıştı. Klanları zaten kekkei genkai olarak ruh enerjisini kullanıyordu. Reifuu bir başkasının ruh enerjisine müdahale mi ediyordu? Fuuton ile çalışmasındaki mantık tam olarak neydi? Aoi'ye şu anda yaptığı şeyi nasıl yapıyordu? Han abisi rüzgarı kesmeye çalışmamasını emretti. Bağlandığı noktayı bulmasını, kendisine bir çıkış oluşturmasını istedi. Çok kolaymış gibi söylüyordu. Akımı başka yöne taşı... Kafes kapanmadan, rüzgarını içine yerleştir.... Ama nasıl? Ne yapabilirdi? Kendi ruh enerjisi ile bunu durdurması mümkün müydü? Yelpazesine ulaşabilirdi, yakınındaydı. Bağlandığı nokta... Gözlerini kapattı ve derin bir nefes aldı. İçindeki çakraya, rüzgarına odaklandı. Ruhu ile bedeni arasındaki bağ neredeydi, nerede kopmuştu? Bu rüzgar şeritleri onu hangi noktalardan sıkıyordu? Yelpazesine çakra aktararak onların tam tersi yönüne bir akım oluşturmayı deneyecekti. Yukarıdan aşağıya iniyorlardı, o halde daha güçlü bir ters akımla onları yukarı doğru göndererek belki kendini kurtarabilirdi.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Post by GM - Shinsei »

Stratejin, Reifuu şeritlerine doğrudan karşı koymaktan vazgeçtiğin anda çalışmaya başlıyor. Gözlerini kapatıp kendi chakra akışını dinlediğinde Han abinin tekniğinin seni bedeninden koparmadığını, bedeninle ruhsal iraden arasındaki iletimi geciktirdiğini fark ediyorsun. Mavi şeritler doğrudan ruhunu bağlayan zincirler değiller, Han abinin ruhsal izini taşıyan rüzgar akımları, chakra yollarının çevresine dolanarak verdiğin hareket emrini bedenine ulaşmadan önce baskılıyorlar. Bu yüzden çırpındıkça sıkılaşıyorlar. Her hareket girişimin, şeritlere nerede direnç göstermen gerektiğini söylüyor ve onlar da o noktaya daha fazla baskı uyguluyor. Sen ise bu kez bedenini zorlamıyorsun. Sağ elindeki sınırlı hareketi kullanarak parmaklarını yelpazenin sapına doğru uzatıyor, Fuuton chakranı daha yelpazeye dokunmadan onun çevresindeki havaya sızdırıyorsun. Yukarıdan aşağıya inen Reifuu akımına karşı düz bir rüzgar göndermek yerine, kendi akımını onun altından geçirip yukarı kıvrılan bir girdap haline getiriyorsun. Böylece Han abinin ruhsal izini parçalamıyorsun, onu taşıyan rüzgar yolunun yönünü değiştiriyorsun.

İlk anda yalnızca parmak uçlarında hafif bir gevşeme hissediyorsun. Ardından sağ bileğinin çevresine dolanmış mavi şerit yukarı doğru kayıyor. Bunun sebebi senin rüzgarının Han’ınkinden daha güçlü olması değil, kendi chakranın, bedeninin çevresindeki ruhsal izi doğal olarak daha iyi tanıması. Han abinin Reifuu’su dışarıdan gelip senin chakra akışına tutunurken, senin Fuuton’un içeriden dışarı doğru hareket ediyor. Kendi ruhsal imzanı taşıdığı için, bağın hangi kısmının sana ait olduğunu ve hangi kısmının yabancı bir iz olduğunu fark etmeden de ayırabiliyor. Yelpazenin sapına ulaştığın anda parmakların etrafında kısa bir chakra patlaması oluşturuyorsun. Yelpazeyi kavrayıp yukarı doğru açtığında ters akım genişliyor, mavi şeritlerin taşıyıcı rüzgarı katman katman soyuluyor. Bağ tamamen kopmuyor ama yönünü kaybediyor. Önce kolun, sonra omzun, ardından bacağın üzerindeki ağırlık azalıyor. Son bir savuruşla Reifuu halkasını yukarı kaldırıp bedeninin çevresinden sıyırıyorsun. Ayakların yeniden toprağı hissediyor, ruhunla bedenin arasındaki gecikme bir anda kayboluyor ve yelpazeni iki elinle sıkıca tutarak dengenin merkezine dönüyorsun.

Han abin mavi şeritlerin havada çözülüşünü izlerken yüzünde açık bir memnuniyet beliriyor. "Aferin. Tekniği kırmaya çalışmadın. Onu taşıyan yolu değiştirdin." diyor. "Reifuu’nun en önemli ayrımı bu. Ruhsal etki, rüzgarın kendisi değildir. Rüzgar yalnızca taşıyıcıdır. Taşıyıcı akımı bozarsan teknik hedefini kaybeder. Ama doğrudan ruhsal bağı parçalamaya kalksaydın, kafes verdiğin direnci kullanıp daha da sıkılaşacaktı." Sana yaklaşmadan, bulunduğu yerden devam ediyor. "Senin için bir avantaj daha var. Kendi Reifuu yatkınlığın uyanmaya başladığı için yabancı ruhsal izi, sıradan bir Fuuton kullanıcısından daha erken hissedebilirsin. İleride yalnızca bu teknikten kurtulmakla kalmayabilir, akımın içine kendi izini yerleştirip kontrolünü de ele geçirebilirsin. Ama bunu denemek için henüz erken. Ruhsal izi yanlış noktada devralırsan rakibin tekniğini bozmak yerine kendi chakra ağını ona açarsın." Sonra hafifçe başını sallıyor. "Doğru şeyi yaptın. Güce güçle cevap vermedin. Sistemin nasıl çalıştığını anlamaya çalıştın. Reifuu’yu yönetmek için ihtiyacın olan düşünce biçimi bu."

Han abinin övgüsünü sindirmeye çalışırken onun ellerinin aniden mühürlere gittiğini görüyorsun. Hareketi o kadar hızlı ki az önceki açıklamanın devamını beklerken hazırlıksız yakalanıyorsun. Göğsü derin bir nefesle genişliyor, chakra boğazına ve ağzına doğru yükseliyor. "Şimdi ikinci ders." diyor ve başını sana doğru kaldırıyor. "Rüzgar, ateşle karşılaştığında her zaman onu söndürmez." El mühürleri tamamlanıyor. "Katon: Goukakyuu no Jutsu!" Han abinin ağzından fırlayan alev önce yoğun bir ateş küresi halinde büyüyor, sonra sıcaklığı önündeki havayı dalgalandırarak doğrudan sana doğru ilerliyor. Alevlerin ışığı gözlerine vururken yelpazeni iki elinle daha sıkı kavrıyorsun.
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Mavi şeritler ruh enerjisi ile bedeni arasındaki bağı koparmıyor, ikisinin birbiri ile olan iletişimini geciktiriyordu. Aoi kaslarına çalışmaları için emir verdikçe bu bağı görüyor ve oraya daha da sıkı tutunuyorlardı. Bu sebeple çırpınıp kurtulmaya çalışması yalnızca tekniği daha da güçlü hale getiriyordu. Paniklemesi sonunun gelmesi demek olurdu. Aoi'nin yarım yamalak teorisi işe yaramıştı. Kendi ruh enerjisini ve çakra akışını çok daha iyi bildiği için, Han abisinin yabancı akımını tespit edebilmişti. Ters yöne açtığı akım, yukarıdan gelmekte olan rüzgara karışarak bir girdap haline gelmiş ve yavaş yavaş mavi şeritleri gevşeterek kopmalarını sağlamıştı. Yelpazesini kavrayıp akımı büyüttüğünde de mavi şeritlerden tamamen kurtuldu. Derin bir oh çekerek yeniden dengesini buldu. Uzuvlarını özgürce oynatabiliyordu. Han abisi bu düşünce biçimini tebrik ederek ruhsal ağı parçalamaya çalışmasının Reifuu üzerinde etkisiz kalacağını, onun yerine Reifuu'yu taşıyan akımın yönünü bozarak sapmasını sağlamanın doğru yöntem olduğunu açıklamıştı. Aoi yavaş yavaş mantığını kavramaya başlıyordu ancak hala tam olarak çözebildiği söylenemezdi.

Han abisi Reifuu yatkınlığı uyanmaya başladığı için diğer Fuuton kullanıcılarına kıyasla yabancı ruhsal izi daha çabuk fark edebileceğini, hatta ele geçirip manipüle edebileceğini söylemişti ancak bunun için henüz erkendi. Yanlış ele alması onun zararına olurdu. "Anlıyorum." demeye kalmadan Han abisinin el mührü yaptığını fark etti. Gözle takip etmesi zor bir hızda yapmıştı hem de. Aoi'nin kendini savunmayı düşünecek vakti bile kalmamıştı. Bir Katon jutsusu yapmıştı. Bu daha önce Kenta ile ateşten girdap yapmak için oluşturdukları jutsuydu. Aoi neye uğradığını şaşırsa da hemen elindeki yelpazeye çakra aktardı. Ters yöne ilerleyen güçlü bir girdap ya da akım oluşturarak alev topunu, alevden bir rüzgar akımı olarak Han abisine geri yönlendirecekti.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Post by GM - Shinsei »

Yelpazene aktardığın chakra, sana doğru gelen ateş küresinin önünde yoğun ve dönen bir rüzgar akımı oluşturuyor. Alevi doğrudan söndürmek yerine onun hareket yönünü kırıp kendi akımının içine alıyorsun. Rüzgar, ateşi önce yana doğru uzatıyor, ardından kıvrılarak büyük bir alev girdabına dönüştürüyor. Goukakyuu’nun yuvarlak ve sıkı biçimi bozulurken ateş dağılmak yerine daha geniş bir alana yayılıyor, sıcaklığı yüzüne kadar ulaşan kızıl bir akım halinde Han abine geri dönüyor. Han’ın gözleri bir anlığına büyüyor. Son anda ayaklarının altına kısa bir chakra patlaması vererek kendisini yana fırlatıyor, alevli rüzgar hemen yanından geçerken kıyafetini ucundan yakıyor ve arkasındaki eğitim kuklalarından birini tamamen sarıp tutuşturuyor. Han birkaç metre ötede toprağa tek dizini koyarak iniyor. Sen ise yelpazeni önünde tutup nefes nefese ona bakarken, bunun gerçekten kıl payı bir kaçış mı olduğunu yoksa seni zorlamak için bilerek son ana kadar mı beklediğini anlayamıyorsun. Han ayağa kalkıp kolundaki hafif yanık izine bakıyor, ardından sana dönüp iki elini kaldırıyor. "Tamam. Pes ediyorum." diyor, yüzünde gururlu bir gülümsemeyle. "Ateşi söndürmeye çalışsaydın onu besleyebilirdin. Sen bunun yerine yönünü aldın, yapısını bozdun ve akımın içine kattın. Fuuton kullanıcısının en büyük gücü bazen kendi saldırısı değil, rakibinin saldırısına yeni bir yön vermesidir."

Yanına geldiğinde yelpazeni ve ayak duruşunu dikkatle inceliyor. "Bugün birkaç önemli şey yaptın. Önce Reifuu’nun taşıyıcı akımını fark ettin, sonra da Katon’u yalnızca karşılamadın, geri çevirdin. Ama şunu unutma, ateşi rüzgarla yönlendirmek ile kontrol etmek aynı şey değildir. Bir an bile akımı kaybedersen alev büyür ve sana döner. Gerçek bir savaşta arkanızda bir sivil, takım arkadaşın ya da yanıcı bir yapı varsa bu hamleyi yapmadan önce iki kere düşünmelisin." Sonra başını hafifçe eğip sana bakıyor. "Bir de şu var. Benim kaçışımı izlerken saldırının nereye gittiğini unuttun. Kukla yerine gerçek biri olsaydı onu yakmış olabilirdin. Rakibini hedeflerken çevreyi de görmek zorundasın. Yine de ikinci ders için fazlasıyla iyi iş çıkardın." Tam bu sırada eğitim alanına yaklaşan ayak sesleri duyuluyor. Başını çevirdiğinde uzun zamandır ortalıkta görmediğin Satoshi’yi fark ediyorsun. Omzunda ekipman çantası, yüzünde her zamanki rahat ve hafif uykulu ifade var. Sizi görünce bir elini kaldırıp selam veriyor. "Ooo, Aoi! Sen de mi buradasın? Han abi seni sabah sabah mangal yapmaya mı çalışıyor?" Yanmış kuklaya, sonra Han’ın kolundaki hafif yanığa bakıp sırıtmadan edemiyor. "Gerçi görüntüye bakılırsa mangala dönen taraf biraz Han abi gibi." Han ona yan gözle bakarken Satoshi çantasını yere bırakıyor ve sana dönüyor. "Ben de biraz çalışayım diye gelmiştim. Bir süre köyde olamayacağım da. Kaede’yle göreve çıkıyoruz. Çok uzun sürmez dediler ama bizim görevlerde çok uzun sürmez cümlesi genelde bir hafta, ay, yıl falan anlamına gelebiliyor."

Satoshi görevin ayrıntılarına fazla girmiyor, yalnızca köy dışındaki birkaç ticaret yolunda yaşanan garip hareketleri kontrol edeceklerini, Kaede’nin zihinsel tekniklerine ihtiyaç duyulduğunu ve kendisinin de iz sürme ile gölge teknikleri için ekibe alındığını söylüyor. "Yani kanka, bir süre ortalıkta olmazsam öldüm falan sanmayın. Muhtemelen Kaede beni yol boyunca konuşturmamaya çalışıyordur." diyor, ardından sanki çok önemli bir şeyi unutmuş gibi parmaklarını şaklatıyor. "Aaa bu arada, bu akşam Yaz Festivali başlıyor, geliyonuz di mi siz de?" Han abin birkaç saniye boş boş ona bakıyor, sonra alnına elini götürüyor. "Antrenman muhabbetinden inan bugün başladığını unuttum ben." Satoshi hemen gülüyor. "Sen bu gidişle festivale gidip standın başında chakra teorisi anlatırsın abi." Sonra omuz silkiyor. "Annemin beli rahatsız, pederle geleceğiz biraz ama o en kötü ben dönerim, sen arkadaşlarınla takılırsın dedi. Onunla iki gözüküp yanınıza gelebilirim." Bakışlarını sana çevirip kaşlarını kaldırıyor. "Gelir misin? Herkes gelir herhalde. Kaede görev öncesi biraz kafa dağıtır, Takeshi’yi de sürüklersiniz. Hem yemek yeriz hem de şu ölüm kalım meselelerini bir geceliğine unuturuz."

Han abin yanan kuklanın üzerindeki son alevleri ayağıyla bastırıp söndürdükten sonra sana dönüyor. "Bence iyi fikir. Bugün yeterince çalıştın. Dinlenmek de eğitimin parçasıdır." Bir an seni süzüp hafifçe gülümsüyor. "Hem kalabalık bir festival, Reifuu konusunda istemsiz bir tepki yaşayıp yaşamadığını gözlemlemek için de doğal bir ortam olabilir. Tabii bu gece seni gizlice sınava sokacağım anlamına gelmiyor. En azından büyük ihtimalle." Satoshi kaşlarını çatıp Han’a bakıyor. "Abi kız eğlenmeye gidecek, yapma gözünü seveyim ya." Sonra tekrar sana dönüp cevabını bekliyor. Han da kollarını göğsünde birleştirerek başını onaylar biçimde sallıyor. Eğitim alanının ağır havası, festival sözünün geçmesiyle birlikte hafifliyor, ama aklında hem yeni keşfettiğin Reifuu gücü hem de akşam Takeshi’yi festivale davet etme ihtimali aynı anda yer etmeye başlıyor.
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Aoi'nin rüzgarı alev topunu içine alarak yutmuş ve daha büyütmüştü. Ters yöne giden akım Han abisinin ateş topunu daha da kuvvetli bir şekilde onun üzerine doğru geri yolluyordu. Han abisi sanki bunu beklemiyormuş gibi şaşırmış, son dakikada havada yükselerek kaçmayı başarmıştı. Bunu yaparken kolunun bir kısmı yanmıştı. Aoi onun kaçmayışına o kadar gerilmişti ki onu seyrederken alev topu akımının nereye gittiğine bakmamıştı. Sonuç olarak kuklalardan birisi yanarak küle dönmüştü. Aoi yelpazesinin dengesini sağlamaya çalışırken nefes nefese kalmıştı. "Neden... kaçmadın? Ödüm koptu." Bilerek yapmış olmalıydı. Bu hamleyi önceden görememiş ya da tahmin edememiş olmasına imkan yoktu. Yureikumo Han'dı o. Han abisi pes ettiğini söyleyerek eğitimi sonlandırmıştı. Bu biraz evvel yaptığı hamlenin Fuuton kullanıcılarının en büyük gücü olduğunu söylemişti. Sonra da yanına gelerek bugün öğrendiklerini özet geçmiş, hepsinin önemini vurgulamıştı. Son hamlesinde dikkat etmesi gereken kısımları da vurgulamıştı. Katonu kontrol eden kendisi olmadığı için akımını kaybetmesi durumunda ateş topu direkt üzerine gelirdi, bu da ortamına göre bu yaptığı hamleyi tehlikeli hale getiriyordu. Böylece dersleri sona ermişti, Aoi derin derin soluklandı. Yorulmuştu.

Eğitim alanına yaklaşmakta olan birilerini duyunca başını o yöne çevirdi ve uzun zamandır görmediği bir ekip arkadaşını, Satoshi'yi karşısında buldu. Yanına aldığı ekipmanlara bakılırsa eğitim için buradaydı. "Satoshi!" Onu görünce gözleri ışıldadı, heyecanla selamladı. Mangal şakasına kıkır kıkır güldü. Satoshi, Kaede ile kısa bir göreve çıkacaklarını, köy dışındaki ticaret yollarındaki garip bir hareketliliği incelemek için bir süre köy dışında olacaklarını açıklamıştı. "Yuukon işlerinizi rast getirsin, yardımcınız olsun." Satoshi bu akşamki yaz festivaline gelip gelmeyeceklerini sormuştu sonra da. Aoi o an Han abisi ile aynı anda çok önemli bir şeyi unuttuğunu belli eden bir tepki verdi. Eğitime ve diğer her şeye o kadar odaklanmıştı ki köyün festivalini tamamen unutmuştu. Satoshi görev öncesi Kaede ile birlikte kafa dağıtmak, arkadaşlarıyla eğlenmek istiyordu. Herkesin orada olacağını tahmin ediyordu. Bu yüzden Aoi'yi de davet etmişti.

Aoi, Takeshi'yi bu etkinliğe davet edebilme ihtimalini duyunca fazla heveslenmemiş gibi görünmeye çalıştı. Heyecanını bastıran bakışlarını Han abisine çevirdiğinde onun yanan kuklayı söndürmeye çalıştığını gördü. Bugün çok çalıştığı için dinlenmeyi hak ettiğini, gitmesinin iyi bir fikir olacağını söylüyordu. "Sen de gelirsin Han abi, değil mi?" Kalabalık festival ortamında Reifuu'nun ortaya çıkıp çıkmayacağını da gözlemleyebileceği için iyi bir fırsat olacağını söylemişti. Aoi bir an tedirgin oldu. Reifuu duyguları ile şekillenip ortaya çıkan bir güç ise gerçekten de durup dururken canını sıkacak bir şeye yol açar mıydı? Han abisinin orada olması ona bir güvence olabilirdi bu konuda, başına bir şey gelirse ona sorabilirdi. "Gelirim o zaman!" Mutlulukla kocaman gülümsedi. "Ah... ama hazırlanmam lazım. Ter içinde kaldım yine." Han abisi ve Satoshi ile festivalde görüşme sözü ile yanlarından ayrıldı ve eve geri döndü. Odasına gidip ekipmanlarını ve antrenman kıyafetlerini çıkardı. Kendine yeniden sıcak duşa attı. Bu sefer önceki gece gibi acele etmeden, tadını çıkara çıkarak duşunu aldı. Bornozunu giyip odasına geçti. Dolabını açtı. Yazlık bir yukata giymeliydi. Eli mor-mavi-beyaz, ipekten bir yukataya gitti. "Çok mu hayalet gibi olurum...?" Pembe çiçekli bir yukataya gözü kaydı. "Abartı mı kaçar?" Rei ablasının verdiği kırmızı yukataya takıldı bakışları. "Fazla iddialı." Niye dolabında bu kadar çok yukata vardı ki?

En sonunda elinin ilk gittiği ipek yukatayı dolaptan çıkardı. Yazlık ince bir kumaşı vardı. Yumuşacıktı. Annesinden yardım isteyerek giyindi ve kurdelesini bağladı. Bu yukatanın üzerinde sabah sefası çiçeği desenleri vardı. Bu çiçekler güzelliğin gelip geçici oluşunu simgelerlerdi, neyin gerçek olduğunu hatırlatırlardı. O yüzden Aoi onları çok fazla seviyordu. Aoi saçlarını özenle kuruttuktan sonra tepeden hafifçe topladı. Perçemlerini önden serbest bıraktı. Bu sefer kıvırmadı, onları doğal düz haliyle bıraktı. Kelebek tokasını topuzunun kenarına iliştirdi, topuzunu da kalem tokalarından biriyle tutturdu. Dağınık topuzunun arkasından bir tutam saçı açılarak beline doğru döküldü. Kırmızı uzun püsküllü küpelerini taktı. Dudaklarına renk getirecek kadar çok hafif kırmızı bir ruj sürdü, kirpiklerine maskara sürdü. Yukatasının altına giyeceği sandaletlerini hazırladı ve kapının önüne bıraktı. Yine uyumlu bir kinchaku aldı yanına. İkisi aynı kumaştandı zaten. Bileklerine ve boynuna hafifçe datura kokusu esansı sürdü. Artık hazırdı, şimdi Takeshi'yi bulup davet etmesi kalmıştı. Sonra da festival alanına geçerdi.
► Show Spoiler
Image
► Show Spoiler
Post Reply