Joined: Thu Jan 15, 2026 3:58 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Iwagakure
Iwagakure
Tuzağı ince görmüş, yerinde müdahale etmiştim, ucuz atlatmıştık. Bu problemi aşmamızla birlikte tepedeki makaralar sallanmaya başlamıştı. Elime gelen ilk ekipmanı dikkat etmeden çekivermiştim. Kunaiyi çantaya geri bıraktım. Bir yandan sakinliğimi koruyup diğer yandan el çabukluğuyla adamın üstündeki diğer patlayıcı kağıtlarla ilgilenmeye koyuldum. Adamın üzerinden tek tek söküp iki avucumun içine alarak kağıtların her birinin içinden mini bir chakra akımı geçirecektim. Önceden içlerine yüklenmiş olabilecek chakrayı sıfırlayıp nötr hale getirmek, kağıtların yeniden tuzak olarak kullanılabilmesini önlemek için bunu yapıyordum. İşi biten kağıdı ekipman çantama atıp mevcut teçhizatı kabartıyor oluşum da işin yan artısıydı. Tüm kağıtları topladığıma emin olana kadar devam edecektim. Eğer fitili ateşlenen olursa elimle mührünün olduğu noktadan yırtarak işlevsiz hale getirebilirdim. Birden fazlası aynı anda ateşlenirse de yeniden çantama davranarak seri darbelerle, biraz kurtarmaya çalıştığım esirin canını tehlikeye atarak olsa da, parşömenleri sönümlendirebilirdim. Odaklıydım, bu sefer adamın görmediğim bir yerinde ateşlense bile aynı tehlikeyi fark etme süremin daha hızlı olacağından emindim.

Kağıtlarla ilgilendiğim sırada çocuklar duvarda bir silüetin haberini vermişti. Önceden haberim olmasa irkilme ihtimalim vardı ama uyarıcılarım beni duruma hazırlamıştı. Nefesimi sonuna kadar dışa verip alarak kendimi o yönden gelecek herhangi bir tehlikeye karşı hazırladım. Ancak o anda kulağımı aşındıran tehlike değil sözler olmuştu. İsmimi bilen biri, kudretimi sual ediyordu. Bir anlığına durdum. Tehditkar davranırsam bu mağaralardan kaçabilirlerdi. Şakacı davranırsam kendilerine güvenleri gelişebilirdi. İçimden duvarın içinden konuşan figürlere Touma’ya gidip Yamato Shouta’nın onların köklerini kurutmaya geldiğini iletmelerini söylemek geçse de ağzımı açmadım. En iyi seçenek görmezden gelmekti. Düşmanı insan yerine koyamazdım. Ancak orada durmalarına ve çocuklarla planlarımı paylaşmalarına da şahit olmalarına izin veremezdim.

Patlayıcı kağıtlarla işim bittiğinde yeniden adamın üzerini arayıp hiç kağıt kalmadığına emin olduktan sonra elime bir shuriken çekip çocuklara yeni bir talimat geçtim. “Şunlara bir şeyler fırlatın.” Birkaç saniyeliğine de olsa bizi görememelerini istiyordum. Ekipmanlar uçuştuğu anda talimatın devamını verdim. “Odadan çıkıyoruz, arkamdan çekilin.” Dikkatler üstümden çekilir çekilmez bir adım geri atıp elimdeki shurikeni makaranın kurtarmaya çalıştığım canlı adamın bağlı olduğu ipi koparıp bedenini önüme düşürecek şekilde fırlattım. Düşen bedeni havada bel kilidine alır gibi yakalayacak, ayaklarımın tabanında biriktirdiğim küçük miktarda chakra sayesinde bir anlık geriye bakışla hedef alarak odanın tuzaklardan arındırdığım girişine doğru sıçrayacaktım. Adamı giriş yaptığımız bölgedeki Tsuchiryu sembolünün altında güvenceye aldıktan sonra sorgusunu geçip öbür yönden, Haruka’nın nöbetini tuttuğu sol taraftaki yoldan mağarada ilerlemeye devam etmeyi planlıyordum.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Verdiğin emir mağaranın içinde yankılandığı anda ekip tek bir zihin gibi hareket ediyor. Genta hiç oyalanmadan giriş tarafındaki hattından bedenini yana çevirip sağ koridorun duvarına doğru ilk kunaiyi fırlatıyor, ardından ikinciyi daha yüksek açıdan gönderiyor, amaç isabetten çok görüşü bölmek, duvara karışmış silüetleri refleks göstermeye zorlamak. Shui merkezdeki yerinden irkilse de komutu anlıyor, çantasından çektiği iki shurikeni aynı hatta, biraz daha geniş falsoyla savuruyor. Metalin taşa çarpan sert sesi, kısa süreli kıvılcımlar ve karanlıkta uçuşan taş tozu, sağ koridorun o kısmını bir anlığına okunamaz hale getiriyor. Haruka da aynı anda sol hattını bırakıp geri çekilmeye hazırlanırken, sen canlı yemin üstündeki son kağıtları da kontrol edip nötrleştirmeyi bitiriyorsun, makaranın, duvar kilidinin ve ip açısının hesabını zihninde tek çizgiye indirgediğin anda shuriken elinden çıkıyor. Dönerek yükselen metal, tam hedeflediğin noktada ipi biçiyor.

Asılı beden boşluğa düşerken onu yere çakılmadan bel kilidiyle yakalayıp ağırlığını omzuna alıyorsun, ayak tabanlarında topladığın chakra seni geriye doğru bir sıçrayışla temizlediğin hatta taşıyor. Arkandan kayan gölgeleri, duvara çarpan yeni ekipman seslerini, sağ koridordan sinirli bir nefes alış verişini duyuyorsun ama durmuyorsun. Tsuchiryu sembolünü kazıdığın giriş bölümüne vardığında bedeni zemine kontrollü biçimde indiriyor, bir bakışta hala yaşıyor olduğunu ama çok zayıf kaldığını anlıyorsun. Hemen ardından Genta geri çekilerek senin yanına ulaşıyor, ardından Shui neredeyse sendeleyerek koşup giriş bölümüne çıkıyor. Kızın yüzü bembeyaz ama merkezi tutma görevini son ana kadar bırakmadığı için gözlerinde korkuyla karışık bir inat var. Haruka ise son kişi olarak geri yönelmiş durumda, bir eli savunmaya hazır, diğer omzu çıkışa dönük. Tam o sırada sağ koridorun daha derininden, şimdiye kadar saklanan seslerden birinin boğuk ama güçlü bir haykırışı mağarayı yarıyor. "Doton: Iwayado Kuzushi!"

Bir anda her şey değişiyor. Önce tavanda ince bir çat sesi, sonra onun altından gelen daha kalın bir kırılma, ardından bütün yeraltı yapısının omurgası sarsılıyormuş gibi derinden gelen o korkunç gürleme. Giriş yaptığınız koridorun üst kısmındaki taş destekler aynı anda gevşiyor, duvar diplerinden toprak dökülmeye başlıyor, tavan çizgileri örümcek ağı gibi çatlıyor. Haruka bir an durup başını kaldırıyor, ne olduğunu tam kavradığı ilk saniyede senden yana dönerek "Abi-" diye sesleniyor. Cümlenin geri kalanı ağzında kalıyor, çünkü hemen ardından üstündeki bütün hat çökmeye başlıyor. Çocuk bir anda durumu anlıyor ve bu kez sesindeki tüm disiplin kırılıp ham paniğe dönüşüyor. "Hassiktir! ABİ!" O haykırışla birlikte ilk büyük kaya parçası giriş hattının hemen içine düşüyor.

Genta refleksle öne atılıp "Aşağıya inmemiz lazım!" diye bağırıyor ama daha sizden biri buna tepki veremeden ikinci ve üçüncü taşlar arka arkaya kopup düşüyor. Taşlardan biri girişin üst eşiğini ezerek yarıya kadar kapatıyor, ardından toprak ve küçük kaya yağmuru arayı hızla dolduruyor. Shui "Ne yapacağız hocam?!" diye bağırıyor. Toz öylesine yoğun yükseliyor ki bir an Haruka’yı yalnızca silüet halinde seçebiliyorsun, aşağıda, çöken hattın öbür tarafında kalmış durumda. Tam önünde taşlar yığılırken sağ koridordaki adamların gölgeleri yeniden hareketleniyor. İçeride kalan Haruka şimdi yalnız, çökmenin öbür yanında, adamlarla aynı tarafta. Genta çoktan taşlara yaklaşmış, ellerini nereye koyacağını hesaplıyor, ama giriş artık neredeyse kapanmış halde. İçeriden son duyulan şey kayanın kayaya sürtünmesi, ardından Haruka’nın tam seçilemeyen ama canlı olduğu belli olan bir hareket sesi oluyor. Mağara sizin için kapanıyor. Haruka içeride kalıyor.
Joined: Thu Jan 15, 2026 3:58 pm
Rütbe:   
 Image
Komutumla başlayan yaylım ateşi başarıya ulaşmış, bizi gözetleyen düşmanları kısıtlamayı başarmıştı. Yem olarak kullanılan kişinin üzerindeki son patlayıcı kağıdı çıkarıp nötrlediğimde artık onu oradan indirmenin vakti gelmişti. Son kez kontrol edip patlayıcı kalmadığına emin olduktan sonra, gölgelerin salvo altında kalıp yaptığım işe müdahale edemeyeceklerini anladığım anda çektiğim shurikeni ince görüşümle hedefe ulaştırıp yere düşmek üzere olan bedene doğru atıldım. Kollarımla onu kucaklayıp bir elimi diğerinin ön koluna denk gelecek şekilde düşen bedeni kendi vücuduma kilitleyerek düşüşünü durdurduğum anda çıkardığım ıkınma sesiyle harekete hazır olduğumu kendime yineledim. Çocuklara sırtıma denk gelen doğrultuyu temizlemelerini söyledim. Başımı yaralı adamın koltuk altından geçirdikten sonra dizlerimi iyice kırıp bacaklarıma kan pompalayarak, bedenin ağırlığını omzuma alıp geriye uzun bir sıçrayışla temizlenmiş bölgeye döndüm.

Odadan çıktıktan sonra doğruca giriş bölgesine dönmüştük. Bizi izleyenlerin nefes alış verişlerinden morallerinin bozulduğunu anlayabiliyordum. Doğru iş yapmıştık. Kazıdığım sembolün ucuna doğru omzundaki kişiyi yere indirdim. Stabil görünüyordu. Genta ve Shui bana yetişmişti. Gözlerim Haruka’yı bekliyordu. Ancak ben onu beklerken mağaranın içlerinden gelen ses saldırı altında olduğumuzu haber etmişti. Bir anda mağarada deprem etkisi oluşmuş, her yer zangırdamaya başlamıştı. Sağdan soldan düşen küçük parçalardan kaçınmaya çalışırken gözlerim çocukları ve kurtardığımız rehineyi tarıyordu. Hepsini aynı anda korumaya çalışmış ama başarısız olmuştum. Onun paniklemiş sesine cevap olarak “Haruka!” diye bağırdım. Aklıma başka bir şey gelmemişti. Ayrı düşmüştük.

Bir an önce Haruka’ya ulaşmam gerekiyordu. Önce ona seslendim, iyi olduğunu bilmem gerekiyordu, ayrıca düşmanların tarafında kaldığı için kendini toparlaması lazımdı. “Haruka ses ver, beni duyuyor musun, gardını sakın düşürme.” Zihnimde hemen bir görev dağılımı yapıp aynı anda arkadaşlarımla paylaştım. “Shui, kurtardığımız rehineyle ilgilen. Suyumuz kaldıysa biraz su içir, kendisine getirmeye çalış, bilgi edinmeliyiz.” Sözlerim ağzımdan çıkarken bir yandan Haruka ile aramızda kalan kayanın boyutlarını kavramaya çalıştım. Derhal vücudumda gezinen chakraya odaklanıp onu el mühürleriyle yoğurmaya başladım. Yükselteceğim toprak duvarın kayayı yeniden düştüğü yere taşıyıp orada kalmasını sağlayacak kadar kalın ve güçlü olması gerekiyordu. Ayrıca bir kapı eşiği gibi şekil alıp altından bizim geçebileceğimiz kadar boşluk bırakmalıydım. Yoğunlaştım. Chakramı toprağa dönüştürmektense yerdeki heyelan toprağını kullanarak ortamdaki tozu da biraz olsun ortadan kaldırmış olmayı hedefliyordum. “Doton: Doryuuheki!” Duvar yükselirken odağımı dağıtmayacak şekilde bir yandan yaptığımı Genta’ya gösterip ona da anlatmaya çalıştım. “Bak şimdi diğer yolları da böyle açmamız lazım.” Yükselteceğim kapı eşiği tamamen yükseldikten sonra Haruka’yı yeniden göreceğimi varsayarak bir sonraki cümlemi de hazırlamıştım. “Haruka sende var mıydı Doryuuheki?”

Haruka’ya ulaştığımızda muhtemelen düşmanlarla savaşıyor olacaktı ve doğrudan müdahale etmemiz gerekecekti gibi hissediyordum. Eğer öyle olmazsa da işimize gelir, kapanan diğer yolları açarak keşfimize devam ederdik. İşi Genta’ya devreder, ben de çevrede kalan toprağı, taşı, kayaları incelemeye başlardım. Chakra ekonomisi yapmış olurduk. Bu adamlar taşın içinde nasıl hareket ediyordu, onu çözmeye çalışırdım. Elimle farklı dokudaki zeminleri kontrol edip kendimce bir fikir bulmak, bir yandan da bunu kendim yapıp yapamayacağımı tartmak planları içerisindeydim. Moguragakure no Jutsu ile kazarak geçebileceğim ve geçemeyeceğim alanları da daha iyi anlayıp yeniden benzer durumda kalırsak daha iyi bir takip ve karşı saldırı mekanizması fikri edinmeye çalışırdım.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Haruka’ya seslenişinin yankısı taşların ve çökmenin arasında boğulurken chakranı toprağa yayıp tekniği kuruyorsun. Önündeki heyelan zemini, dökülen kaya ve gevşek toprak bir anlığına senin iradenle aynı eksende hizalanıyor, ardından gürleyen bir kuvvetle yukarı doğru itiliyor. Haykırışının hemen ardından önünde kalın, sert, yekpare bir duvar yükseliyor. Ancak beklediğin gibi bir geçit oluşturmuyor. Ne altında geçilebilecek bir boşluk kalıyor, ne de çöken mağaranın öbür tarafına dair en küçük bir görüntü açılıyor. Tam tersine, önündeki yıkıntıyı bir kapı eşiğine dönüştürmek yerine onu daha da bastırıp sıkıştırmış gibi oluyor. Taş, toprak ve senin yükselttiğin duvar birbirine kaynayarak önünü mühürlüyor. Bir anlığına neyin yanlış gittiğini anlamaya çalışırken, yükselen yapının kenar çizgilerinde doğal olmayan bir pürüzsüzlük fark ediyorsun. Sanki sadece senin tekniğin değil, karşı taraftan gelen başka bir Doton baskısı da aynı anda devreye girmiş ve formu kendi istediği gibi kilitlemiş gibi. Haruka’nın sesi gelmiyor. Önündeki yüzey artık yalnızca kapalı değil, düşman eli değmiş kadar kusursuz görünüyor.

Sen daha bunu anlamlandırmaya çalışırken arkanızdan, yani Shui ve Genta’nın bulunduğu taraftan toprağın içini yaran ikinci bir gürleme yükseliyor. Genta’nın irkilmiş nefesi, Shui’nin boğuk bir çığlığı ve ardından taşın taşa sürtünme sesi tek bir anın içine sıkışıyor. Başını çevirdiğinde görüyorsun. Arkada, giriş yaptığınız bölümün sağ yanından yukarı doğru kocaman bir taş duvar yükseliyor. Bu sefer senin tekniğin değil. Çok daha ani, çok daha saldırgan ve hiçbir denge gözetmeyen bir yükseliş. Duvar bir anda aranıza girip hattı ikiye biçiyor. Shui, ilgilenmeye çalıştığı yaralı bedenle birlikte yana savrulup sertçe yere yığılıyor. Kurtardığınız adamın kafası taş zemine çarpıp gevşekçe dönüyor, Shui de onun üstüne kapanır gibi düşüyor. Genta refleksle kendini yana atıp yükselen taşın altında kalmaktan son anda kurtuluyor ama çocuk tam doğrulduğu anda boğazından parçalanmış gibi bir ses çıkıyor. "Shui!" Bu haykırış havada yankılanırken ortamı bir anda yoğun, gri bir duman kaplıyor. Ne giriş hattını ne de çökmenin arasını doğru dürüst seçebiliyorsun.

Dumanın içinden önce silüet beliriyor, sonra adamın kendisi. Uzun boylu, ince yapılı ama o inceliğin altında kasları belirgin, omuzları dar değil, hareketleri gereksiz hiçbir ağırlık taşımayan bir shinobi çıkıyor ortaya. Saçları sarı, yüzünde sanki bütün bu kargaşadan keyif alıyormuş gibi eğri bir gülümseme var. Üzerinde Iwa’ya ait olmayan koyu renkli, ıslakmış gibi parlayan bir kıyafet katmanı bulunuyor. Gözleri seni bulduğu anda sesini yükseltiyor. "Çırağına mı ulaşmayı planlıyordun? Önce beni geçmen lazım, Iwa piçi!" Sözünün sonuyla birlikte parmakları mühürlere akmaya başlıyor. Hızlı, temiz ve tereddütsüz. Suiton kullanıcısı olduğu daha ilk iki mühürde belli oluyor ama üçüncü ve dördüncü mühürden sonra mağaranın havası da değişiyor. Nem bir anda artıyor, zemindeki su kırıntıları, çatlak aralarındaki birikintiler ve havadaki rutubet onun önünde toparlanmaya başlıyor. "Suiton: Suiryuudan no Jutsu!" diye bağırdığında dumanın içinden şekillenerek çıkan su ejderhası mağaranın dar hattını dolduracak kadar vahşi bir kuvvetle sana yöneliyor. Karanlıkta kıvrılan su kütlesi taş duvarlardan yansıyıp büyümüş gibi görünüyor, başı açık, ağzı parçalamaya hazır, doğrudan sana kilitlenmiş halde üstüne geliyor. Sen tekniğe bakıyorsun. Önündeki su ejderhası artık neredeyse üzerine çökmek üzere.
Off Topic
Yeni eklediğimiz Jutsu tag özelliğini kullanırsan çok sevinirim <3 İçinde ":" olan tekniklerde bazen elementi aradığında jutsu gözükmeyebiliyor, örnek olarak Doryuuheki ise "Doryuuheki" olarak arayarak ulaşabilirsin.
Joined: Thu Jan 15, 2026 3:58 pm
Rütbe:   
 Image
Chakrama odaklanarak yerden yükselttiğim taş duvarı yontmakla uğraşırken dışa verdiğim enerjide anormal bir değişim gözlemliyordum. Sanki birisi chakra akışını benim akışıma sızdırarak yapmak istediğimi gerçekleştirmemi önlemeye çalışıyordu. Şaşkınlıktan istemsiz bir kaşım havaya kalkmıştı. Taşı düşürüp aramızı kapatan kişi Haruka’ya ulaşmamı engellemeye çalışıyordu. Haruka kendi başının çaresine bakabilecek olsa da çocukları korumak bir numaralı görevimdi. Duvarın içine delikler oyup patlayıcı kağıtlarla kontrollü patlamalar yaratma fikrini edindim. Ortam sakinleştiğinde denemek üzere bu fikri zihnimin bir kenarına not aldım.

Öbür taraftan Shui ve kurtardığımız rehinenin olduğu yönden giriş bölümüne girişimizi engelleyen bir duvar daha yükselmişti. Adamın kafası yere çarptığında suratım kendiliğinden ekşimişti. Bu çarpmadan sonra zaten tek parmakla tutunduğu yaşama muhtemelen daha fazla tutunacak gücü kalmayacaktı. Yazık olmuştu. Tüm çocuklara sesimi duyurmak ve işin ciddiye bindiğini onlara belletmek için bağırdım: “GARDINIZI DÜŞÜRMEYİN!”

Toz ve dumanın içinden beliren gözle görülür kas kütlesine sahip, düşük yağ oranıyla definasyonu belli olan uzun sarışın kavat kendini göstererek hayatının hatasını yapmıştı. Sözlerine gülümseyerek cevap verdim. Bu kez çocuklarla bağımı kaybetmenin de etkisiyle sinirlerim bozulmuştu. “Piç olduğumu nereden bildin?” Gelen tekniğin tipini önceden tanımlayabilsem de durdurabilmek için oldukça geç kalmıştım. Karşımdan bana seke seke gelen su ejderhasının mağaranın dar aralığında bana sunduğu görüş açısından bir nesne seçmeye çalıştım. Duvar, taş, yapı, en kötü ihtimalle artık ölü olduğunu düşündüğüm rehine… Ejderhayla göz göze kaldığım anda bedenimdeki tenketsulara hükmederek chakra akışını seçtiğim hedefe yönlendirerek onunla yer değiştirecektim.

Kawarimi no Jutsu (Yer Değiştirme Tekniği)

Yer değiştirme hareketim başarılı olursa muhtemelen adamın arkasında kalacaktım. Bu da saldırıya açık bir an yakalamam demekti. Aklımda elime aldığım bir shurikeni hemen üzerine fırlatıp aramızdaki mesafeyi kapatmak vardı. Mesafeyi kapatır kapatmaz chakra kontrolüyle güçlendirdiğim aya vuruşlarıyla yakın dövüş başlatacaktım. Önceki hamlelerimle dikkatini yeterince dikkatini farklı alanlara çektiğimden bunun avantajıma olacağını öngörüyordum.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Su ejderhası mağaranın dar hattını yırtarak üstüne çökerken chakra akışını tek bir noktaya kilitliyorsun ve gözünün ucuyla seçtiğin taş parçasını hedef alıyorsun. Bir anlığına bedenin suyun baskısı altında kalacakmış gibi oluyor, sonra görüntün kırılıp yerinden sökülüyor. Bir sonraki anda sarışın shinobinin arkasındaki taşın yerinde beliriyorsun. Ejderha seni bulamayınca doğruca boşluğa ve arkanızdaki sert zemine çarpıyor. Patlayan su kütlesi mağaranın içini sarsıyor, taş yüzeylere vurup her yana saçılıyor, dumanı ve tozu çamurlu bir sise çeviriyor. Tam bu sırada Shui son bir refleks patlamasıyla doğrudan kuş formuna geçiyor. Kanatları bir anda açılıyor, pençeleri Genta'nın omzunu ve giysisini kavrıyor. Genta ne olduğunu ancak havalanırken anlıyor. "Lan, Shui!" diye boğuk bir ses çıkarıyor ama kız tek kelime etmeden onu yükseltiyor ve çöken hattın, suyun ve taş duvarın üstünden daha güvenli bir açıklığa doğru çekiyor. Sarışın adam senin yer değiştirmeyi başardığını fark ettiği anda omzunu çeviriyor ama artık çok geç. Shurikenin elinden çıkıyor ve onu savunmaya zorluyor. Yakın dövüş mesafesine girdiğinde çocukların arasına sızmak yerine doğrudan üstüne geldiğini görüyor ve yüzündeki gülümseme bozuluyor.

İlk vuruşunla mesafeyi kırıyorsun ama adam hafif biri değil. Dengesi güçlü. Gövdesini dar açıyla çevirip darbeyi tam yememeyi başarıyor, ardından cebinden tek hareketle bir tanto çekiyor. Kısa bıçak karanlıkta ıslak bir parıltı veriyor. İkinci vuruşunu tanto ile karşılıyor, metal ile güçlendirilmiş darbenin teması sert bir ses çıkarıyor. Ardından ikiniz de birbirinize giriyorsunuz. Adamın stili temiz ve öldürmeye yönelik. Gereksiz süs yok. Kes, gir, açı boz, tekrar kes. Sen ise ağırlığını ve chakra destekli ayak işini kullanarak onun ritmini kırmaya çalışıyorsun. Birkaç hamle boyunca ona ayak uydurmayı başarıyorsun. Bir diz yoklaması, ardından kısa bir dirsek, sonra onun tanto ile aşağıdan yukarı kestiği hattı omzunu çekerek boşa düşürüyorsun. Adam bunun üzerine geri sekmek yerine tam tersine içine giriyor. Omuz omuza geldiğiniz o kısa aralıkta nefesini duyuyorsun. Soğukkanlı. Hesap yapan cinsten. Sonra seni doğrudan kesmek yerine bir adım açılıyor. Bu, yakın dövüşte nefes toplamak için fazla düzenli bir geri çekilme. Gözlerin ellerine kayıyor. Tanto sağ elinde ama sol eli çoktan mühürlere başlamış bile.

Hamle değişikliğini fark ettiğin an ayağının altındaki chakra akışında küçük ama ölümcül bir farklılık hissediyorsun. Adam bir yandan mühürleri tamamlarken bir yandan da ayağını havaya kaldırıyor. Bu, sıradan bir denge hamlesi değil. Zemine vuracak. Ve vurduğu anda senin altından bir şey yükselecek. Doton. Hem de seni havaya fırlatacak ya da dengeyi tamamen bozacak türden. Adamın gözlerinde bunu başardığına dair o kısa eminlik parlıyor. Mağaranın taşı ayağının altındaki bir kas gibi geriliyor. Saniyelik bir vaktin var. Bir şey yapmazsan zemin senin aleyhine patlayacak.
Joined: Thu Jan 15, 2026 3:58 pm
Rütbe:   
 Image
Yer değiştireceğim taşı seçmekle ejderin altında kalma anını denk getirerek dar alanda isabetli chakra kontrolünü sağlayarak kötü durumdan kendime avantajlı pozisyon yaratmıştım. Bunu olabilecek en basit teknikle başardığım için haddini aşan verime sahip bir manevra olmuştu. Yaptığım hareketin nefes kesiciliğini damarlarımda dolanan kanın, tenketsularımda dolanan chakranın, ciğerlerimde dolanan nefesin her mililitresinde hissedebiliyordum. Kendimle duyduğum gurur yüzümdeki gülümseyi birkaç kat büyütmüştü.

Bu arada Shui’nin kuş olup Genta’yı uçurmasıyla nazaran daha güvenli alana kaçışlarına tanık olmuştum. Kendilerini kurtarmışlardı. Rehine ne durumdaydı acaba? Kafasını çarptığında ölmediyse artık kesin ölmüştü. Artık çocuklar uzaklaştığına göre onları düşünmeden dövüşe devam edebilirdim. Beni biraz yalnız, biraz da serbest bırakmışlardı. Umarım o tarafta başlarına üşüşecek haydutlarla başa çıkabilirlerdi. Ayrıca Haruka… Haruka’dan ses gelmiyordu. Moralimi dengesizliğe düşürüp yeniden suratımı asmamı sağlayan düşüncelerim onunlaydı.

Fırlattığım shurikenle arayı kapatıp yakın dövüşe tutuştuğum adam benimle neredeyse aşık atabilecek seviyedeydi. Küçük açıklar yakalayıp minimal hasar vermeyi başarıyordum. Bu biraz da adamın kullandığı dövüş stiliyle ilgiliydi aslında. Büyük açığımı yakalayıp işimi tek hamlede bitirmeye çalışıyordu. Ona tabi ki böyle bir açık vermeyecek kadar tecrübeliydim. Küçük darbelerle onu yorabildiğim kadar yorup büyük hamlelerimi sona saklıyordum. Nefesini duyabiliyor oluşum hedeflediğim ana yaklaştığımın sinyaliydi.

Sarışın haydut, yakın dövüş devam ederken beklemediğim anda geri çekilmişti. Odağımı kısa bir an dağıtıp fark ettiğim el mühürleriyle yönlendirdiği chakrasını kullanarak beni avlamak üzere olduğunu görmüştüm. Mühürleri bana fark ettirmeden yapabilse de chakrasını hissedebiliyordum. Vücut dili ve enerjisinin doğal ortamdaki dolaşımı onun ne yapacağını, neyi planladığını açıkça anlatıyordu. Zemin beni tavana yapıştırmadan yerimden sıçradım. Düşmanımın kollamadığı yöndeki mağara duvarına saplanmak üzere hareket edecektim. Ayaklarımın altında biriktirdiğim chakra hem sıçrayış anında hem de tutunma anında bana yardımcı olacaktı. Sıçradığım anda üzerime gönderebileceği tehditlere karşı gözümü açık tutacaktım.

Duvara doğru sıçrıyordum çünkü tabandan gelen saldırının kapsayacağı alanı tahmin etmek mümkün değildi. Ayrıca düşman muhtemelen ona yaklaşmamı veya yeniden Kawarimi ile uzaklaşmamı bekliyordu. Ona yaklaşırsam tantosuyla, ondan uzaklaşırsam ninjutsu destekli bir hamle hazırlamış olacağını tahmin ediyordum. Böylece orta menzil bir mesafeye doğru uzaklaşmanın en mantıklı seçenek olduğunu düşünüyordum.

Sarışın haydut şimdiye kadar iki elementi ustalıkla kullanmış, tek eliyle mühür yaparak teknik aktifleştirmiş, bir de üstüne yakın dövüşte stiline sadık kalarak bana ayak uydurmayı başarmıştı. Tüm bunlar gösteriyordu ki en az kendim kadar antrenmanlı bir shinobiyle karşı karşıyaydım. Kendisini yenmenin yolu özel yeteneklerimi kullanmaktan geçiyordu. Böyle düz saldırılarla işini bitiremeyeceğim artık zihnimde netleşmişti. Aklımın bir köşesine yardımcı olabilecek ekstra bir not almıştım. Az önce su ejderhasının patladığı yerde oluşan çamur, düşmanın hareketlerini kısıtlamamda yardımcı olabilirdi.

Eğer duvara sıçrayışımla odağımı yeniden saldırı yapmaya çevirebilirsem kendime has dövüş yöntemimi ortaya çıkaracaktım. Önce çantama uzanıp sarışın hayduta sallayacağım biri düz, diğeri olabildiğince derin falsolu iki shurikenle zaman kazanacaktım. Bu sırada gövdeme sarılı Kage Fusa’yı hazırlayıp elime alarak hazır olacaktım. Bir yandan mesafeyi korumak amaçlı hareket ederken diğer yandan Kage Fusa’yı savurarak sarışının bedenine zincirin ağırlığıyla orta mesafeden darbeler indirmeyi, müsait bir boşluk yakalarsam kementle onu boynundan veya belinden yakalayarak işini bitirmeyi planlıyordum. Müsait boşluğu yaratabilmek için onu darbe ve darbe girişimleriyle kendi yarattığı çamura doğru yönlendirmeye çalışacaktım. Zincirin kontrolünü sağlarken müsait durumlarda chakra kontrolümü devreye sokarak yüksek manevralı hamleler yapabilmek için el mühürleriyle chakramı doğru yönlere aktarıp tekniğimi hazırda tutacaktım. Juuton: Chikyuu no Hikari (Yer Çekimi Çekişi) Önceki tecrübelerimde bunu yaparak; Kage Fusa’yı arkasına doğru fırlatıp kendime doğru çekmek, kement kısmıyla avımı yakalayabilmek, beklenmedik şekilde kontrol kaybı olduğunda onu kendime geri getirebilmek gibi hamleler benzer durumlarda oldukça keskin şekilde dövüşü sonuca götürmüştü.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Ayağının altındaki taş kabarmaya başladığı anda verdiğin karar doğru çıkıyor. Zemin, tam seni olduğun yerden tavana çakmak istercesine şiddetle yükselirken sen çoktan o hattın dışına sıçramış oluyorsun. Ayağındaki chakra akışı seni mağara duvarına temiz bir tutunuşla yapıştırıyor, taş yüzeyi ayak tabanlarının altında kısa bir an esniyor, sonra seni kabul ediyor. Sarışın shinobinin beklediği şey bu değil. Gözlerinde o bir anlık hesap bozulmasını görüyorsun. Aşağıdan yükselen taş sivri bir sütun gibi boşluğu yarıp geçiyor, seni bulamadan havayı dövüyor. Tam o anda çantana uzanıp biri düz, biri derin falsolu iki shuriken savuruyorsun. İlki adamı savunmaya zorluyor. İkincisi ise onun kaçış açısını çalıyor. O tanto ile metali savuştururken senin asıl niyetin çoktan başka yere kaymış oluyor. Kage Fusa eline geliyor. Zincirin ilk savruluşu doğrudan öldürmek için değil, adamın ritmini parçalamak için iniyor. Omzuna, kaburgasına, sonra tekrar bacağına yakın bir açıya. Sarışın, yakın dövüşteki o temiz disiplinini korumaya çalışıyor ama zincirin menziliyle senin duvar hareketliliğin birleşince hesap tutmuyor. Geri çekiliyor, yana açılıyor, her adımında az önce su ejderhasının patlayıp zemini çamura çevirdiği hatta biraz daha yaklaşıyor. Sen de bunu görüp baskıyı artırıyorsun.

Kage Fusa bir kez daha dönüp gelirken bu kez sadece bileğinin kuvvetiyle değil, ardından el mühürleriyle yön verdiğin chakra akışıyla destekleniyor. Yer çekimi bir anlığına onun dengesini kendine doğru kırıyor. Adam güçlü, tamamen söküp alamıyorsun ama bir adımının iradesi elinden gidiyor. O tek adım yetiyor. Ayağı çamurlu zemine yarım karış fazla gömülüyor, bedenini toplamak için tanto kolunu çapraza almak zorunda kalıyor ve tam o kısa açıklıkta Kage Fusa’nın kement kısmı belinin altından dolanıp onu sertçe kendi hattına çekiyor. Sarışın küfrederek direnmeye çalışıyor, toprağa basıp ağırlığını arkaya veriyor ama sen zinciri yeniden savurup bu kez onu yana doğru deviriyorsun. Sırtı taş zemine çarpıyor, tanto elinden yarım açıyla savruluyor. Zincirin ağırlıklı halkası göğsüne indiğinde nefesi bir an kesiliyor. Ayağa kalkmaya çalışırken ikinci çekişle boynunun altından ve omzundan yakalanıyor, dizinin biri istemsizce yere geliyor. Son darbede zincirin metal sesi, mağaranın taş sesiyle birleşiyor ve adam tamamen dengesini kaybedip yüzünü çamura sürerek yere kapanıyor. Canı çıkmamış olsa da dövüşü sürdürmesinin gerçekçi olmadığı belli. Gözlerindeki o kibirli parlaklık ilk kez sönüyor.

Sen nefesini toparlarken mağaranın öte yanından nihayet başka bir ses geliyor. "Hojam!" Bu kez Genta’nın sesi. Daha uzaktan, daha yankılı. Shui’nin kanat çırpışlarını ve taş diplerinden geri dönen ayak seslerini de seçiyorsun. Birkaç saniye sonra Genta, çöken hattın biraz aşağısında, taşların arasındaki karanlıkta bir oyuk bulduğunu bağırarak haber veriyor. "Burada delik var! Tam kapanmamış, aşağıdan dolanıyor!" Shui yeniden insan formuna dönmüş ama nefes nefese. İkinci kez hiç tartışmadan o deliğe yöneliyorlar. Sen de sarışın shinobinin kıpırdayıp kıpırdayamayacağını son kez tarttıktan sonra onu şimdilik denklem dışı bırakıp onlara katılıyorsun. Delik dar, sürünerek geçilecek kadar alçak ama öte yana hava veriyor. İçeriden gelen kan kokusu ve taş yankısı da Haruka’nın aynı sistemin içinde olduğunu söylüyor. Genta önden gidiyor, Shui hemen ardından, sen en arkadan omuzlarınla taşı yoklayarak ilerliyorsun. Kısa ama boğucu bir geçişten sonra doğal bir yarığa açılıyorsunuz. Orası çökmenin doğrudan vurmadığı, mağaranın başka bir damarına bağlanan ara bir boşluk.

Ve tam karşınızda, tozun ve yarı karanlığın içinde Haruka’yı görüyorsunuz. Ayakta, hala savaşıyor. Karşısında başka bir shinobi var, daha kısa boylu, koyu saçlı, yüzünün yarısı kana bulanmış, bir elinde kısa bıçak diğerinde taşla güçlendirilmiş bir kunai tutuyor. Haruka geri çekilmiyor ama hali de iyi değil. Sol omzundan aşağı doğru koyu bir kan çizgisi yeleğinin altına sızmış, nefesi bozulmuş, adımlarında o ilk çeviklikten çok kontrollü bir inat kalmış. Yine de pes etmemiş. Tam siz açığa çıktığınız anda rakibinin bıçağını koldan dışa alıp kunaisiyle savuşturuyor, sonra sendeleyen adımıyla yana kaçarken dizinin hafifçe boşaldığını görüyorsunuz. Genta’nın yüzü bir anda değişiyor. "Haruka yaralanmış!" Shui’nin gözleri büyüyor, sesi çatallanıyor. Haruka ise sizi fark ettiği an yüzünde hem rahatlama hem de sertlik beliriyor. Rakibi de sizi görüyor ve pozisyonunu değiştiriyor. Bu yeni odada savaş henüz bitmemiş. Ama artık Haruka yalnız değil. Rakip ile Haruka arasında yaklaşık 10 metre var, uzun bir mağara, Haruka ise size sadece birkaç adım uzaklıkta.
Joined: Thu Jan 15, 2026 3:58 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Iwagakure
Iwagakure
Saldırısından sıyrılıp kendime karşı atak şansı yarattığım sarışın haydut, bıçağıyla fırlattığım shurikenleri karşıladığında hazırlığımı tamamlamıştım. Zincirden kementi ilk savurduğumda tepkisini ölçmeye başlamış, cevap veremedikçe giderek agresifleşmiştim. Her savuruşun ardından birkaç adım atarak konum değiştiriyor, adamı bir yandan çamurlu alana doğru gitmeye zorluyordum. Kage Fusa’nın her çarpışında içimdeki öfkeyi kelimelerle cisimleştirerek adamın bana ettiği lafların intikamını alıyordum. “Seni… amına… koyduğumun… teröristi… seni… kepaze… pezevenk…”

Çamura batırıp kementle yakaladığım haydut bana yeniden küfürler ederek kurtulmaya çalışsa da bu noktada birkaç darbe daha indirerek onu alt etmeyi başarmıştım. Gözlerinin ferinin söndüğünü gördüğümde Genta’nın sesiyle birlikte Haruka’yı bulmak için hareket etmemiz gerektiğini aklıma geri getirdim. Nefesimi düzenlemeye çalışırken son kez çamura batmış suratına bakıp tükürdüm. Bu şerefsizi burada canlı bırakırsak sonra başımıza daha büyük bir bela açabilirdi. Çözülmeyecek şekilde bağlamak için yeterince zamanımız yoktu. Başına dövüşecek hali kalmamış Shui’yi bırakmak çocuk için aynı derecede tehlikeliydi. Kage Fusa’yla bağlayıp çamura batırmak mantıklı gözükse de mağarada yaşayacağım başka bir dövüşte ekipmana yeniden ihtiyacım olabilirdi. Bir yandan adamı konuşturup elde etme ihtimalimiz olan bilgiler değerli olabilirdi. İleri seviye bir shinobi denebilecek kadar dövüşçüydü. Haruka’nın tehlikede oluşuyla ucu açık ihtimal bırakamazdım. Çantamdan çıkardığım bir kunaiyi adamın boğazına taktığım gibi geri çıkarıp kan fışkırdığını gördüğüme emin oldum. Kunaiyi havada silkeledim. Çantadaki diğer aletleri paslandırmaması için geri çantama koymadan elimde tuttuğum kunaiyle Kage Fusa’yı haydutun bedeninden ayırıp yerine, kendi belime yeniden sardım. Buldukları yoldan çocukları takip etmeye başladım.

Girdiğimiz delik bizim bulunduğumuz taraftan hava alıyordu. Bu da demek oluyordu ki başka bir bağlantısı daha var ve muhtemelen oradan devam etmemiz gerekecek. Yani buraya geri dönmeyeceğiz. Kurtardığımız rehine ve az önce öldürdüğüm sarışın piçi arkada bırakmıştık. Yola başka taraftan devam edeceğimiz fikriyle birleştirince piçle ilgili kararımın doğruluğu zihnimde pekişmişti. Rehine muhtemelen ölmüştü ama yine de çocuklara sorup emin olmak istedim. “Ümitsiz soruyorum ama kurtardığımız adam ne oldu?” Bir yandan onları incitmek, başarısız olduklarını düşündürtmek istemiyordum. Ama küçücük bir ipucu bile edindiysek bilmem gerekiyordu.

Mağaranın başka bir bölümüne gelmiştik. Açıklığa çıktığımız noktada çevreyi kolaçan ettiğim sırada görmüştüm bizim oğlanı. Hemen yanına koşmaya başladım. Dövüştüğü elemanı görünce bir süredir elimde tuttuğum kunaiyle pozisyon aldım. Haruka zor durumdaydı. Çocukların ikisi dövüşecek durumda değildi. Shui hemen Haruka’ya müdahalede bulunsa iyi olacak gibi duruyordu. “Shui, tıbbi kitinle Haruka’nın yaralarına müdahalede bulun.” Genta’ya bakıp göz kırparak ters yönden ilk hamleyi yapmasını anlatmaya çalıştıktan sonra öne doğru adım attım. Koşmaya başlayıp Haruka’nın önüne geçerek ona gelebilecek bir saldırıya karşı önlem alarak alana girdim. Bu hareketle bir yandan ona dövüşü devraldığımın sinyalini vermiş, rahatlamasını sağlamış olacaktım. Diğer yandan Genta’ya fırsat oluşturması için elimdeki kunaiyi düşmana fırlatarak çatışmayı başlatacaktım. Fırlattığım kunaiden ve Genta’nın hamlesinden kurtulan rakibe arkasından kenetlenip onu alman supleksiyle yere vurmayı hedefliyordum.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Sarışın shinobiyi arkada bırakmadan önce verdiğin karar, mağaranın rutubetli sessizliği içinde kısa ve kesin bir sonuca dönüşüyor. Kunai boğazına girip çıktığında adamın gözleri bir anlığına yeniden açılıyor, öfke mi, şaşkınlık mı, yoksa yalnızca bedenin son refleksi mi belli değil. Kanı çamura karışıyor, az önce seni yutmaya çalışan suyun bıraktığı balçık şimdi onun nefesini alıyor. Kage Fusa’yı bedeninden ayırıp yeniden beline sardığında zincirin tanıdık ağırlığı, bu kararın geri dönüşsüzlüğünü de yanında taşıyor. Genta’nın bulduğu dar geçitten ilerlerken sorduğun soruya Shui nefes nefese, sesi kırık halde cevap veriyor. "Yaşıyordu hocam... ama çok zayıftı. Ben havalanırken onu güvenli tarafa çekemedim. Taş duvar araya girdi." Genta dişlerini sıkıyor, kendine kızdığı belli. "Ben de Shui’yi çekmek zorunda kaldım hojam. Adamı alamadık." Bu cevap mağaranın içinde birkaç saniye ağır kalıyor. Kurtardığınız kişi ya ölmek üzere bırakıldı ya da düşmanın elinde yeniden yem olacak. Yine de şu an Haruka’nın yaşayıp yaşamadığı, bütün ihtimallerin önüne geçmiş durumda.

Yarığa açıldığınızda Haruka’nın hala ayakta olması bir anlığına rahatlık veriyor ama sadece bir anlığına. Sol omzundaki yara beklediğinden derin, kan koluna doğru inmiş, parmak uçlarına kadar ulaşmış. Yüzünde acıyı bastırmaya çalışan bir gerginlik var ama gözleri açık, hedefini kaçırmıyor. Karşısındaki koyu saçlı shinobi daha kısa boylu ama yere yakın, seri, içeri girip çıkan bir dövüş stiline sahip. Haruka’nın yarasını da belli ki böyle açmış, doğrudan öldürmekten çok tendon, kas, hareket hattı bozmayı hedefleyen pis, pratik darbeler. Sen koşarak araya girip kunaini fırlattığında adam Haruka’dan kopmak zorunda kalıyor. Kunai yanağını sıyırıp maskesinin ipini kesiyor, yüzünün bir kısmı açılıyor. Genta da göz kırpışını anlayıp ters açıdan giriyor, Doton için mühür yapacak kadar zamanı yok ama tüm ağırlığıyla adamın kaçış hattını kapatıyor. Koyu saçlı shinobi ikinizin arasına sıkıştığını anlayınca geri çekilmek yerine aşağı dalıyor, Genta’nın bacağına bıçak savuruyor, aynı anda senin hamleni bozmak için omzunu döndürüyor. Yine de arkasına kenetlenmene tamamen engel olamıyor. Belinden yakalayıp kaldırdığında adam dizini büküp ağırlığını dağıtmaya çalışıyor, ama yorgunluğuna rağmen tekniğin ve kuvvetin üstün geliyor. Supleks ile taş zemine çaktığında mağaranın boşluğunda sert bir pat sesi yankılanıyor. Adamın kafası doğrudan zemine değil, omzuyla birlikte yan açıya çarpıyor, bu onu öldürmüyor ama birkaç saniyeliğine bütün dengesini söküyor. Genta fırsatı kaçırmayıp üstüne çöküyor, bileğini diziyle kilitliyor. "Yakaladım!" diye bağırıyor ama hemen ardından yüzü değişiyor. "Hojam... bunun kolunda mühür var."

Shui, o sırada Haruka’nın yanına çökmüş durumda. Tıbbi kitini açarken elleri titriyor ama bu kez titreme onu durdurmuyor. Yarayı bastırıyor, kanamayı kontrol altına almaya çalışıyor. Haruka dişlerini sıkarak "İyiyim..." demeye çalışıyor ama sesi onu ele veriyor. Shui sertleşiyor. "Değilsin, sus." Bu küçük çıkış Haruka’yı bile bir an susturuyor. Genta’nın altındaki shinobi ise kanlı dişleri arasından gülmeye başlıyor. Kolundaki mühür, sen fark ettiğin anda hafifçe parlıyor. Patlayıcı kağıt değil. Daha karmaşık, deri altına işlenmiş bir mühür. Adam başını zar zor çevirip sana bakıyor. "Geç kaldınız." diyor. "Bu hat düşerse... üst koridor kapanır. Alt koridor açılır. Birini seçmek zorundasınız." Tam o anda odanın iki ucundan aynı anda ses geliyor. Bir tarafta, Haruka’nın ilk geldiği yönde taşlar yeniden oynamaya başlıyor, bu muhtemelen Touma’nın ana hattına, yani kaçış rotasına giden yol olabilir. Diğer tarafta ise daha aşağıdan, çok daha kalabalık bir yankı yükseliyor, boğuk insan sesleri. Bir değil, birkaç kişi. Rehine olabilirler. Esir olabilirler. Ya da başka bir tuzak. Mühür parladıkça koyu saçlı shinobinin kolundaki damarlar kararmaya başlıyor ve Genta onu yerde tutmakta zorlanıyor. Haruka yaralı, Shui onu bırakırsa kanama yeniden açılabilir, Genta mühürlü düşmanı tutuyor, sen ise iki koridorun da birkaç saniye içinde değişeceğini hissediyorsun. Ya Touma’nın izini sürdüren üst hatta yöneleceksin, ya aşağıdan gelen insan seslerine ineceksin, ya da önce bu mührü bozup odanın kontrolünü geri almaya çalışacaksın.
Post Reply