Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Post by GM - Shinsei »

Kaede, falını dinlerken başta yüzünde o alışıldık oyunbaz gülümsemeyi taşıyor ama "her kaderi önceden okumaya çalışma" dediğinde gülümsemesi biraz daha sakin bir şeye dönüşüyor. "Bazen sevgi, geleceği görmek değil yanında kalmaktır..." diye tekrarlıyor, sanki cümleyi ağzında tartıyormuş gibi. "Bu fazla doğru geldi. Rahatsız edici derecede doğru hatta." Sonra kendini hemen toparlayıp sake kasesini kaldırıyor. "Ama spritüal güç kısmını beğendim. Olaylara bakış açıma benziyor biraz." Toshio ise Adalet kartını duyduğunda, diğerlerinden farklı olarak neredeyse bilimsel bir dikkatle dinliyor. "Hakikatle yüzleşmek ve bedel ödemek..." diyor, başını hafifçe eğerek. "Bunu kişisel bir uyarı olarak mı, yoksa genel bir ahlaki yönlendirme olarak mı yorumlamalıyım, emin değilim. Ama not edeceğim." Tako'nun yaşadıkları aklına gelmiş olacak ki bir süre kaseye bakıyor. "Vicdanı adaletten ayırmamak... bu önemli." Masato'ya da Baş Rahibe çıktığında Masato önce gözlerini kırpıştırıyor, sonra Kaede ile aynı kartı çekmiş olmanın tuhaflığını anlamlandırmaya çalışıyor. "Sezgilerime güvenmek..." diye mırıldanıyor. "Ben genelde gözlemime güvenirim. Byakugan ile gördüğüm şeylere. Ama bazen görmediğim şeyler de var sanırım." Kaede hemen ona yan gözle bakıyor. "Ruhani ikiz olduk demek." Masato çayından bir yudum alıp son derece ciddi bir yüzle cevap veriyor. "Bunu kimseye söyleme lütfen."

Takeshi'nin kartı açıldığında ise sofranın havası çok hafif değişiyor. Ay kartına uzun uzun bakıyor. Yüzünde büyük bir tepki yok, dudakları hafifçe aralanıyor, sonra tekrar kapanıyor. "Anladım." demekle yetiniyor. Dışarıdan bakıldığında basit bir cevap gibi duruyor ama sen onun gözlerinin nasıl donduğunu fark ediyorsun. Karttaki karanlık, belirsizlik, korkunun hakikat gibi görünmesi... Bunların hepsi zaten onun içinde açık bir yara gibi duruyor. Sonra bunu fark etmiş gibi kendini toparlayıp küçük bir gülümseme vermeye çalışıyor. "Rüyalar yardım edecekse umarım bu defa biraz daha anlaşılır konuşurlar." diyor ama sesi biraz buruk çıkıyor. Sen kendi kartını açtığında Aşıklar'ın yeniden çıkmasıyla Kaede'nin gözleri hemen parlıyor. "Yine mi?" diye fısıldıyor, sanki büyük bir sırrı yakalamış gibi. Masato hemen çayına bakıyor. Toshio kartı inceler gibi eğiliyor. "Tekrarlayan sembolik sonuçlar genellikle kişinin bilinçaltındaki baskın temaya işaret eder." Takeshi bu cümleyi duyunca boğazına bir şey kaçmış gibi hafifçe öksürüyor. Kaede ise ona bakıp gülümsüyor ama hiçbir şey söylemiyor. O küçük sessizlik, kartın söylediğinden daha fazla şey söylüyor.

İçkiler biraz daha dönünce evin içindeki ağırlık yerini tuhaf, yorgun bir neşeye bırakıyor. Kaede, Baş Rahibe kartını sake kasesinin yanında dik tutup "Bundan sonra ruhani otorite benim." diye ilan ediyor. Masato aynı kartı çektiği için ona itiraz hakkı olduğunu söyleyince Kaede "Sen ruhani yardımcısın." diyor. Masato'nun buna ciddi ciddi içerlemesi, Takeshi'nin uzun süredir ilk defa içten bir şekilde gülmesine neden oluyor. Toshio ise tatlı tabağının kenarında kalan mozaik kek kırıntılarını simetrik bir düzene sokarken, bunun bilinçsiz bir davranış olduğunu iddia ediyor. Takeshi onun yaptığı dizilimi fark edip "Bu bir mühür mü, yoksa tatlıdan kale mi yapıyorsun?" diye sorunca Toshio çok ciddi bir yüzle "Bu yapısal istikrar." diyor. Kaede hemen keki bozup bir parça alınca Toshio'nun gözleri bir anlığına büyüyor. "Kaede." diyor. Kaede ise ağzı doluyken gülerek "Adalet kartı sende, beni yargılayamazsın." diye cevap veriyor. Annen salondan gelen kahkahaları duydukça kapının eşiğinden bakıp gülümsüyor, baban da sakin bir memnuniyetle çayları tazeliyor. Sanki evin duvarları bile bu gençlerin biraz olsun normal bir akşam geçirmesine izin vermek için sessizleşmiş gibi.

Tam bu sırada camdan hafif bir tıkırtı geliyor. Önce kimse anlamıyor, Takeshi başını kaldırıyor, Masato refleksle biraz doğruluyor, Kaede kasesini masaya bırakıyor. Camın dışında Yureikumo Han'ın yüzü beliriyor. Gülümsüyor, gecenin koyuluğunda bile sakin, tanıdık ve biraz yorgun görünüyor. Seni görünce parmaklarıyla cama bir kez daha nazikçe vuruyor. Kapıya yöneldiğinde annen de merakla başını çeviriyor ama Han içeri girince herkese saygılı bir baş selamı veriyor. "İyi akşamlar. Eğlencenizi bölmek istemem. Sofranız bereketli olsun." Takeshi hemen toparlanıp selam veriyor, Masato da aynı ciddiyetle karşılık veriyor. Kaede, Han'ın gelişinin sıradan bir ziyaret olmadığını sezmiş gibi sessizleşiyor. Han kısa bir süre sofraya bakıyor, yemekleri, kartları, sake kaselerini, gençlerin yüzündeki yorgun ama canlı ifadeleri görüyor. Sonra sana dönüyor. "Aoi, seni çok kısa dışarıya çağırabilir miyim?" Sesi sert değil ama konuşulacak şeyin hafif olmadığını da saklamıyor.

Seni evin hemen dışına, içeriden duyulmayacak kadar uzak bir kısıma çektiğinde önce bir süre konuşmuyor. İçeriden hala alçak sesli sohbetler geliyor ama burada hava daha serin, daha ciddi. Han ellerini kollarının içinde birleştiriyor ve bakışlarını sana indiriyor. "Bugün Yamiaki ile konuştum." diyor. "Takeshi'yi bir süreliğine öğrencisi olarak yanına alacağını öğrendim. Bu kolay bir süreç olmayacak. Yamiaki iyi bir adamdır ama kolay bir öğretmen değildir. Toshifumi'nin neden öyle olduğunu biraz da oradan anlayabilirsin." Kısa bir nefes alıyor. "Artık chuuninsiniz. Bu kelime bazen insana olduğundan daha basit gelir. Bir rütbe, bir yelek, birkaç görev... ama gerçek shinobiliğin ne olduğunu yavaş yavaş öğreneceksiniz. Bazen karar veremeyeceğiniz kadar hızlı olayların içine atılacaksınız. Bazen korumak istediğiniz şeyi korumak için kendinizden bir parça vermeniz gerekecek. Bazen de doğru bildiğiniz şeylerin, eksik bilgiyle kurulmuş güzel cümleler olduğunu fark edeceksiniz." Bakışları bir an salona, oradaki gençlere kayıyor. "Başınıza gelebileceklerden endişeliyim. Senin için özellikle endişeliyim."

Han'ın yüzünde alışık olduğun sakinlik var ama bu kez altında açık bir pişmanlık da duruyor. "Seni daha önce durdurmaya çalıştım. Klanın meselelerinden, Shinmei seçiminden, Antik Ağaç'tan, Akane'den, dışarıdaki tehlikelerden uzak tutmaya çalıştım. Bunu seni küçümsediğim için yapmadım. Korumanın en kolay yolunun ertelemek olduğunu sandığım için yaptım." Dudakları çok hafifçe acı bir gülümsemeye kıvrılıyor. "Ama bazı şeyleri erteleyerek bir yere varılmıyor. Sen zaten olayların içindesin. Görmen gerekenleri görmeden, bilmen gerekenleri bilmeden seni yalnız bırakmak daha tehlikeli. Daha iyi bir yöntem var." Sonra doğrudan yüzüne bakıyor. Sesi alçalıyor ama daha net hale geliyor. "Seni eğitmemi ister misin?" Kısa bir sessizlik bırakıyor, bunun basit bir teklif olmadığını, yalnızca yeni bir jutsu öğrenmekten ibaret olmadığını bilmeni ister gibi. "Klan hakkında bilmediğin çok şey var ve tamamen hazır olduğunu da söyleyemem. Ama son yaşadıklarını ve yakın zamanda yaşama ihtimalin olan şeyleri düşününce ihtiyacın olduğuna adım gibi eminim. Ne dersin? Eğer kabul edersen yarın sabah ilk iş eğitimlere başlarız." İçeriden dostlarının sesi, tabakların hafif tınısı ve evin sıcaklığı gelirken Han abin karşında bekliyor, gecenin bu sakin anında, klanın kapalı kapıları ilk kez gerçekten aralanacakmış gibi duruyor.
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Post by Yureikumo Aoi »

Herkes falından memnun gibiydi. Çıkan sonuçlar herkes için anlamlı gelmişti. Hatta Kaede bunu biraz rahatsız edici bulmuştu. Toshio da söylenenleri dikkate alacağını söylemişti. Kaede'nin Masato'ya dönüp de ruhani ikiz olduklarını belirtmesi çok sevimliydi. Aoi içi sıcacık olmuş gibi gülümsedi. Takeshi ise... Takeshi falını duyunca donuklaşmıştı. İçindeki yaralar gün yüzüne çıkmıştı. Bunların basit bir fal kartı ile önüne dökülmesi onu rahatsız etmiş olmalıydı. Kendini toparlamaya çalışsa da zoraki olduğu belliydi. "Takeshi..." Aoi bir şey söylemek istedi ancak ne söyleyeceğini bilemedi. Böyle bir falın çıkıyor olması Yuukon'un onun yanında olduğuna, ona destek olacağına bir işaretti sonuçta, değil mi? Yuukon onu koruyup kollayacaktı. Aoi en son kendi falına baktıktan sonra fal kartlarını toparlamaya başladı. Kaede'nin onun tepkisini yinelemesi üzerine "Son günlerde bir kere daha aynı fal çıktı da... Ondan şaşırdım. O zaman hatalı fal olduğunu düşünüp çok üzerine düşmemiştim." diye yanıtladı omuz silkerek. Toshio'nun böyle tekrarlayan temaların bilinçaltına işaret edebileceği yorumu üzerine meraklı bakışlarını ona çevirdi. "Yani ben bilinçaltımda aşık mıyım? Onu mu demek istiyorsun?" Fal kartlarını seçiminde bilinçaltının nasıl bir etkisi olabilirdi ki? Ruhani bir yönlendirmeydi onlar. Bakışlarını kasesindeki sakeye çevirdi. "Bir Yureikumo'yu kim ister ki?" diye kendi kendine mırıldandı. Klanında dışarıdan evlilik oranı oldukça düşüktü. Dışarıdan birisine gönlünü kaptıran kadınlarının da yaşadıkları kalp kırıklığı hikayelerini fazlasıyla duymuştu. Bu konuda düşünmekten hoşlanmadığına karar vererek sakesini birkaç yudumda bitirdi ve bir kase daha doldurdu.

İçkiler içildikçe ortamın neşesi ve saçmalığı artmaya başlamıştı. Kaede fal kartlarını kurcalıyordu. Baş Rahibe kartını almış onunla oyun oynuyordu. Masato ile çekişiyordu bir yandan da. Çakırkeyif olmuş Masato'nun ona gerçekten alınması oldukça komik bir sahneydi. "Çok tatlısınız." diye kıkırdadı Aoi. İkisinin ilişkisini Saya ve Yoshi'nin ilişkisine benzetmişti. Görevde aralarında hafif bir gerginlik olduğu için endişeliydi ancak şimdi onları bu kadar iyi anlaşırken görmek hoşuna gitmişti. Toshio mozaik kekten bir şaheser oluşturuyordu ancak Kaede kendini tutamayıp onunla da uğraşmaya başlamıştı. Öncesinde hep huysuz ve içine kapanık olan bu kızın artık daha rahat olması ve kendini daha rahat açıyor olması Aoi'yi fazlasıyla mutlu ediyordu. Kaede ile iyi anlaşabildiği günleri görebildiği için minnettardı. Onun kendisine ve klanına olan önyargısını kırabildiği için bir nebze gurur da duyuyordu. Aoi onları seyrederken kıkır kıkır gülüyor, sık sık da Takeshi'nin ruh halini inceleyip onun da kendisini rahat hissetmesi için uğraşıyordu.

Camdan gelen hafif tıkırtı ile yerinden sıçradı. Han abisi gelmişti. Yüzünde onu çok çekici hale getiren yorgun bir gülümseme vardı. İçeri girip herkesi selamlamıştı. "Hoş geldin Han abi." Aoi onu sıcak bir gülümseme ile karşıladı. Han abisi odayı kısa bir bakışla süzdükten sonra kendisine dönerek özel konuşmak istediğini belirtince hemen kendini toparlayarak ayağa kalktı ve onun peşinden bahçeye çıktı. Önemli bir şey konuşmak istediği belliydi. Dışarıda hava serinlemişti. Han abisi hemen sadede gelmişti. Yamiaki hoca ile konuştuğunu, onun Takeshi'yi öğrencisi olarak alacağını öğrendiğini söylemişti. Aoi'nin gözleri kocaman oldu. Abisinin söylediğine göre Yamiaki zor bir öğretmendi, Toshifumi'nin katılığı da bundan kaynaklıydı. Ancak onun konumu düşünüldüğünde Takeshi bundan kesinlikle fazlasıyla yararlanacaktı. Muhteşem bir savaşçı olup çıkacaktı, ona emindi. Takeshi'nin inanılmaz güçlü olduğunu, iradesi sayesinde bu zorluğun altından kalkabileceğini biliyordu. "Onun adına çok sevindim..." dedi oldukça duygulanmış bir ifadeyle.

Han abisi artık Chuunin olduklarını, gerçek bir shinobi olmanın kolay bir yol olmadığını, iyisiyle kötüsüyle pek çok tecrübeden geçeceklerini söylemişti. Aoi için endişelendiğini söylemişti. Sonrasında beklenmedik bir itiraf gelmişti. Onu klan meselelerinden ve tehlikelerden bilerek uzak tutmaya çalıştığını, onu korumak istediğini, ancak artık bunun mümkün olmadığını, olacağı ertelemenin mümkün olmadığını dökmüştü bir çırpıda. Aoi'yi kendi haline bırakacak olursa daha çok pişmanlık duyacak gibiydi. Bu yüzden de bir teklifi vardı. Aoi'nin öğretmeni olacaktı. Kabul ederse hemen yarın eğitime başlayacaklardı. Klan hakkında bilmediği şeyler olduğunu ve öğrenmesi gereken şeyler olduğuna inanıyordu. Aoi bu teklifi duyunca birkaç saniye tepki veremedi. Gözleri kocaman büyüdü. Doğru mu duymuştu? "ÇOK İSTERİM!" Sesinin aniden fazla yüksek çıktığını fark edince utanarak eliyle ağzını kapattı. "Yani şey... Bu beni gerçekten çok mutlu eder, hocam olmanı her şeyden çok isterim. Ben... Takeshi'yi koruyabilecek kadar güçlü olmak istiyorum." Işık İşaretçisi'nin söylediği uğursuzluğu haksız çıkarmak, onun planlarını bozmak istiyordu. Takeshi'den vazgeçmeyecekti. İşler onun söylediği gibi ilerlemeyecekti. Han abisinin güçlü bir Jounin olduğunu biliyordu. Klanında da, klanının dışında da çok saygı duyulan ve hayranlık uyandıran birisiydi. Eğer onun tarafından eğitilirse bambaşka bir Aoi olarak bir daha aynı çaresizliği hissetmeden sevdiklerini koruyabilirdi. Bir süre düşünce fırtınalarının içerisinde sessiz kaldıktan sonra dudaklarını araladı. "Abi... Şey... Sana bir şey sormak istiyorum." Bakışlarını toprağı eşelemekle uğraşan ayakkabılarına indirdi. "Bilinçaltında aşık olduğunu nasıl anlarsın? Ve bu kötü bir şey mi? Olursa eğer, baskılayıp kurtulmak gereken bir duygu mu olur?"
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Post by GM - Shinsei »

Han abin, "ÇOK İSTERİM!" diye patlayan cevabınla birlikte bir an irkiliyor, sonra kendini tutamayıp kahkaha atıyor. Bu kahkaha, onun genelde taşıdığı o sakin ve ağır havayı kısa süreliğine kırıyor, yüzündeki yorgunluk bile biraz dağılıyor. "Tamam, tamam. Bu kadar istekli olman iyi bir başlangıç." diyor, sesinde hem eğlence hem de gurur var. Sonra aşk sorunu duyunca kaşları hafifçe kalkıyor. Birkaç saniye susuyor. Belli ki bu sorunun gelmesini beklemiyordu. Bakışlarını bahçedeki taşlara, sonra gece göğüne, sonra tekrar sana çeviriyor. "Aşk..." diye başlıyor, çok ciddi bir şey anlatacakmış gibi. "Bazen insanın içinde, toprağın altında kalan bir kök gibi büyür. Sen ağacın gövdesine bakarsın, dallarına bakarsın, yapraklarına bakarsın ama asıl yönü belirleyen şeyin aşağıda olduğunu unutursun. Sonra bir gün yağmur yağar, toprak yumuşar ve o kökün nereye uzandığını fark edersin. Ya da... şey, bazen de bir kuyuya bakmak gibidir. Suyun yüzeyi karanlık görünür ama aslında ayı yansıtıyordur. Sen suya mı bakıyorsun, aya mı bakıyorsun, kendi yüzüne mi bakıyorsun, onu anlaman gerekir." Biraz daha anlatmaya çalışıyor, eliyle havada belirsiz şekiller çiziyor. "Yani kalp bazen... rüzgarla hareket eden bir fener gibi... hayır, bu kötü oldu. Fener rüzgarla hareket ederse söner. Ya da sönmez mi? Neyse." En sonunda kendi kurduğu benzetmelerin içinde kaybolduğunu fark edip gülümsüyor. "Bir şekilde anlıyorsun ya."

Sonra daha sade, daha insan gibi konuşmaya karar vermiş olacak ki omuzlarını biraz indiriyor. "Aşk asla ama asla kurtulman gereken bir duygu değil. Elbette kime, hangi şartlar altında hissettiğin de önemli ama bence hayat seni bir şekilde doğru kişiye sürüklüyor. İlk aşık olduğunu hissettiğin kişi günün sonunda doğru kişi olmayabilir, ama bu demek değildir ki o süreç için o kişi senin doğru kişin değil. Belki de... öyle? O yüzden bu konuda çok korkak olmamak gerektiğini düşünüyorum. Doğru kişi mi diye düşünürken belki de hayatının sonuna kadar doğru kişi olacağı kesin olan insanı kaçırıyorsun çünkü. Anlatabiliyor muyum bilmiyorum..." Bir an duraksıyor, sonra yüzüne daha sıcak bir gülümseme yerleşiyor. "Mesela tanıdığım bir genç adam vardı, sevdiği kıza ilk çıkma teklifini çok saçma şartlar altında etmişti. Çok korkaktı, kendine güveni yoktu ve reddedilmekten çok korkuyordu. Ama günün sonunda ne yaptı? Hemen arkasında anneannesi horul horul uyurken gecenin köründe ilan-ı aşk etti! En son konuştuğumda düğün hazırlıklarına az kaldığını söylemişti. Korksaydı ve hislerinin peşinden gitmeseydi kim bilir ne olurdu... Ama bunu düşünmemize gerek yok, çünkü o başardı. Herkes başarabilir, o yüzden ne olursa olsun kalbini dinlemeni öneririm." Bu kadar açık konuştuğu için kendisi de biraz utanmış gibi başını hafifçe yana çeviriyor. "Öyle yani, anlarsın bence. Ve iyi bir şey, devam." Sonra kapıya doğru birkaç adım atıyor, gitmeden önce tekrar sana dönüyor. "Yarın sabah 8'de Konoha'nın eteklerinde bulunan çalışma alanında bekliyor olacağım seni. Ekipmanlarını da alıp gel lütfen. İyi eğlenceler! Uyanabileceğin bir saatte yat ama." Bunu söyledikten sonra hafifçe el sallıyor ve gecenin serinliği içinde Yureikumo sokaklarına karışıyor.

İçeri döndüğünde salonun havası bıraktığın yerden biraz daha yumuşamış, biraz daha uykulu hale gelmiş oluyor. Takeshi çoktan oturduğu yerde sızmış, başı yana düşmüş, bir eli hala boş sake kasesinin yakınında duruyor. Masato da direnmeye çalışıyor ama göz kapakları ağırlaşmış, sırtı dimdik kalmaya çalıştıkça daha komik görünmeye başlamış. Kaede, onların haline bakıp kasesini masaya bırakıyor. "Salaklar ya." diyor, ama sesinde şefkat var. Toshio ise hala uyanık, en azından kendi iddiasına göre uyanık, fakat gözlüklerinin ardındaki bakışları sabit bir noktaya fazla uzun süre kilitlendiği için onun da yavaş yavaş kapanmak üzere olduğu belli. O sırada annen Hana içeri giriyor. Yüzünde misafirlerini bu halde görünce beliren o sıcak, anaç gülümseme var. "Ben herkese yatak hazırladım. Bu saatte kimse dışarı çıkmasın. Kalabilirsiniz."

Masato, yarı uykulu bir refleksle başını kaldırıyor ve daha ne dediğini tam fark etmeden "Teşekkür ederim anne." diyor. Oda bir anda duruyor. Kaede'nin ağzı hafifçe açılıyor. Toshio gözlerini kırpıştırıyor. Takeshi uykusunun içinde bile başını oynatır gibi oluyor. Masato ise kurduğu cümleyi birkaç saniye gecikmeyle idrak ediyor, yüzü önce boş, sonra kıpkırmızı oluyor. "AY, HAYIR, YANİ-" Kaede hemen fırsatı yakalıyor. "Oha adam evlilik hayallerinde yuhhhh." Hana ise elini ağzına götürüp tatlı tatlı gülüyor. "Ay yerim seni ya." Masato bir anda neredeyse resmi özür pozisyonuna geçiyor. "ÇOK ÖZÜR DİLERİM, SAYGISIZLIK OLARAK ALGILANMASINI İSTEMEM, NEREDEYSE UYKUYA DALIYORDUM, GERÇEKTEN DİKKATİM DAĞILDI, BENİ LÜTFEN ANLAYIŞLA KARŞILAYIN-" Bu yüksek ses Takeshi'yi hafiften uyandırıyor. Gözlerini yarım aralayıp etrafa bakıyor. "Niye bağırıyor ya noluyor?" Toshio, hiçbir duygusal renk katmadan açıklıyor. "Masato, Aoi ile evlenmeyi düşünüyormuş. Hana hanıma anne diyerek hazırlık yapıyor." Takeshi'nin uykulu yüzü bir anda ciddileşiyor, sonra gözleri Masato'ya kayıyor. "Oha bir de Hyuuga olacak adamsın be Masato."

Masato artık bu yanlış anlaşılmayı ayakta karşılayamayacağını anlamış gibi bir anda dizlerinin üstüne çöküyor, Hana'nın önüne geçiyor ve başını eğiyor. "Özür dilerim efendim." Hana ona doğru eğiliyor, gülümsemesi daha da yumuşuyor. "Bana istediğin zaman anne diyebilirsin." Masato'nun yüzündeki panik bir anlığına dağılıyor. Hafifçe gülümsüyor, sonra hiçbir şey olmamış gibi yerine geçmeye çalışıyor ama kulaklarının kızarıklığı onu ele veriyor. Kaede tatlısından bir parça daha alıp sana dönüyor. "Aoi, annen boşuna yatak takımı kirletmesin, istersen seninle yatarım." Takeshi, uykulu haline rağmen fırsatı kaçırmıyor. "Ben de Masato'yu avuçlayarak yatabilirim, bir tane daha eksiltelim." Masato ona öyle bir bakıyor ki bakışın içinde hem Hyuuga asaleti hem de saf tehdit var. Toshio ise son derece monoton bir sesle "Kimse benimle yatmak istemiyor, hiç şaşırmadığım bir sonuç." diyor. Kaede hemen ona bakıyor. "Toshio, seninle yatmak istememek kişisel değil, yanında böcekler olabilir diye korkuyoruz." Toshio bunu gayet makul bulmuş gibi başını sallıyor. "Geçerli bir endişe."

Kahkahalar, uykulu itirazlar ve tatlı kaşıkları arasında gece biraz daha ilerliyor. Hana yatakları hazırlamak için tekrar çıkıyor, baban salondaki boş kaseleri toplarken bu genç kalabalığa alışmış gibi sessizce gülümsüyor. Takeshi artık tamamen uyumamak için kendi yanağını ovuşturuyor, Masato onurunu yeniden inşa etmeye çalışıyor, Toshio mozaik kek tabağında kalan son kırıntıyı düşünceli biçimde inceliyor. Kaede ise tatlısından bir parça daha yedikten sonra geriye yaslanıyor ve sıkılmış gibi iç çekiyor. "Sıkıldım ya, ne yapsak? Hemen yatasım da yok." Takeshi bir gözünü zar zor açıp düşünüyor. "Benim önerilerim uyku ile başlıyor, uyku ile devam ediyor." Masato kırmızı yüzünü toparlamaya çalışırken "Sessiz bir şey olsun." diyor. Toshio ise çok ciddi bir şekilde "Tako hakkında bilgilendirici bir sunum yapabilirim." teklifinde bulunuyor. Kaede hemen sana dönüyor, gözlerinde yine tehlikeli bir parlaklık var. "Aoi, karar sende. Oyun mu oynayalım, korku hikayesi mi anlatalım, yoksa herkesin utanç verici bir sırrını mı açıklayalım?" Gecenin bu noktasında hepsi yorgun, yaralı ve biraz sarhoş, ama uzun zaman sonra ilk kez, karar gerçekten yalnızca eğlenmekle ilgili görünüyor.
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Han abisi Aoi'nin tepkisine kahkaha atmıştı. Aoi onu ilk kez bu kadar içten gülerken görüyordu. Aoi'nin sorusu karşısında ise gerçekten bocalamıştı. Ağzını ilk açtığında çok uçuk kaçık bir şeyler söyledi. Aşkı insanın içinde bir ağaç gibi büyüdüğünü, gövde ve dallar yüzünden kökün nereye uzandığı fark edilmese de bir gün yağan bir yağmurla ortaya çıkabileceğini söylemişti. Aoi bu metaforu gayet güzel algılasa da bu sorusunu cevaplamıyordu. Yağmur ne zaman yağardı peki? Sonra kuyudan ayın yansımasını incelemekle ilgili bir metafor yapmaya başladığında Aoi konudan tamamen koptu. Hiçbir şey anlamadığını ifade eden boş bakışlarla onu izlemeye başladı. Abisi en sonunda pes edip bir şekilde anladığını söylediğinde Aoi pek de tatmin olmamıştı. Bu kısmı anlatamamış olsa da ikinci kısımla ilgili fikirleri netti. Bu kurtulması gereken bir duygu değildi. Korkak davranmaması gerektiğini, duygularını kucaklama adımını atması gerektiğini tembih etmişti ona. Bu duyguları hissettiği kişi işin sonunda doğru insan olsa da olmasa da... Yaşaması gereken bir tecrübeydi. Belki de duyguları onu doğru yere sürükleyecekti? Belki de yaşanması gereken bazı şeyler vardı. "Karşılıksız olma ihtimali olsa bile mi?" Ne olursa olsun kalbini dinlemesi gerektiğini söylediğinde gülümseyerek başını salladı. "Anladım. Teşekkür ederim abi." Sabah saat 8'de tüm ekipmanları ile birlikte eğitim sahasında görüşmek üzere sözleştiler ve abisi dönüp karanlığa karıştı.

Aoi biraz evvelki muhabbetin etkisiyle kıpkırmızı olmuş yüzüyle içeri girdiğinde herkesi yarı uyuklar halde buldu. Hatta Takeshi yarı uyuklamıyordu, gerçekten sızmıştı. Aralarında bir tek Kaede uykusu yok gibi duruyordu. Annesi içeri girip herkese yatak hazırladığını, eve dönmelerine gerek olmadığını söylemişti. Aoi de böyle olacağını umuyordu. Bu halde geri dönemezlerdi. Zaten misafir odaları da vardı. O anda Masato'nun boş bulunarak annesine anne diye seslenmesi üzerine odaya bir sessizlik çöktü. Masato ne dediğini fark ettiği anda gözleri kocaman açılmıştı. Hemen özür pozisyonuna geçmişti. Kaede ise evlilik hayalleri kurması ile ilgili şaka yapınca Aoi kendini tutamayarak sesli bir kahkaha patlattı. Sonra da bu şaka Toshio tarafından uykusundan uyanan Takeshi'ye yinelenince, Masato'yu rahatsız etmekten çekinerek "Ya da belki de kardeşim olmak istiyordur." diyerek lafı çevirdi.

Masato üzerine gelinmesini kaldıramayarak dizlerinin üzerine çöktü ve özür dilemeye devam etti. Aoi hala gülüyordu, gözlerinden yaş bile gelmişti. Annesinin böyle şeylere sinirlenmeyecek birisi olduğunun farkındaydı. Hatta istediği zaman anne diye seslenebileceğini söylediğinde Aoi gülmeyi bırakıp tebessüm etti. Masato da biraz olsun rahatlamış şekilde yerine döndü ancak suratı pancar gibi kızarmıştı. Kaede tatlısını bitirmek üzereyken Aoi ile birlikte yatabileceğini söylemişti. "Olur ama... sığar mıyız ki? Rahat eder misin?" Yatağı tek kişilikti sonuç olarak. Takeshi de şaka yollu Masato ile uyuyabileceğini söylediğinde Masato bakışlarıyla onu öldürebilecek gibi bakmıştı. Toshio ise kimsenin onunla yatmak istememesine bozulmuştu. Böcekler gündeme geldiğinde ise anlayışla karşılamıştı.

Tabaklardaki son tatlılar çatallanır, kasedeki son sakeler yudumlanırken gece de ilerlemişti. Oldukça yorgun olan Takeshi gözlerini zorlukla açık tutuyordu. Aoi ona yanaşarak yanağını işaret parmağı ile dürttü ve kıkırdadı. Kaede ise sıkılmış gibiydi. Hemen uyumak istemiyordu. Takeshi ise tam ters olarak hemen uyumak istiyordu. Masato ve Toshio ise bir süre daha durabilecek gibiydiler. Kaede ona dönerek eğlenceli bir şeyler yapma teklifinde bulundu. Oyun oynamak, hikayeler anlatmak gibi. "B-Ben mi karar vereyim? Yani... şey... Bu gibi şeylerde sen daha iyi değil misin Kaede?" Aoi'nin böyle arkadaş ortamlarında pek bulunmuşluğu yoktu ki. Genelde davet edilmezdi. Evine yatıya kalan ilk kişiler onlar ve Bokukichi'ydi. Oyun olarak ne oynanır onu bile bilmiyordu. Takeshi'nin saçlarını okşayıp alnından geriye doğru ittirdi. "Takeshi bugün çok yorulmuş olmalı, onu uyumaya göndermeliyiz belki de." diye fikrini belirtti. "Ben pek... oyun bilmiyorum... Korku hikayesi de... Hmmm... Takeshi ile ilk tanıştığımızda Saya ve Toshio ile bize oynattırdığı bir oyun vardı. Ama bu arkadaş haylazın teki olduğu için Saya ile beni öpüştürmeye çalışmıştı ve oyun kötü sonlandı!" Takeshi'nin burnunu parmakları ile çimdikledi. Sonra bir anlığına durup Kaede'ye döndü. "Sen herkesin utanç verici sırlarını mı biliyorsun yoksa?" Aoi'nin utanç verici sırrı neydi ki? Kendisinin bile bilmediği bir şeyi Kaede'nin bilmesi mümkün müydü? Kendi kendine düşünüp gülümsedi. Sonra gözleri bulutlandı yeniden. Sanki aklına takılan bir mesele vardı ve bir türlü tatmin edici yanıta ulaşamıyordu içinde. “Siz…” diye yavaşça lafa girdi aniden bir sürelik sessizliğini bozarak. “…hiç aşık oldunuz mu?” Daha önce yaşıtı olan insanlarla yakınlaşma ve hayata dair derin sohbetler etme fırsatı olmadığı için ilk kez bu kadar düz ve dürüst bir şekilde davranma cesareti gösterebiliyordu.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Post by GM - Shinsei »

Kaede, yatağın tek kişilik olmasına dair endişeni duyunca kendinden son derece emin şekilde elini sallıyor. "Sığarız, sığarız. Ben çok yer kaplamam. Ayrıca çocukken ablamla aynı yatakta yatmışlığım var, profesyonelim." Takeshi ise daha uykulu haldeyken bile senin "Saya ile beni öpüştürmeye çalışmıştı" suçlamanı duyunca gözlerini biraz açıyor, burnunu çimdiklediğinde de yüzünü buruşturup hafifçe geri çekiliyor. "Oyun dinamiği öyleydi bir kere tamam mı? Ben sadece kuralların doğal akışını kolaylaştırıyordum." diyor ama yüzündeki kızarıklık söylediği şeyden çok daha fazla şey anlatıyor. "Ayrıca siz de çok ciddiye almıştınız. Ben eğlence olsun diye..." Cümlesini tamamlamadan esniyor ve yeniden yarı kapanan gözleriyle sana bakıyor. Sonra senin aşık oldunuz mu sorunu duyan oda bir anda, biraz önceki komik hengameden bambaşka bir sessizliğe geçiyor. Kaede'nin kaşı kalkıyor, Takeshi'nin uykusu sanki bir anlığına kaçıyor, Masato olduğu yerde daha dik oturuyor, Toshio ise bunun sosyal açıdan hassas bir soru olduğunu kavramış gibi çay kasesini masaya bırakıyor.

İlk cevap Kaede'den geliyor. Kollarını dizlerinin üzerine koyup biraz düşünür gibi başını yana eğiyor. "Aşık oldum mu bilmiyorum ama birinden hoşlandığımı sandığım oldu. Hatta bazen bir insanın kendisiyle değil, sana hissettirdiği ihtimalle ilgileniyorsun bence. Bu kişi beni görürse ben başka biri olabilirim diye düşünüyorsun. Sonra bir bakıyorsun, o kişiye değil de o ihtimale tutunmuşsun." Bir süre kendi sözlerini tartıyor, sonra gülümsüyor. "Benim ailemde, klanımda, çevremde hep insanların zihinleriyle, duygularıyla uğraşılır. O yüzden bazen kendi hislerimi bile analiz edeyim derken mahvediyorum. Ama sanırım... evet. Birilerini sevdim. Belki aşk değildi, belki başlangıcıydı, belki de sadece yalnız hissettiğim dönemlerde birine yaklaşma isteğiydi. Yine de kötü bir şey değildi." Bakışları kısa bir an sana kayıyor. "Bence aşk biraz da birinin yanında kendini daha az savunmada hissetmek. Benim için öyle en azından."

Masato uzun süre sessiz kalıyor. İlk başta cevap vermeyecek sanıyorsun, sonra gözlerini çay kasesinden kaldırmadan konuşuyor. "Oldum." Cevabı o kadar kısa ve net çıkıyor ki herkes bir an ona bakıyor. Masato bu kadar ilgi beklemiyormuş gibi rahatsız oluyor ama devam ediyor. "Küçüktüm. Belki tam aşk değildi ama o zaman öyle hissetmiştim. Hyuuga bölgesinde... her şey çok düzenlidir. Kim nerede duracağını bilir, ne zaman konuşacağını bilir, kime nasıl bakacağını bilir. Ben de genelde buna uydum. Ama birisi vardı, yanında durunca o düzenin dışına çıkıyormuşum gibi hissederdim." Yüzünde çok hafif, nostaljik bir gülümseme beliriyor. "Ona hiçbir şey söylemedim. Söylesem de bir şey değişmezdi muhtemelen. O zamanlar hislerimi görevden, aileden, beklentilerden daha önemsiz sanıyordum. Belki hala biraz öyleyim. Ama o duygu bana şunu öğretti, birine duyduğun sevgi, seni zayıflatmak zorunda değil. Bazen daha dikkatli, daha sabırlı, daha iyi biri olmaya zorluyor." Kaede ağzını açıp takılacak gibi oluyor ama Masato'nun yüzündeki ciddiyeti görünce susuyor. Masato da bunu fark edip ekliyor. "Ve hayır, isim vermeyeceğim."

Toshio ise soruya en uzun süre teorik yaklaşan kişi oluyor. "Aşkın biyolojik, davranışsal ve sosyal karşılıkları var. Fakat kişisel deneyim açısından konuşmam gerekirse..." Burada kısa bir duraksıyor. "Benim bir insana karşı o şekilde bir deneyimim olmadı. En azından aşk olarak tanımlayacağım bir şey yaşamadım. Ancak bağlılık kavramını anlıyorum. Bir canlıya karşı sorumluluk hissetmek, onun varlığını kendi düzeninin parçası haline getirmek, onun yokluğunda sisteminin bozulduğunu hissetmek... Bunları anlıyorum." Takeshi hafifçe gülümser gibi oluyor. Toshio bunu fark etmeden devam ediyor. "Tako kaybolduğunda yaşadığım şey, bana sevginin mantıklı olmak zorunda olmadığını gösterdi. Belki aşk da böyledir. Mantıklı bir sebep aramaya çalışırsın ama asıl sebep, o kişinin yokluğunda dünyanın çalışma biçiminin değişmesidir." Sonra ciddi ciddi sana bakıyor. "Bu nedenle, bilinçaltında aşık olup olmadığını anlamak için ilgili kişinin yokluğunda günlük düzeninin ne kadar değiştiğini gözlemleyebilirsin." Kaede hemen araya giriyor. "Toshio aşkı yokluk testiyle ölçtü." Toshio başını sallıyor. "Geçerli bir yöntem olabilir."

Takeshi en sona kalıyor. Bir süre tavana bakıyor, sonra yüzünü sana çevirmeden konuşuyor. "Oldum mu bilmiyorum." diyor önce. Ardından, kendisi de bu cevabın kaçamak kaldığını fark etmiş gibi nefes veriyor. "Hayatımda çoğu şeye isim koymak zor oldu. Güven, sevgi, ev, aile... Bunların çoğunu ya rol yapmak için kullandım ya da uzaktan izledim. O yüzden birine ne hissettiğimi anlamam bazen çok geç oluyor." Kaşığını masaya bırakıyor, sesi uykulu ama içten. "Ama şunu biliyorum. Birinin yanında daha fazla yaşamak istiyorsan, bu önemli bir şey. Sabah uyanmak için sebep ararken o kişinin sesi aklına geliyorsa, bu önemli bir şey. Kendi karanlığından utanırken bile onun yanında biraz daha insan gibi kalabiliyorsan, bu da önemli bir şey." Bu sefer bakışları sana kayıyor ama çok kısa sürüyor. "Buna aşk mı denir bilmiyorum. Belki denir. Belki de insan önce hayatta kalmayı bırakıp yaşamayı öğrenince anlıyordur." Sonra yüzü kızarmış gibi çayına uzanıyor ve ekliyor. "Benim cevabım bu kadar. Daha fazlası için uyanık olmam gerekir."

Bu cevaplardan sonra odada kısa ve tuhaf derecede sıcak bir sessizlik oluşuyor. Kimse hemen şaka yapmıyor. Kaede bile bir süre düşünceli kalıyor. Sonunda Takeshi'nin gerçekten gözleri kapanmaya başlayınca ve Masato üçüncü kez başını dik tutmaya çalışırken sendeleyince yatışa karar veriliyor. Hana'nın hazırladığı yataklar misafir odalarına seriliyor. Takeshi, yarı uyur halde iyi geceler dileyip kendisine gösterilen yere gidiyor, Masato hala az önceki anne krizinin utancıyla fazla düzgün davranmaya çalışıyor ama uykudan ayakta zor duruyor. Toshio, Tako'nun güvende olduğunu bir kez daha kontrol ettikten sonra yatacağı yere geçiyor. Kaede ise senin odana geldiğinde etrafı meraklı gözlerle süzüyor, sonra yatağın kenarına usulca oturuyor. Yorganın altına girince arkasını dönüyor, saçları omzuna dökülüyor. "İyi geceler, Aoi." diyor sadece. Sesinde o eski mesafe yoki fazla tatlı bir yakınlık da kurmaya çalışmıyor. Sadece orada, yanında, rahat olmaya çalışan biri gibi.

Sabah gözlerini açtığında ilk fark ettiğin şey, hareket edemediğin oluyor. İkinci fark ettiğin şey, bunun sebebinin Kaede olması. Gece ben çok yer kaplamam diyen Kaede, resmen kucağına kurulmuş durumda. Bir kolu beline sarılmış, yüzü omzuna yakın, dizlerinden biri de senin bacaklarının üstünde. Sanki gece boyunca yatağın sınırları, yer çekimi ve kişisel alan kavramları sessizce ortadan kalkmış. Sen hafifçe kıpırdayınca Kaede önce uykusunda mırıldanıyor, sonra gözleri bir anda açılıyor. Bir saniye boyunca bulunduğu pozisyonu anlamıyor. İkinci saniyede anlıyor. Üçüncü saniyede yataktan neredeyse fırlıyor. "Pardon..." diyor, saçları darmadağın, yüzü uykudan ve utançtan pembeleşmiş halde. Sonra boğazını temizliyor, sanki hiçbir şey olmamış gibi yorganı düzeltiyor. "Ben... uyurken hareketliymişim demek."

Kahvaltı kokusu evin içine çoktan yayılmış oluyor. Hana, sabahın erken saatinde sofrayı hazırlamış, baban çay koyuyor, misafirler birer birer toplanıyor. Takeshi biraz daha dinlenmiş görünüyor ama gözlerinin altında hâlâ yorgunluk var. Yine de kahvaltıda iştahı fena değil. "Ben kahvaltıdan sonra Yamiaki Bey'in yanına gideceğim." diyor. "Bugün mühür üzerine daha detaylı çalışacakmışız. Dün kolay kısmı bitirdik dedi. Kolay kısmın o olduğunu bilmek moralimi biraz bozdu." Masato da çayını bitirip başını hafifçe eğiyor. "Benim de eve dönmem gerekiyor. Dün gece kalacağımı bildirmemiştim. Babam muhtemelen çoktan haberdardır ama yine de görünmem iyi olur." Toshio, Tako'nun sabah durumunun iyi olduğunu, klan bölgesindeki gözlem alanına dönmesi gerektiğini söylüyor. Kaede ise sana kısa bir bakış atıyor, dün geceden kalma utancı tamamen geçmiş olmasa da daha rahat. "Ben de eve geçeceğim. Ama... dün gece güzeldi." diyor. Herkesle vedalaştığında ev yavaş yavaş yeniden sakinleşiyor, misafirlerin bıraktığı tabak izleri, katlanmış yataklar ve odalarda kalan hafif sohbet yankıları geceyi gerçek kılıyor.

Hazırlığını yapıp ekipmanlarını aldıktan sonra Konoha'nın eteklerindeki çalışma alanına doğru yola çıkıyorsun. Sabah havası serin, toprak henüz günün sıcaklığını almamış. Eğitim alanına vardığında Han abin senden önce gelmiş oluyor. Gölge veren birkaç ağacın yakınında duruyor, üzerinde sade ama hareket etmeye uygun bir kıyafet var, belinde ekipman çantası, yüzünde ise dün geceden daha ciddi bir ifade. Seni görünce başıyla selam veriyor. "Günaydın, Aoi." Birkaç adım yaklaşınca seni baştan aşağı süzüyor, yorgun musun, hazırlıklı mısın, zihnin burada mı, hepsini anlamaya çalışır gibi. Sonra küçük bir gülümseme beliriyor. "Hazır mısın?" Cevabını beklerken hemen saldırıya ya da fiziksel bir çalışmaya geçmiyor. Bunun yerine düz alandaki bir kütüğün yanına geçip eliyle karşısını işaret ediyor. "Başlamadan önce seni biraz ölçeceğim. Gücünü değil, bildiklerini. Çünkü bilmediğin şeyi yönetemezsin. Yönetemediğin şey de bir gün seni yönetir."

Han sakin ama öğretmenlik tonuna geçmiş bir sesle ilk sorusunu soruyor. "Bana chakrayı kendi kelimelerinle anlat. Sadece akademide ezberlediğin tanımı istemiyorum. Bir shinobi için chakra nedir? Bir Yureikumo için chakra nedir?" Ardından ikinci soruya geçiyor. "Chakra doğası dediğimiz şey tam olarak neyi ifade eder? Bir insanın doğası onun kaderi midir, yoksa yalnızca enerjisinin en kolay aktığı yön müdür?" Sana birkaç saniye bakıyor, sonra devam ediyor. "Kendi doğanı biliyorsun. Chakra doğan nedir? Onu nasıl kullanıyorsun?" Bir adım daha atıyor, avucunu açıp havada çok küçük bir chakra titreşimi oluşturuyor, görünür bir jutsu değil, yalnızca hissedilen saf bir yoğunluk. "Saf chakrayı şekillendirmekle doğa dönüşümü arasındaki farkı anlat. Mesela bir ipi düğümlemekle, o ipin maddesini değiştirmek arasındaki fark gibi düşünebilirsin. Hangisi kontrol, hangisi dönüşüm? Yureikumo teknikleri bu ikisinin neresinde duruyor?" Son soru geldiğinde sesi biraz daha ciddileşiyor. "Ve en önemlisi. Ruhlarla temas kurarken kendi iradeni nasıl koruyorsun? Bir kapı açtığında, kapıdan girenin ne olduğunu nasıl anlarsın? Reikon Tsumekomi gibi bir tekniği kullanırken seni sen yapan sınır nerede başlar, nerede biter?" Eğitim henüz başlamamış gibi görünse de aslında çoktan başlamış oluyor, Han abin karşında bekliyor, cevaplarının yalnızca doğru olup olmadığını değil, nasıl düşündüğünü de tartacak.
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Post by Yureikumo Aoi »

Aoi, Takeshi'nin savunmasına gülümsemekle yetindi. Belki de haklıydı. O an ona karşı fazla tepki gösterip hem Saya hem de Takeshi için bütün bir görevi çekilmez hale getirmişti. Ama o dönem henüz onlarla tanışalı birkaç saat olmuştu ve Aoi böyle şeylere alışık olmadığı için gardı üstündeydi. Yine de yüzünün kızarıyor olması kendisini biraz suçladığının göstergesi olabilirdi. Aoi'nin aşkla ilgili sorusu odanın içerisinde bir sessizlik yaratmış, uykulu gözleri kendine getirmişti. İlk cevap veren Kaede olmuştu. Zamanında birisinden hoşlandığını düşünmüştü. Ona göre bu duygu, birinin yanında kendini güvende hissetmek ve daha az defansif olmakla ilişkiliydi. Aynı zamanda bu duygunun bazen yalnızca bir ihtimale tutunma ile ilgili olduğunu, bazen yalnızca yakınlaşma isteği olduğunu düşünüyordu. Aoi onu dikkatle dinledi. Kaede bir nevi kendi ihtiyacını dile getirmişti. Ama bu aşk için yeterli miydi? Çok yakın arkadaşlarının yanında da gardını indirebiliyorsan, aşık olduğun insanın sana başka bir şey sunması gerekli değil miydi? Kaede'nin hoşlandığı kişiyi, şu an içinde bulunduğu arkadaş ortamındaki insanlardan ayırt eden şey ne olacaktı?

Uzun bir sessizliğin ardından ikinci olarak da Masato konuşmuştu. Sanki cevap verip vermeme konusunda kararsızdı. Sonrasında da aşık olduğunu itiraf etti. Onun kendisini bu kadar açmasını beklememişti Aoi. Daha küçükken, Hyuuga düzeninin içerisinden birisinden hoşlandığını söylemişti. Onun yanındayken Hyuuga disiplinin dışına çıkabildiğini hissettiği için tutunmuştu buna. Bu gerçekten aşk mıydı peki? Yoksa bir kaçış mıydı? Masato da kendi ihtiyacını dile getirmişti. Daha az Hyuuga olmak... Onun istediği buydu. Onu daha az Hyuuga hissettiren, ona bu ihtimali sunabilecek insanlara tutunuyordu. Son söylediği şeyler anlamlıydı. Sevgi onu daha zayıf hale getirmemiş, aksine daha sabırlı ve iyi birisine dönüştürmüştü. O halde Aoi de bu duygudan korkmamalıydı. Bu onu zayıflatmayabilirdi. Ona ihanet etmeyebilirdi. Peki arkadaşlığına ihanet eder miydi? Bir sonraki konuşan kişi Toshio'ydu. O bunu yaşamamıştı ancak arkasındaki mantığı anlıyordu. Aşk olmasa bile, sadakatin ve bağlılığın nasıl bir şey olduğunu böcekleriyle kurduğu bağdan anlıyordu. Tako'nun yokluğunda tüm dünyası yıkılmıştı. O halde birisinin yokluğu seni böyle derinden etkiliyorsa ona hissedilen şey aşk olabilirdi. Bu Aoi'nin gözlerinin önünde son yaşadığı birkaç günün anılarını şimşek gibi çaktırdı. Takeshi'yi kaybedeceğini sandığı için yaşadığı tüm panik anlarını, onu korumak adına aldığı riskleri, daha bu sabah gitmemesi için ona yalvarmasını...

Henüz bu düşüncelerini sindirmemişken Takeshi söz almıştı. Aoi bakışlarını ona çevirdi ama o kendisine bakmıyordu, tavandaki bir noktayı inceliyordu. Aşık olup olmadığından emin değildi. Hep hayatta kalma mücadelesi verdiği, hep bir şeylerden korktuğu ve rol yapmak zorunda kaldığı için hayatındaki gerçekliğin farkında değildi. Bu yüzden de duygularına isim vermekte zorlanıyordu. Sonrasında üç faktör saymıştı, önemli gördüğünü düşündüğü üç faktör. Birinin yanında daha fazla yaşamak istemek, sabah uyanmak için sebep ararken o kişinin sesini düşünmek ve kendi karanlığından utanırken onun yanında insan olarak kalabilmek... Aoi pür dikkat gözleriyle onu izlerken bakışları kısa bir an için buluştu. Her ikisi de kızararak bakışlarını kaçırdı. Aoi elindeki boş kaseyi incelemeye başladı. Kalbi aniden hızlanmıştı. Neden olduğuna emin değildi. Takeshi'nin söylediklerinde kendisine yönelik bir ima olacak değildi, değil mi? Son günlerde birbirlerine söyledikleri şeyler ile şu an söyledikleri arasında bir benzerlik hissetmişti ancak bu his o kadar uçuş uçuş bir histi ki neresinden tutacağını bilemedi. Takeshi bu bahsettiği duyguların aşk olup olmadığından emin olmadığını söylemişti, sonra da fazla uykulu olduğu gerekçesiyle konuyu kapatarak daha fazla şey söylemekten kaçtı.

Böylece Aoi tüm bu keşmekeş duyguların içerisinde kıpkırmızı olmuş yüzü ve zihninde cevaplanmaktan çok yeni oluşmuş sorularla baş başa kalmıştı. Kimse konuşmuyordu ancak onun dünyası fazlasıyla gürültülüydü. Takeshi'nin bakışlarını birkaç kere daha yakalamaya çalıştı ancak başarılı olamadı. Onların da uykusu fazlasıyla geldiği için uzatmadan herkes yataklarına yöneldi. Kaede gerçekten de onunla birlikte yatmaya karar vermişti. Odasına gelince usul usul yorganın altına girmiş ve arkasını dönmüştü. "İyi geceler." demekle yetindi Aoi ona cevap olarak. Kaede daha fazla konuşmamış, başka bir şey sormamış ve hemen uykuya dalmıştı. Aoi ise bir süre uyuyamadı. Camı açıp kendini gecenin soğuğuna sarkıtmak istiyordu. Kurbağalı gölüne gidip buz gibi suya yüzükoyun atlamak istiyordu. Çimenlere yatıp böceklere sarılmak istiyordu. Gözlerini kapatınca gözünün önüne Takeshi'nin yüzü geldi. Yattığı yerde huzursuzca kıpırdandı. Çoktan uykuya dalmış olan Kaede'nin nefesini dinlemeye başladı. Onu dinlerken göz kapakları ağırlaştı. Sonra da uykuya daldı.

Sabah uyandığında duyguları önceki geceye göre çok daha dinginleşmiş ve normalleşmişti. Bir de bedenini kullanabilse her şey normaldi. Gözlerini kırpıştırdığında Kaede'nin onu koala gibi sarmış olduğunu fark etti. "Mmh... Kaede..." Aoi kıpırdayarak onun kollarından kurtulmaya çalışınca Kaede'yi uyandırmış oldu. Kaede içinde bulundukları pozisyonu fark edince zıpkın gibi yataktan kalktı. Dağınık saçları ve mahmur gözleri ile çok komik görünüyordu. Aoi kendini tutamayarak kahkaha attı. "Sorun değil." Kaede yataktan kalkınca o da kalktı. Üzerini değiştirerek pijamalarını çıkarıp ev kimonosunu giydi. Saçlarını tarayıp topladı. Salona gittiğinde kahvaltı sofrasının çoktan kurulmuş olduğunu fark etti. Oğlanlar çoktan uyanmış ve sofraya geçmişlerdi. Aoi gülümseyerek onları selamladı. Huzur bu olsa gerekti. Sevdiği insanlara bir sofrada... Hayatta sadece buna sahip olsa ve başka hiçbir şeyi olmasa mutlu olurdu. Takeshi iştahla tabağını doldururken Yamiaki hocasının yanına gideceğini, bugün daha zorlu bir antrenmanları olacağını söylemişti. "Akşam yine gel." diye hiç düşünmeden hemen teklif etti Aoi. Oldukça da masum düşünmüştü. Yorgunluğun üzerine ona bir kap sıcak yemek hazır ederdi. Diğerlerinin aksine Takeshi evine döndüğünde onu bekleyen kimsesi yoktu. Tek başına soğuk ve karanlık bir eve dönmek zorunda değildi. Aoi'nin yanına dönebilirdi. Aoi bunu ondan bir karşılık beklediği için yapmıyordu. Gerçekten de yalnızca onun yanında olmak ve bu zorlu süreçte onu desteklemek istiyordu.

Çayını bitirdikten sonra Masato da eve dönmesi gerektiğini, diğerlerine kalacağını haber vermediğini belirtmişti. Tabi, Hyuuga için bu sıkıntılı bir durum olmalıydı. Aoi başıyla onayladı. Toshio ve Kaede de evlerine dönmeleri gerektiğini söylediler. "Yemeklerimden yiyip benimle kaldığınız için teşekkür ederim." Yüzüne sıcak bir tebessüm yayıldı. "Benim daha önce hiç... böyle arkadaşlarım olmadı. O yüzden çok mutlu oldum." Aoi onların bir ailesi olduğu için sürekli sürekli yatıya çağıramazdı ama her zaman onlara ayıracak vakti olduğunu bilmelerini istiyordu. Onlarla vakit geçirmenin kendisini ne kadar mutlu ettiğini dile getirmediği sürece bilemezlerdi. Kahvaltı sona erdiğinde herkesle vedalaştı ve kahvaltı bulaşıklarını yıkamak için mutfağa döndü. Ev yeniden sessizleşmişti. Aoi'nin üzerine ise bir hüzün çöktü. Gerçeklerle yüzleşmesi gerekiyordu. Bu evin normali buydu. Sessiz, sakin, boş... Kendini arkadaşlarının varlığına fazlasıyla alıştırmak hem güzel bir duyguydu hem de onu biraz korkutmuştu çünkü bu sefer o hep alışkın olduğu sessizlik ona batıyordu.

İşlerini bitirince odasına döndü ve üzerine antrenman kıyafetlerini geçirip ekipmanlarını hazır etti. Saat 8'e geliyordu. Han abisine söz verdiği gibi antrenman alanına doğru yola koyuldu. Tabi ki de abisi ondan önce gelmişti. "Günaydın Han abi! Çok bekletmedim umarım." Hazır olup olmadığını sorunca Aoi biraz heyecanlandı. Pembeleşmiş bir yüzle başını "evet" anlamında salladı. Abisi onun önce bilgilerini ölçeceğini söylemişti. Aoi onun karşısına geçip sorularını bir bir dinledi. Aoi lafı bittiği zaman kendisine düşünmek için bir süre tanıdı ve sırayla sorularını cevaplamaya başladı. "Çakra Yuukon rabbimizin bize bahşettiği kutsal enerji, spiritüel gücümüzdür. Her insanda var olmaz, var olduğu insanlar için hayatın kaynağıdır. Ruhunun önemli bir parçasıdır. Bazı insanlar, bilmediğimiz sebeplerle çakraya sahiptirler. Yuukon'un onlara gönderdiği bir imtihandır bu. Bir çeşit güçtür, nasıl kullandığını bilenlere." En azından o çakra hakkında böyle düşünüyordu. "Çakra doğası insanın kaderi değildir. İnsan çalışıp yeterince ustalaşırsa çakra doğası üzerinde hakimiyetini arttırabilir. Her insan tanrı vergisi bir elemente yatkın olarak dünyaya gelir. Bunda da Yuukon'un sunduğu çeşitli hikmetler vardır diye düşünüyorum. Benim doğam Fuuton. Ben bunu savunma, saldırı, destek amaçlarıyla kullanıyorum. Özellikle destek olarak kullanmaktan hoşlanıyorum. Doğamın Fuuton olması anlamlı çünkü belki de Yuukon benim hayatta bu görevi görmemi istedi. Daha önce çıktığım görevlerde Katon ile veya Takeshi'nin kekkei genkaisi ile birleştirerek kombo saldırılar yaptık. Ben bunu tek başıma mücadele vermekten daha önemli buluyorum. Tek başımaysam bile Fuuton'u silahlarımı geliştirmek için kullanabiliyorum. Onları keskinleştirip güçlendirebiliyorum. Fuuton'u bu şekilde saldırı desteği olarak kullanmak beni tatmin ediyor." Aoi bundan hoşlandığı için veya ona yüklenen görev bu olduğu için Yuukon onu bu şekilde yaratmış olsa gerekti.

Üçüncü soruyu cevaplamaya geçti. "Dediğin gibi saf çakrayı şekillendirmek ipin yapısını değiştirmek gibi zor. Doğa dönüşümü ise o ipi alıp düğüm atmak gibi. Yatkın olduğumuz için ve alışkanlıklarımızın da etkisiyle doğa dönüşümünü kullanmak çok daha kolay oluyor. Saf çakra ise... yoğunlaşması ve ulaşması çok daha zor bir enerji türü. Biz Yureikumolar için bir nebze daha kolay olsa gerek çünkü bizim klan jutsularımız ruh enerjimiz ile ilgili. Yani biz aslında cisimleştirmesek bile saf çakrayı ruhlar alemi ile bağ kurmakta kullanıyoruz. Ruhumuzun enerjisini yoğuruyoruz. Bu da bize Yuukon'un bir lütfu. Bize bu güçleri bahşederken bununla bize birtakım sorumluluklar yükledi. Dengeyi koruyup gözetme, köyümüzü ve halkımızı koruma gibi." Son soruyu cevaplamak için biraz düşünmesi gerekti. "Sanırım... duygularımla. Bir şekilde anlıyorum. Hissediyorum. Yani... Şey..." Yaşadıklarını ifade etmekte zorlandı. "Reikon Tsumekomi yaparken kendi ruhum büyük bir saygı ile kenara çekilip hürmetli ölüye yer açıyor. Ona kısa bir süreliğine de olsa hakimiyet veriyor. Onu duyuyorum, hissediyorum. Sonra o yükselip beni terk ettiğinde de kendime geri dönüyorum. Bu süreçte kendimi kaybetmiyorum, bilincim hep benimle oluyor. Sanırım ruhlara saygı duymakla ilgili bir şey. Onlar da bana saygı duyuyorlar. Ve onları hiçbir şeye zorlamıyor, yalnızca davet ediyorum. Ruhum onlarla irtibat kuruyor. Ben bunu başka türlü nasıl anlatabilirim emin değilim..." Bakışlarını Han abisine çevirdi. Muhtemelen çok toy ve safça şeyler söylemişti ama şimdi bundan utanç duyma sırası değildi. Onun öğreteceklerini can kulağı ile dinlemeliydi.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Post by GM - Shinsei »

Han abin cevaplarını sonuna kadar bölmeden dinliyor. Bazı yerlerde başını hafifçe sallıyor, bazı yerlerde gözleri biraz kısılıyor, yanlış yakalamış bir hoca gibi değil, düşünce şeklini tartan biri gibi. Sen bitirdiğinde birkaç saniye sessiz kalıyor. Sonra yüzüne küçük ama açık bir takdir ifadesi yerleşiyor. "Toy değilsin, Aoi. En azından sandığın kadar değil." diyor. "Cevaplarının çoğu doğru yere temas ediyor. Özellikle chakrayı yalnızca savaşta kullanılan bir yakıt gibi görmemen çok kıymetli. Bir Yureikumo için chakra, evet, Yuukon’un verdiği kutsal bir sorumluluktur. Ama bu inanç, onu anlamak için teknik bilgiden uzak durmamız gerektiği anlamına gelmez. Tam tersine. Yuukon bir şeyi bize emanet ettiyse, onu cahilce değil, bilerek taşımamız gerekir." Avucunu yavaşça açıyor ve iki parmağının arasında çok küçük bir chakra yoğunluğu beliriyor. Görünürde ne rüzgar var, ne ateş, ne su. Sadece titreşen, ham bir enerji. "Saf chakrayı şekillendirmek, ipin şeklini değiştirmek gibidir. Düğüm atarsın, uzatırsın, sıkıştırırsın, iğne gibi inceltirsin, kalkan gibi yayarsın. Doğa dönüşümü ise ipin maddesini değiştirmeye benzer. O ipi rüzgarın keskinliğine, ateşin yakıcılığına, suyun akışına yaklaştırırsın. Biri biçimlendirmedir, diğeri nitelik kazandırma."

Sonra yere çömelip topraktan ince bir dal parçası alıyor. Parmaklarının arasında çevirirken anlatmaya devam ediyor. "Beş temel doğa dönüşümünü biliyorsun. Katon, Fuuton, Raiton, Doton, Suiton. Çoğu shinobinin chakrası bunlardan birine doğal olarak daha yatkın olur. Bu bazen aileyle, bazen genetikle, bazen de çok eskiye dayanan klan mirasıyla ilgilidir. Uchiha’ların çoğunun Katon’a yatkın olması gibi. Bu yatkınlığı ölçmek için chakra indüksiyon kağıdı kullanılır. Kağıt ateşe yatkın chakrada yanar ve küle döner. Rüzgarda ikiye ayrılır. Yıldırımda buruşur. Toprakta ufalanır, suya yatkın chakrada nemlenir. Ama yatkınlık kader değildir. Senin de söylediğin gibi, insan çalışarak başka doğaları da öğrenebilir. Jounin seviyesindeki birçok shinobi iki doğada ustalaşır. Çok nadiren biri beşine de erişebilir. Fakat doğal yatkınlığın olmayan bir elementi, kendi doğan kadar verimli ve güçlü kullanmak çok zordur. Bu yıllar ister. Sabır ister. Bazen de insanın sınırlarını kabul etmesini ister." Dal parçasını ikiye kırıyor. "Sen Fuuton’a yatkınsın. Bu seni yalnızca keskin saldırılar yapan biri yapmaz. Rüzgar yön verir, hız verir, mesafe açar, baskıyı dağıtır, sesi taşır, denge bozar, nefesi keser, görüşü değiştirir. Rüzgar görünmez olabilir ama etkisi saklanamaz. Bu yüzden senin doğan sandığından daha geniş."

Han dal parçasını yere bırakıyor, sonra bu kez iki avucunu birbirine yaklaştırıyor. "Bir de beş temel elementin dışında iki büyük doğa dönüşümü daha vardır. Inton ve Youton. Yin ve Yang. Inton, hayal gücü ve ruhsal enerjiyle ilgilidir. Nara klanının gölge teknikleri, birçok genjutsu, zihinsel ve biçimsel etki oluşturan teknikler bu alanla ilişkilidir. Youton ise canlılık, beden ve fiziksel enerjiyle ilgilidir. Akimichi teknikleri, tıbbi ninjutsunun birçok temeli, bedene ve yaşamsal kuvvete müdahale eden teknikler buna yaslanır. Yin ve Yang dönüşümü, chakranın içindeki ruhsal ve fiziksel enerjinin dengesini değiştirmekle ilgilidir." Burada bilerek duruyor, söylediği şeyin senin klan inancındaki karşılığını düşünmene izin veriyor. "Yureikumo tekniklerinin büyük kısmı Youton’a, yani Yang salınımına dayanır. Bu bazılarına ilk duyduğunda tuhaf gelir, çünkü biz ruhlardan, ölülerden, sınırın ötesinden söz ederiz. Ama düşün. Biz ölüyü zorla dünyaya çeken ölü çağırıcıları değiliz. Biz yaşayan bedenimizi, yaşayan chakramızı, yaşayan ruh sınırımızı bir kapı haline getiriyoruz. Bir ruhun kısa süreliğine temas edebilmesi için ona canlı bir dayanak sunuyoruz. Bu yüzden Youton temeli şaşırtıcı değildir. Yaşam enerjisi olmadan ölüyle sağlıklı bir temas kurulamaz. Yuukon bize bu canlılığı, bu kapı olabilme kudretini bahşetmiştir."

Sesi burada biraz daha yumuşuyor. "Ama şunu da unutmamanı isterim. Biz buna Yuukon’un lütfu deriz. Başka biri buna genetik miras der. Bir araştırmacı chakra dengesinin kalıtsal sapması der. Bir inançsız bunu yalnızca biyolojik bir özellik gibi görür. Bizim inancımız bizim hakikatimizdir ama başkalarının bunu farklı dillerle anlamaya çalışmasına öfkeyle yaklaşmak zorunda değiliz. Empati burada başlar. Yuukon’un verdiği bir şeyi savunmak, onu anlamayan herkese düşman olmak demek değildir." Sonra başını hafifçe yana eğiyor. "Kekkei genkailerin büyük çoğunluğu da bu mantıkla işler. Bazı klanlar yalnızca tek bir doğaya güçlü yatkınlık taşımaz, iki doğayı aynı anda karıştırabilecek özel bir bedene, özel bir chakra yapısına sahiptir. Mesela iki temel doğa birleştiğinde, tek başına var olamayacak yeni bir nitelik ortaya çıkabilir. Buna kekkei genkai deriz. Üç temel doğanın aynı anda birleşebildiği daha nadir durumlarda ise kekkei touta ortaya çıkar. Bunlar yalnızca iki jutsuyu peş peşe kullanmak değildir. Aynı anda, aynı chakra akışı içinde yeni bir doğa yaratmaktır. Bu yüzden herkes öğrenemez. Eğitimle çok şey yapılır ama bazı kapıların anahtarı doğuştan gelir."

Han, anlatısını burada senin üzerine geri çeviriyor. "Bu, senin Fuuton dışında hiçbir şey öğrenemeyeceğin anlamına gelmez. Öğrenebilirsin. Belki ileride başka bir doğaya da yatkınlık gösterdiğini keşfederiz. Hatta bunu bir gün kağıtla da test ederiz. Ama şu an bunun için erken. Şu an Fuuton’a yoğunlaşacağız. Çünkü insan birden fazla kapıya aynı anda koşarsa çoğu zaman hiçbirinden geçemez. Senin elinde zaten güçlü bir anahtar var. Önce onu gerçekten kullanmayı öğrenmelisin." Birkaç adım geri çekilip çalışma alanının boş kısmına bakıyor. "Bana şu an kullanabildiğin Fuuton tekniklerini sırala. Sadece isimlerini değil, nasıl kullandığını da söyle. Saldırı, savunma, destek, hareket, silah güçlendirme... Hangi teknik sende gerçekten oturdu, hangisi hala zayıf, hangisinde kendini rahat hissetmiyorsun? Bunu bilmem gerekiyor."

Sonra bir an daha duruyor, yüzünde öğretmen ciddiyetinin yanında hafif bir merak beliriyor. "Sana ilginç bir soru daha soracağım. Sonrasında uygulamaya geçeceğiz. Yureikumoların sahip olduğu tekniklerin bir kısmını biliyorsun. Elbette daha öğreneceğin çok şey var ama bir nebze bilgin var. Ofansif çok fazla Yureikumo tekniği de bilmediğini tahmin ediyorum." Gözlerini doğrudan seninkilere dikiyor. "Sen olsan... Fuuton elementini Yureikumo klan teknikleriyle nasıl entegre ederdin? Aklına mantıklı bir karışım geliyor mu?" Kısa bir sessizlik bırakıyor, acele etmeni istemiyor. "Bana doğru cevabı vermeye çalışma. Bana Aoi’nin cevabını ver. Çünkü eğitim dediğin şey bazen var olan tekniği öğrenmekle değil, kendi doğanın klanın mirasıyla nerede buluştuğunu keşfetmekle başlar."
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Post by Yureikumo Aoi »

Aoi'nin sözleri bitinceye kadar Han abisi onu dinlemişti. Sonrasında da söylediği şeylerin o kadar toy olmadığını belirterek yanlış bildiği noktalarda onu düzeltmiş, doğru bildiklerinin üzerine de eklemeler yapmıştı. Çakra doğasını Yuukon'a dair hissettiği sorumluluktan ötürü iyice öğrenmesi gerektiği konusunda onu tembihlemişti. Aoi, Fuuton'a olan yatkınlığı sebebiyle buna odaklanacaktı. İleride öğreneceği diğer doğaların Fuuton kadar güçlü olması yıllar sürecek olan bir emekti. Yureikumo klan tekniklerinin ise büyük bir kısmının Youton yani Yang salınımı üzerine olduğunu söylemişti. Ölülere bir kapı, tutunacak bir şey sundukları içindi bu. Aoi bunun üzerine şimdiye dek hiç kafa yormamıştı. Han abisi çok önemli şeyler söylüyordu. Yuukon onlara bu gücü bahşetmiş olsa da Yuukon'u anlamayan ya da ona inanmayanlara karşı anlayışlı olmasını da tavsiye etmişti. Aoi zaten herkesi doğru yol olan inanca davet ederken inanmayanları yargılamazdı. Yalnızca günahkar davranışlarda bulunduklarında bunu belirtir ve onları kınardı. Yuukon'un varlığına inansalar da inanmasalar da, Yuukon'un kullarında görmek istediği davranışlar insancıl olanlardı. Doğru ve mutlu bir insan olabilmek, öteki tarafa gidince huzura erebilmek için gerekliydi. Bu yüzden Yuukon'a inanmıyor olsalar bile hiç değilse bu kuralları takip etmelerini isterdi. Yine de çakra doğasını veya bir başka ulvi gücü Reika no Michi üzerinden tanımlayıp tanımlamyor olmalarını önemsemezdi. Dini öncelikle kendisi için önemliydi. Sorumluluklarını ve vazifelerini bilmesi, doğru yolda ilerlemesi için ona tutunması gerekliydi.

Han abisi geriye çekilerek çalışma alanını işaret etmişti. Uygulamaya geçmeden önce ondan istediği birtakım şeyler vardı. Şu anda kullanabildiği tüm Fuuton tekniklerini sıralamasını ve onları nasıl kullandığını duymak istiyordu. Teknikler üzerindeki hakimiyetini ölçmek istiyordu. Sonra da Fuuton'u klan teknikleri ile nasıl entegre edebileceğini sormuştu. Ama burada onun cevabını istiyordu. "Ben olsam..." Aoi'nin bunu biraz düşünmeye ihtiyacı vardı. İçinde bunları ofansif olarak kullanmaya yönelik en ufak bir istek doğmamıştı. O yüzden kendi bildiği yöntemle ilerledi. "Fısıltıları dağıtmak veya yerine ulaştırmak için rüzgarın gücü kullanılabilir. Ruhani bağlantı kurduklarıma destek çıkmak, onlarla iletişimde kalmak amaçlı kullanabilirim. Ruh izini takip ederken rüzgardan yararlanılabilir. Belki ruhsal perde ile birleştirerek belli bir alanı perdelemekte kullanılabilir. Ruhani bariyer ile birleştirerek rüzgardan bir koruyucu bariyer olabilir belki. Yani ben böyle kullanırdım sanırım. Aklıma bunlar geliyor. Yalan yok, klan tekniklerimi Fuuton ile birleştirmeyi hiç denemedim." diye dürüstçe itiraf etti. Sonra da bildiği Fuuton tekniklerini sayarak ilk soruyu cevaplamaya girişti. "Fuuton: Kazekiri no Jutsu en sık kullandığım teknik. Fal kartlarımı hiç yanımdan ayırmadığım için onlar üzerinde kullanıyordum, böylece bir anda yirmi adet rüzgar bıçağım oluyordu. Saldırı amaçlı da savunma amaçlı da kullandım. Yakın zamanda kendime bir rüzgar taşıyıcılı fan aldım. Onun üzerinde de birkaç kere deneme fırsatım oldu. Kendimi fan kullanımı üzerinde geliştirmek istedim çünkü pek fazla ofansif teknik bilmiyorum." Sonra aklına bir şey gelmiş gibi ekledi. "Kaita hocanın eğitiminde bu tekniği geliştirip daha fazla bıçak üretmeyi başardım. Tekniğin hacmi, kapasitesi ve etki alanı iki katına çıktı. Onun ismini de Fuuton: Kaze no Engetsu koydum. Daha doğrusu Takeshi verdi bu ismi." Bir anda anılarında o güne gitti. Sennashi'nin ne olduğunu öğrendiği ve Takeshi'nin örgütte çifte ajanlık yaptığını öğrendiği o güne... İlk kez o gün yakınlaşmış ve derin bir sırrını açmıştı ona. O günden beridir de birbirlerini en çok güvendikleri kişi olarak seçmiş gibi her sırlarını ve her öğrendiklerini birbirleriyle paylaşmışlardı. Bunu düşününce nostaljik bir gülümseme belirdi yüzünde. Sonra da yüzü hafifçe kızardı.

Boğazını temizleyerek kendini toparladı. Şimdi sırası değildi. Eğitimdeydi, ciddi olması gerekiyordu. Jutsularını saymaya devam etti. "Fuuton: Kami Oroshi bir diğer çok sık kullandığım teknik. Bu tekniği çoğunlukla saldırı amaçlı kullandım. Yeni Chuunin olmuş bir arkadaşla çıktığım bir görevde Katon ile birleştirip ateş girdapları oluşturmuştuk. Sonraki sefer kullanışlarımda Takeshi'nin kan tekniği ile birleştirerek ultra keskin kan bıçağı girdapları yapmıştık. Bunu keşfettikten sonra Takeshi ile pek çok kez bu şekilde kullandık. Geniş bir alana tesir ettiği için fazlasıyla yıkıcı bir teknik haline geliyor." Devam etti. "Fuuton: Hikoukaze tekniğini de biliyorum ancak pek fazla kullanmadım. Bir şeyleri devirmek ya da yükselmek için kullanıyordum. Bir diğer sık kullandığım teknik Fuuton: Kuudan. Birden fazla düşmanla mücadele etmem gerektiği zaman kullanıyorum. Mermiler hızlı ve küçük oldukları için dikkat dağıtmada da etkisiz hale getirmede de çok işime yaradılar. Bunlar dışında Fuuton: Shinkuuha tekniğini de biliyorum. Henüz hiç savaş anında kullanmadım ama o da geniş bir alana etki eden yıkıcı bir jutsu. Fuuton tekniklerim genellikle alan saldırıları olduğu için birden fazla düşmanla mücadele etmem gerektiğinde veya alan kontrolü gerektiğinde etkili oluyor. Çoğunlukla bu şekilde kullanıyorum ve hemen her defasında saldırı amaçlı kullanıyorum. Defans veya destek gerektiği zaman klan tekniklerine başvuruyorum."
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Re: [Yureikumo Aoi] Ötekiler

Post by GM - Shinsei »

Han abin, söylediklerini dinledikten sonra yüzünde belirgin bir memnuniyetle başını sallıyor. Özellikle Fuuton'u klan teknikleriyle birleştirme fikrine geldiğinde, bakışlarında daha dikkatli bir parıltı oluşuyor. "Fısıltıları taşımak, ruh izlerini rüzgarla takip etmek, perdeyi genişletmek, bariyeri hareketli hale getirmek..." diye söylediklerini kısaca tekrar ediyor. "Bunlar mantıklı fikirler. Hatta çoğu, sen farkında olmadan Yureikumo tekniğinin doğasına oldukça yakın. Bizim tekniklerimiz çoğu zaman doğrudan vurmakla ilgili değildir. Alanı anlamak, sınır kurmak, görünmeyeni işitmek, yaklaşanı hissetmek, yaşayanla ölü arasındaki geçişi dengede tutmakla ilgilidir. Rüzgar da buna çok uygundur. Çünkü rüzgar, görünmeyen bir taşıyıcıdır." Sonra Kaze no Engetsu'dan bahsettiğinde yüzünde daha açık bir gurur beliriyor. "Kaita'nın eğitimi altında Kazekiri'yi genişletip ona yeni bir form vermen beni çok mutlu etti. Bir tekniği yalnızca ezberleyip kullanmak başka, onu kendi ihtiyaçlarına göre büyütmek başka şeydir. Kaze no Engetsu iyi bir isim. Takeshi bu konuda fena değilmiş." Bunu söylerken sesinde hafif bir takılma var ama konuya hemen geri dönüyor. "Ama bugün klan teknikleriyle birleşime girmeyeceğiz. O alan dikkat ister. Yureikumo tekniklerine Fuuton eklemek demek, ruhsal algı ve fiziksel doğa dönüşümünü aynı hatta zorlamak demek. Bu aceleye gelmez. Önce rüzgarının sınırını görmemiz gerekiyor."

Han abin çalışma alanının biraz daha açık kısmına ilerliyor. Birkaç metre ötede eğitim için hazırlanmış yapay bedenler var, saman, deri ve ahşapla güçlendirilmiş, insan formuna yakın duran hedefler. "Kuudan'ı bildiğini söyledin. Bu iyi. Çünkü bugün sana Kuudan'ın daha ağır, daha gelişmiş ve daha tehlikeli bir akrabası sayılan bir tekniği göstereceğim. Fuuton: Renkuudan, yani Basınçlı Hava Mermisi." Elini göğsünün önüne koyuyor. "Kuudan'da rüzgar chakranı anlık olarak şekillendirip dışarı fırlatırsın. Küçük, hızlı, delici ya da kesici bir etki yaratırsın. Düşmanı şaşırtır, dengeler, bölgesel hasar verir. Renkuudan ise yalnızca bir hava mermisi değildir. Renkuudan'da önce vücuduna büyük miktarda hava alırsın. Akciğerlerin ve mide çevrendeki chakra hattın bu havayı tutan bir kap gibi çalışır. Sonra Fuuton chakranı bu havanın içine karıştırırsın. Ama yalnızca karıştırmazsın, sıkıştırırsın. Molekül molekül, katman katman, içindeki basıncı arttırırsın. Dışarı çıktığında o şey gevşek bir rüzgar akımı gibi davranmaz. Neredeyse katı bir kütle gibi hareket eder."

Konuşurken yavaşça nefes alıyor. Bu basit bir nefes değil, göğsü genişlerken çevredeki havanın ona doğru çekildiğini gerçekten hissediyorsun. Toprağın üstündeki tozlar hafifçe kıpırdıyor. "Fark şurada. Kuudan hedefe ulaştığında etkisini çarptığı noktada verir. Renkuudan ise hedefe ulaştığında içindeki basıncı serbest bırakır. Yani çarpma anında yalnızca rüzgar hasarı oluşmaz, ani bir hacim genişlemesi, bir basınç patlaması, bir şok dalgası doğar. Bu yüzden Renkuudan bir kişiyi delmekten çok, bir alanı ezip dağıtmak için kullanılır." Gözlerini sana çeviriyor. "Bu nedenle tehlikelidir. Kontrolsüz kullanırsan yalnızca düşmanı değil, yanındaki dostu, arkadaki sivili, hatta kendi dengenin merkezini de savurursun. Senin gibi destek ve alan kontrolüne yatkın biri için Renkuudan çok güçlü bir araç olabilir ama aynı zamanda yanlış yerde kullanıldığında ciddi bir hata olur."

Sonra yapay bedenlerden birine dönüyor. Ayaklarını yere sabitliyor, omuzlarını gevşetiyor. "İzle. El mührü kısmını sonraya bırakıyorum, önce vücut mekaniğini gör. Nefes yalnızca akciğere dolmayacak. Karın hattına kadar inecek. Chakrayı boğazda değil, merkezde sıkıştıracaksın. Eğer boğazda sıkıştırırsan kendine zarar verirsin. Eğer göğüste tutarsan mermi dağılır. Merkezde yoğunlaştırıp çıkış anında tek hatta yönlendireceksin." Han derin bir nefes alıyor. Bir anlığına etrafındaki hava sanki onun bedeninin içine doğru çekiliyor. Sonra avuçlarını göğsünün önünde mühür gibi birleştiriyor, çok kontrollü. Ağzından çıkan şey ilk bakışta görünmez bir hava topu gibi ama ilerlerken etrafındaki tozu içeri doğru çekerek formunu belli ediyor. Hedefe çarptığı anda yapay bedenin gövdesi deliniyor ve geriye doğru bükülüyor, bağlantı noktaları çatırdıyor ve ardından patlayan basınç dalgasıyla arkasındaki ikinci hedef bile sarsılıp yere devriliyor. Toprağın üstünde dairesel bir iz oluşuyor. Ses kısa, tok ve göğüste hissedilen bir gümbürtü gibi.

Han, saldırı bittikten sonra nefesini yavaşça dışarı veriyor ve sana dönüyor. "Gördüğün gibi. Bu, Kuudan'ın yerine geçen bir teknik değil. Kuudan hala gereklidir. Kuudan hızlıdır, düşük maliyetlidir, seri kullanılabilir, hedef şaşırtmak için idealdir. Renkuudan ise ağırdır. Hazırlık ister, nefes ister, merkez kontrolü ister. Bir kapıyı kırmak, kalabalığı dağıtmak, büyük bir yaratığı geriye savurmak ya da alanı bir anda değiştirmek için kullanılır. Her kilidi çekiçle açamazsın. Bazen iğne gerekir, bazen balyoz. Kuudan iğneye daha yakındır. Renkuudan balyozdur." Sonra yere eğilip toprağın üzerindeki dairesel basınç izini gösteriyor. "Tekniğin asıl gücü rüzgarın kesmesinde değil, basıncın boşalmasında. Bu yüzden chakranı Kazekiri gibi ince kenarlı yapmayacaksın. Kuudan gibi küçük ve hızlı bir çekirdek de yapmayacaksın. Önce geniş bir hava hacmi toplayacaksın. Sonra onu içe doğru katlayacaksın. Katladıkça chakranın dış çeperde kabuk gibi duracak, içerideki hava kaçmak isteyecek. Sen onu çıkış anına kadar tutacaksın. Çıkışta da tek bir noktaya yönlendireceksin."

Han bir eliyle kendi karın bölgesini, diğer eliyle boğaz hattını işaret ediyor. "Üç aşama var. Bir: nefesi toplama. Bunu panikle değil, ölçülü yapacaksın. İki: chakrayla sıkıştırma. Burada Fuuton'unu keskinleştirmeye çalışma, onu bir kabuk gibi düşün. Rüzgarın bıçak değil, kap olacak. Üç: serbest bırakma. Ağzından çıkarken boğazını zorlamayacaksın. Basıncı boğazın değil, chakra hattın taşıyacak. Eğer boğazında acı hissedersen duracaksın. Eğer göğsün yanarsa duracaksın. Eğer mermi çıktıktan sonra sağa sola dağılıyorsa, sıkıştırman yetersiz demektir. Eğer hiç çıkmıyorsa, fazla erken kilitlemişsin demektir." Sonra sana hedeflerden daha az güçlendirilmiş, daha yakın bir yapay beden gösteriyor. "İlk denemede benim yaptığım kadar güç istemiyorum. Yalnızca formu bulmanı istiyorum. Küçük bir Renkuudan. Hedefi parçalaman gerekmiyor. Hedefe ulaştığında basıncın dışa doğru genişlediğini görmek yeterli."

Biraz geri çekiliyor ve sana alan açıyor. "Unutma, Aoi. Bugün senden güçlü olmanı değil, doğru hissetmeni istiyorum. Kuudan'da rüzgarı fırlatıyordun. Renkuudan'da rüzgarı içine alıp ona sabretmeyi öğreneceksin. Acele edersen dağılır. Korkarsan boğazında kalır. Fazla hırslanırsan patlama kontrolsüz olur. Nefesini Yuukon'a emanet eder gibi sakin tut ve dene." Sonra başıyla hedefi işaret ediyor. "Önce nefesi topla. Sonra Fuuton chakranı sıkı bir kabuk gibi şekillendir. İçindeki havayı o kabuğun içinde bastır. Hazır olduğunu hissettiğinde tek hatta bırak. Klan teknikleriyle birleşim konusuna daha sonra döneceğiz. Bugün rüzgarının ne kadar sabredebildiğini göreceğiz."
Post Reply