Sonra sana dönüp daha ders anlatır gibi devam ediyor. "Dışarıdan bakan biri Renkuudan’a 'Kuudan’ın büyüğü' diyebilir. Ama bir tekniğin yalnızca daha güçlü hali, her zaman aynı teknik değildir. Çünkü değişen şey yalnızca chakra miktarı değil. Niyet değişiyor, nefes değişiyor, bedenin içindeki basınç noktası değişiyor, çıkış açısı değişiyor, hasarın doğası değişiyor. Kuudan’da hızlılık, doğruluk ve küçük hedefe baskı vardır. Renkuudan’da tutma, sıkıştırma ve patlatma vardır. Bunlar zihinde de farklı kapılar açar." Elini kendi şakağına götürüyor. "Eğer her şeyi 'şu tekniğin daha büyüğü' diye öğretseydik, shinobiler savaş anında yanlış reflekslere saplanırdı. Bir isim, yalnızca süs değildir. İsim, zihne hangi kalıbı açacağını söyler. 'Kazekiri' dediğinde beynin keskinlik arar. 'Kuudan' dediğinde mermi arar. 'Renkuudan' dediğinde basınç ve patlama aramalısın. Tekniğin ismi, chakrana verdiğin emrin kısa yoludur." Sonra hedefteki küçük basınç izini parmağıyla gösteriyor. "Senin şu an yaptığın şey, Kuudan ile Renkuudan arasında bir geçiş formu. Faydalı olabilir, hatta ileride kendi tekniğine bile dönüşebilir. Ama bugün amacımız o değil. Bugün Renkuudan’ın bedenindeki yerini bulacağız."
Böylece günün geri kalanı, aynı hareketin defalarca sökülüp yeniden kurulmasıyla geçiyor. Han abin sana bazen nefesini erken bıraktığını, bazen chakrayı fazla incelttiğini, bazen basıncı göğsünde tutup merkezine indiremediğini söylüyor. Bir denemede hava mermisi hedefe ulaşmadan dağılıyor. Bir diğerinde hedefin sağından geçip arkasındaki toprağı savuruyor. Bir ara boğazında hafif bir yanma hissedince Han hemen durduruyor ve sana tekniğin zorlanarak değil, doğru kanal açılarak yapılacağını tekrar hatırlatıyor. Öğleye doğru ilk düzgün basınç patlamanı çıkarıyorsun, kuklanın üst gövdesi geriye bükülüyor ve arkasındaki toprak dairesel biçimde savruluyor. Han bu defa yalnızca başını sallamakla yetinmiyor. "İşte bu. Küçük ama doğru." diyor. Gün boyunca defalarca deniyor, defalarca nefes alıyor, defalarca merkezinde rüzgarı bekletmeye çalışıyorsun. Akşama doğru saçların alnına yapışmış, kıyafetlerin terden ağırlaşmış, kolların ve karın hattın sanki içeriden yorulmuş gibi sızlıyor.
Güneş biraz eğildiğinde Han elini kaldırıp eğitimi durduruyor. "Bugünlük bu kadar yeter." diyor. "Daha fazla zorlarsak tekniği değil, yanlış alışkanlığı güçlendiririz. Şu an bedenin Renkuudan’ın ne istediğini anlamaya başladı. Yarın tekrar devam edeceğiz. Önce nefes, sonra basınç, sonra yön. Gücü en sona bırakacağız. Güç erken gelirse kontrolü bozar." Sana yaklaşırken yüzündeki hoca ciddiyetinin altında belli belirsiz bir gurur var. "İyi çalıştın. Özellikle yorulduktan sonra da sakin kalabilmen önemliydi. Birçok shinobi yorulunca hırslanır ve tekniği parçalar. Sen yorulunca küçüldün ama dağılmadın. Bu iyi bir temel." Tam o sırada arkadan hafif bir öksürük sesi geliyor. Han abin başını o tarafa çeviriyor, sonra gülümsüyor. "Görünüşe göre bugünlük öğrencimi teslim almaya gelen biri var."
Arkana döndüğünde Takeshi’yi görüyorsun. Ama ilk anda tanıdık gelen yüzü olsa da üzerindeki kıyafet değişikliği hemen göze çarpıyor. Eski salaş halinden çok daha düzenli, shinobiliğe daha uygun, hareket etmeyi kolaylaştıran koyu tonlarda bir üstlük giymiş. Belindeki ekipman yerleşimi daha sistemli, kolları ve bacakları daha serbest ama vücudu daha toparlanmış görünüyor. Saçları bile biraz daha düzgün duruyor; muhtemelen bu tamamen kendi tercihi değil. Han, Takeshi’ye kısa bir baş selamı veriyor. "Takeshi. Yamiaki seni hemen tüketmemiş demek." Takeshi mahcup bir gülümsemeyle cevap veriyor. "Şimdilik sadece yeniden paketledi, Han abi." Han bu cevaba hafifçe gülüyor, sonra sana dönüyor. "Yarın sabah aynı saat. Dinlenmeyi unutma, Aoi." Bunu söyledikten sonra eğitim alanından ağır adımlarla uzaklaşıyor.
Takeshi senin yanına geldiğinde yeni kıyafetinden pek emin değilmiş gibi omzunu çekiştiriyor. "Yamiaki Bey böyle bir değişikliğe gitmemi istedi. Hiç shinobi gibi durmuyormuşum..." Bir an kendine bakıyor. "Yani evet, belki biraz salaştı ama... Bu da çok kasıntı ve bana göre değil gibi." Sonra seni baştan aşağı süzüp antrenmandan ne kadar yorulduğunu fark ediyor. Yüzünde hem endişe hem de küçük bir gülümseme beliriyor. "Sen de bayağı çalışmışsın. Han abi hafif başlayan biri değil anlaşılan." Ardından asıl geliş sebebini hatırlamış gibi hafifçe doğruluyor. "Ah, bu arada, gel dedin diye geldim Aoi ama bir saate falan Yamiaki Bey ile yemeğe gitmem gerekiyor. Yanında birileri daha olacakmış. Ben de dedim ki neden seni davet etmiyorum? Sen de gelmek ister misin? Yamiaki Bey’den izin aldım tabii." Birkaç saniye durup seni yeniden süzüyor, bu defa daha açıkça ter içinde olduğunu, saçlarının antrenmandan dağıldığını, kıyafetlerinin toprağa ve rüzgara bulandığını fark ediyor. "Eğer bir duş alacaksan beklerim tabii." diyor, bunu oldukça kibar söylemeye çalışsa da yüzündeki hafif panik yanlış anlaşılmasın diye bağırıyor.
Birlikte Yureikumo bölgesine doğru yürürken Takeshi yeni kıyafetine hala alışamamış gibi arada bileğini, yakasını, belindeki ekipman kayışını kontrol ediyor. Yürüyüşü bile biraz daha derli toplu görünmeye başlamış ama bu durum onu rahatsız ediyor gibi. Eve vardığınızda kapı açılıyor ve Hana, Takeshi’yi görür görmez yüzünde içten bir sevinç beliriyor. "Aaa Takeshi, çok yakışmış!" Takeshi hemen iki eliyle hafifçe kendini toparlıyor, mahcup mahcup gülümsüyor. "Sağ olun efendim. Biraz zorla giydirdiler ama, eheheh..." Salondan gazete hışırtısı geliyor. Baban başını gazeteden çok az kaldırıp göz ucuyla Takeshi’ye bakıyor, sonra gayet ciddi ama keyifli bir tonla konuşuyor. "Oooo, tam erkek adam olmuşsun ha!" Takeshi’nin yüzü bir ton daha kızarıyor ama bu defa gülümsemesi biraz daha rahat. "Eheheheh, değil mi efendim..." diyor, sanki kendisi de buna inanıp inanmamak arasında kalmış gibi.
Hana seni de baştan aşağı süzüyor, terli, yorgun, antrenmandan çıkmış halini görünce hemen anlayışla başını sallıyor. "Aoi, sen hemen hazırlan istersen. Takeshi burada bekler. Ben çay koyarım." Takeshi hemen ellerini hafifçe kaldırıyor. "Zahmet etmeyin, gerçekten. Bir saate çıkmam lazım zaten." Baban gazeteyi tekrar kaldırırken mırıldanıyor. "Bir saatte hem çay içeriz hem de sana gençlik hikayelerimi anlatırım dostum." Takeshi bu cümleye itiraz edemiyor. Sen ise kapının eşiğinde, bir yanda gün boyu süren Fuuton eğitiminin teri ve yorgunluğu, diğer yanda Yamiaki Bey’le beklenmedik bir akşam yemeği davetiyle kalıyorsun. Duş alıp hazırlanabilir, nasıl bir yere gidileceğini sorabilir, Takeshi’nin yeni halini biraz daha inceleyebilir ya da önce Han’ın eğitimiyle ilgili aklında kalanları toparlamaya çalışabilirsin.






