Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Post by GM - Shinsei »

İlk denemen beklediğinden çok daha küçük bir sonuç veriyor. Nefesini toplamayı başarıyorsun, chakranı merkezine indirmeyi de başarıyorsun fakat dışarı bırakma anında Renkuudan’ın basıncı, Han abinin gösterdiği gibi ağır ve tok bir patlama halinde değil, daha sıkı ama küçük bir hava yumrusu halinde çıkıyor. Hedefe çarptığında kuklanın göğsünde yuvarlak bir göçük oluşturuyor, arkasındaki saman bağlarını hafifçe dağıtıyor ve toprağa küçük bir basınç halkası bırakıyor. Fena değil. Hatta ilk deneme için oldukça temiz. Ama çapı küçük, şok dalgası kısa, patlama etkisi sınırlı. Han bunu görünce hemen eleştiriye değil, gözleme geçiyor. "Güzel. Formu bulmuşsun." diyor, hedefe yaklaşarak. "Ama içgüdüsel olarak Kuudan’a geri dönmüşsün. Havanın bir kısmını merkezde tuttun, fakat çıkış anında onu genişletmek yerine sıkı ve küçük bir mermi gibi fırlattın. Bu yüzden etkisi temiz ama küçük kaldı." Eğilip kuklanın göğsündeki hasarı inceliyor. "Bunu kötü bir şey sanma. Bedenin bildiği yola kaçtı. Shinobiler bu yüzden teknikleri isimlendirir, sınıflandırır ve farklı teknikler olarak öğretir."

Sonra sana dönüp daha ders anlatır gibi devam ediyor. "Dışarıdan bakan biri Renkuudan’a 'Kuudan’ın büyüğü' diyebilir. Ama bir tekniğin yalnızca daha güçlü hali, her zaman aynı teknik değildir. Çünkü değişen şey yalnızca chakra miktarı değil. Niyet değişiyor, nefes değişiyor, bedenin içindeki basınç noktası değişiyor, çıkış açısı değişiyor, hasarın doğası değişiyor. Kuudan’da hızlılık, doğruluk ve küçük hedefe baskı vardır. Renkuudan’da tutma, sıkıştırma ve patlatma vardır. Bunlar zihinde de farklı kapılar açar." Elini kendi şakağına götürüyor. "Eğer her şeyi 'şu tekniğin daha büyüğü' diye öğretseydik, shinobiler savaş anında yanlış reflekslere saplanırdı. Bir isim, yalnızca süs değildir. İsim, zihne hangi kalıbı açacağını söyler. 'Kazekiri' dediğinde beynin keskinlik arar. 'Kuudan' dediğinde mermi arar. 'Renkuudan' dediğinde basınç ve patlama aramalısın. Tekniğin ismi, chakrana verdiğin emrin kısa yoludur." Sonra hedefteki küçük basınç izini parmağıyla gösteriyor. "Senin şu an yaptığın şey, Kuudan ile Renkuudan arasında bir geçiş formu. Faydalı olabilir, hatta ileride kendi tekniğine bile dönüşebilir. Ama bugün amacımız o değil. Bugün Renkuudan’ın bedenindeki yerini bulacağız."

Böylece günün geri kalanı, aynı hareketin defalarca sökülüp yeniden kurulmasıyla geçiyor. Han abin sana bazen nefesini erken bıraktığını, bazen chakrayı fazla incelttiğini, bazen basıncı göğsünde tutup merkezine indiremediğini söylüyor. Bir denemede hava mermisi hedefe ulaşmadan dağılıyor. Bir diğerinde hedefin sağından geçip arkasındaki toprağı savuruyor. Bir ara boğazında hafif bir yanma hissedince Han hemen durduruyor ve sana tekniğin zorlanarak değil, doğru kanal açılarak yapılacağını tekrar hatırlatıyor. Öğleye doğru ilk düzgün basınç patlamanı çıkarıyorsun, kuklanın üst gövdesi geriye bükülüyor ve arkasındaki toprak dairesel biçimde savruluyor. Han bu defa yalnızca başını sallamakla yetinmiyor. "İşte bu. Küçük ama doğru." diyor. Gün boyunca defalarca deniyor, defalarca nefes alıyor, defalarca merkezinde rüzgarı bekletmeye çalışıyorsun. Akşama doğru saçların alnına yapışmış, kıyafetlerin terden ağırlaşmış, kolların ve karın hattın sanki içeriden yorulmuş gibi sızlıyor.

Güneş biraz eğildiğinde Han elini kaldırıp eğitimi durduruyor. "Bugünlük bu kadar yeter." diyor. "Daha fazla zorlarsak tekniği değil, yanlış alışkanlığı güçlendiririz. Şu an bedenin Renkuudan’ın ne istediğini anlamaya başladı. Yarın tekrar devam edeceğiz. Önce nefes, sonra basınç, sonra yön. Gücü en sona bırakacağız. Güç erken gelirse kontrolü bozar." Sana yaklaşırken yüzündeki hoca ciddiyetinin altında belli belirsiz bir gurur var. "İyi çalıştın. Özellikle yorulduktan sonra da sakin kalabilmen önemliydi. Birçok shinobi yorulunca hırslanır ve tekniği parçalar. Sen yorulunca küçüldün ama dağılmadın. Bu iyi bir temel." Tam o sırada arkadan hafif bir öksürük sesi geliyor. Han abin başını o tarafa çeviriyor, sonra gülümsüyor. "Görünüşe göre bugünlük öğrencimi teslim almaya gelen biri var."

Arkana döndüğünde Takeshi’yi görüyorsun. Ama ilk anda tanıdık gelen yüzü olsa da üzerindeki kıyafet değişikliği hemen göze çarpıyor. Eski salaş halinden çok daha düzenli, shinobiliğe daha uygun, hareket etmeyi kolaylaştıran koyu tonlarda bir üstlük giymiş. Belindeki ekipman yerleşimi daha sistemli, kolları ve bacakları daha serbest ama vücudu daha toparlanmış görünüyor. Saçları bile biraz daha düzgün duruyor; muhtemelen bu tamamen kendi tercihi değil. Han, Takeshi’ye kısa bir baş selamı veriyor. "Takeshi. Yamiaki seni hemen tüketmemiş demek." Takeshi mahcup bir gülümsemeyle cevap veriyor. "Şimdilik sadece yeniden paketledi, Han abi." Han bu cevaba hafifçe gülüyor, sonra sana dönüyor. "Yarın sabah aynı saat. Dinlenmeyi unutma, Aoi." Bunu söyledikten sonra eğitim alanından ağır adımlarla uzaklaşıyor.

Takeshi senin yanına geldiğinde yeni kıyafetinden pek emin değilmiş gibi omzunu çekiştiriyor. "Yamiaki Bey böyle bir değişikliğe gitmemi istedi. Hiç shinobi gibi durmuyormuşum..." Bir an kendine bakıyor. "Yani evet, belki biraz salaştı ama... Bu da çok kasıntı ve bana göre değil gibi." Sonra seni baştan aşağı süzüp antrenmandan ne kadar yorulduğunu fark ediyor. Yüzünde hem endişe hem de küçük bir gülümseme beliriyor. "Sen de bayağı çalışmışsın. Han abi hafif başlayan biri değil anlaşılan." Ardından asıl geliş sebebini hatırlamış gibi hafifçe doğruluyor. "Ah, bu arada, gel dedin diye geldim Aoi ama bir saate falan Yamiaki Bey ile yemeğe gitmem gerekiyor. Yanında birileri daha olacakmış. Ben de dedim ki neden seni davet etmiyorum? Sen de gelmek ister misin? Yamiaki Bey’den izin aldım tabii." Birkaç saniye durup seni yeniden süzüyor, bu defa daha açıkça ter içinde olduğunu, saçlarının antrenmandan dağıldığını, kıyafetlerinin toprağa ve rüzgara bulandığını fark ediyor. "Eğer bir duş alacaksan beklerim tabii." diyor, bunu oldukça kibar söylemeye çalışsa da yüzündeki hafif panik yanlış anlaşılmasın diye bağırıyor.

Birlikte Yureikumo bölgesine doğru yürürken Takeshi yeni kıyafetine hala alışamamış gibi arada bileğini, yakasını, belindeki ekipman kayışını kontrol ediyor. Yürüyüşü bile biraz daha derli toplu görünmeye başlamış ama bu durum onu rahatsız ediyor gibi. Eve vardığınızda kapı açılıyor ve Hana, Takeshi’yi görür görmez yüzünde içten bir sevinç beliriyor. "Aaa Takeshi, çok yakışmış!" Takeshi hemen iki eliyle hafifçe kendini toparlıyor, mahcup mahcup gülümsüyor. "Sağ olun efendim. Biraz zorla giydirdiler ama, eheheh..." Salondan gazete hışırtısı geliyor. Baban başını gazeteden çok az kaldırıp göz ucuyla Takeshi’ye bakıyor, sonra gayet ciddi ama keyifli bir tonla konuşuyor. "Oooo, tam erkek adam olmuşsun ha!" Takeshi’nin yüzü bir ton daha kızarıyor ama bu defa gülümsemesi biraz daha rahat. "Eheheheh, değil mi efendim..." diyor, sanki kendisi de buna inanıp inanmamak arasında kalmış gibi.

Hana seni de baştan aşağı süzüyor, terli, yorgun, antrenmandan çıkmış halini görünce hemen anlayışla başını sallıyor. "Aoi, sen hemen hazırlan istersen. Takeshi burada bekler. Ben çay koyarım." Takeshi hemen ellerini hafifçe kaldırıyor. "Zahmet etmeyin, gerçekten. Bir saate çıkmam lazım zaten." Baban gazeteyi tekrar kaldırırken mırıldanıyor. "Bir saatte hem çay içeriz hem de sana gençlik hikayelerimi anlatırım dostum." Takeshi bu cümleye itiraz edemiyor. Sen ise kapının eşiğinde, bir yanda gün boyu süren Fuuton eğitiminin teri ve yorgunluğu, diğer yanda Yamiaki Bey’le beklenmedik bir akşam yemeği davetiyle kalıyorsun. Duş alıp hazırlanabilir, nasıl bir yere gidileceğini sorabilir, Takeshi’nin yeni halini biraz daha inceleyebilir ya da önce Han’ın eğitimiyle ilgili aklında kalanları toparlamaya çalışabilirsin.

Takeshi'nin Yeni Kıyafeti
► Show Spoiler
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Post by Yureikumo Aoi »

Aoi'nin ilk Renkuudan denemesi fena değildi ancak oldukça küçük ve etkisiz kalmıştı. Han abisi formunu bulduğunu söyleyerek onu tebrik etmiş, alışkanlığından ötürü Kuudan'a kaydığını ve hatanın buradan kaynaklandığını belirtmişti. Abisi Renkuudan'ın mantığını bir kez daha açıklamış, şu an ortaya çıkardığı formun ise Renkuudan ile Kuudan arasında bir şey olduğunu söylemişti. Bu da işine yarayabilirdi elbet ancak amaçladığı bu değildi. Bu yüzden çalışmaya devam ettiler. Aoi bir, iki, üç, on, yirmi kere daha Renkuudan yapmayı denedi. Han abisi her seferinde yanlış bulduğu noktayı işaret edip onu düzeltti. Güneş tepede yükselmeye, sabah öğleye dönmeye başladığında Aoi ilk doğru Renkuudan'ını yapmayı başarmıştı. Etkisi yine küçüktü ancak tamamen doğruydu. Aoi o kadar mutlu oldu ki neredeyse gözyaşlarına boğulacaktı. Günün geri kalanında da üzerine pratik yapmaya devam ettiler. Güneş yükseldi, batışa geçti, öğle ikindiyi, ikindi akşamı buldu. Aoi'nin üstü kir ve toprak içinde kalmış, vücudu terden sırılsıklam olmuş, saçları yüzüne yapışmıştı. Yorgunluktan ve açlıktan ölüyordu. Midesi Fuuton çakrası şişirmekten sızlıyordu artık.

Bu noktada Han abisi onu durdurarak bugünlük eğitimin sona erdiğini bildirdi. Aoi memnun bir şekilde gülümsedi. İlk olarak Han abisinin beklentilerini karşılayabildiği için, ikinci olarak da tüm zorluklarına rağmen başardığı için memnundu. Ertesi sabah tekrar deneyeceklerdi. Abisi onu yorulmasına rağmen sakin kalabildiği için tebrik edince gülümsemesi daha da büyüdü. "Beni eğittiğin için teşekkür ederim Han abi!" Bu esnada arkasında duyduğu bir sesle irkildi ancak yorgunluktan hızlıca arkasına dönemedi. Han abisi gelen kişiyi görmüş, gülümsemiş ve şakacı bir tonda öğrencisini teslim almaya gelen birisi olduğunu söylemişti. Aoi arkasına dönebildiğinde gelen kişinin Takeshi olduğunu fark etti. Yüzü bir anda tüm yorgunluğu uçup gitmiş gibi mutlulukla aydınlandı. "Takeshi!" Onu kucaklayarak karşılamak için kollarını açtı ancak ne kadar toz ve ter içinde olduğunu hatırlayınca vazgeçerek durdu. Takeshi baştan aşağı kılığını değiştirmişti. Üzerinde shinobilere uygun, esnek ve oldukça şık bir kıyafet vardı. "Çok yakışmış!" diye heyecanla fikrini belirtti. Aoi, Han abisi ile ertesi gün aynı saatte aynı yerde buluşmak üzere sözleşti ve ayrıldılar.

Takeshi gelir gelmez üzerindeki kıyafetlerin Yamiaki hocanın emri olduğunu açıklamaya girişmişti. Gerçekten de pek onluk bir seçim değildi ancak bir shinobi için fazlasıyla uygundular. Yamiaki hocanın ANBU Kök birimi kaptanı olduğu düşünüldüğünde Takeshi'nin salaş kılığını düzene sokmak istemesi garip değildi. Hele ki onu öğrencisi olarak kanatları altına aldığında... Aoi onun kıyafetlerinden rahatsızlık duyduğunu fark edince hafifçe kıkırdadı. "Böyle giyinmeye alışık olmadığın için garip gelmesini anlıyorum ama gerçekten çok yakışmış." Yüzünde sıcak bir gülümseme ile ona baktı. "Ne giysen yakışıyor sana zaten, yakışıklısın sonuçta." Bunu söylediğinde hafifçe kızararak bakışlarını kaçırdı. Bokukichi'ye de benzeri lafları çok rahatça söyleyebiliyor olmasına rağmen şimdi utanç duyması çok tuhaftı. Bu esnada Takeshi onun antrenmandan ne kadar yorulduğunu fark ettiğini söylediğinde kendisini uzun uzun süzdüğünü gördü. "Keşke daha fazlasını yapabilsem..." dedi hafif hüzünlü bir tonda. Onu korumak için çalışıyor olduğunu yüzüne söylemek istemediği için kelimeleri içine yuttu.

Takeshi, Aoi istedi diye geldiğini ancak bir saat içinde Yamiaki hocası ile yemeğe gitmesi gerektiğini söylemişti. Şok edici olan ise Aoi'yi de yanında götürmek istemesiydi. Üstelik hocasından izin de almıştı. "Y-Y-Yemeğe mi?" Aoi'nin yüzü heyecanla pespembe kesildi. Ellerini ağzına götürdü heyecanını bastırmak için. "Olur, isterim. Ah, demek onunla tanışacağım... Davet ettiğin için teşekkür ederim." Kalbi bir anda küt küt atmaya başlamıştı. Nasıl bir insanla tanışmaya gidiyordu ki? O esnada Takeshi onu bir kere daha süzüp duş alması gerektiğini vurgulayınca utanarak birkaç adım yana kaydı. "A-Ah... Şey... E-Evet... Şu an pek hoş görünmüyorum sanırım..." Çok mu perişan haldeydi? Aynası da yoktu ki kendisine baksındı. Ter kokuyor muydu? Saçları ne haldeydi? Takeshi bakıp ne düşünmüştü? O bu kadar iyi görünürken yanında böyle gezmek onu fazlasıyla rahatsız etti. Omuzlarını düşürüp çirkinliğin zaferini kabul etti. Eve doğru yürümeye başladılar. "Seni sürekli sürekli bize gelmen konusunda zorlamıyorumdur umarım?" diye lafa girdi bir an fazla düşündüğü bir esnada. "Tek başına yaşadığını varsaydığım için birlikte takılmak daha hoşuna gidebilir diye düşünüyorum." Tabi tüm bunlara ek olarak onunla vakit geçirmekten hoşlanması ve onu özlemesi de söz konusuydu ancak bunları gündeme getirmeye gerek yoktu. "Sen benden çok daha sosyal bir insansın tabi, o yüzden benim dünyamla sınırlı kalmak zorunda değilsin." Gözleri hafifçe bulutlandı ancak başka bir yorum yapmayarak konuyu kapattı.

Takeshi yol boyunca yeni kılığına alışmaya çalışıyor gibi rahatsız görünüyordu. Aoi de onun bu haline istemsizce kıkırdayıp durdu. Eve vardıklarında kapıyı annesi açmıştı. Takeshi'yi görünce sevinerek çok yakıştığını söylemişti. Takeshi utangaç utangaç gülümserken çok sevimli görünüyordu. Babası da oldukça içten bir şekilde övmüştü yeni kılığını, onu beğendiği belliydi. Birlikte içeri girdiler. Annesi Takeshi'ye bir çay ikram ederken Aoi'ye de hazırlanmasını teklif etti. Fazla vakitleri de yoktu. Aoi hemen başını salladı. Takeshi'ye döndü. "Ben yirmi... hayır otuz dakika içerisinde hazır olurum." diye belirttikten sonra hızlı adımlarla banyoya koşturdu. Üzerindeki antrenman kıyafetlerinden kurtulduğu gibi kendini duşa attı ve kaynar suda bir güzel yıkanmaya başladı. Bir yandan da birazdan tanışacağı shinobi hakkında heyecanlanıyordu. Saçlarını ve vücudunu güzelce yıkayıp duşunu aldıktan sonra en güzel kokulu vücut losyonlarını ve saç kremlerini sürdü. Saçlarını hızlıca havlu ile kuruladı. Odasına geçip üzerine gece dışarı çıkmalık biraz daha şık ancak fazla abartı da olmayan tam Yureikumo usulü bir kimono giydi. Ayna karşısına geçip kendisini inceledi. Saçlarını özenle topuz yapıp klan desenli saç çubuğunu ortasından geçirdi. Önden birkaç perçemi serbest bırakarak bigudi ile sardı ve hafif bir dalga verdi. Saçının ön kısmına da süslenmek istediği zamanlar kullandığı mavi kelebekli tokasını taktı. Kulaklarına çiçek motifli inci küpelerini geçirdi. Aoi pek fazla makyaj yapmazdı ancak Rei ablası ona zorla birkaç malzeme vermişti lazım olabileceğini söyleyerek. Bugün özel bir gün olabileceği için belki ufak bir dokunuşun zararı olmazdı. Aoi çok hafif pembe bir ruju alarak dudaklarına değdirdi. Kirpiklerine de hafifçe maskara sürdü. Yüzüne biraz renk versin diye dudağına sürdüğü ruju parmak uçlarına alarak pıt pıt yanaklarına kondurdu. Tamam, olmuştu işte. Hala her zamanki sade Aoi'ydi ama bir tık daha özenli görünüyordu. Yarım saat önceki haline göre ise epey bir iyi görünüyordu.

Odadan çıkmadan önce beyaz çiçek kokulu bir parfümü bileklerine bir iki damla sürmeyi de ihmal etmedi. Aynada son bir kez kendini yokladıktan sonra derin bir nefes aldı ve koridora çıktı. Çekingen adımlarla salona girdi. "Ben hazırım." Utangaç bir şekilde perçemleriyle oynamaya başladı. "Nereye gideceğiz?"
► Show Spoiler
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Post by GM - Shinsei »

Salonun kapısına yaklaşırken içeriden babanın oldukça ciddi, hatta destansı bir tonla konuştuğunu duyuyorsun. "Sonra aldım timsahı, tuttum belinden ve suplex'i yapıştırdım. Eğer bunu yapmasaydım hepimiz ölebilirdik. Dostlarımı korumam gerekti." Takeshi'nin sesi hemen ardından geliyor, çocukcağızın bu hikayenin neresine nasıl tepki vereceğini bilemediği besbelli. "Timsah... suplex..." diye tekrar ediyor, sanki bu iki kelimenin aynı cümlede bulunması üzerine kendi içinde teknik bir rapor yazmaya çalışıyor. "Evet efendim, doğru karar vermişsiniz. Dostlarınızı korumak önemli." Baban gazeteyi katlamış, çayını içmiş, Takeshi'yi de büyük ihtimalle sen hazırlanırken üç ayrı hayatta kalma anısıyla sınamış gibi görünüyor. Hana ise salonun kenarında gülümseyerek onları izliyor, belli ki babanın anlattığı şeyin ne kadarının gerçek ne kadarının Yureikumo baba abartısı olduğuna karışmamayı seçmiş.

Sen salona girip hazır olduğunu söylediğinde konuşma yarıda kesiliyor. Takeshi başını sana çevirdiği anda birkaç saniyeliğine gerçekten donuyor. Önce gözleri kimonona, sonra saçındaki mavi kelebekli tokaya, sonra yüzündeki hafif makyaja, sonra tekrar gözlerine geliyor. Ağzını açıyor ama bir şey çıkmıyor. Sonra sanki aklına gelen ilk cümleyi kontrol edememiş gibi konuşuyor. "Sen... şey... çok temiz görünüyorsun." Bunu söylediği anda kendi yüzü dehşete düşmüş gibi değişiyor. "Hayır! Yani, önce de temizdin, onu demek istemedim. Antrenmandan gelmiştin, doğal olarak... Ben... şey..." Kendi cümlelerinin içinde boğulurken Hana hafifçe ağzını kapatıp gülüyor. Baban gazeteyi tekrar açmış gibi yapıyor ama gözleri sayfanın üstünden ikinize kayıyor. Takeshi sonunda derin bir nefes alıp toparlanmaya çalışıyor. "Özür dilerim. Demek istediğim, çok güzel olmuşsun. Gerçekten. Kimono da, saçın da... toka da. Çok yakışmış." Sonra kendi üstüne bakıyor, bir anda o yeni shinobi kıyafetlerinin içinde hala eğitimden çıkmış olduğunu hatırlamış gibi yüzü düşüyor. "Eyvah, bir dakika. Ben kendi üstümü değiştirmem gerektiğini unuttum." Sana dönüp mahcup bir gülümsemeyle ekliyor. "Yolda benim eve de uğrar mıyız?"

Hana sizi kapıya kadar geçirirken yüzünde o çok şey anlayıp hiçbir şeyi fazla açık etmeyen anne gülümsemesi var. "Çok geç kalmayın. Aoi, üşürsen üstüne bir şey almayı unutma." Baban da gazetenin arkasından sesleniyor. "Yamiaki'ye selam söyleyin. Bir gün timsah meselesini ona da anlatırım." Takeshi'nin gözlerinde kısa süreli bir panik beliriyor ama hemen saygıyla başını eğiyor. "Söylerim efendim." Birlikte yola çıktığınızda akşamın serinliği sokaklara inmiş durumda. Takeshi bir yandan yeni kıyafetine alışmaya çalışıyor, bir yandan da az önce sana kurduğu "temiz görünüyorsun" cümlesini zihninde tekrar tekrar cezalandırıyor gibi görünüyor. Evinin önüne geldiğinizde kapıyı açıp kenara çekiliyor. "İçeride bekleyebilirsin. Çok uzun sürmez."

Takeshi'nin evi beklediğinden daha geniş çıkıyor. Düzenli, ferah, nezih, eşyalar yerli yerinde, zemin temiz, raflar sade ama boş değil. Sıradan bir ev aslında. Güzel bir masa, birkaç sandalye, düzenli katlanmış battaniyeler, duvarda fazla dikkat çekmeyen birkaç eski eşya, mutfak tarafında düzgünce yerleştirilmiş kaplar... Ama bu düzenin içinde garip bir sessizlik var. Bir evdeki yaşam izlerinin çoğu mevcut, fakat paylaşılmış yaşamın sesi eksik. Bu kadar geniş bir alanda Takeshi'nin tek başına kaldığını hatırlamak, içindeki o eski sızıya yeniden dokunuyor. Sanki ev, temiz ve eksiksiz olmasına rağmen birinin geceleri dönüp de geldim dediğinde cevap alamadığı bir yer gibi. Takeshi bunu fark etmiş gibi konuşmadan odasına geçiyor. Birkaç dakika sonra döndüğünde üzerinde daha şık, koyu lacivert tonlarında bir haori ve altında sade ama düzgün kesimli bir iç giysi var. Belindeki kemer daha zarif bağlanmış, saçlarını da biraz daha toparlamış. Fazla süslü değil ama fazla rahat da değil. Ama yeni halinin üstüne şimdi gerçekten akşam yemeğine gidecek biri gibi duruyor. "Bu daha mı iyi?" diye soruyor, cevaptan çekiniyormuş gibi.

Restorana vardığınızda ortam Yamiaki gibi bir ANBU Kök kaptanına dair kafandaki bütün karanlık beklentileri bir kenara itiyor. Burası sıcakkanlı bir aile restoranı, içeride taze pişmiş yemek kokusu, ahşap masalar, duvarlarda eski Konoha manzaraları ve birkaç aile fotoğrafı var. Garsonlar müşterileri isimleriyle tanıyor gibi, mutfaktan ara ara kahkaha sesleri geliyor. İçeri girer girmez dikkatini masalardan birinde oturan bir adam çekiyor. Orta yaşlı, geniş omuzlu, kaslı ve güçlü görünümlü bir adam. Fakat üzerinde ciddi bir shinobi kıyafeti yok, çiçek desenli, önü açık bir gömlek giymiş, içinde de Konoha sembolü bulunan sade bir tişört var. Garson hanımefendi masasına bir şey bırakırken adam ona doğru hafifçe eğiliyor. "Ayrıca sizin gözlerinizin güzelliği benim yapımı bozdu adeta efendim, eğer müsait olursanız bir gün sakemi içmenizi isterim." Garson kız gülüyor, rahatsız olmuş gibi değil, daha çok bu adamın tuhaflığına alışmış gibi. Sen bu sahneyi biraz garipserken Takeshi eliyle adamı gösteriyor. "Aha bak şurada."

Şaşkınlık tam yerine oturmadan adamın masasına varıyorsunuz. Adam sizi görünce bir anda ayağa kalkıyor ve Takeshi'nin omzuna şak diye güçlü bir darbe indiriyor. "Koçum hoş geldin! Bu ne şıklık yahu? Yok artık, aman tanrım, bir dakika." Sonra gözleri sana dönüyor. O bakışta ne Kök kaptanlarından beklenen buz gibi ölçüm var, ne de Toshifumi'nin keskin disiplini. Daha çok hayatı fazla yüksek sesle seven bir adamın coşkulu ilgisi var. "Yureikumo Yuto ve Yureikumo Hana'yı tebrik etmek isterim, böyle alımlı, böyle saf güzelliği ile etrafını aydınlatan genç bir hanımefendiye hayat denilen o mucizeyi olur kılmışlar. Aoi Hanım, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz, buyurun efendim." Elini uzatıyor, tokalaşması güçlü ama nazik. Takeshi, yüzündeki şaşırmanı beklediğini belli eden ifadeyle kısaca açıklıyor. "Şey, bu Yamiaki Bey. Evet." Sen karşındaki adama baktığında çelişki insanın zihnini gerçekten kısa süreliğine durduruyor. Orta yaşlı, kaslı ve güçlü olduğu kesin. Tehlikeli görünmesi gereken bir adam, fakat tavırları çiçek desenli gömleği kadar beklenmedik, sıcak ve fazlasıyla garip.

Yamiaki yerine otururken Takeshi'yi de yanına çekiyor. "Hayatım, ne içiyorsun? Bir dakika, bir dakika, bekle. Hayır, dur. Bugün ben karar vereceğim. Bugün bendesin." Takeshi itiraz edecek gibi oluyor ama daha ağzını açamadan Yamiaki menüyü alıp senin tarafına uzatıyor. "Elbette müdavimcilik hakkımı sadece öğrencime uygulayacağım, buyurun Aoi Hanım, siz ne dilerseniz onu sipariş vereceksiniz gayet tabii." Takeshi sana kısa bir bakış atıyor, sonra konuşmayı daha normal bir yere çekmeye çalışır gibi boğazını temizliyor. "Bugün mühür üzerine çalıştık biraz. Yamiaki Bey birkaç temel tepki testi yaptı. Kök Araştırma Birimi hâlâ mühür yapısını çözmeye çalışıyor. Onizuka'nın chakra düzeni biraz... alışılmışın dışında." Yamiaki bu sırada garsonu çağırmak için elini kaldırıyor ama Takeshi devam ediyor. "Şimdilik kötü bir reaksiyon yok. Ama mühür uyku sırasında ve stres altında farklı davranıyor olabilir. O yüzden birkaç gün gözlem sürecek."

Tam bu sırada restoran kapısı açılıyor ve içeri Toshifumi giriyor. Üzerinde her zamanki düzgün, soğuk, düzenli hali var, fakat yüzünde bu restorana geldiğinde görmeyi beklediği şeyin bu olmadığı daha kapıdan belli oluyor. Sen onu görünce şaşırıyorsun. Takeshi'nin omuzları hafifçe geriliyor. Yamiaki ise bir anda yüzü aydınlanmış gibi elini kaldırıyor. "Oğluşum, buradayız. Gel çabuk, bak kimler-" Toshifumi masaya yaklaşıp sözünü kesiyor. "Baba sen şaka mı yapıyorsun ya? Hani tek başımıza olacaktık?" Yamiaki'nin yüzündeki sıcak ifade bir anda teatral bir hayal kırıklığına dönüşüyor, ses tonu yükseliyor. "Aaaaa ama, yahu misafirlerimiz varken sen ne biçim cümleler kuruyorsun Toshi? Böyle mi yetiştirdim seni oğlum? Bir oturur musun?" Toshifumi dudaklarını sıkıyor. "Yani misafirler olacağını bilseydim..." Cümlesini tamamlamıyor. Yamiaki'nin yanına oturuyor. Sana ve Takeshi'ye kısa, kontrollü bir bakış atıyor, hafifçe başını sallıyor ve gözlerini masaya indiriyor.

Bir anda masanın üstüne görünmez bir soğukluk çöküyor. Toshifumi'nin gelişiyle birlikte Takeshi'nin varlığı yeniden ağırlaşıyor. Takeshi konuşmak istiyor gibi oluyor ama susuyor. Toshifumi ise sanki duygularını kilitleyip anahtarı çok uzağa atmış. Yamiaki bu buzlanmayı birkaç saniye izliyor, sonra yüzünü sana çeviriyor, ortamı bilerek başka bir hatta çekiyor. "Hanişko ile hafif sohbet ettik geçen, çok severim. Çok sempatik bir adam, Konoha gibi yerlerde nadir bulunacak herif, ileride kim bilir nasıl bir kadını mutlu edecek, çok karizmatik adam. Onunla konuştuk biraz, Fuuton falan çalışıyormuşsunuz, nedir yahu bir duyalım bakalım senden." Takeshi kaşlarını kaldırıp sana bakıyor. Toshifumi'nin gözleri bir an babasına kayıyor, sinir olduğu her yerinden belli oluyor. Yamiaki ise tamamen rahat, tamamen meraklı, menüyü bir kenara bırakmış seni dinlemeye hazır bekliyor.

Shimura Yamiaki
► Show Spoiler
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Aoi salona girdiğinde, babasının Takeshi'yi esir ettiği oldukça tuhaf bir hikaye yarıda kesilmişti. Takeshi'yi dakikalarca babasına maruz bıraktığı için kendisini kötü hissetti. Bakışları buluştuğunda Takeshi'nin şoka uğramış gibi bir ifadeyle uzun uzun onu süzdüğünü fark etti. Biraz evvelki kokuşmuş haline kıyasla nasıl bu kadar değişebildiğine şaşırmış olsa gerekti. Ağzını açıp bir süre hiç bir şey söylemedi. Aoi beklentiyle ona bakarken Takeshi onun... temiz göründüğünü söyledi. "Temiz?" Aoi üstünü başını kolaçan etti. Evet, temiz görünüyordu gerçekten de. "Haha... evet... temizlendim..." Yüzü mahcubiyetle kulaklarına kadar kızarırken Takeshi gaf yapmış gibi telaş ederek cümlelerini düzeltmeye çalıştı ancak başaramadı. Çok sevimli görünüyordu, o yüzden Aoi ona doğru kocaman gülümsedi. Takeshi kendini toplayıp da güzel göründüğünü söylediğinde gözleri ışıldadı. "Gerçekten mi? Teşekkür ederim." Sıcak gülümsemesi bütün yüzüne yayıldı. Gerçekten mutlu olmuştu.

Takeshi o anda kendi üzerinde hala eğitim kıyafetleri olduğunu hatırlayarak telaş yaptı. Onun da kıyafetlerini değiştirmesi gerekliydi. Mekana gitmeden evvel onun evine uğramayı teklif edince Aoi heyecanla "Olur." diye yanıtladı. Aoi onun evine hiç gitmemişti. Nerede oturduğunu bile bilmiyordu. Hayatında ilk kez bir görev arkadaşının evinin içine girecekti. Hem de Takeshi'nin evine... Heyecanlanmıştı. Nasıl bir ortamda yaşıyordu? Her gün nasıl bir eve gidiyordu? Annesi ve babası ile vedalaştıktan sonra evden çıktılar. Akşam meltemi havayı gündüze kıyasla çok daha keyifli hale getirmişti. Aoi yolları inceleye inceleye ilerlerken çok kısa bir yürüyüşün ardından Takeshi'nin evine vardılar. Demek birbirlerine o kadar da uzak yaşamıyorlardı. Takeshi kapıyı açıp içeride bekleyebileceğini söyleyince heyecanla içeri girdi. Takeshi'nin evi geniş, ferah ve düzenliydi. Aynı zamanda temizdi. Ama tahmin ettiği gibi... sıcak değildi. Takeshi'nin iç dünyası gibi dışarıdan düzenli, toparlanmış, işlevsel görünürken içinde paylaşılmış bir hayatın eksikliği vardı. Sanki bir otel odasıydı, ruhsuzdu. Takeshi buraya geceleri gelip, kimsesiz haliyle kalıp yatıyor muydu? Neden çoğunlukla dışarıda yediğini açıklıyordu bu durum. Bunu düşününce kalbinde bir sızı hissetti.

Aoi evin içini kaçamak bakışlarla incelerken Takeshi de odasına girmiş ve hızlıca giyinip çıkmıştı. Üzerinde lacivert bir haori vardı. Saçlarını taramış, zarif bir kemer de bağlamıştı. Çok şık görünüyordu. Aoi kalbinin küt küt attığını hissetti. Nasıl göründüğünü sorduğu zaman Aoi çok içten bir şekilde "Çok iyi görünüyorsun." diye itiraf etti hemen. "Gerçekten de ne giyersen giy sana yakışıyor." Birlikte evden çıkıp restorana doğru ilerlemeye başladılar. Aoi'nin beklentisinin aksine oldukça sıcak bir aile restoranına gelmişlerdi. İçeriden mis gibi yemek kokuları geliyordu. Garsonlar ve müşteriler arasında samimi sohbetler dönüyordu. Masalardan birinde orta yaşlarda, çiçek desenli bir gömlek giymiş, garson kızla flört eden oldukça renkli bir adam oturuyordu. Takeshi onu işaret edip Yamiaki'nin o olduğunu söylediğinde Aoi yüzündeki şaşkınlığı gizlemekte zorlandı. Adamın masasına vardıklarında Takeshi'yi coşkulu bir heyecanla karşılamış, sonra Aoi'ye dönerek abartılı ve yüksek sesli bir şekilde ona iltifat ederek onore etmişti. Aoi o kadar utandı ki yüzü kıpkırmızı oldu. "Ç-Çok memnun oldum efendim." diye kekeledi adamın elini sıkarken. Shimura Yamiaki, ANBU Kök birimi kaptanı, tehlikeli veya korkunç birisi değildi. Toshifumi gibi disiplinli ve soğuk da değildi. Sıcakkanlı, neşeli, hoşsohbet, hayatı seven bir adama benziyordu. Oldukça güçlü olduğu kaslı vücut yapısından belliydi. Aoi, böyle yüksek rütbedeki birinin böyle bir kişiliği olmasını hiç beklememişti ancak bu ona daha da hayranlık duymasına sebep oldu. O kadar ciddi sorumlulukları olmasına ve o kadar trajedi ile karşılaşmasına rağmen bu adam hayat neşesini hiç kaybetmemişti. Toshifumi'nin babası ile aynı kişi olduklarına inanmakta zorlanıyordu.

Masaya otururlarken Yamiaki, Takeshi'yi yanına çekerek onun yerine sipariş vereceğini söylemişti. Menüyü de hemen Aoi'ye uzatınca Aoi hayran bakışlarla almak zorunda kaldı. Tavırları çok babacandı. Birinin yerine sipariş verecek kadar özgüveni yüksekti. Muhteşem birisi olmalıydı. Takeshi bu esnada lafa girerek bugün yaptıkları çalışmadan bahsetmiş, mühür üzerine gözlemlerini anlatmıştı. Henüz araştırma birimi mührü çözememişti ancak çabalamaya devam ediyorlardı. Takeshi'nin mührünü farklı stres koşullarında sınayacaklardı. "Umarım canın yanmıyordur." diye endişesini dile getirdi Aoi kendisini tutamadan. Hocasının yanı başlarında olduğunu unutmuştu. Tam durumu toparlamak adına bir şey diyecekti ki restoranın kapısı açıldı ve Toshifumi beklenmedik bir şekilde içeri girdi. Onu öfke krizi geçirip ortadan kaybolmasından beridir ilk kez görüyordu. Toshifumi de bu karşılaşmadan habersiz olacaktı ki kaşlarını çatmış ve gerilmişti. Aoi tam kendini toparlamaya ve hayata dönmeye başlamışken Takeshi'nin suçluluk dosyalarının yeniden masaya serilmesinden çekinerek endişe içinde oturduğu yerde dikleşti. Bu gece kavga çıksın ve tatsızlık olsun istemiyordu. Zaten herkes fazlasıyla yorulmuş, yıpranmış ve belirsiz gelecek sebebiyle korkmuştu. Yine de görgü kuralları gereği masaya oturup göz göze geldiklerinde onu selamladı. "İyi akşamlar Toshifumi hocam."

Toshifumi babasının yanına oturduğunda masanın üzerine bir gerginlik bulutu çökmüştü. Aoi korumacı içgüdülerini kontrol altına alması gerektiğini fark etti ancak Takeshi'nin üzerine gidilmesi durumunda onu korumak ve durumu yatıştırmak için gerekeni yapmaya hazırdı. Neyse ki ortamı izleyen Yamiaki, sanki durumu sezmiş gibi konuyu Aoi'ye getirerek kendisini açması için ona alan tanımıştı. Sosyal zekası yüksek bir adam olsa gerekti, hamlesi oldukça yerindeydi. Han abisine Hanişko demesi dışında ortada hiçbir gariplik yoktu. Aoi ölçülü ve kibar bir gülümseme ile lafa girdi hemen. "Han abim çok karizmatik, kibar ve düşüncelidir gerçekten de. Tehlikenin içerisine girmeden duramadığım için beni eğitmeyi teklif etti. Bu çok büyük bir onur. Bugün bütün gün çalıştık, ilk günümüzdü. Bana Fuuton'un yalnızca kesmek için olmadığını, çakramı sabırla şekillendirip içimde tutup belli bir merkezden gönderebildiğimde çok farklı amaçlarla kullanabileceğimi öğretti. Renkuudan üzerine çalıştık, yarın da devam edeceğiz. Daha çok yolum var ama... öğrenmek istiyorum. Gerçekten. Sevdiklerimi koruyabilecek kadar güçlü olmak istiyorum." Bakışları bu noktada anlamlı bir şekilde Takeshi'ye kaydı. Yalnızca klanı, köyü ve Sennashi tehlikesi için değil, onun için de çabalıyor ve güçlenmek istiyordu.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Post by GM - Shinsei »

Yamiaki, senin sözlerini dinlerken çenesini avucuna yaslıyor, yüzündeki ifade, bir öğrenciyi dinleyen sert bir eğitmenden çok, güzel bir hikayenin nereye varacağını merak eden fazla keyifli bir seyirciye benziyor. "Sevdiklerimi koruyabilecek kadar güçlü olmak istiyorum" dediğin anda bakışları kısa bir süreliğine Takeshi’ye, sonra tekrar sana kayıyor. Gülümsemesi büyüyor. "Ah, Hanişko..." diye iç çekiyor, sanki Han’dan bahsetmek bile onun için ayrı bir eğlenceymiş gibi. "Bakın, o adamda bir zarafet var. İnsan eğitirken bile sanki sabah çayı demliyormuş gibi davranır. Önce suyu ısıtır, sonra yaprağı bekletir, sonra tadı otursun ister. Fuuton için de doğru yaklaşım bu zaten. Rüzgar dediğin şey yalnızca kesmez, hanımefendi. Rüzgar sabırdır, yön değiştirmedir, baskı kurmadan itaat ettirmektir. İnsanlar Fuuton’u görünce hemen vuuuş, keskin bıçak diye düşünüyor. Ama o işin yalnızca genç ve sabırsız hali. Asıl Fuuton, nefesin nereye gideceğini bilmesidir. Nefesi yöneten, bedenini yönetir. Bedenini yöneten, savaş alanında kaderini bir nebze olsun eline alır." Takeshi, Yamiaki’nin cümlelerini biraz hayran biraz da "hocam yine başladı" der gibi dinliyor. Toshifumi ise daha ilk Hanişko'dan itibaren gözlerini masaya dikmiş, sabrının ipleri birer birer kopuyormuş gibi duruyor. Yamiaki durmuyor. "Renkuudan çalışmanız da çok isabetli. Genç shinobilerin en büyük hatası gücü dışarıda aramaktır. Halbuki güç önce içeride tutulur. İçeride tutulamayan hiçbir şey dışarıda doğru şekilde patlamaz. Hanişko bunu bilir. O yüzden önce seni bekletir. Beklemek... ah, gençlik beklemeyi sevmez. Ama güzelim, insan bazen bir tekniği öğrenmez, ııı, yani bir tekniğin kendisini eğitmesine izin verir. Renkuudan da budur. Rüzgar sana acele etme, beni içinden geçir ama beni kırma der."

Toshifumi’nin parmakları masanın kenarında geriliyor. Yamiaki’nin bu şiirsel coşkusu, restoranın sıcaklığıyla birleşince senin için ilginç ve hatta büyüleyici olabilir ama Toshifumi için belli ki işkenceye dönüşüyor. Bir noktada artık dayanamayarak sandalyesini geriye itiyor. "Bu bir vakit kaybı. Of!" Sesi restoranın sıcak uğultusunu ikiye bölüyor. Yan masadaki yaşlı bir çift başını çeviriyor, garson kız kısa bir an duraksıyor, Takeshi’nin bedeni refleksle geriliyor. Toshifumi ayağa kalkıp tek kelime daha etmeden dışarı yöneliyor. Takeshi hemen sandalyesinden kalkacak gibi oluyor, gözlerinde hem suçluluk hem de bir şeyi düzeltme ihtiyacı var. Fakat Yamiaki elini kaldırmadan, yalnızca sesiyle onu durduruyor. "Hayatım, otur lütfen." Takeshi olduğu yerde kalıyor. Yamiaki’nin yüzü biraz düşüyor. "Ben çok denedim, beni bile kabul etmiyor. Bırakalım ergenliğini doyasıya yaşasın." Bunu şaka gibi söylemeye çalışıyor ama sonundaki nefes, şakanın altında saklanan kırgınlığı ele veriyor.

Toshifumi dışarı çıktıktan sonra masada bir süre kimse konuşmuyor. Yamiaki birkaç kez düşük sesle homurdanıyor, sanki kendi içinde çok eski bir tartışmayı yeniden başlatmış gibi. Sonra sana ve Takeshi’ye bakıyor. "Kusuruna bakmayın. O..." Duraksıyor. Garson tam o sırada masaya yeni bir içki bırakıyor. Yamiaki hemen yüzünü ona dönüp nazikçe gülümsüyor. "Çok teşekkür ederim efendim. Ellerinize sağlık, şu masayı her gelişinizde daha güzel hale getiriyorsunuz." Garson gülerek uzaklaşıyor. Yamiaki bardağını eline alıyor ama hemen içmiyor. Parmakları bardağın kenarında yavaşça dönüyor. "Ben, aslında biz desem daha doğru olur... Toshifumi'nin annesini, eşimi 15 yıl önce kaybettik. O gün bugündür Toshi biraz sert, biraz içine kapanık, biraz öfkeli. Hayır, fazlasıyla öfkeli." Gözleri kapıya, Toshifumi’nin çıktığı yöne kayıyor. "İnanın ben de Fuuna'yı onun kadar özlüyorum. Ailemizi bir arada tutan kişi oydu. Ama bu öfke, bu şiddet, bu nefret onu geri getirmeyecek. Bunu oğluma da aşılamaya çalışıyorum ama nafile."

Bir yudum alıyor, sonra sırtını sandalyeye yaslıyor. Sesi hala sıcak ama artık gösterişli değil, daha çıplak, daha dürüst. "Shimura klanının kan bağı çok derin değildir, hepimiz baya uzak kuzenleriz diyebiliriz. Fuuna da bir Shimura idi. Shimura'lar hep çok yetenekli shinobiler olmak için yetiştiriliyor, sayıca da azız zaten. Ben de, Fuuna da çok yoğun ve zor eğitim süreçlerinden geçmiştik. Ben hayatı pek ciddiye almazdım, Fuuna ise tam tersimdi. Görebileceğiniz en ciddi, en gergin insanlardan biriydi. Ben daha Kök denilen oluşumun bir parçası olmadan önce Fuuna Kök'ün lideriydi arkadaşlar, bilmem anlatabiliyor muyum." Burada eski bir hayranlıkla gülümsüyor. "Bana hep güçlü bir adam olduğumu söylüyorlar. Ben de diyorum ki dua edin ki karımı görmediniz. Ben dağı iki milim oynatabiliyorsam karım dağı yerinden alıp başka yere koyardı. Keşke onunla tanışabilme şansınız olsaydı." Sonra gözleri sana dönüyor, gülümsemesi yumuşuyor. "Gerçi seni küçükken az da olsa gördü hanımefendi. Hatırlamazsın tabii, en fazla 2 yaşında falansındır."

Bu bilgi seni bir anlığına beklemediğin yerden yakalıyor. Daha sen bunun ne demek olduğunu zihninde tartmadan Yamiaki devam ediyor. "Neyse, Fuuna anlattıklarımdan anlayacağınız üzere kimseye yenilmedi. Kimseden kaçmadı da, kimseden korkmazdı. O kendini bu güzel köy için feda etti." Bardağını masaya bırakıyor. Restoranın gürültüsü sanki biraz uzaklaşıyor. "Siz hatırlamazsınız, çok küçüktünüz ama Konoha büyük bir savaş tehdidi atlattı 15 yıl önce. Sunagakure ve Kirigakure içerisinde yer alan bir örgüt Konoha'yı hedef aldı. Fuuna ise Shimura'ların yasak bir tekniğini kullanarak örgütün en tehlikeli üyelerini kendisiyle birlikte öbür dünyaya götürdü. Bu olayın hemen ardından örgüt teslim oldu ve barış sağlandı." Yamiaki bu kısmı bir kahramanlık destanı gibi anlatıyor ama içinde bir acı olduğu da çok belli. "Toshi... beni suçladı. Açıkçası ben de bazı zamanlar kendimi suçluyorum gençler. Onu durduramadım. Örgütü yenmenin başka bir yolu illa ki bulunurdu. Fuuna'nın hayatından önemli değildi."

Takeshi artık tamamen sessiz. Az önce sipariş, mühür, Yamiaki’nin flörtleri ve garipliği arasında kendini tutmaya çalışan hali gitmiş, yerine, başkasının kaybını kendi içinde çok iyi tanıyan birinin ağır bakışı gelmiş. Yamiaki konuşmaya devam ederken Takeshi’nin parmakları masanın kenarında hafifçe kasılıyor. "Şu an kendisi bir kahraman olarak anılıyor ama biz acı çekiyoruz. Onsuz ailemiz her geçen gün daha da parçalarına ayrılıyor gibi hissediyorum. Ve oğlumla konuşamıyorum. Her konuşmaya çalıştığımda konuyu kapatıyor. Bu olay hiç yaşanmamış gibi davranmamı istiyor." Bir an gülümsemeye çalışıyor ama gülümseme yüzünde zor duruyor. "Gün geçtikçe de annesine daha çok benzemeye başladı. Her olayda bozuk atıyor, hızlıca sinirleniyor, ergenlik dönemi de geldi tabii..." Son cümleyi eski neşesine dönmek için atıyor ama yere bakan gözleri onu ele veriyor. Birkaç saniye masaya bakıyor. Sonra başını kaldırıyor, bu kez gerçekten gülümsüyor, acının içinden sıyrılan bir anıya tutunur gibi. "Ama biliyor musunuz, Fuuna'nın o asık suratını güldürebilen tek adam bendim! İki şaka, üç tatlı söz, dört gıdık, bir anda yavru kediye dönüşürdü. Ah canım benim. Çok özledim onu."

Bu son cümle masanın üzerine yumuşak ama derin bir ağırlık bırakıyor. Yamiaki hala gülümsüyor ama gözlerindeki nemi saklamaya çalışmıyor. Takeshi’ye döndüğünde onun da gözlerini kaçırmadığını görüyorsun. Yüzünde öyle açık bir duygu var ki bir şey söylemesine gerek kalmıyor, suçluluk, şefkat, korku, anlayış ve belki de kendi içindeki kayıplarla Yamiaki’nin anlattıkları arasında kurduğu sessiz bir bağ. Dudakları aralanıyor ama kelime çıkmıyor. Sadece Yamiaki’ye bakıyor, birinin kahraman olarak anılan bir ölümün arkasında kalan aileyi anlatmasını, belki de kendi kaderine dair duymak istemediği bir uyarı gibi dinliyor. Restoranın sıcak ışıkları altında, bir anlığına herkesin maskesi biraz düşmüş oluyor. Yamiaki’nin çiçekli gömleği, Takeshi’nin yeni şık kıyafeti, senin özenli kimonon, Toshifumi’nin az önce kapıdan çıkarken bıraktığı soğukluk... hepsi aynı masada, aynı yarım kalmış cümlenin etrafında bekliyor.
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Yamiaki Shimura, Aoi'nin anlattıklarını büyük bir heves ile dinlediği için Aoi biraz utanarak kızarmıştı. Hala onun kadar büyük bir shinobi ile yemek yiyor olduğuna inanamıyordu. Yamiaki, Han abisinin eğitmenliğini övmüş, Fuuton hakkında felsefi birkaç yorum yapmıştı onunkilere benzer şekilde. Aoi onu kocaman büyüyen gözleriyle hayran hayran izlemeye başladı. Konuşurken bile asalet saçan bir adamdı. Çok karizmatik ve etkileyiciydi. Renkuudan hakkında konuşurken tam bir profesyonel gibiydi. Aoi gittikçe heyecanlanmış, onun sözlerinin içine dalmış ve farkında olmadan başını sallamaya başlamıştı. Bütün bu illüzyon Toshifumi'nin gergin çıkışı ile dağıldı. Söylenenlerin vakit kaybı olduğunu söyleyerek ayağa kalktığı gibi restorandan çıkıp gitmişti. Takeshi de onun peşinden gitmek ister gibi doğrulmuştu ancak Yamiaki tarafından durduruldu.

Masanın ortamı bir anda bulutlanmıştı. Aoi gözlerini menüye düşürdü. Toshifumi bu sıcak ortamı bozduğu için hayal kırıklığına uğramış hissediyordu ancak bunu dile getirmedi. Babasının da canı sıkılmıştı bu duruma. Kısa bir sessizliğin ardından Yamiaki, eşini ve oğlunun annesini bundan on beş yıl önce kaybettiklerini ve Toshifumi'nin o günden beridir böyle içine kapanık ve sert olduğunu söylediğinde Aoi'nin yüzü şaşkınlıkla donakaldı. Annesi çok yetenekli bir shinobi, bir Shimura'ydı ancak Konohagakure'ye musallat olan tehlikeli bir örgütü durdurmak için kendisini feda etmişti. Aoi ona dair hiçbir şey hatırlamıyordu ancak Yamiaki'nin söylediğine göre Aoi 2 yaşlarındayken aslında onu görmüştü. Bu Aoi'nin duraksamasına sebep oldu. Aileleri tanışıyor olabilir miydi? Toshifumi ile de küçükken tanışıyor muydu? Babası Yamiaki Hoca'yı tanıyordu sonuçta... Ondan gizledikleri başka neler vardı acaba?

15 yıl önce yaşanan savaş tehdidince Fuuno Shimura kendisini feda ederek örgütün elebaşlarını etkisiz hale getirmişti. Bunun üzerine örgüt teslim olmuş, güven sağlanmıştı. Kendisi köyü için canını veren bir kahraman olarak anılsa da geriye parçalanmış bir aile ve duygularını dizginleyemeyen bir erkek evlat bırakmıştı. Anbu'ların ölümü Toshifumi'yi bu yüzden çok etkilemiş olsa gerekti. Onlar da tıpkı annesi gibi canlarını köy için feda etmişlerdi. Toshifumi bu gerçeklerle yüzleşmekte zorlanıyordu, bu yüzden de etrafını suçlamayı tercih ediyordu. Aslında içten içe kendisine kızıyor olmalıydı. "Yuukon ruhunu şad etsin." diye mırıldandı Aoi düşünceler içinde. Bakışları Takeshi'ye kaydı. Takeshi sessizleşmişti. Onun neler hissettiğini, aklından geçenleri tahmin edebiliyordu. Ailesini çok küçük yaşta kaybetmişti, bu onun canını her gün yakıyor olmalıydı. Aoi ailesiz büyümenin nasıl bir şey olduğunu hayal bile edemezdi. Takeshi'nin duygularını tam olarak anlayamasa da, anlamaya çalışabilirdi. Takeshi ona bu konuları hiç açmamıştı, yüzeysel şekilde anlatmıştı. Onları hatırlıyor muydu? Özlüyor muydu? Onlara karşı öfkeli miydi? Yaşananlar hiç yaşanmamış olsa Sennashi içinde kalıp ailesi ile olmayı tercih eder miydi?

Aoi masanın altından uzanıp Takeshi'nin elini tuttu ona duygusal destek vermek ister gibi. Duygusal yoğunluğun yükseldiği anlarda dokunsal bir hale geliyordu. Kelimelerin kifayetsiz kaldığı, ne söylerse söylesin düzgün konuşamayacağını bildiği anlarda bazen ufak bir dokunuş yetiyordu "yanındayım, seninleyim" demeye. Aoi de böyle yapmaya karar verdi. Bakışlarını Yamiaki'ye çevirdi. "Başınız sağ olsun." Dudakları titredi. "Yuukon'un yanında diğer ruhlara ve bu dünyada omuzlarınızın üzerinden sizlere hala rehberlik ettiğine eminim. Tanrı zamanı geldiği zaman sizleri esas olan sonsuz evrende bir araya getirsin." Omuzları düştü. "Kendini köyü için feda edecek cesarete sahip olması onun nasıl erdemli bir savaşçı olduğunu gösteriyor. Eminim sizi ve özellikle de biricik evladını geride bırakmayı istememiştir. Aksine, size bir şey olması riskini göze alamadığı için yapmıştır bunu. Ben sanırım onu... birazcık anlıyorum." Aoi de canı karşılığı köyünü ve sevdiklerini Sennashi illetinden ilelebet kurtarabileceğini bilse, bir dakika düşünmeden oracıkta verirdi. Bunu canın ne kadar kıymetli olduğunu ve boşa harcanmaması gerektiğini bilen birisi olarak düşünüyordu. Aslında ölmek istemiyordu. Takeshi ile, Bokukichi ile, Masato ile, Kaede ile, Yoshi ve Saya ile, ailesi ile, klanı ile ve diğer tanıdığı sevdiği herkes ile uzun yıllar yaşamak ve anılar biriktirmek istiyordu. Ancak onların ölümünü ya da yaralanmalarını izlemektense... Takeshi'nin mühür yüzünden ne kadar acı çektiğini gördükten sonra... Gerekirse yapardı. Kendini kalkan olarak kullanırdı. Geride özlem ve acı bıraktığını bilirdi ancak bunu ne için yaptığını anlamalarını isterdi.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Post by GM - Shinsei »

Yamiaki, sözlerini beklemediğin kadar dikkatli dinliyor. Başta yüzünde o gevşek, yılışık, fazla hayat dolu gülümseme var ama sen Fuuna’nın ruhunun Yuukon’un yanında huzur bulmasını dilediğinde, o gülümsemenin altına daha derin bir şey yerleşiyor. Sanki yıllar önce duyduğu bir sesi yeniden işitmiş gibi bakıyor. Birkaç saniye hiçbir şey söylemiyor. Sonra bardağını yavaşça masaya bırakıyor ve dudaklarının kenarı sıcak bir gülümsemeyle kıvrılıyor. "Hanımefendi, söylemem gerekiyor ki aynı babanız gibi konuşuyorsunuz!" diyor. Sesi bu kez şakacı ama içten. "Baban bu sözlerin çok benzerini bana olay yaşandıktan kısa bir süre sonra söylemişti. O dönem çok iyi dostumdu. Hala öyle elbette ama görevim gereği pek görüşemiyoruz. Ama biliyor musun, babanla bir zamanlar rakiptik! Ah beyaz saçlı kartalım benim, ne adam ya. Anlatayım istersen biraz." Takeshi hemen dikkat kesiliyor, az önceki duygusal ağırlığın içinden Yureikumo Yuto’nun gençliğine dair böyle bir kapının açılması onu da yakalıyor. Yamiaki parmaklarını birbirine geçirip arkaya yaslanıyor, yüzündeki ifade bir anda hem anlatıcı hem de biraz da kendi efsanesini parlatmaya çalışan eski bir delikanlıya dönüşüyor.

Chuunin Sınavı: Yuto vs Yamiaki

Konoha’nın eski sokaklarından birinde iki genç genin beliriyor. Yamiaki, saçları daha dağınık, yüzünde küstah bir sırıtış, omzunda ekipman çantasıyla yürürken karşısında beyaz saçlı, ince yapılı, temiz yüzlü genç Yuto’yu görüyor. Yamiaki daha uzaktan sesleniyor. "Yuto! Finalde ağlamak yok ama. Klanın ruhları sana mendil getirmezse zor durumda kalırsın." Genç Yuto dönüp ona bakıyor, yüzünde kırgınlık değil, içten bir tebessüm var. "Endişelendiğin için teşekkür ederim Yamiaki. Ağlarsam diye yanımda mendil bulunduracağım!" Bu cevap Yamiaki’yi daha çok kudurtuyor. "Endişelenmiyorum be! Seni tehdit ediyorum!" Yuto ise aynı sakinlikle başını eğiyor. "Tehditlerin de oldukça yaratıcı. Başarılar dilerim." Yamiaki’nin gözünden neredeyse duman çıkıyor, çünkü laf sokmanın en sinir bozucu düşmanı, laf sokulduğunu kabul etmeyen nazik bir insandır.

Maç günü geldiğinde arena dolu. Genç Yamiaki, elementsiz ama akılcı jutsularıyla daha ilk dakikadan alanı kendi lehine çevirmeye çalışıyor. Tel tuzakları, duman bombaları, gölgeye gizlenmiş kunailer, yanıltıcı klonlar ve saf chakra ile güçlendirilmiş ani vücut hamleleri kullanıyor. Yuto ise geri çekilmek yerine ritmi dinliyor, Yureikumo ruhsal algısıyla tuzakların gerisindeki niyeti sezerek birkaç saldırıyı daha görünmeden atlatıyor. Bir noktada Yamiaki, zemine önceden yerleştirdiği ince chakra ipleriyle Yuto’nun bileğini yakalayıp onu dengesiz bırakıyor. Tam saldırı bitmiş gibi görünürken Yuto gözlerini kapatıyor ve kısa süreli bir ruhani perdeyle kendi varlığını Yamiaki’nin algısından bir nefeslik siliyor. Yamiaki’nin kunaisi boşluğu biçiyor. Seyirciler bir an ne olduğunu anlayamazken Yuto arkasında beliriyor, ama vurmuyor, yalnızca omzuna iki parmakla dokunup geri çekiliyor. Bu dokunuş puan gibi. "Buradaydım" diyen bir uyarı gibi. Yamiaki buna öyle sinirleniyor ki bir sonraki hamlesinde bütün alanı kendi kurduğu dumana boğuyor.


► Show Spoiler


Sonlara doğru ikisi de nefes nefese kalmış. Yamiaki, dumanın içinde kendi sesini birkaç noktadan yankılatan küçük bir akustik hile kullanıyor, Yuto’nun hangi yöne bakacağını şaşırtmak istiyor. Ardından elementsiz bir chakra darbesiyle zemini kırıp Yuto’nun ayaklarını boşa düşürüyor. Herkes Yuto’nun yakalandığını sanıyor. Ama Yuto düşerken yere bıraktığı küçük bir ruhani işaretle Yamiaki’nin asıl pozisyonunu yakalıyor. Son anda kendini yana bırakıp Yamiaki’nin bileğine sarılıyor, onun momentumunu kendi dönüşüne ekliyor ve ikisi birlikte yere yuvarlanıyor. Yamiaki ayağa kalkmaya davranırken boğazına yakın yerde Yuto’nun kunaisi duruyor, Yuto’nun kendi omzunda da Yamiaki’nin kunaisi var. İkisi de birbirini alabilecek noktada ama Yuto’nun hamlesi bir nefes daha erken tamamlandığı için hakem kararı veriyor, kazanan kıl payı Yuto. Yamiaki o an öyle bir yüz yapıyor ki, sanki yalnızca maçı değil, evrendeki adalet kavramına duyduğu güveni de kaybetmiş. Yuto ise elini uzatıyor. "Çok güçlüydün. Son ana kadar kaybedebilirdim." Genç Yamiaki elini sıkarken homurdanıyor. "Zaten neredeyse kaybediyordun." Yuto gülümsüyor. "Neredeyse kazanmak da neredeyse kaybetmek kadar öğretici."

"İkimiz de Chuunin olduk tabii." diye devam ediyor Yamiaki, bugüne dönmeden önce anıyı biraz daha uzatarak. "Sonra sınıf grubu olarak kutlamaya gittik. Ben yenilmişim, içim içimi yiyor. Herkes tebrik ediyor ama ben sanki idama gidiyorum. Yuto yanıma geldi. Ben de tabii gururumdan ölmek üzereyim, 'Şanslıydın' dedim. O da bana baktı ve dedi ki..." Yamiaki burada sesini biraz yumuşatıyor, genç Yuto’nun sakinliğini taklit ediyor. "Şans bazen hazırlıklı olanın kapısını çalar. Bugün ben kazandım diye sen kaybetmiş olmadın. Bugün sen bana sınırımı gösterdin, ben de sana seninkini. Rakip dediğin kişi bazen seni küçülten değil, seni tamamlayan kişidir." Yamiaki bir an susuyor, sonra gülerek başını sallıyor. "Bitirdi beni. Ben orada hala 'ben aslında daha zekiyim' diye içimden yanarken adam bana hayat dersi verdi. O günden sonra Yuto’ya laf atmayı bırakmadım elbette, karakterime aykırı olurdu. Ama ona saygı duymaya başladım. Gerçekten duymaya başladım."

Şimdiki zamana döndüğünde Takeshi’nin gözlerinde çocuksu bir heyecan var. "Yuto Bey'in Chuunin finalinde sizi yenmiş olması... bu inanılmaz. Yani siz..." Bir an Yamiaki’nin kaslı gövdesine, rahat tavrına, arkasındaki Kök kaptanlığı ağırlığına bakıyor. "Sizi yenmek kolay bir şey olamaz." Yamiaki hemen göğsünü şişiriyor. "Kolay mı? Hayatım, ben kolay yenilecek adam mıyım? O gün hakemlerin tamamı büyülenmişti. Yuto’nun saçları güneşte parladı, herkes duygulandı, ben de mağdur oldum." Takeshi istemsizce gülüyor. "Yani hala yenilgiyi kabul etmiyorsunuz." Yamiaki parmağını kaldırıyor. "Kabul ediyorum. Ama dramatik yorum hakkımı saklı tutuyorum." Sonra birden gözleri kapıya kayıyor. Toshifumi’nin hala dönmediğini fark ediyor. Gülümsemesi biraz düşüyor ama tamamen kaybolmuyor. Sana dönüyor. "Toshi ne yaptı ya? Aoi’ciğim, mümkünse bir kontrol edebilir misin? Bize patlar ama sana nazik davranır şimdi, centilmendir oğluşum." Takeshi sana bakıyor, kalkmak istiyor gibi ama Yamiaki’nin az önceki sözünden sonra yerinde kalıyor. Masanın üzerinde hem yarım kalmış bir aile hikayesi hem de yarım kalmış bir özür ihtimali duruyor.

Dışarı çıktığında restoranın sıcak ışığı arkanızda kalıyor ve akşamın serinliği yüzüne değiyor. Toshifumi’yi biraz ileride, kaldırım kenarında görüyorsun. Sırtı restorana dönük, omuzları hafifçe kamburlaşmış. Parmaklarının arasında ince bir sigara var, dumanı yukarı doğru kıvrılarak geceye karışıyor. Seni fark ettiği anda gözleri büyüyor. Sanki suçüstü yakalanmış bir çocuk gibi sigarayı hemen yere bastırıp söndürüyor. "Babama söyleme." diyor hızlıca. Sesinde ilk kez o sert komutan tonundan çok daha genç, çok daha savunmasız bir şey var. Sonra ne diyeceğini bilemez gibi bir süre duruyor, restoranın duvarına yaslanmak yerine kaldırım kenarına oturuyor. Dizlerini hafifçe kendine çekiyor, ellerini gevşekçe önünde birleştiriyor. "Ben duygularımı iyi ifade edebilen bir insan değilim. Malumun ilamı tabii." Kendi cümlesinden rahatsız olmuş gibi dudaklarını sıkıyor. "Bunun sebebi insanları sevmemem ya da hor görmem falan değil. Nasıl ifade edebileceğimi bilmiyorum. Nasıl öğrenebileceğimi de bilmiyorum."

Bir an sana bakıyor. Kısa, ölçülü, kaçmaya hazır bir bakış. Sonra tekrar önüne dönüyor. "Şu an kendimi açıklamaya çalıştığımda bile bok gibi hissediyorum, bu konuşmayı yapmak istemiyorum. Çok utanç verici, gereksiz ve iğrenç geliyor." Derin bir nefes çekiyor, sigara dumanı değil artık, yalnızca soğuk hava. Ama o nefes bile göğsünde bir yere takılıyor gibi. Yüzüne baktığında öfkesinin altında ne kadar yorgun olduğunu görüyorsun. Kaşları çatık, çenesi sıkılı, sesi kontrol altında kalmaya çalışıyor fakat gözlerinin çevresindeki gerilim, dudaklarının kenarındaki titreme ve yere bakarken kendini toparlamak için verdiği küçük savaş her şeyi ele veriyor. Toshifumi üzgün. Çok üzgün. Ve bu üzüntüyü göstermek, onun için savaş alanında kan kaybetmekten bile daha aşağılayıcı hissettiriyor olabilir. Restoranın içinden gelen sıcak konuşmalar ve tabak sesleri arkada kalırken, kaldırımın kenarında onun yanında duruyorsun, ilk kez Toshifumi’nin öfkesi değil, öfkesinin gerisindeki kırık yer sana bu kadar açık görünüyor.
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Post by Yureikumo Aoi »

Aoi'yi dinledikçe, Yamiaki'nin gülüşü farklı bir şekilde derinleşmişti. Sonra da durup durup tıpkı babası gibi konuştuğu iddiasını işitince yine utanarak kızardı. Aoi gerçekten de tam babasının kızıydı, o yetiştirmişti onu sonuçta. Yamiaki Hoca babasını nereden tanıyor diye düşünürken hiç sormasına bile gerek kalmadan Yamiaki babası ile çocukluk arkadaşı oldukları gerçeğini patlatmıştı. Aoi hem şaşırmış hem de meraklanmıştı. Chuunin sınavında karşı karşıya gelmişlerdi. Yamiaki bunları öyle sinematik anlatmıştı ki Aoi zihninde daha tarlalarda pancar olduğu günleri yaşayıp görmüş gibi canlandırmıştı. Aoi büyük bir heyecanla savaş sahnelerini dinliyor, babasının küçüklüğü ve karşısındaki adamın küçüklüğünü hayal ederek oturtuyor, jutsuları gözünde canlandırıyordu. O kadar içine dalmıştı ki hikayenin tüm bedeni ile heyecanlanmış, tamamen Yamiaki'ye odaklanarak onu dinlemeye başlamıştı. Hikayenin sonu beklenmedikti. Babası, koskoca Yamiaki Shimura'yı ufacık bir fark ile alt etmişti. Yamiaki'nin buna gururu kırılmış olsa da Yureikumo timsali olan hırslarından arınmış babası ona bir hayat dersi vererek dostu olmayı başarmıştı. Muhtemelen bundan başka bir şeyi de umursamamıştı babası.

"Babamın gençliğine dair çılgınca anılarını abartı zannederdim..." diye mırıldandı Aoi kendi kendine şok içerisinde. Takeshi de bu gerçeği sindirmekte zorlanmış gibi Yamiaki'yi yenmenin kolay bir şey olamayacağını gündeme getirmişti. Yamiaki hala gururunu koruyor, yenilgisini şakacı bir dille eleştiriyordu. Aoi onun bu tepkisine gülmekten kendini alamadı. Hikaye bittiği an gözleri kapıya kaydığında Aoi oğlu için endişe ettiğini anladı. Aoi'ye dönerek onu kontrol etmesini istediğinde Aoi önce biraz çekimser bir tepki verse de başını sallayarak kabul etti. Toshifumi'nin kendisine patlamayacağını düşünüyordu babası ancak Aoi onun öfkeli halini gördüğü için korkmuyor değildi. Yoshi ile Geninlik dönemi travmaları gibi olmasından endişeliydi. Yine de restorandan çıktı. Onu bulmak zor olmamıştı. Kaldırımın kenarında sigara içiyordu. Aoi çok disiplinli bir shinobi gibi görünmesine rağmen böyle kötü alışkınlıkları olduğunu bilmiyordu. Aoi'yi fark eder etmez suç işlemiş bir çocuk gibi sigarayı apar topar söndürmüş ve babasına söylememesini tembihlemişti. Toshifumi bu haliyle ilk kez bir oğlan çocuğu gibi görünüyordu.

Kaldırım kenarına oturup dizlerini kendine çektiğinde Aoi de yanına oturdu. Söze ilk onun girmesini beklemişti, bu yüzden de bir şey söylememişti. Toshifumi kendini ifade etmekte, duygularını kabul etmekte ve dile getirmekte kötü olduğunu söyleyerek başlamıştı. Diğerlerini hor gördüğü için değil, kendini nasıl ifade edebileceğini bilmediği için böyle davranıyordu. Aoi o kadarını çözmüştü zaten. Elit bir Jounin diye iletişimde de iyi olacak değildi ya. Aoi'ye kısa bir bakış atıp şu an dahi kötü hissettiğini söylemişti. Ondan rütbece ve kıdem olarak düşük birinin önünde, ya da herhangi birinin önünde kırılgan olmak ve kendini açmak zorlandığı bir konuydu. Yüz hatları gergin, üzgün, öfke doluydu. Bu üzüntüyü bastırmak için her şeyi yapıyor, hem kendine hem etrafına zarar veriyordu. "Ben yaş olarak da, deneyim olarak da Toshifumi hocamdan küçüğüm. Bu yüzden burada oturup hayat dersi vermek ya da cafcaflı cümleler kurmak bana düşmez." Başını hafifçe kaldırıp gökyüzüne baktı. "Ama üzüntünü, hüsranını, öfkeni hissediyorum. Haklısın da bunları hissetmekte. Her insan gibi bunları yaşamak senin de hakkın." Soğuk havaya doğru bir nefes üfledi. "Sorun duyguları hissetmek değil zaten. Onları anlatmak, ifade etmek, seni ele geçirmelerine ve kırmalarına izin vermek... Başını bir omuza yaslayıp için dışına çıkana kadar ağlamak... Bunu yapmadığında onları bastırıyorsun. Onları bastırmak için inkar etmen ya da yoklarmış gibi davranmak gerekiyor. Bunun için de sana onları hatırlatan insanları gözden çıkarman gerekiyor. Zaman içinde o bastırılmış duygular içinde büyüyor, birikiyor, başka duygular ekleniyor ve sonunda öyle karmakarışık bir duygu yumağına dönüyor ki neresinden çözeceğini, nasıl toparlayacağını bilemiyorsun artık."

Kısa bir süre bir şey demeden gökyüzüne baktıktan sonra bakışlarını Toshifumi'ye çevirdi. Hiç kaçırmadan ona dikti gözlerini. "Ama o zaman ne oluyor biliyor musun? Hayatı kaçırıyorsun." Ona doğru yaklaştırdı başını. "Çıktığım bir görevde neredeyse öldürülüyordum. Hayatımda ilk kez gerçekten ölüyor olduğumu, çıkış yolum olmadığını hissettim. O an hissettiğim şey ölüm korkusu değildi. Gözümün önüne ailem, Takeshi, Bokukichi, sevdiğim tüm diğer dostlarım geldi. Onların yüzüne bu hislerimi söylemediğimi fark ettim. Keşke, dedim, onları ne kadar çok sevdiğimi söyleseydim. Keşke ilk kez onlar gibi dostlar edindiğimi, hayatımın son dönemlerine ne kadar anlam ve neşe kattıklarını onlara söyleyebilseydim. O gün kurtulunca kendime bir söz verdim, bundan sonra duygularımı daha dürüst ifade edeceğim." Sesi hafifçe titredi. "Sonra Takeshi mühürlendi ve fark ettim ki onlar da ölebilir. Onları her an kaybedebilirim. O an şunu anladım, beni esas üzecek olan onların ölmesi değil içimde tuttuğum ve yerine ulaştıramadığım sevgi olacak. Mezardan ne kadar bağırırsan bağır, seni duyduklarına emin olamıyorsun. Evet klan tekniklerimi kullanıp ruhlarına ulaşabilirim ama hayattayken onlara sarılmak ve dokunmak gibi olmaz asla." Konuşurken gözleri hafifçe doldu. "Ben de, Takeshi de, tanıyıp sevdiğin tüm diğer Anbu üyeleri de, klan üyeleri de, hatta baban bile... Her an ölebiliriz. Bugün Sennashi, yarın başka bir tehdit canımızı almak için üzerimize gelmeye devam edecek. Sen mi önce öleceksin yoksa biz mi bilemezsin. Eğer ki sevdiklerin senden önce ölürlerse canını en çok ne yakacak biliyor musun? Keşke fırsatım varken onlara söyleseydim, keşke fırsatım varken onlarla beş dakika daha fazla zaman geçirseydim, keşke o an onu söyleyip de kalbini kırmasaydım, keşke, keşke, keşke..." Ciğerlerine derin bir nefes çekti. "Ölümün kendisi değil, ruhlar hayaletler değil, bu keşkeler musallat olacak sana ömrünün sonuna kadar. O zaman kendine kızacaksın. Hem de çok kızacaksın. Şu an hissettiğinden çok daha iğrenç hissedeceksin."

Ayağa kalkıp üzerini silkeledi. Elini Toshifumi'ye uzattı. "O yüzden... Geriye kalan ömrümüzün belki de son birkaç gecesinden birinde, bu restoranda bizimle huzurlu ve sevgi dolu birkaç an yaşamak için eşlik etmek istemez misin? Yamiaki hoca babamla Chuunin sınavı anılarını anlatıyordu. Eğer senin de böyle ilginç hikayelerin varsa duymayı çok isterim. Gerçekten. Kendini açmak istemiyorsan açmak zorunda değilsin ama hiç değilse bizi itme. Benden ve Takeshi'den pek hoşlanmıyorsan bile babanın hatırı için, onun birkaç kahkahasını duymak için değmez mi?" Toshifumi'nin yanıtını beklediği anda ne kadar uzun uzun ve senli benli konuştuğunu fark ederek gerildi. Utanarak kızardı. Panikleyerek omuzlarını dikleştirdi. Bir adım geri gitti. Ona kalkması için teklif niteliğinde uzattığı elini indirerek utanç içinde önünde birleştirdi. "Ş-Ş-Şey... Fazla konuştuğum için özür dilerim. Haddimi aşmamışımdır umarım... Ben ş-şey..." Artık susması gerektiğine karar verdi. Toshifumi reddederse hiç beklemeden restorana geri girecekti.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Post by GM - Shinsei »

Toshifumi seni başta her zamanki gergin, tetikte duran ifadesiyle dinliyor. Kaşları çatık, çenesi sıkılı, bakışları çoğunlukla kaldırım taşlarında. Ama sen konuştukça o sertliğin içinde çok küçük kırılmalar oluşuyor. "Keşkeler musallat olacak sana" dediğinde, gözleri ilk kez bir anlığına gerçekten sana dönüyor. Sözlerin bittiğinde ve sen panikleyip geri çekildiğinde ise Toshifumi birkaç saniye öylece kalıyor. Sonra beklenmedik şekilde, çok hafif bir kıkırtı kaçırıyor. Bu gülüş ne alaycı ne de küçümseyici, daha çok, kendisini beklemediği bir yerden yakalayan bir gerçeğe karşı verdiği savunmasız bir tepki gibi. Yüzünü sana göstermeden kolunu kaldırıp gözlerini ovuşturuyor. Bunu yaparken omuzları bir an sarsılıyor ama hemen toparlıyor kendini. Ayağa kalkıyor, üstünü şöyle bir silkeliyor, sonra yanına gelip omzuna hafifçe vuruyor. "Ne özrü be. Gel hadi." diyor. Sesi kısık ve biraz pürüzlü ama öncekinden daha yumuşak. Kapıya doğru yürümeye başlıyor, fakat restorana girmeden önce bir an durup sana bakmadan ekliyor. "Ve... babama söyleme gerçekten."

İçeri girdiklerinde masadaki üç çift göz anında size dönüyor. Yamiaki’nin yüzünde fazlasıyla memnun bir ifade var. Takeshi rahatlamış gibi nefes veriyor. Toshifumi ise bu ilgiden rahatsız olmuş gibi hemen yüzünü buruşturup sandalyesine yöneliyor. "İçerisi o kadar sıcak ki bunaldım, bir hava alayım dedim. Ne diyorduk?" diyor, sanki az önce hiçbir şey olmamış gibi. Yamiaki gözlerini kısıyor, fazla tiyatral bir şüpheyle oğlunu süzüyor ama üzerine gitmiyor. "Elbette oğluşum. Biz de tam annenin dağları yerinden oynatabilecek kadar korkunç, güzel ve benzersiz bir kadın olduğundan bahsediyorduk." Takeshi hemen öne eğiliyor. "Açıkçası çok havalı geliyor. Kök'ün lideri olması, o kadar güçlü olması... Yani sadece savaşçı olarak değil, herkesin kendisine saygı duyduğu bir insan olması da inanılmaz." Toshifumi bu cümleye önce cevap vermeyecek gibi duruyor. Sonra gözleri masanın kenarında sabitlenmiş halde, çok hafif bir gülümseme beliriyor. "Annem bir odaya girdiğinde herkes konuşmayı keserdi." diyor. "Bunu bağırarak yapmazdı. Hatta çoğu zaman hiç sesini yükseltmezdi. Sadece gelip dikilirdi. İnsanlar kendiliğinden düzgün davranmaları gerektiğini anlardı. Bir keresinde üç ANBU aynı anda raporlarında hata yapmıştı. Annem tek tek yüzlerine baktı ve hiç ceza vermeden odadan çıktı. Üçü de ertesi gün raporlarını yeniden yazmış, görev kayıtlarını da baştan düzenlemişti." Takeshi’nin gözleri parlıyor. "Bu inanılmaz korkutucu." Toshifumi’nin gülümsemesi biraz daha görünür oluyor. "Evet. Havalıydı."

Yamiaki hemen araya giriyor, belli ki bu kapının tamamen kapanmasını istemiyor. "Bir de çok iyi kunai atardı. İnsanlar iyi derken yanlış anlıyor, ben iyi kunai atarım mesela. Fuuna kunaiyi attığında kunai hedefe değil, hedef kunaiye gitmiş gibi olurdu." Toshifumi istemsizce başını sallıyor. "Ayrıca kılıç kullanımı da çok iyiydi." Takeshi hemen atılıyor. "Kılıç da mı?" Toshifumi bu kez doğrudan ona bakıyor. Bakışı hala soğuk sayılır ama düşmanca değil. "Kısa kılıç. Yakın mesafede çok hızlıydı. Babamın aksine gereksiz hareket yapmazdı." Yamiaki göğsüne elini koyup incinmiş gibi geriye yaslanıyor. "Gereksiz hareket mi? Benim stilim şiirseldir." Toshifumi kuru bir sesle cevap veriyor. "Annem buna gösteriş derdi." Masadaki hava, çok yavaş ve dikkatli bir şekilde, yeniden ısınmaya başlıyor. Yamiaki’nin kahkahası bunu hızlandırıyor.

Konu bir süre sonra babanın Yamiaki’yi Chuunin sınavında yenmesine dönüyor. Takeshi hala bunun etkisinden çıkamamış olacak ki bir kez daha sormadan edemiyor. "Ama gerçekten kıl payı bile olsa Yuto Bey kazanmış. Bu çok etkileyici." Toshifumi bu kez babasına yan gözle bakıyor, dudağının kenarı eğlenerek kıvrılıyor. "Hee evet, benim peder benim şu anda olduğumdan daha güçsüzdü benim yaşımdayken." Yamiaki anında masaya hafifçe vuruyor. "Oğlum öyle denir mi ya? Biraz beyefendi olacaksın, biraz elegant olacaksın." Toshifumi omuz silkiyor. "Gerçek bu." Yamiaki elini havaya kaldırıp dramatik bir şekilde garsona seslenir gibi yapıyor. "Duydunuz mu? Kendi evladım beni halkın içinde küçük düşürüyor. Bu mudur babalık müessesesinin karşılığı?" Takeshi gülüyor. Toshifumi de bu kez çok hafif, ama açıkça gülümsüyor. Yamiaki bunu yakaladığı gibi oğluna parmakla işaret ediyor. "Gördünüz mü? Güldü. Fuuna’nın çocuğu işte, zor ama imkansız değil." Toshifumi hemen yüzünü toparlamaya çalışıyor ama artık çok geç, masanın üstündeki buz kırılmış oluyor.

Gece ilerledikçe yemekler geliyor, içecekler yenileniyor, sohbet garip ama sıcak bir ritim buluyor. Yamiaki bir ara Takeshi’ye, yeni kıyafetinin postürünü düzelttiğini söylüyor, Takeshi önce utanıyor, sonra ciddi ciddi oturuşunu düzeltmeye çalışıyor. Toshifumi bunu fark edip "Daha kötü oldu." deyince Takeshi "Abi n'apayım ya, ehe." diye karşılık veriyor. Yamiaki babanın başka çocukluk anılarına geçiyor, genç Yuto’nun bir defasında kavga eden iki genini vaaz vererek barıştırmaya çalıştığını, sonunda ikisinin de özür dileyip Yuto’ya kızdığını anlatıyor. Arada Toshifumi annesinin bunu duysa "fazla konuşan shinobi erken yorulur" diyeceğini söylüyor. Yamiaki ise "Ben de ona güzelim, sen susunca dünya üzülüyor derdim." deyince Toshifumi gözlerini deviriyor ama bu kez masadan kalkmıyor.

Gece sona yaklaşırken Toshifumi sandalyesini sessizce geriye itiyor. Anlaşılan gitme vakti gelmiş gibi. Önce babasına kısa bir bakış atıyor, sonra Takeshi’ye dönüyor. Elini uzatıyor. Takeshi bir an şaşırıyor, ardından yüzünde yavaşça küçük bir gülümseme beliriyor ve o da elini uzatıyor. El sıkışmaları kısa ve sağlam. Toshifumi’nin sesi düşük çıkıyor. "Yarınki çalışmalarında dikkatli ol." Takeshi başını sallıyor. "Sen de." Toshifumi ise şaşkın bir ses tonuyla "Benim yarın çalışmam yok ki." diye cevap veriyor. Takeshi ise "Ay pardon." deyip utanıyor. Sonra Toshifumi sana bakıyor. Bakışları biraz çekingen, biraz utanmış ama bu kez içten. "İyi geceler." diyor. Sesi, dışarıdaki kaldırımda söylediği her şeyin küçük ve sade bir devamı gibi geliyor.

Yamiaki de ayağa kalkıyor ve iki eliyle hem senin hem Takeshi’nin omzuna dokunuyor. "Gencolar, benden bu kadar. Sizleri gözlerinizden öpüyorum. Takeshi Bey, seni sabahtan bekliyorum. Aoi Hanım, ebeveynlerinize içten dileklerimi gönderiyorum, onları da yanaklarından öpüyorum." Takeshi hemen düzgün bir şekilde başını eğiyor. "Elbette efendim, sabahtan yanınızda olacağım." Yamiaki yılışık yılışık sana dönüyor, eliyle Takeshi’yi gösteriyor. "Şuna bak ya, star yemin ediyorum. Star bu çocuk. Kafayı yersin yani." Takeshi’nin yüzü yeniden kızarıyor. "Hocam..." Yamiaki kahkaha atarak kapıya yöneliyor. Hep birlikte restorandan çıkıyorsunuz. Dışarıdaki hava serin, gece biraz daha derinleşmiş, restoranın sıcak ışığı arkanızdan kaldırıma dökülüyor.

Yamiaki ile Toshifumi birkaç adım sonra kendi yollarına ayrılıyorlar. Yamiaki giderken hala bir şeyler anlatıyor, Toshifumi ise yanında daha sessiz yürüyor ama az önceki kadar kapalı görünmüyor. Onlar uzaklaştıktan sonra Takeshi kapının önünde bir süre duruyor. Ellerini haorisinin ceplerine sokuyor, sonra çıkarıyor, sonra tekrar sokmaktan vazgeçiyor. Sana dönüp bakıyor, yüzünde geceyi bitirmek istemeyen birinin açık ve biraz çocuksu ifadesi var. "Benim hiç eve gidesim yok ya. Ne yapsak?" Bunu söylediği anda ne dediğini fark etmiş gibi yüzü hemen mahcup bir renge bürünüyor. Bakışlarını yana kaçırıyor, ensesini ovuşturuyor. "Yani sen de sabah kalkacaksın gerçi. İşin vardır şimdi. Çok şey yapmayayım." Sesi cümlenin sonunda küçülüyor. Kendi evinin sessizliğine dönme fikri anlaşılan onu rahatsız ediyor. Restoranın içindeki sıcaklık, az önceki gülüşler, Yamiaki’nin saçma iltifatları, Toshifumi’nin yumuşayan bakışı ve bundan sonra neler yapacağınız gecenin içinde asılı kalmışken Takeshi bekliyor, gitmek istemediğini söylemiş ama kalmak istemesinin adını henüz koyamamış halde.
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Post by Yureikumo Aoi »

Toshifumi'nin birkaç saniyelik duraksaması Aoi'nin kalbinin duracak gibi olmasına sebep olmuştu. Gözlerindeki ifadeden ne hissettiğini anlamak güçtü. Kızmış mıydı, takdir mi etmişti, sıkılmış mıydı Aoi çözemiyordu. Aoi her geçen salise daha da gerilirken Toshifumi'nin kıkırdaması ile şaşkınlıktan taşa döndü. Çok içten, samimi, ağzından kaçırdığı bir kıkırdamaydı. Aoi onu ilk kez bu şekilde gülerken görüyordu. Yüzünü diğer yana çevirip gözlerini ovuşturmuştu. Omuzları da sarsılıyordu. Aoi'ye döndüğünde ise yeniden her zamanki ifadesiz yüzüne geçiş yapmıştı. Sanki biraz önce yaşanan şeyler Aoi'nin kafasında olup bitmişti. Omzuna dostane bir tavırla hafifçe vurup restorana girmeyi teklif etmesiyle birlikte Aoi derin bir oh çekti. Ona sinirlenmemişti. Kapıdan girmeden önce bir kez daha babasına ispiyonlamamasını tembih edince bu sefer de Aoi kendini tutamayarak güldü. "Merak etme, sırrın benimle güvende."

İçeri girdiklerinde dramatik bir şey olmamıştı. Toshifumi hiçbir şey olmamış gibi oturduğu yere dönmüştü. Aoi de Takeshi'nin yanındaki eski yerine döndü. Herkes değişimi fark etmiş ancak kimse bir şey söylememişti. Masada yeniden Fuuna gündeme gelmişti. Toshifumi bile çok içten bir şekilde annesinin hayranlık duyduğu disiplinini ve otoritesini anlatmaya başlamıştı. Bunları anlatırken yüzü gülüyordu. Onun shinobiliği övülürken kılıç da kullandığı ortaya çıkınca baba-oğul aralarında şaka yollu atışmaya başlamışlardı. Sonra muhabbet yine Aoi'nin babasının Yamiaki'yi yenmesine gelince Toshifumi babasını kızdırmak için onun yaşlarındayken ondan güçsüz olmasından dem vurmuştu. Yamiaki bunu ciddiye almayıp atışmayı şakacı yolla sürdürünce Toshifumi belirgin bir şekilde gülmüştü ve Yamiaki bu fırsatı kaçırmayıp onu buradan yakalamıştı. Masadaki ortam çok sıcak ve samimi bir hale gelmişti. Aoi ara sıra şakalara kahkaha attı, çoğunlukla da mutlu bir ifade ile tebessüm etti.

Yemekler yendi, içecekler içildi, gece boyunca samimi aile ortamı devam etti. Toshifumi yaşanan eski olayları hiç gündeme getirmedi. Ayrılma vakti geldiğinde elini Takeshi'ye uzattı. Aoi'nin bu sahneye kalbi çarptı. Bu Toshifumi'nin kendince özür dilemesi ve barış sağlamak istemesi olmalıydı. Aoi mutlulukla Toshifumi'ye döndüğünde onun da gözlerinde samimi ama aynı zamanda utanmış bir ifadeyle kendisine bakmakta olduğunu fark etti. "İyi geceler." diye yanıt verdi Aoi içtenlikle. Yamiaki de her ikisiyle vedalaşmış, Takeshi'ye sonraki gün olacak çalışmayı hatırlatmış, Takeshi'nin cevabını duyunca da onu övgü yağmuruna tutmuştu. Aoi bu sahneye kıkırdamadan duramadı. "İyi geceler efendim. Babama selamınızı iletirim." diye onunla da vedalaştı Aoi.

Restorandan çıktıktan sonra Shimura ailesi ile ayrıldılar. Baba oğul evlerine doğru yürürlerken Yamiaki hala bir şeyler anlatıyordu ve Toshifumi eskisi kadar kapalı durmuyordu. Gururlu bir tebessümle onların gidişini izledi Aoi. Sonra Takeshi'ye döndü. Takeshi kapı önünde oyalanıyordu. Ellerini haorisinin cebine sokup çıkarıyordu. Eve gidesi olmadığını ilan etti hemen ardından. Sonra da dürüstlüğünden utanmış gibi geri adım attı. Aoi önce kıkırdadı, sonra da yaklaşarak Takeshi'nin koluna girdi. "Seninle daha çok vakit geçirmekten önemli değil hiçbir şey." İşin aslı, onun da eve dönesi yoktu. Annesi babası muhtemelen yatmıştı veya yatmak üzereydiler. Aoi de gece gökyüzünü izler, dua eder, uyurdu sonra da. Ama Takeshi ile yorgunluktan sızana kadar takılmayı tercih ederdi çünkü o zaman hiçbir şey düşünmeden sadece uyurdu. Bir şey düşünürse de bunlar güzel şeyler olurdu. Takeshi onun bir numarasıydı sonuçta. "Ben içe dönük bir insan olarak sosyal hayat kotamı doldurdum. O yüzden dış mekanlarda takılmak istemiyorum." Biraz düşündü. Onu yine evine çağırabilirdi. Ama sürekli evine çağırıyordu. Takeshi kendini o kadar rahat hissetmiyor veya sırf Aoi'yi kırmamak için gelip duruyor olabilirdi. Baş başa kalacakları bir ortam olmuyordu ve fazla gürültü de yapamazlardı. "Senin evine gidelim mi?" Tepkisini ölçen bakışlarını ona dikti. "Baş başa oluruz diye dedim. Sessiz sakin olur hem. Gece yarısı çayı demleriz! Giderken de yol üstünde atıştırmalık bir şeyler alırız." Onunla baş başa kalma fikri fazlasıyla mutluluk verici bir şeymiş gibi gülümsedi. "O evde pek yaşanmışlık hissedemedim, oraya daha çok anı bırakmalıyız! Ne dersin?" Heyecanlı bakışlarını ona dikti.
Image
► Show Spoiler
Post Reply