Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
[Yamato Shouta] Uzağa Doğru

Post by GM - Shinsei »

Sabah, Tsuchiryu klan bölgesinin ağır ama tanıdık sessizliğiyle açılıyor. Kendi odanda uyanıyorsun, geceki yorgunluk hala kemiklerinin arasına yerleşmiş olsa da bedenin alışkanlıkla toparlanıyor. Yatağından kalkıyor, yüzünü yıkıyor, saçını düzeltiyor, aksesuarlarını ve kuşağını kontrol edip kendini güne hazır hale getiriyorsun. Konağın içinden gelen ayak sesleri, uzaktan duyulan konuşmalar ve avluda erkenden başlayan hafif antrenman sesleri, buranın yeniden normal düzenine döndüğü izlenimini veriyor. Ama dün gece Renga’nın masasına bıraktığı kumaş parçası, Hiro’nun kayboluşu ve Yuu’nun artık burada tutulacak olması, bu normal hissin altına ince bir diken gibi batıyor.

Koridordan avluya doğru ilerlerken, konağın sabah telaşını görüyorsun. Birkaç genç su kovaları taşıyor, yaşlılardan biri girişteki taş zeminin temizlenmesini denetliyor, iki çocuk sessizce birbirine bir şeyler fısıldıyor. Fısıltının yönü, avlunun kenarındaki küçük geçide dönük. Oraya baktığında Yuu’yu görüyorsun. Üzerinde klana ait olmayan sade ama temiz kıyafetler var, elleri artık bağlı değil ama hareketleri kendini suçlu hisseden birinin ölçülülüğünü taşıyor. Elinde tahta bir tepsi tutuyor. Muhtemelen sabah yemeği hazırlıklarında yardım etmek istemiş. Tepside birkaç boş kase, bir bez ve dökülmüş suyun izleri var. Biri ona bir iş vermiş ya da o kendince faydalı görünmeye çalışmış gibi duruyor.

Tam o sırada, tanımadığın yetişkin bir Tsuchiryu üyesi onun yolunu kesiyor. Otuzlarının sonunda, iri yapılı, sert yüzlü biri. İsmini çıkaramıyorsun, klan içinde gördüğün ama yakın çevrende olmayan adamlardan. Yuu’nun önünde duruyor, onu tepeden süzüyor. "Sen ne yaptığını sanıyorsun?" diyor, sesi avludaki sabah sakinliğini bıçak gibi kesiyor. Yuu hemen başını eğiyor. "Yardım ediyordum. Rahatsızlık verdiysem özür dilerim." Adam bu cevabı yeterli bulmuyor. Bir adım daha yaklaşıp omzuyla Yuu’yu sertçe itiyor. Tepsi yana kayıyor, kaselerden biri yere düşüp taşa çarpıyor ve kuru bir sesle çatlıyor. "Buraya ait değilsin." diyor adam, dişlerinin arasından. "Daha dün bize bıçak sallayan biri bugün konağın içinde dolaşıyor diye çok havalanma. Kimse seni bizden biri sanmıyor."

Yuu dengesini toparlıyor ama karşılık vermiyor. Ellerini iki yanına indiriyor, bakışları yerde kalıyor. "Haklısınız." diyor kısık sesle. "Ben sadece sorun çıkarmamaya çalışıyorum." Adam bu kez daha da tersleşiyor. "Sorun zaten sensin." Birkaç kişi artık açıkça bakmaya başlamış durumda. Fısıltılar kesilmiş. Çocuklardan biri korkup geri çekiliyor. Yuu’nun çenesi sıkılıyor ama hala başını kaldırmıyor. Adam tekrar üzerine yürüdüğünde, bu kez sesi daha alçak ama daha zehirli çıkıyor. "Tsuchiryu konağı sığınak değildir. Dışarıdan gelen herkesin günahını temizlediğimiz bir yer hiç değildir."

Tam o anda Haruka hızlı adımlarla avluya giriyor. Omzundaki yara hâlâ sarılı ama yürüyüşü kararlı. Durumu görür görmez yüzü sertleşiyor. "Yeter." diyor, ikisinin arasına girmeye çalışarak. "Renga beyin emri var. Yuu koruma altında." Adam bakışını Haruka’ya çeviriyor. "Sen de mi onu savunuyorsun? Seni yaralayan çocuğu?" Haruka bir an duruyor ama geri çekilmiyor. "Ben emri savunuyorum." diyor. "Ve burada kavga çıkarmaman gerektiğini söylüyorum."

Avludaki hava iyice geriliyor. Yuu hala başı eğik duruyor, Haruka araya girmiş, tanımadığın Tsuchiryu üyesi ise öfkesini yutmak yerine büyütüyor gibi. Sen tam o ana tanıklık ediyorsun, birkaç adım ötede, müdahale etsen de etmesen de bu sabahın, Yuu’nun konaktaki yerini belirleyecek ilk sınavlardan biri olacağını hissediyorsun.

Off Topic
RP'ye hoş geldiniz! Pasiflik süresi yedi gündür. İyi RP'ler!
Joined: Thu Jan 15, 2026 3:58 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Iwagakure
Iwagakure
Yolun tozu, haydutların kanı, ormanın dikenleri, mağaranın rutubeti, asıl düşmanı avucumun içinden kaçırmış olmanın siniri ve görevin yorgunluğuyla yattığım yer yatağından kafamı kaldırıp anında doğruldum. Uyuduğum derin uyku tüm bu dertleri söküp atmaya yetmese de bedenimin yeterince dinlenmiş olduğunu hissedebiliyordum. Yerimden kalkmadan önce son bir kez sıktığım dişlerim, sıkıca yumruk yaptığım sağ elimle senkronize şekilde ağzımdan öfkemi sesli şekilde kustum: “Touma.” Usta’nın benim için yeni bir ataması vardı artık. Elimdeki işe odaklanabilmek için nefretimi söndürmem gerekiyordu. Birkaç dakikalık nefes egzersizi için gözlerimi yeniden kapadım. Bağdaş kurdum. Ellerimi dizlerimin üzerine koydum, omuzlarımı gevşettim, dişlerimi sıkmayı bıraktım, çenemi rahatlattım. Burnumdan diyaframımı genişletecek kadar derin nefesler alıp vermeye başladım. Bedenimdeki tüm kasları rahatlatan pozisyonlara getirdim. Aklımdan geçen sahnelerden önce uzaklaşıp, sonrasında onları bir kenara ittirdim. Hiçbir şey düşünmeden sadece nefes alış verişime odaklandım. Odağımı diri tutup bir yandan yeniden uyuyakalmamak beni zorlasa da yavaş yavaş kendime geldiğimi hissediyordum. Duruşumu düzeltip üst vücudumu arka kas zinciriyle taşıma pozisyonuna getirdim. Boynumu alıp verdiğim nefesin rahat geçebildiği şekilde çok az ileri doğru uzattım. Düşüncelerin tamamından arınıp bulunduğum andaki bedenime odaklandım. Sinir sistemimin gevşemesine izin verdim…

Kendimi rahatlattıktan sonra yüzüme kendiliğinden yerleşen gülümsemeyle ayağa kalktım. Rutin hazırlığımı yapıp odamın sürgülü kapısını araladım. Konağın her köşesinden sesler geliyordu. Tsuchiryu canlılığını hissedebiliyordum. Odamdan dışarı adım atıp kapıyı geri örttüm. Kahvaltı için yemekhaneye doğru adım atmaya başladım. Herkes bir işin ucundan tutmuştu. İnsanlara gerek sözlerimle, gerek ellerimle, gerek bir baş selamıyla günaydınlarımı iletirken bir yandan da yaptıkları işler için onları överek aralarından geçiyordum. Su kovası taşıyan gençlere “Aferin, aferin.” diyerek yanlarından geçtikten sonra dedikodu yapan çocuklara “Büyüklerinize yardım edin, hadi bakiyim.” derken yumuşakça sağ elimin işaret parmağıyla kovaları taşıyanları işaret ettim. Birkaç adım sonra gözlerim Yuu’yu tespit etmişti. Bulaşık topluyordu, hemen yardıma girişmesi hoşuma gitmişti. “Kıyafetler yakışmış, mağara adamı!” sözlerimle küçük bir espriyle ortamı ısıtarak giriş yaptım.

Girişim sırasında ismini tam çıkartamadığım bir adam Yuu’nun yolunu kesip salyalarını akıtmaya başlamıştı. Sessizce tartışmayı izledim. Yuu zaten af diler bir yaklaşımla karşılıyordu. Onlar konuşurken sıraya girdim ve kendime yemek aldım. İri adam tartışmayı harlarken arkalarındaki yakın bir masaya yerleşip tabağımı hüpletmeye koyuldum. Kaşlarım çatık şekilde Yuu’nun işittiği azarları dinledim. Araya Haruka girdikten sonra işler biraz yumuşamış olsa da çözümlenememişti. Çözümü yaratabilecek kişi olarak gerginliğin öznesi üç kişiyi ayağıma çağıracaktım. Tabağımı masada kendimden uzak yöne uzatıp tartışan üçlüye tok ses tonumun şiddetin yükselterek seslendim. “Üçünüz de derhal yanıma gelin.”

Üçünün de perspektifini anlayabiliyor olmak bu tartışmanın sözlü şekilde sonlanması için en büyük kozumdu. Yanıma yaklaştıklarında kendi zihnimdeki rasyonelliği hepsinin anlaması için yeterince açık konuşacaktım. “Yuu, iyi idare ettin, aferin.” Tabağımı Yuu'ya uzatıp alıp götürmesi ve gününe devam etmesini sağlayacaktım. Haruka’ya oturması için harekette bulunarak diğer adamı ayakta bekletecektim. Adamın doğrudan gözlerinin içine bakarak lafa girdim: “Bu çocuğun korumaya alınmasını öneren benim, Shouta, çocuğun yaraladığı Haruka, önerimi kabul eden Renga Usta… Sen şimdi bu üç isimden hangisinin kararına; hangi hadsizlikle karşı çıktığını söyle önce.” Haddini bildiren ilk cümlemin ardından adamın ağzını açmasını bekleyip ilk kelimesinde lafını bölerek tabağımı götürmekte olan Yuu’yu işaret edip: “Bu çocuk olmasa belki haftalarca mağaralarda sürünecektik. Onun yardımıyla çökerttiğimiz terörist şebekenin insanlara yaptıklarını gördün mü sen?” Bir kelime daha etmesini bekleyip bu kez kafamla Haruka’yı işaret ederek adamın yine lafını kesecektim: “Biz gördük… Gördük ve müdahale ettik.” Girizgahımı sertçe yaptıktan sonra nihayet adamın konuşması için izin verecektim. Elimle yandaki sandalyeyi işaret ederek: “Buyur otur, konuş şimdi.” Adamın sözlerini bu kez sonuna kadar dinleyecektim. Muhtemelen konağın iç güvenliğiyle ilgili bir şeyler zırvalayacaktı. Söylediklerinin ardına sıralayacağım sözlerim muhtemelen onu sakinleştirip içini rahatlatmaya yeterdi. “Konakta bir sıkıntı yaratacağını düşünsek zaten çocuğu zindana atardık. Amacımız onu topluma geri kazandırmak, kendi safımıza katmak, iyi biri olmasını sağlamak. Ayrıca karar verilirken önce Haruka’nın onayını aldık ve çocuğun başına da kendisini diktik.” Ellerimi iki yana açıp anlaşmazlığı çözmüş olmanın ümidiyle adama baktım. “Şimdi mantıklı buldun mu alınan kararları? Her aldığımız kararı herkese böyle anlatmak zorunda bırakmayın, bize güvenin. Renga Usta’ya güvenin.”
Off Topic
Pasiflik süresini komple kaldırsak olur mu? Uzun bir süre daha düzensiz yaşamak zorunda kalacağım gibi gözüküyor.
SHINOBI KAYDI

shinobi

rank
B-Rank
element
Katon, Doton, Juuton
affinity
Ninjutsu

techniques

Juuton: Juuryoku Kouka
Juuton: Juuryoku Harai
Juuton: Chikyuu no Hikari

Katon: Ryuuen Houka no Jutsu
Katon: Gouryuuka no Jutsu

Doton: Doryuuheki
Doton: Moguragakure no Jutsu

Kage Bunshin no Jutsu

items

Ekipman Çantası
  • 5 adet Kunai
  • 10 adet Shuriken
  • 2 adet Patlayıcı Kağıt
  • 1 adet Tıbbi Kit (küçük boy, bandaj ve temel malzemeler içerir)
  • 1 adet İletişim Duman Bombası (renk kodlu)
  • 2 adet İp (her biri 10 metre)
Kage Fusa: Dışı siyah kumaşla kaplanmış zincirden bir kementtir. Kumaşın görevi içindeki eşyanın görüntüsünü, işlevini ve amacını gizlemektir. Düşmanları canlı ele geçirmek veya hareketsiz kılmak için kullanılır. Klan büyükleri tarafından Shouta’ya başarılı bir görevin ardından hediye edilmiştir.
► Show Spoiler

resources

ryo
90.100
sp
50
fame
Tanınmıyor
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Sesin, avlunun taş duvarlarına çarpıp geri döndüğünde ortalıktaki bütün küçük sesler kesiliyor. Su kovaları yere iniyor, taş zemini denetleyen yaşlının süpürge işareti havada kalıyor, fısıldaşan iki çocuk büzüşüp geri çekiliyor. Üç kişi de emrini duyuyor. Yuu ilk hareket eden oluyor, başı hala eğik, elindeki tepsiyi göğsüne yaslayıp küçük adımlarla yanına geliyor. Haruka bir an iri adamla arasındaki hattı bozmamak için tereddüt ediyor, sonra senin duruşundaki kesinliği görünce geriliyor ve o da geliyor. İri adam ise en son geliyor. Ağır, isteksiz, her adımı "geliyorum ama kabullenmedim" diyen bir tempoyla. Yüzündeki öfke sönmemiş, sadece kabuk bağlamış.

Yuu'ya uzattığın tabağı iki eliyle alıyor. Tepsinin üstünde, az önce taşta çatlayan kasenin parçaları da duruyor, onları kendisi toplamış. Sana bakmadan, sesi ancak senin duyacağın kadar alçak "Afiyet olsun... teşekkür ederim." diyor ve geri çekilip mutfak hattına doğru uzaklaşıyor. Uzaklaşırken omuzları hala kasılı ama adımlarında az önceki o suçlu ölçülülük bir tık gevşemiş durumda. Haruka gösterdiğin yere oturuyor, sargılı omzunu duvara yaslamamaya dikkat ederek. İri adam ise ayakta bırakıldığını fark ettiğinde çenesi bir kez kasılıyor. Bunun bilinçli olduğunu anlıyor. Anlaması da tam olarak istediğin şey.

Üç ismi sıraladığın soru, adamın suratında bir kapı gibi çarpıyor. Ağzını açıyor, "Ben kimsenin kararına-" diyebiliyor, lafı çökerttiğiniz şebekenin yaptıklarıyla kesiliyor. İkinci denemesinde bir hece bile çıkaramadan Haruka'yı işaret eden kafanla susuyor. Yemekhanedeki birkaç kişi kaşıklarını sessizce bırakmış, gözlerinin ucuyla masanızı izliyor. Adamın kulakları kızarıyor, bunun bir kısmı öfke, bir kısmı da herkesin içinde ders alan çocuk konumuna düşmüş olmanın utancı. Sandalyeyi işaret ettiğinde birkaç saniye direniyor, sonra oturuyor. Oturması bile bir taviz ve bunu ikiniz de biliyorsunuz.

Haruka sana doğru hafif eğilip fısıldıyor. "Tsuchiryu Gantetsu, abi. Depo ve taş ocağı hattında çalışır. Savaş dönemini görmüş, o zamandan beri konağın güvenliğini kendine dert edinir." Gantetsu bu fısıltıyı duyuyor ama itiraz etmiyor. Bir süre masanın tahtasına bakıyor, sonra başını kaldırdığında sesindeki zehir çekilmiş, yerini daha yorgun, daha taşlı bir şey almış oluyor. "Kararlara hadsizlik ettiğim doğru. Bunu yutarım." diyor. "Ama sen de şunu yut, Shouta. Bu konakta bir şeyler dönüyor. Arşiv koridoru iki gündür kilitli. Eiji sabaha kadar orada nöbetteydi, sorunca lafı değiştiriyor. Çocuklardan biri ortalıkta yok diye fısıltı geziyor, kimse adını koymuyor ama analar avluda çocuklarını sayıyor artık. Ve tam böyle bir haftada, siz içeri dışarıdan, daha dün birimize bıçak çekmiş birini alıyorsunuz." Eliyle Yuu'nun gittiği yönü gösteriyor, ama bu kez itmek için değil, dert anlatmak için. "Ben o çocuğun ne olduğunu bilmiyorum. Bildiğim şu: dün sabah avluda fısıldaşan çocuklardan biri benim yeğenimdi ve gece uyuyamamış. Korkuyorlar. Ben de korkanların tarafındayım."

Söylediklerinin ardından senin cevabını dinliyor. Zindan meselesi, amacın onu kazanmak olduğu, kararın önce Haruka'nın onayından geçtiği ve başına bizzat onun dikildiği... Her cümlede yüzündeki taş bir parça daha ufalanıyor. Haruka da doğru anda araya küçük bir onay bırakıyor. "Beni yaralayan el, öldürebilecekken durdu. Aradaki farkı bilirim, Gantetsu amca." Adam derin bir nefes alıp veriyor. Tamamen ikna olmuş bir adamın rahatlaması değil bu, emre uyacak bir adamın hizaya gelişi. "Renga efendiye güvenim tam. Size de. Güvenmediğim şey zamanlama." Ayağa kalkıyor, sandalyeyi gürültü etmeden yerine itiyor. "Çocuğa bir daha elimi sürmem. Ama gözümü de üstünden ayırmam. İkisini de söz veriyorum." Haruka'ya kısa, sert bir baş selamı veriyor, sana ise bir an daha uzun bakıyor, artık bakışında düşmanlık yok. Sonra taş ocağı hattına doğru uzaklaşıyor. Avlu, tutulan nefesini yavaş yavaş bırakıyor.

Haruka senin yanına, masaya iyice sokuluyor. Sesi alçak. "Gece Akira Dayı nöbeti devraldı. Yuu hiç yatmamış, sabaha kadar duvara karşı sessizce oturmuş." Bir an susuyor, sonra asıl derdini söylüyor. "Abi, beni asıl rahatsız eden Gantetsu'nun bildikleri. Fısıltı yayılıyorsa kaynağı var demektir. Renga bey konuşulmasın demişti."

Tam o sırada avludaki hava bir kez daha değişiyor. Merdiven tarafından gelen o ölçülü ayak sesleri, konağın bütün sabah telaşını bir örtü gibi susturuyor. Tsuchiryu Renga avluya iniyor. Üzerinde makam kıyafeti yok, konak içi sade giysileri var, ama otorite kıyafetten gelmiyor zaten. Cebinden sigara paketini çıkarıyor, bir taneyi parmaklarının arasına alıyor, avludaki çocuklara bakıyor ve yakmadan geri koyuyor. Gantetsu'nun uzaklaştığı yöne kısa bir bakış atıyor; her şeyi görmüş olduğu, hiçbir şey kaçırmadığı o bakıştan belli. Yanınıza geldiğinde önce Haruka'nın omzundaki sargıya göz atıyor, sonra sana dönüyor. "Kavgayı kavga büyümeden söndürmüşsün. Aferin." diyor, sesi alçak. "Ama söndürdüğün ateş değil, dumanı. Ateş başka yerde yanıyor. Yürüyün benimle."

Sizi avlunun kenarındaki üstü kapalı geçide, kulak mesafesinden uzağa alıyor. "Hozan Mei şafakta geldi. Arşiv kapısında iki saattir çalışıyor." Parmaklarının arasında hala yakılmamış duran sigarayı evirip çeviriyor. "İlk bulgusu şu: mühür kandırılmış, evet, ama kandıran el tereddütlüymüş. Her aşamada duraksamış, sanki biri ona adım adım tarif ediyormuş gibi. Mei buna 'ezberlenmiş el' diyor. Yani Hiro'ya bu ya yazılı verildi ya da birebir öğretildi." Duruyor, gözleri bir an avludaki çocuklara kayıyor, sonra geri geliyor. "İkincisi daha kötü. Kumaştaki chakra kalıntısını okudu. Tsuchiryu kanından, taze... ve Hiro'nun değil. Yaş aralığı yetişkin. Yani konağın içinde ikinci bir el var, Shouta. Bizden biri." Son bulguyu söylerken sesi neredeyse fısıltıya düşüyor. "Ve Mei, arşiv kapısının menteşe hizasında bir şey buldu. Tırnak ucu kadar, taze kazınmış." Parmağıyla masanın tozuna küçük bir şekil çiziyor ve hemen siliyor. Bir spiral. Mağaraların duvarlarında, ormanın meşelerinde gördüğün işaretin ta kendisi. O şekli gördüğün an, birkaç masa ötede tepsileri toplayan Yuu'nun elinin havada yarım saniye donduğunu da yakalıyorsun. Çocuk şekli görmüş. Ve tanımış.

Renga sigarayı sonunda cebine geri koyuyor. "Şimdi iki iş var ve ikisi de aynı saatte." diyor. "Mei arşivde bekliyor. Chakra kalıntısı üzerinden klan içi eşleştirme okuması yapacak, bu okuma kalıntı tazeyken olur, öğleni geçerse iz ölür. Yanında karar verebilecek biri olmalı, aradığımızı bulabilirsek ne yapacağımızı oracıkta seçmek gerekir. Ben öğlene kadar konsey hattını oyalayacağım ki bu iş duyulmasın." Başıyla avlunun öbür ucunu, antrenman alanını gösteriyor. "Öbür yanda Ryusei ile Itsuki var. Bu sabah kendiliklerinden gelmişler, avluda bekliyorlar. Anlaşılan iki gündür Hiro'yu kendi başlarına arıyorlarmış, milletin duyduğu fısıltıların kaynağı büyük ihtimalle o ikisinin sorup soruşturması. Dün gece kuzey ambarı tarafında bir şey gördüklerini söylüyorlar ama ağızlarını ancak güvendikleri birine açarlar. Onları hem susturmak hem konuşturmak lazım. Ve bir çift göz daha gecikirse, gördükleri şeyin peşine kendileri düşecek kadar da cesurlar."

Gözlerini sana dikiyor. "Haruka'yı istediğin tarafa alabilirsin, ben boşta kalan tarafa kendim bakarım ama iki yerde birden olamam. Arşiv mi, çocuklar mı? Karar senin, Shouta." Ve tam arkanızda, tepsisini göğsüne bastırmış Yuu'nun, konuşmaya cesaret edip edemediği belli olmayan bir duruşla iki adım ötede beklediğini fark ediyorsun.
Off Topic
Pasiflik süreniz önümüzdeki 1 ay boyunca kaldırılmıştır. Durumun uzaması halinde tekrardan istekte bulunabilirsiniz.
Joined: Thu Jan 15, 2026 3:58 pm
Rütbe:   
 Image
Haruka, Gantetsu Abi’nin kimliğini bana aktardığı sırada onu haşlayan sözlerimden biraz utanmıştım. Ancak herkesin kabul ettiği otoriteye ve biz güvenlik güçlerine böyle bir saygısızlık etmiş olması kabul edilemezdi. Kendisi de bunu kabul ediyordu. Yaşlı adamı üzmek istemiyordum ama beni buna kendisi mecbur bırakmıştı. Yaşadığı duygusal buhranı bana anlatmasıyla durum biraz daha aydınlanmıştı. Arşiv ve Hiro meselesi belli ki kulaktan kulağa yayılmaya başlamıştı ve bu da zaten hayatını konağın güvenliğini dert etmekle geçiren Gantetsu Abi’nin endişesini katlamaya yetmişti. Masadan kalktığı sırada hislerini anladığımı fark etmesi için edeceğim cümleyle güvenini tazelemek için bir adım atacaktım. “Endişelenmekte haklısın Gantetsu Abi. Biz buradayız, merak etme.” Gantetsu Abi masadan bizi duyamayacak kadar uzaklaşınca Haruka’ya dönüp akıl danışacaktım. “İhtiyarı çok mu üzdüm sence?”

Gantetsu Abi uzaklaşınca Haruka bana geceden beri olan biteni anlatmaya başlamıştı. “Hiç mi yatmamış? Dayım başka bir şey gözlemledi mi acaba… Evet, bu olayın yayılmaması lazım…” Tam bilgi alış verişimiz sırasında bilginin en derin kaynağı avluya giriş yapmıştı. Olayı halletme şeklime bir aferin almıştım. Buruk bir gülümsemeyle başımı sallayarak tebriğine cevap verdim. Emri üzerine Haruka’yla birlike Usta’yla yürümeye başladık.

Usta geçitte edindiği tüm bilgiyi bize aktarmaya başlamıştı. Konuştuklarımızı kimsenin duymadığından emin olmak için bir yandan sağı solu kontrol ediyordum. Mührü kıranın Hiro’nun kendisi olduğu kesindi. Ancak ikinci bir Tsuchiryu’nun kanının bulunmuş olması olayı daha korkutucu kılıyordu. Son olarak da Mei’nin gördüğü işareti çizerek bize göstermişti. Olay yapacağımız işlerin kararını verme aşamasına gelmeden ben de kendimdeki bilgileri aktaracaktım. Önce en büyüğünden başladım. “Usta o sembol Kageishi Touma’nın örgütüne ait. Bu olaylar bağlantılı demektir.” Yorumunu bekledim. İkinci, az önce Haruka’dan aldığım istihbaratı aktardım. “Yuu gece uyumayıp duvarları izlemiş, bir gariplik var. Başını boş bırakmayalım.” Son olarak Haruka’ya dönüp merak ettiğim küçük bir şeyi soracaktım. “Taiga’nın duyduğu bir şeyler var mı?” Aldığım cevaba göre bakışlarımı Usta’ya geri çevirecektim. “Bildiğinden fazlasını anlatmadan onu da kullanabiliriz.”

Bilgi akışını tamamladıktan sonra aksiyon planını çizmemiz gerekiyordu. Hozan Mei ile arşivdeki kalıntıların yanına birimizin dikilmesi gerekiyordu. Diğer yanda çocuklar vardı ve duydukları ambar tarafını incelememiz gerekecekti. Çocukların güvenliği de söz konusu olunca onların yanında benim durmamın daha uygun olacağı fikrindeydim. Ayrıca kendi fikrim olan üçüncü bir işi de ortaya atacaktım. “Ben Ryusei ve Itsuki’yi alıp ambara götürüyorum. Öğrendiklerini bildiklerimize ekleyince bakalım ortaya ne çıkacak… Haruka sen arşive git, oradaki işleme yardımcı da olursun. Taiga’ya da hemen haber ver biz ambara doğru yola koyulmadan ekibe katılsın.” Taiga’yı işin içine katmadan Renga Usta’nın iznini ve fikrini de alacaktım. “Usta mantıksız bir fikirse Taiga’yı hiç karıştırmayalım.” Sonra da plana bir büyük ekleme daha yapacaktım. “Şimdi senin anlattıklarından ben de bir fikir devşirdim. Arşivdeki kan önemli bir yaradan dolayı sıçramışsa hastanede veya konakta mutlaka bir baktırılmış olmalı. İkinci kişiyi bunların kaydıyla belki buluruz, o kayıtlara da en kolay sen ulaşırsın.” Unuttuğumuz bir detay var mı diye biraz düşündükten sonra en son hatırlatmaları da geçecektim. “Yuu’nun başında biri mutlaka beklemeli. Müsaitse yine dayım nöbeti devralsın, değilse de ağzını açmayacak ve onu durdurabilecek birini görevlendirmemiz gerekiyor. Usta şimdi kim görevde kim değil bilemiyordum, sen birini seçersin. Sana da biraz fazla iş yıkmış oldum kusura bakma.” Her şey netleşip görevler paylaştırıldıktan sonra Renga Usta’nın lafıyla dağılmak üzere ekiple selamlaştım. En sonunda da grubun moralini sağlamlaştıracak bir cümleyle konuşmayı tamamlayacaktım. Bakışlarımı keskinleştirdim. “Hadi şu çocuğu bulalım.” Son kez kafamı eğerek sırdaşlarımdan ayrıldım ve avluda bekleyen Ryusei ile Itsuki’nin yanına doğru ilerlemeye başladım.
SHINOBI KAYDI

shinobi

rank
B-Rank
element
Katon, Doton, Juuton
affinity
Ninjutsu

techniques

Juuton: Juuryoku Kouka
Juuton: Juuryoku Harai
Juuton: Chikyuu no Hikari

Katon: Ryuuen Houka no Jutsu
Katon: Gouryuuka no Jutsu

Doton: Doryuuheki
Doton: Moguragakure no Jutsu

Kage Bunshin no Jutsu

items

Ekipman Çantası
  • 5 adet Kunai
  • 10 adet Shuriken
  • 2 adet Patlayıcı Kağıt
  • 1 adet Tıbbi Kit (küçük boy, bandaj ve temel malzemeler içerir)
  • 1 adet İletişim Duman Bombası (renk kodlu)
  • 2 adet İp (her biri 10 metre)
Kage Fusa: Dışı siyah kumaşla kaplanmış zincirden bir kementtir. Kumaşın görevi içindeki eşyanın görüntüsünü, işlevini ve amacını gizlemektir. Düşmanları canlı ele geçirmek veya hareketsiz kılmak için kullanılır. Klan büyükleri tarafından Shouta’ya başarılı bir görevin ardından hediye edilmiştir.
► Show Spoiler

resources

ryo
90.100
sp
50
fame
Tanınmıyor
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Gantetsu yeterince uzaklaştığında Haruka sorunu duyup kısa, yorgun bir gülümseme bırakıyor. "Üzdün ama doğru yerinden üzdün, abi." diyor. "O adam kırk yıldır bu konağın taşını sayar. Kimse onu ciddiye alıp karşısına oturtmamıştı, sen oturttun. Akşama kadar homurdanır, akşamdan sonra senin adamındır. Bizim ihtiyarlar böyledir." Akira Dayı meselesine gelince yüzündeki gülümseme siliniyor, sesi biraz daha alçalıyor. "Bir şey daha gözlemlemiş, evet. Yuu sabaha karşı kendi kendine bir şeyler sayıyormuş. Fısıltıyla. Bir, iki, üç diye... Dayım önce dua sandı ama değilmiş, sadece sayıyormuş. Sonra durmuş, duvara bakmış, yeniden baştan başlamış." Mağaranın giriş duvarındaki o gün sayma çizikleri gözünün önüne geliyor, üst üste kazınmış, kimisi eski kimisi taze dikey izler. Belli ki bazı alışkanlıklar mağarayla birlikte geride kalmıyor.

Geçitte, sen spiralin sahibini söylediğinde Renga'nın yüzünde şaşkınlık olmuyor. "Biliyorum." diyor sessizce. "Raporunu dinlerken aklımın bir köşesi hep o işaretteydi. Ama senin ağzından duymak istedim, çünkü ben görmek istediğimi görüyor olabilirdim. Sen sahada gördün." Yakılmamış sigara parmaklarının arasında bir tur daha atıyor. "Bu şu demek Shouta, Touma'nın örgütünü dağıttınız ama kökünü değil, dalını kesmişsiniz. Kök buradaymış. Belki de baştan beri. Kervan pusuları, mağaralar, hepsi gövdenin dışarıda görünen kısmıymış." Bir an susuyor, gözleri geçidin taşlarında. "Ve Hiro'yu kaçıran her kimse, benim mühür düzenimi bilecek kadar içeride. Bu cümleyi bugün ikimizden başka kimse duymayacak." Yuu'nun uykusuz gecesini aktardığında başını yavaşça sallıyor. "Başı boş kalmayacak, söz veriyorum. Ama şunu da not et, o çocuk korktuğu için uyumuyor olabilir, bildiği bir şey olduğu için de. Spirali gördüğünde elinin durduğunu ben de yakaladım. Sorgusu bugün öne alınacak ve sen de orada olacaksın. Şimdilik değil ama."

Taiga'yı sorduğunda Haruka önce sana, sonra Usta'ya bakıyor, izin ister gibi. Renga'nın küçük baş hareketiyle konuşuyor. "Taiga dün gece devriyedeydi zaten abi, hem de kuzey hattında." diyor. "Sabah kahvaltıda bana bir şey söyledi, o an önemsememiştim, gece yarısından sonra ambar tarafında bir kepenk sesi duymuş, gidip bakmış, kepenkler kapalıymış. Rüzgardır demiş geçmiş. Çocukların gördüğü şeyle aynı saate denk geliyorsa..." Cümlesini bitirmesine gerek kalmıyor. Renga devralıyor. "Taiga'yı alın. Haruka kefilse ağzı sıkıdır. Ama kural net bak, çocuk yalnızca ambar işini bilecek. Ne arşivi, ne tomarı, ne kumaşı. Ona göre siz Hiro'yu arıyorsunuz, o kadar. Zaten aradığınız da bu." Sağlık kaydı fikrine gelince Usta'nın kaşları bir an kalkıyor, takdirini saklamıyor. "Bu iyi bir açı. Kumaştaki kan miktarına göre yara sarılacak cinstenmiş, Mei öyle diyor. Son iki haftanın yara kayıtlarını taratırım, kimse yadırgamaz. Akşama sende olur."

Yuu'nun nöbeti için kararı da oracıkta veriyor ve verirken ağzının kenarında, çok ender gördüğün türden ince bir çizgi beliriyor. "Akira sabah nöbetini zaten devraldı, öğlene kadar orada. Öğleden sonrası için de aklımda biri var." Duraksıyor. "Gantetsu." Haruka'nın gözleri büyüyor, itiraz edecek gibi oluyor ama Renga elini kaldırıyor. "Gözümü üstünden ayırmam, dedi. Bir adamın endişesini elinden alamazsın, ama ona bir görev biçimi verebilirsin. Şüphe eden bekçi, uyuyan bekçiden iyidir. Hem çocuk da konağın ona düşman olmayan yüzünü bir tek sizde görmesin." Son özrüne, iş yıkma meselesine ise omuz silkiyor. "Tsuchikage'nin işi budur, Shouta. Herkesin yükünü taşınabilir parçalara bölerim. Kendi yükümü de bazen size bölerim." Sigarayı sonunda cebine, kalıcı olarak koyuyor. Dağılma anı geldiğinde senin keskinleşen bakışlarına ve son cümlene karşılık, kısa bir sessizlik oluyor. Sonra Renga, sesini hiç yükseltmeden ekliyor. "Bulun onu. Suçluysa bile önce bulun. Yargı sonra gelir, çocuk önce gelir." Haruka yumruğunu göğsüne hafifçe vurup selam veriyor. "Arşivden haber geçerim. Taiga'yı da avlu kapısına yollarım, siz çıkmadan yetişir." Ve üçünüz üç ayrı yöne dağılıyorsunuz.

Avluya geri çıktığında sabah artık tam oturmuş. Antrenman alanında dünkü minikler yeniden shuriken çalışıyor, içlerinden biri seni görünce dirseğiyle diğerini dürtüyor, ikisi de duruşlarını hemen düzeltiyor. Uzakta, depo hattına giden yolda Gantetsu bir el arabasını devirmiş, taş istifliyor, başını kaldırıp seni görüyor, ne selam veriyor ne kaçırıyor, sadece kısa bir bakışla "buradayım" diyor ve işine dönüyor. Mutfak tarafında Yuu'nun tepsi sesleri duyuluyor, kapı aralığından bir an görünüyor, kırık kasenin parçalarını bir beze sarmış, atmaya kıyamamış gibi kenara ayırıyor.

Ryusei ile Itsuki avlunun gölgeli köşesinde, alçak taş babanın üzerinde oturuyorlar. Uzaktan bile hallerinden gece uyumadıkları belli, ikisinin de gözlerinin altı mor, omuzları düşük ama sırtları dik. Ryusei'nin elinde bir shogi taşı var, parmaklarının arasında durmadan çeviriyor, tık, tık, tık. Bir tik bu, düşünürken hep yapıyor olmalı. Itsuki'nin dizlerinin üstünde ise dörde katlanmış bir kağıt duruyor ve çocuk onu sanki kağıt kaçacakmış gibi iki eliyle bastırıyor. Sen yaklaşırken aralarındaki fısıltılı tartışmanın son kırıntılarını yakalıyorsun. "...söyleyeceğiz işte, başka yolu yok artık." diye diretiyor Ryusei. Itsuki'nin cevabı daha alçak, daha gergin. "Söyleyeceğiz ama sıralı söyleyeceğiz. Karıştırırsak bize inanmazlar. Bir de şu kısmı... şu kısmı ben anlatayım, sen anlatırsan yine abartacaksın."

Ayak sesini duyduklarında ikisi de aynı anda doğruluyor. Ryusei shogi taşını avucunda saklıyor, Itsuki katlı kağıdı aceleyle yeleğinin içine sokuşturuyor, o kadar beceriksizce ki saklamaya çalıştığı şeyin varlığını üç sokak öteden ilan ediyor. İkisi de önce birbirlerine, sonra sana bakıyor. Yüzlerinde korku yok, o başka bir şey, yakalanmış olmanın değil, nihayet dinlenecek olmanın gerginliği. Ryusei bir adım öne çıkıyor, ağzını açıyor, kapatıyor, tekrar açıyor. Itsuki ise senin gözlerinin içine bakıyor ve daha sen tek kelime etmeden, bu iki çocuğun sana anlatacaklarını günlerdir zihinlerinde prova ettiklerini anlıyorsun. Avludaki shuriken sesleri, uzaktaki taş istifinin takırtısı, mutfaktan gelen tabak tıkırtıları... hepsi arka planda akmaya devam ediyor ama bu köşede zaman bir anlığına durmuş, iki genin senin ilk cümleni bekliyor.
Joined: Thu Jan 15, 2026 3:58 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Iwagakure
Iwagakure
Haruka ihtiyar Gantetsu’ya olan tavrım konusunda yaptığımı doğru bulmuş, hislerimi pekiştirmişti. Küçük bir kafa selamıyla onayını önemsediğimi kendisine aktardım. Hemen ardından dayımın Yuu’nun sayı sayma işini anlatması kafamı iyice bulandırmıştı. Zihni acaba esaret altında tutulduğu günlere mi dönüyordu? Yoksa başka bir mental sıkıntısı mı vardı, bilemiyordum. Sıkıntılarını atlatmasına yardımcı olmaya çalışacağımızı düşünmekten başka bir şey düşünemiyordum. Zavallı çocuk. Umarım bir an önce sorunlarını çözecekti ve aramızda yerini alacaktı.

Spiral sembol ile ilgili paylaşımımız sırasında Usta’nın bildikleri, bizim aktardıklarımızla birleşince hepimizin zihninde simultane şekillenen düşünce aynıydı. İçimizde, tahmin ettiğimizden çok derinde bir köstebek olduğu ve örgütün tam olarak buradan köklendiği konusunda hemfikirdik. Bu bilgi, Usta’nın da dediği gibi bu üçlünün dışında kimse tarafından edinilmemeliydi.

Taiga’nın kahvaltıda Haruka’ya söylediği ambar olayı, Ryusei ve Itsuki’den alacağımız bilgiyle örtüşüyordu. Bizim çocukların birbirlerinden habersiz organize çalışıyor olması hoşuma gitmişti. Klanın geleceği emin ellerdeydi, tabi bugününü kurtarabilirsek. “Tamam, Taiga’yla birlikte benim ekibim netleşti.” Yara kayıtları fikrim de onaylanmıştı. Bu kadar bilinmezliğin içinde ustamın takdiri gururumu okşayınca birkaç saniyeliğine gülümsedim.

Yuu’nun başına ihtiyarı dikme işi durumun duygusal yükünü sıfırlıyor olsa da korktuğumuz bir senaryonun gerçek çıkması durumunda işleri çok karanlık yerlere sürükleyebilirdi. “Usta ihtiyarın nöbetçi olması iyi fikir tabi ama… Eğer hakkındaki şüpheler doğruysa başındaki kişi Yuu’yu alt edebilecek biri olmalı, bir shinobi.” Bu noktada Usta’yla anlaşamamıştık ama fikrimin perspektifini yakalayacağından emindim.

Toplantımız dağıldıktan sonra yolda gördüğüm kişilere her şey yolunda olmasa da işimin başında olduğum ve onlar için çalıştığım izlenimini vermek için kendimden emin ve gururlu adımlar atıyordum. Renga Usta’nın az önceki övgüsünün de bunda büyük bir payı vardı tabi. Göz göze geldiklerime gülümsüyor, güvende olduklarını hissettirmeye çalışıyordum. Az önce tartıştığım Gantetsu’ya bile tebessümle geri dönerek aramızı ısıtmayı denemiştim.

Birkaç dakika sonra çocukların yanına varmıştım. Gizlemeye çalıştıkları bir şeyler vardı. İkisi de oldukça stresliydi. İşime yarayacak büyük bir bilgiye sahip olduklarını düşünmeye başlamıştım. Göz göze geldiğimiz anda işaret parmağımı ağzıma götürerek susmalarını işaret ettim. Selam durduklarında aralarına geçip bana uzak tarafaki omuzlarından yumuşakça aşağı doğru bastırarak ikisini de geri oturttum. Böylece ben de aralarına oturmuş oldum. Kafamı önce Ryusei’ye, sonra Itsuki’ye çevirdim. Gizli bir iş yaptığımızın farkındalardı. Kafamı birkaç kez dikey doğrultuda sallayıp hiç konuşmadan onlara durumun ciddiyetini belirttim. Biraz abartmış olsalar da heyecanlarına ortak olup oyunlarına dahil olacaktım. “Birazdan Taiga da bize katılacak. O gelince sessiz bir köşeye çekilip konuşacağız.” Konuşurken bir yandan el çabukluğuyla Itsuki’nin yeleğinden sakladığı kağıdı almayı deneyecektim. Çocukların da görebileceği bir yere, dizlerimin üstüne açıp üzerinde ne yazdığını dikkatlice okumaya çalışacaktım. Ekip tamamlanınca Renga Usta’nın beni ve Haruka’yı götürdüğü gibi çocukları ıssız bir köşeye çekip anlatacaklarına kulak verecektim. “Çevreyi bir kolaçan edin, konuştuklarımızı yalnızca biz duyalım.” Belli ki biraz çekineceklerdi bu yüzden biraz da şakacı bir dille konuyu ben açacaktım. “Ambar mambar ne gördünüz oğlum geceden beri her yerde bu kelime…” Aslında, durum bu kadar ciddi olmasa çok iyi espriler için çok iyi bir kelimeydi ama şimdi durumu o kadar da laçkalaştırmamam gerekiyordu. Köyün en iyi barını oylamak için mükemmel bir fırsatı kaçırıyordum.
SHINOBI KAYDI

shinobi

rank
B-Rank
element
Katon, Doton, Juuton
affinity
Ninjutsu

techniques

Juuton: Juuryoku Kouka
Juuton: Juuryoku Harai
Juuton: Chikyuu no Hikari

Katon: Ryuuen Houka no Jutsu
Katon: Gouryuuka no Jutsu

Doton: Doryuuheki
Doton: Moguragakure no Jutsu

Kage Bunshin no Jutsu

items

Ekipman Çantası
  • 5 adet Kunai
  • 10 adet Shuriken
  • 2 adet Patlayıcı Kağıt
  • 1 adet Tıbbi Kit (küçük boy, bandaj ve temel malzemeler içerir)
  • 1 adet İletişim Duman Bombası (renk kodlu)
  • 2 adet İp (her biri 10 metre)
Kage Fusa: Dışı siyah kumaşla kaplanmış zincirden bir kementtir. Kumaşın görevi içindeki eşyanın görüntüsünü, işlevini ve amacını gizlemektir. Düşmanları canlı ele geçirmek veya hareketsiz kılmak için kullanılır. Klan büyükleri tarafından Shouta’ya başarılı bir görevin ardından hediye edilmiştir.
► Show Spoiler

resources

ryo
90.100
sp
50
fame
Tanınmıyor
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Avluda, çocukların arasına oturuşun ikisini de bir anlığına kilitliyor. Omuzlarından bastırıp oturttuğunda Ryusei'nin elindeki shogi taşı tık sesini kesiyor, Itsuki ise dimdik, nefesini tutmuş halde kalıyor. Parmağını dudağına götürdüğünde ikisi de abartılı bir ciddiyetle başlarını sallıyor, büyük bir gizli operasyonun parçası olduklarına artık yürekten inanmış durumdalar. Taiga'nın da katılacağını duyduklarında Ryusei'nin yüzü aydınlanıyor, tam ağzını açacakken senin elinin çoktan Itsuki'nin yeleğine girip çıktığını fark ediyor. Itsuki kağıdın yokluğunu ancak sen onu dizlerinin üstünde açarken anlıyor, eli refleksle göğsüne gidiyor, boşluğu buluyor, sonra kağıdı senin dizinde görünce kulaklarına kadar kızarıyor. "O... o daha bitmemişti." diye mırıldanıyor, itiraz etmeye cesareti yetmeden.

Kağıt, bir genin elinden çıktığına inanması güç bir titizlikte hazırlanmış. Konağın kuzey hattının krokisi, ambar, arka depo yolu, su kanalının duvarı deldiği nokta, hepsi ölçekli çizilmiş. Kenar boşluklarında küçük, düzenli el yazısıyla notlar var, "Hiro - son görülme, üç gün önce, akşam yemeği, tek başına", "arşiv koridoru - iki gündür kilitli, Eiji Abi konuşmuyor", "ambar kepengi - gece yağlanmış, gıcırdamıyor (NEDEN?)". Ve sağ alt köşede, iki kez üstünden geçilerek koyulaştırılmış bir şekil, bir spiral. Altında Itsuki'nin notu: "kepengin iç yüzünde, tırnakla kazınmış, anlamını bilmiyoruz." Kağıdı gördüğün an, arşiv kapısının menteşesindeki işaretle aynı elin izini taşıdığını anlıyorsun.

Kolaçan emrini ikisi de ciddiyetle yerine getiriyor, Ryusei taş babanın üstüne çıkıp çevreye bakınırken o kadar göze batıyor ki gizlilik adına yapılabilecek en kötü şeyi yapıyor ama avlu zaten kendi telaşında, kimse üç kişilik köşenize bakmıyor. Yerlerine döndüklerinde "ambar mambar" girişin ikisinin de omuzlarındaki gerginliği bir tık çözüyor. Ve o çözülmeyle birlikte Ryusei'nin barajı patlıyor.

"Tamam abi, baştan anlatıyorum, hiçbir şey atlamadan anlatıyorum." diye başlıyor ve gerçekten de hiçbir şey atlamıyor, gereğinden dört kat fazlasını da ekliyor. "Hiro üç gündür yok, herkes görev falan sanıyor ama biz sorduk, görev listesinde yok. İki hafta önceki şu kargo görevinden döndüğünden beri zaten bir garipti. Shogi oynarken bile aklı başka yerdeydi, ki abi Hiro shogide beni sekiz hamlede yener, sekiz! Geçen hafta ben onu yendim. BEN. O an anladım bir şeyler döndüğünü. Sonra dün akşam dedik ki Itsuki'yle, biz bunu kendimiz buluruz. Yatakhaneden çıktık, ambar tarafına gittik çünkü Hiro son zamanlarda hep o taraftan dolanıyordu, ben görmüştüm iki kere, belki üç. Neyse, gece yarısını geçmişti, tam kanal duvarının orada ikimiz de duyduk, kepenk sesi. Ama gıcırtı yok abi, tık diye, yağlanmış kepenk sesi. Kim gecenin körü ambar kepengi yağlar? Sonra gölgeyi gördük. Kocamandı abi, yemin ederim iki metre vardı, belki iki buçuk-"

"Normal boydaydı." diye düzeltiyor Itsuki, gözlerini devirerek. "Yetişkin bir adam boyu. Konak içi kıyafeti vardı, yüzünü görmedik, sırtında küçük bir çıkın taşıyordu. Kepengi açtı, iki dakika içeride kaldı, çıktı, kanal duvarına doğru gitti. Karanlıkta kaybettik."

"Kaybettik, evet, ama!" Ryusei'nin parmağı havaya kalkıyor ve işte tam burada Itsuki'nin yüzü değişmeye başlıyor, çünkü hikayenin bundan sonrası onun da bilmediği bir hikaye. "Ben sabaha karşı geri gittim. Tek başıma. Sen uyuyordun, uyandırmadım, kızacaktın çünkü." Itsuki'nin ağzı açık kalıyor. "Sen ne yaptın?!" Ryusei duraksamadan devam ediyor, hatta arkadaşının dehşeti onu daha da coşturuyor. "Kepengin dibine baktım abi. Toprakta iz vardı, taze. Ve şunu buldum." Cebinden, bir mendile sarılmış küçük bir şey çıkarıp avucunda açıyor, köşesi yanık, geri kalanı sağlam bir kağıt parçası. Üzerinde yarım kalmış, isle kararmış ince mühür çizgileri seçiliyor. Birinin yaktığı ama sonuna kadar yanmadan sönmüş bir mühür kağıdının ucu. Renga'nın masasındaki kumaş parçasının kenarındaki o küçük yanık izi zihninde parlıyor. "Bir de abi, o gölge yürürken bir şey fark ettim, dün gece söylemedim çünkü emin değildim ama sabah tekrar düşündüm, eminim, adam sol kolunu hiç sallamıyordu. Hiç. Böyle gövdesine yapışık gibi. Dedem savaştan sonra öyle yürürdü, omzundan yaralıydı çünkü. Bu adam da bence yaralı. Ya da kolunda çok kıymetli bir şey var. Ya da ikisi birden! Abi bence bu adam-"

"Ryusei." Itsuki'nin sesi bu kez alçak ama kesin ve arkadaşını ilk kez gerçekten susturuyor. Çocuk bir süre dizlerine bakıyor. Konuştuğunda sesi, kroki çizen o düzenli elin sesi değil, küçülmüş, zorlanan bir ses. "Shouta Abi. Benim de söylemem gereken bir şey var ve... baştan söylemeliydim." Yutkunuyor. "Üç hafta kadar önce Hiro bana sorular sormaya başladı. Önce normal şeylerdi, mimari, konağın eski bölümleri... Sonra mühürlere geldi. Eski tip koruma mühürleri nasıl kurulur, mantığı nedir, katmanları nasıl sıralanır... Ben de anlattım. Hepsini anlattım abi, çünkü... çünkü bilen birine anlatmak güzeldi, o da gerçekten dinliyordu. En son bir şey daha sordu, aile kayıtları ne kadar geriye gider, silinen isimler olur mu, dedi. Ben de arşivdeki tomarlarda her şeyin durduğunu söyledim. Kapının hangi tomarları koruduğunu bile..." Sesi çatallanıyor, cümlesini bitiremiyor. Başını kaldırdığında gözleri dolu ama ağlamıyor, kendini ağlamayacak kadar suçlu buluyor. "Mührü Hiro açtıysa... ona ben öğretmiş olabilirim. Bilmeden. Özür dilerim. İkinizden de, klandan da... özür dilerim."

Ve tam o cümlenin üstüne, avlunun öbür ucundan, konağın ana kapısı tarafından bir gürültü kopuyor. Önce yükselen bir ses, sonra taşa sürtünen sandalet sesi. Başını çevirdiğinde görüyorsun. Yuu, ana kapının eşiğinde. Göğsüne bastırdığı küçük bez çıkınıyla dışarı çıkmaya çalışıyor ve kapı nöbetindeki görevli, geniş omuzlu genç bir shinobi, onu göğsünden geriye itiyor. "Geri bas dedim! Sen dışarı çıkamazsın!" Yuu sendeliyor ama karşılık vermiyor, elleri havada, avuçları açık, bir yandan bir şeyler anlatmaya çalışıyor, öbür eliyle ısrarla kapının dışını, kuzey yönünü gösteriyor. Görevli bu kez yakasından kavrıyor ve ikinci itiş sertçe geliyor, Yuu dengesini kaybedip taş zemine, dizlerinin üstüne düşüyor. Çıkın elinden savruluyor, içinden kırık kase parçaları taşa dökülüyor ve o kırıklarla birlikte, küçük, katlanmış bir kağıt da zemine kayıyor. Yuu düştüğü yerden bile önce o kağıda uzanıyor. Kapının gerisinden Akira Dayı'nın koşturarak yetişmeye çalıştığı görülüyor, nefes nefese, elini "dur, dokunma" der gibi görevliye doğru uzatmış ama mesafe var. Avludaki herkes o yöne dönmüş durumda. Gantetsu taş istifinin başında doğrulmuş, elleri iki yanında yumruk, sana bakıyor, ne yapacağını bekliyor. Yanındaki iki çocuk da donakalmış, Itsuki'nin yarım kalan özrü havada asılı. Yuu yerde, dizlerinin üstünde, kağıdı göğsüne bastırmış, başı önünde, kimseye direnmiyor ama kalkmıyor da. Kapıdaki görevli elini tekrar ona doğru uzatıyor.
Post Reply