Elini uzattığında kadın bir an tereddüt ediyor. Bileğinde az önceki sert kavrayışın bıraktığı kızarıklık belirgin, parmakları hafifçe titriyor. Yine de gözleri senin yüzünde kısa bir tur atıyor, ardından uzattığın ele kendi elini bırakıyor. Eli soğuk. Teni gergin. Onu yavaşça kendine çekip arkana aldığında kadın hiç itiraz etmiyor, hatta neredeyse refleksle senin omzunun hizasına saklanıyor. Kerhaneye geri dönmek için bir heves göstermiyor. Şimdilik olduğu yerde, senin arkanın sunduğu dar güvenlik alanında kalmayı seçiyor.
Tantoyu çekip açık açık gösterdiğinde sokaktaki hava daha da sertleşiyor. Metalin kısa ama temiz sesi, lafından daha çok iş görüyor. Karşındaki adamlar ilk kez gerçekten durup seni tartıyorlar. Bu sefer köylü gibi bağıran biri değil, elini bıçağa götürmüş ve ne yaptığını bilen biri duruyor karşılarında. En öndeki kilolu olanın yüzü kasılıyor. Gözleri hem sana hem tantoya gidip geliyor. Ağız kenarı seğiriyor. Sonunda dişlerini gösterip bir adım atıyor. "Ulan orrr-"
Sözünün devamı gelmiyor.
Çünkü tam o anda, onların arkasında, dar sokağın biraz daha açık verdiği noktada ani bir duman patlaması yükseliyor. Ne büyük bir patlama, ne de gösterişli bir giriş. Kısa, kontrollü ve alışkanlıkla yapılan bir geçiş gibi. Koyu gri duman bir anlığına taşı ve duvarı yutuyor, ardından içinden bir silüet beliriyor. İlk fark ettiğin şey boyu oluyor. Uzun. Gerçekten uzun. Sonra omuzları. Dar sokakta bile fazlalık gibi duran, yapılı, eğitimli bir vücut. Adamın yüzünün alt yarısını örten bir maske var, ağız kısmı kapalı, gözleri açıkta bırakılmış. Saçları neredeyse askeri nizamda kısacık. Teni koyu, yüz hatları sert, ama duruşunda kör öfke değil, kontrol var. Adamı görür görmez Kumoashi tarafındaki adamlardan biri neredeyse çığlık atıyor. "Seigi efendi!"
Bir anda herkesin tonu değişiyor. Az önce kadını sürükleyen, sana küfretmeye hazırlanan adamlar bir anda omuzlarını indiriyorlar. Yol açıyorlar. Seigi denen adam, sanki az önce ortada bir rezalet yaşanmamış gibi, tam ortalarından dümdüz yürümeye başlıyor. Doğrudan sana geliyor. O kadar yakına kadar geliyor ki, ona bakmak için gerçekten başını hafifçe yukarı kaldırman gerekiyor. Yakından daha da iri görünüyor. Üzerindeki koyu kıyafet bedene tam oturmuş, gösterişsiz ama kaliteli. Bir eli boşta, diğer eli yanına yakın. Tehlikeli görünmek için hiçbir çabası yok. Gerek de duymuyor. Sana birkaç adım kala duruyor. Sonra hiç beklenmedik şekilde sağ elini havaya kaldırıyor; sanki sokakta emir verirken bunu defalarca yapmış biri gibi, sade ve tartışmaya kapalı bir hareket.
"Emrimi derhal tüm Kumoashilere iletin." Sesi tok, net ve rahatsız edici derecede sakin. "Geri çekiliyoruz ve tüm operasyonlarımızı durduruyoruz." Arkasındaki adamlar hep bir ağızdan, neredeyse refleksle bağırıyorlar. "Emredersiniz efendim!" Az önce tehditkar duran bedenlerin hepsi bir anda gevşiyor. Göz açıp kapayana kadar geri çekilmeye, birbirlerine işaret verip dar sokaktan uzaklaşmaya başlıyorlar. O kadar hızlı oluyor ki, bir saniye önce kadını zorla götüren adamlardan geriye sadece dağılmış ayak sesleri kalıyor. Kadın hala senin arkanda, bu ani dönüşüme inanmakta zorlanır gibi sana daha da sokuluyor. Haru ile Kaito ise bulundukları yerden Seigi’nin gözlerinin içine, doğrudan ve öfkeyle bakıyor. Özellikle Haru’nun çenesi sıkılmış durumda. Kaito’nun yumrukları yine kapalı. Ama bu sefer ikisi de hiçbir şey söylemeden bekliyorlar.
Seigi sonunda gözlerini sana sabitliyor. Maskenin üstündeki bakışlar beklenmedik derecede sakin. Hatta saygılı. "Verdiğimiz rahatsızlığı lütfen mazur görün." diyor. "Anlaşma yapıp bu işi sonlandırmak istiyorum." Bir an duruyor. Sana konuşuyor, ama aynı anda Haru ile Kaito’nun duyması da umurunda. "Anlaşmamız şu şekilde olsun. Mevcut operasyonlarımızı sonlandıralım. Beni götürün ve Hokage ile bir görüşme ayarlayın. Derdimizi, nelerden şikayetçi olduğumuzu insani bir şekilde aktarayım kendisine. Bir orta yol bulsak da bulamasak da, bir daha şiddete başvurmayacağımızın güvencesini veriyorum. Sizden tek bir isteğim var." Bunu dedikten sonra başını hafifçe yana çeviriyor ve Haru ile Kaito’yu gösteriyor. "Bu ikili şimdi Kumoashi karargahına gidecek. Bizimle gelmeyecekler."
Bu cümle sokakta yeni bir gerilim yaratıyor. Haru’nun bakışları sertleşiyor. Kaito’nun omuzları yükseliyor. İkisi de sanki aynı anda ileri atılmanın eşiğinde ama kendilerini tutuyorlar. Seigi ise bunu bekliyormuş gibi hiçbir tepki vermiyor. Sonra yeniden sana dönüyor. Elini yavaşça uzatıyor. Avucu açık. "Size verebileceğim en iyi teklifi veriyorum. Lütfen sözlerimi dikkate alın." Dar sokak yeniden sessizliğe gömülüyor. Bir yanında arkana aldığın kadın, öbür yanında Haru ve Kaito’nun öfkesi, tam önünde de boyuyla ve sakinliğiyle baskı kuran Seigi duruyor. Uzanmış el havada. Herkesin gözü sende.
Tantoyu çekip açık açık gösterdiğinde sokaktaki hava daha da sertleşiyor. Metalin kısa ama temiz sesi, lafından daha çok iş görüyor. Karşındaki adamlar ilk kez gerçekten durup seni tartıyorlar. Bu sefer köylü gibi bağıran biri değil, elini bıçağa götürmüş ve ne yaptığını bilen biri duruyor karşılarında. En öndeki kilolu olanın yüzü kasılıyor. Gözleri hem sana hem tantoya gidip geliyor. Ağız kenarı seğiriyor. Sonunda dişlerini gösterip bir adım atıyor. "Ulan orrr-"
Sözünün devamı gelmiyor.
Çünkü tam o anda, onların arkasında, dar sokağın biraz daha açık verdiği noktada ani bir duman patlaması yükseliyor. Ne büyük bir patlama, ne de gösterişli bir giriş. Kısa, kontrollü ve alışkanlıkla yapılan bir geçiş gibi. Koyu gri duman bir anlığına taşı ve duvarı yutuyor, ardından içinden bir silüet beliriyor. İlk fark ettiğin şey boyu oluyor. Uzun. Gerçekten uzun. Sonra omuzları. Dar sokakta bile fazlalık gibi duran, yapılı, eğitimli bir vücut. Adamın yüzünün alt yarısını örten bir maske var, ağız kısmı kapalı, gözleri açıkta bırakılmış. Saçları neredeyse askeri nizamda kısacık. Teni koyu, yüz hatları sert, ama duruşunda kör öfke değil, kontrol var. Adamı görür görmez Kumoashi tarafındaki adamlardan biri neredeyse çığlık atıyor. "Seigi efendi!"
Bir anda herkesin tonu değişiyor. Az önce kadını sürükleyen, sana küfretmeye hazırlanan adamlar bir anda omuzlarını indiriyorlar. Yol açıyorlar. Seigi denen adam, sanki az önce ortada bir rezalet yaşanmamış gibi, tam ortalarından dümdüz yürümeye başlıyor. Doğrudan sana geliyor. O kadar yakına kadar geliyor ki, ona bakmak için gerçekten başını hafifçe yukarı kaldırman gerekiyor. Yakından daha da iri görünüyor. Üzerindeki koyu kıyafet bedene tam oturmuş, gösterişsiz ama kaliteli. Bir eli boşta, diğer eli yanına yakın. Tehlikeli görünmek için hiçbir çabası yok. Gerek de duymuyor. Sana birkaç adım kala duruyor. Sonra hiç beklenmedik şekilde sağ elini havaya kaldırıyor; sanki sokakta emir verirken bunu defalarca yapmış biri gibi, sade ve tartışmaya kapalı bir hareket.
"Emrimi derhal tüm Kumoashilere iletin." Sesi tok, net ve rahatsız edici derecede sakin. "Geri çekiliyoruz ve tüm operasyonlarımızı durduruyoruz." Arkasındaki adamlar hep bir ağızdan, neredeyse refleksle bağırıyorlar. "Emredersiniz efendim!" Az önce tehditkar duran bedenlerin hepsi bir anda gevşiyor. Göz açıp kapayana kadar geri çekilmeye, birbirlerine işaret verip dar sokaktan uzaklaşmaya başlıyorlar. O kadar hızlı oluyor ki, bir saniye önce kadını zorla götüren adamlardan geriye sadece dağılmış ayak sesleri kalıyor. Kadın hala senin arkanda, bu ani dönüşüme inanmakta zorlanır gibi sana daha da sokuluyor. Haru ile Kaito ise bulundukları yerden Seigi’nin gözlerinin içine, doğrudan ve öfkeyle bakıyor. Özellikle Haru’nun çenesi sıkılmış durumda. Kaito’nun yumrukları yine kapalı. Ama bu sefer ikisi de hiçbir şey söylemeden bekliyorlar.
Seigi sonunda gözlerini sana sabitliyor. Maskenin üstündeki bakışlar beklenmedik derecede sakin. Hatta saygılı. "Verdiğimiz rahatsızlığı lütfen mazur görün." diyor. "Anlaşma yapıp bu işi sonlandırmak istiyorum." Bir an duruyor. Sana konuşuyor, ama aynı anda Haru ile Kaito’nun duyması da umurunda. "Anlaşmamız şu şekilde olsun. Mevcut operasyonlarımızı sonlandıralım. Beni götürün ve Hokage ile bir görüşme ayarlayın. Derdimizi, nelerden şikayetçi olduğumuzu insani bir şekilde aktarayım kendisine. Bir orta yol bulsak da bulamasak da, bir daha şiddete başvurmayacağımızın güvencesini veriyorum. Sizden tek bir isteğim var." Bunu dedikten sonra başını hafifçe yana çeviriyor ve Haru ile Kaito’yu gösteriyor. "Bu ikili şimdi Kumoashi karargahına gidecek. Bizimle gelmeyecekler."
Bu cümle sokakta yeni bir gerilim yaratıyor. Haru’nun bakışları sertleşiyor. Kaito’nun omuzları yükseliyor. İkisi de sanki aynı anda ileri atılmanın eşiğinde ama kendilerini tutuyorlar. Seigi ise bunu bekliyormuş gibi hiçbir tepki vermiyor. Sonra yeniden sana dönüyor. Elini yavaşça uzatıyor. Avucu açık. "Size verebileceğim en iyi teklifi veriyorum. Lütfen sözlerimi dikkate alın." Dar sokak yeniden sessizliğe gömülüyor. Bir yanında arkana aldığın kadın, öbür yanında Haru ve Kaito’nun öfkesi, tam önünde de boyuyla ve sakinliğiyle baskı kuran Seigi duruyor. Uzanmış el havada. Herkesin gözü sende.
Kumoashi Seigi
► Show Spoiler



