Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
Herkesin aynı fikirde anlaşması üzerine doğruca Hokage Binası'nın yolunu tuttular. İçeri girmeden hemen önce Toshifumi bir yere gitmesini söyleyerek yanlarından ayrıldı. Takeshi, Bokukichi, Kaizen ve Aoi dörtlü olarak Hokage'nin yanına çıktılar. Aoi zihninde tasarladığı konuşmayı bir çırpıda söyledi Shigure'ye. Onun lafı daha bitmeden kapı açılmış, Toshifumi de gelmiş ve hiçbir şey söylemeden yanlarında durmuştu. Aoi konuşmayı kesince bir cevap bekledi ancak Hokage yalnızca Toshifumi'ye bakıyordu. Uzun uzun ona bakmaya devam etti. Bakışları sanki bir şeyi tartıyor gibiydi. Sessizlik uzadıkça nefesler tutulmuş, herkes fazlasıyla gerilmişti. Ancak bir an sonra Hokage ağzını açtı ve yalnızca olur dedi. Aoi bir an için duyduklarına inanamayarak bakışlarını odadaki diğerlerine çevirdi. Onlar da en az kendisi kadar şaşkın görünüyordu. Shigure onlara güvendiğini söylemiş, planlarını yapabileceklerini söylemişti. Bir şartı vardı ki eğer Sennashi eline düşerlerse ve mühürlerle köy sırları onlardan alınmaya çalışılırsa kendilerini infaz edeceklerdi. Aoi başını salladı. Bunun alınması gereken bir risk olduğunu biliyordu.

Diğerleri bu haberi Aoi kadar metanetle karşılamamışlardı. Yüzlerindeki bıçak gibi keskin gerginlikten anlayabiliyordu bunu. Köyleri için canlarını feda etmek ninjalığın kanunuydu. Kabullenmeleri gereken bir gerçeklikti. Aoi'nin dini inancı ona bu konuda yardımcı oluyordu. Shigure onlara dönüp buna gerek olmayacağını çünkü Anbu Kök biriminin kaptanının oğlunun yanlarında olduğunu söyleyince şaşkınlıktan küçük dilini yuttuğunu söylemek abartı kaçmazdı. İkinci defa kulaklarının iyi işitip işitmediğinden tereddüt duyuyordu. Babası onları denetliyordu, bu yüzden de emin ellerdeydiler. Aoi kocaman büyük gözlerini Toshifumi'ye çevirdi. İkinci şok ise onun Jounin olduğunu öğrenmesi oldu. Daha onlarla yaşıttı, belki 1-2 yaş ya vardı ya yoktu. Bu kadar hızlı Jounin olabildiğine göre ve babasının da konumu hesaba katılınca Toshifumi inanılmaz yetenekli ve üstün bir shinobi olmalıydı. Aoi şaşkınlıktan kocaman açılmış ağzını elleriyle kapattı. Hokage o esnada onların sorumluluğunu artık üstleniyor olduğundan bahsediyor, dikkatli olmasını tembihliyordu ancak Toshifumi oldukça kendinden emin bir şekilde Shimura'ların hata yapmayacağını söyleyince yüzünde muzip bir gülümseme belirmişti. Sanki hata yapabildiklerinden emindi ancak çocuğun hevesini kırmak ya da onunla laf dalaşına girmek istememişti.

Dağılabilecekleri emrini duyunca bile Aoi yerinden kıpırdayamadı bir süre. "Anbu Kök biriminin kaptanının oğlu mu?" diye haykırdı şaşkınlık içinde. "Bu çok gizli olması gereken bir bilgi değil mi? Neden bizimle paylaştınız?" Şaşkın bakışlarını Hokage ve Toshifumi arasında dolaştırdı. Hayranlık ve saygı dolu bakışları en son Toshifumi'de sabit kaldı. "Ç-Çok havalı! Onunla tanışabilir miyiz? Olmaz sanırım, değil mi? B-Ben heyecanlanırım zaten." Takeshi'nin kolunu çekiştirdi. "Duydun mu babası Anbu Kök birimi kaptanıymış?! Çok büyük sorumluluk!" Bir an için o kadar havalı bir babaya sahip olmanın nasıl bir şey olduğunu hayal etti. Üzerinde çok fazla baskı ve beklenti olmalıydı. Bunların altında nasıl ezilmediğine şaşırıp kaldı. Yüksek rütbe yüksek sorumluluk da demekti. Aoi kesinlikle böyle bir baskı altında ezilirdi. Hiç ona göre şeyler değildi. O kadar başarılı shinobilerle dolu bir ailede kendisini hayal kırıklığı gibi hissederdi. Hokage'nin yanından çıktıktan sonra diğerlerine dönerek "Peki o halde, planımız nedir? Yaya gideceksek en az bir haftalık yolumuz var. Hazırlık yapıp köy girişinde mi buluşalım?" diye soracaktı.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
Kapıdan çıkar çıkmaz odadaki ağır hava biraz dağılıyor ama bu sefer de herkesin üstüne başka türden bir sersemlik çöküyor. Toshifumi, senin o şaşkın çıkışını hiç büyütmeden omzunu hafifçe silkerek cevap veriyor. "Ben istedim de ondan." Sanki Hokage’nin ağzından biraz önce dökülen şey, köyün en ağır sırlarından biri değilmiş de yalnızca toplantının yerini değiştirmişler gibi konuşuyor. Takeshi, yaşadığı ikinci üçüncü şoku hangi sıraya koyacağını bilemez halde, senin coşkulu tepkinin üzerine düz bir sesle "Çok iyi valla aynen." diyor. Sonra da Toshifumi’ye dönüp kaşlarını kaldırıyor. "Oğlum benim bile bilmemem peki bugüne kadar?" Toshifumi bunun üzerine ilk kez biraz daha insani bir sabırla bakıyor ona. "İlk öğrenenler siz oldunuz. Kimse bilmiyor zaten normalde." Bu cümle bir süre havada asılı kalıyor.

Bokukichi, elini çenesine koyup çok ciddi düşünüyor numarası yapıyor, sonra bombayı patlatıyor. "Çok güzel, Aoi’nin hareminin yeni üyesi. Bu kız kesin bir hormon jutsusu falan icat etti, pasif olarak kullanıyor bize karşı." Kaizen anında irkilip iki elini kaldırıyor. "Lan ben parçası değilim değil mi bu haremin?!" Bokukichi hiç düşünmeden ona dönüp "Sen yan karaktersin aşkım, rahat ol." diyor. Bu saçma sapan muhabbet bile az önceki tuhaflığı biraz olsun çözüyor, ama Toshifumi’nin yüzü yine de tamamen yumuşamıyor, belli ki kafasında çoktan bir sonraki aşamaya geçmiş durumda.

Plan konusu yeniden açıldığında bu kez sözü hiç dolandırmadan Toshifumi alıyor. "Masato’yu ve Kaede’yi de alıyoruz yanımıza." Bunu öyle kesin bir tonla söylüyor ki, sanki karar çoktan verilmiş ve siz yalnızca sonradan duymuşsunuz gibi. Ardından bakışlarını sana çeviriyor. "Aoi, sen hazırlığını yapacağın esnada istersen Masato’nun evine git ve durumu kendisine anlat. Zaten katılır diye düşünüyorum, şu anda aktif bir görevi yok ve seni seviyor." Sonra çok kısa bir duraklama oluyor. "Yamanaka Kaede’yi ise bir süre gözlemek istiyorum. Takeshi, ona haber verme işini sana bırakıyorum. Malum, geçmişiniz varmış biraz." Bokukichi burada kendini tutamayıp kıkırdıyor, Takeshi de ona ters ters bakıyor ama meseleyi uzatmıyor. Toshifumi konuşmaya devam ediyor. "Ekipmanlarınızı yenileyin, konuşmanız gereken herhangi biri varsa konuşun, dinlenmeniz gerekiyorsa dinlenin ve gece 12 olduğunda köy kapısına gelin. Belli bir noktaya kadar yayan gideceğiz." Sonra yeniden sana dönüyor. Bu kez sesi önceki kadar sert değil, ama çok daha odaklı. "Var mıdır yok mudur bilmiyorum ama her ihtimale karşı sorayım. Yureikumo Akane’nin köyde kaldığı zamanlarda kullandığı herhangi bir eşyası, kıyafeti vesaire var mı? Varsa gelirken getirebilir misin?" Bu sorunun ağırlığı, diğer bütün hazırlık meselelerinden daha farklı bir yere oturuyor. Akane’nin geride bıraktığı bir şey. Kalandan iz sürmek. Belki de onu gerçekten bulmaya yarayacak ilk somut köprü.

Bunları söyledikten sonra Toshifumi etrafa bakıp çoktan işi bölüştürmüş biri rahatlığıyla son noktayı koyuyor. "Dağılın o zaman." Kaizen, harem meselesine içerlemiş gibi kendi kendine söylenerek başka bir yöne kayıyor. Takeshi bir iki şey söyleyecek gibi sana bakıyor ama önce Kaede meselesini zihninde tartması gerekiyor sanki, sonunda yalnızca kısa bir baş hareketiyle ayrılıyor. Bokukichi ise hiç düşünmeden senin yanına sokuluyor. "Benim gidecek yerim yok kanki, seninleyim." Bu kadar doğal söylüyor ki sanki başka türlüsü hiç düşünülemezmiş gibi. Böylece kalabalık yavaş yavaş dağılıyor ve elinde birkaç net ağırlık kalıyor: Masato’ya gerçeği anlatmak, gece yarısına kadar hazırlık yapmak ve eğer gerçekten varsa Akane’den geriye kalmış bir şey bulmak. Şimdi nereye döneceğin sana kalıyor, önce Masato’ya mı gideceksin, yoksa Yureikumo bölgesine dönüp Akane’ye dair bir iz mi arayacaksın?
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
Aoi'nin şaşkınlığı, bu bilgiyi ilk öğrenen insanlar olduklarının açıklanması ile birlikte daha da artmıştı. Ağzı heyecandan kapanmıyordu neredeyse, yüzü bile pespembe olmuştu. Takeshi'nin ve diğerlerinin nasıl bu kadar sakin kalabildiklerine şaşırmıştı. "Bu bilgiyi ilk öğrenen insanlardan biri olma şerefine nail olmayı hak edecek ne yaptım ki?" diye mırıldandı kendi kendine titrek bir sesle. Takeshi ile ne zamandır arkadaştılar bilmiyordu ancak Takeshi duruma biraz içerlemiş gibiydi. Toshifumi'nin onu Sennashi bağlantısı sebebiyle gözleme almış ve bu yüzden yakınında tutmuş olma ihtimali vardı. İlişkilere duygusaldan ziyade pragmatik yaklaşan bir insana benziyordu. Zira Toshifumi ve Takeshi yakın arkadaş olamayacak kadar birbirine zıt kişiliklere sahiptiler. Aoi bunu gözlemlerken Bokukichi tutup onun Aoi'nin hareminin yeni üyesi olduğunu söylemişti. Aoi kıpkırmızı kesildi. "N-Ne?!" Duyguları o kadar birbirine girmişti ki bu nahoş şakaya kızsa mı şaşırsa mı karar veremedi. Kaizen'in bir parçası olmak istememesine bir gram alınmıştı ama.

Toshifumi ile ilgili en güzel şey, ne yaptığını bilen birisine benziyordu. Herkesi çok net, hatta biraz fazla iyi tanıyordu. Zihninde her şeyin, muhtemelen görevin sonunun bile planını yapmıştı ve kendisine olan güveninin bu kadar yüksek olması etrafındaki insanlara da bulaşıyordu. Aoi onun planını dinlerken gözlerinde hayranlık dolu bir ışıkla memnun memnun gülümsemekten kendisini alamadı. Uzun zaman sonra ilk kez bir şeyler netleşmiş, tünelin sonunda ışık görünmüş ve arkalarında onları destekleyen büyük bir güç varmış gibi hissetmişti. Falları bir kez daha ona doğruyu fısıldamıştı! Öncelikle Masato ve Kaede de plana dahil edilecekti. Aoi buna sevindi. Öncesinde onları istememişti çünkü başlarına bir şey gelmesinden korkuyordu ancak artık başlarında iyi bir lider vardı ve kendine güveni yükselmişti. İkisini de fazlasıyla özlediği için onlarla vakit geçirmek güzel olacaktı. Aoi'ye Masato'ya haber verme görevi verilmişti. Kaede'ye ise Takeshi haber verecekti çünkü geçmişleri vardı. Bunu duyunca Bokukichi kıs kıs gülmüş ve Takeshi de ters ters bakmıştı. Aoi'nin gözleri ise şaşkınlıkla büyüdü. İkisinin geçmişi mi? Bunu ilk kez duyuyordu. Onca zaman birlikte göreve de çıkmışlardı ancak ikisinin etkileşim kurduklarına şahit olmamıştı. Kaede hiç de Takeshi'nin tipi olacak bir kıza da benzemiyordu. Sonra düşündü... Saya... Kaede... Takeshi'nin beyaz saçlı fetişi filan mı vardı yoksa? Kızlarla gönül eğlendirip sonra da terk mi ediyordu? Böyle bir durum varsa ona bunun ne kadar yanlış olduğunu sıkı sıkı tembihlemeliydi.

Gece 12'de köy girişinde buluşacaklardı. O saate kadar da hazırlık yapacaklardı. Belli bir noktaya kadar yayan gideceklerini söylediğine göre yollarını kısaltacak bir planı olmalıydı. Aoi söylenen her emre başını sallayarak hiç itiraz etmedi. Kendini tamamen onun emirlerine teslim edecekti. Toshifumi ondan varsa Akane'ye dair bir eşya getirmesini istemişti. Kurohime hayatta olsaydı ona sorabilirdi... Belki ölüler diyarında onun ruhuyla konuşabilecek birisinden öğrenebilirdi gerçi. "Araştırırım." dedi net bir sesle. Her şey sona erdiğinde kocaman gülümsedi. "Ne yaptığını bilen birinin komutasında olmak ne kadar da güven verici bir hismiş!" Kaizen bir yöne gitmişti. Takeshi de bir şey söyleyecek gibi ona bakmıştı ancak vazgeçerek bir başka yöne gitmişti. Ona Kaede meselesini sormayı düşünmüyordu, isterse konusunu kendisi açmalıydı. Zaten onun kişisel hayatı Aoi'yi ilgilendirmezdi. Takeshi'yi ne olursa olsun fazlasıyla, büyük bir fedakarlıkla seviyordu. Her insanın kusurları olurdu. Takeshi'de bunları görüp telafi edebilecek olgunluk vardı. Hayatın önüne çıkardığı bütün o iğrenç sınavlara göğüs germiş ve bir rehberi olmadan bunlardan alnının akıyla çıkmış birisiydi o. Hala daha sınav oluyordu ve metanetle karşılıyordu her şeyi. Aoi ve Masato gibilerinin onlara yol yordam öğreten klanları vardı. Takeshi böyle bir nimete erişememişti ancak buna rağmen temiz kalbiyle doğru yönü bulmuştu. Ve buna o kadar emeklerle ulaştığı için asla tereddüte düşmüyor, duraksamıyordu. Çok net çizgileri vardı ve Aoi onun bu duruşunu fazlasıyla hayranlık uyandırıcı buluyordu. Ne zaman değerleriyle sınansa ve tereddütte kalsa onun yüzü aklına geliyordu.

Bokukichi'nin ona yanaşıp gidecek bir yeri olmadığını söylemesi üzerine hemen onun koluna girdi ve başını bir anlığına omzuna yasladı. "O nasıl laf? Senin gidecek yerin benim yanım." diye yanıtladı sıcak bir gülümsemeyle. "Önce Masato'ya gidelim, hemen haber verelim de geceye kadar hazırlansın. Ona kurbağamı da göstermeliyim. Bir de onu çok özledim. Bunu da söylemeliyim. Her an ölebiliriz sonuçta, artık daha direkt olmak istiyorum. Bu aralar bunu fark ettim." Kendi kendine sesli düşündü. "Sonra da klana döneriz. Akane'nin eşyası var mı araştırırız. Eşyalarımızı toplar kıyafetlerimizi değiştiririz. Bir de duş alalım, duş önemli. Saçlarımızı da yapalım. Geçen Takeshi'ninkini yapmıştım güzel olmuştu, seninkini de yapayım mı? Bir de yemek yeriz son bir kez. Evet evet. Her şeye vakit kalması için hızlı olalım."
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
Bokukichi’nin koluna girip Hyuuga mahallesine doğru yürümeye başladığında Konoha’nın gündüz kalabalığı yavaş yavaş kendini göstermeye başlıyor. Sabahın o hafif serinliği çekilmiş, sokaklar daha sıcak, daha gürültülü, daha canlı bir hal almış oluyor. Esnaf dükkanları açılmış, çocuklar bir yerlerden bir yerlere koşturuyor, görevden dönen ya da göreve yetişen shinobiler birbirlerini omuz ucuyla selamlayıp geçiyorlar. Sen bütün bu kalabalığın içinde, zihninde aynı anda birkaç ayrı şeyi taşımaya devam ediyorsun, Tenchi Köprüsü, Akane’nin geride bıraktığı bir eşya ihtimali, Toshifumi’nin soğuk sakinliği, Takeshi’nin bakışı, gece yarısı köy kapısı... Bokukichi ise senin aksine bu gerilimi omzundan atar gibi konuşup duruyor. Bir ara gerçekten saçına el atıp "Yapar mısın? Benimkine de o şıkır şıkır şeylerden yap. Köprüye gidip öleceksek bari güzel ölelim." diyor, ardından kurbağaya dönüp "Sen de tanık ol kurbağa kardeş, bugün çok önemli şeyler oluyor." diye mırıldanıyor.

Hyuuga bölgesine yaklaştıkça mahallenin havası değişiyor. Daha düzenli, daha temiz, daha kontrollü bir bölge burası. Evler birbirine benziyor, taş yollar daha sessiz, bahçeler daha tertipli. Sanki her şeyin bir çizgisi, her çizginin de görünmeyen bir sahibi var. Masato’nun evine ya da en azından ailesinin yaşadığı ana konut hattına ulaştığınızda kapıda doğrudan onunla karşılaşmıyorsun. Önce sizi gören genç bir Hyuuga hizmetlisi, senin alnındaki bandı, Bokukichi’nin rahat tavrını ve kucağındaki kurbağayı aynı anda anlamlandırmaya çalışarak hafifçe afallıyor. Sen Masato’yla görüşmek istediğini söyleyince, çocuk kısa bir tereddütten sonra içeri kayıyor. Beklerken içeriden çok hafif ama gergin sesler duyuluyor, normal bir ev uğultusundan daha sert, daha kısa, daha bastırılmış konuşmalar bunlar.

Çok geçmeden Masato görünüyor. Üzerinde gündelik ama aceleyle giyilmiş gibi duran kıyafetleri var, belli ki sizi beklemiyormuş. Sizi kapıda görünce önce rahatlıyor, sonra bakışları kurbağaya, Bokukichi’ye, senin yüzüne kaydıkça bu rahatlık yerini ihtiyatlı bir şaşkınlığa bırakıyor. Bokukichi hiç zaman kaybetmeden lafa atılıyor. "Masatooo, müthiş gelişmeler var. Bak şimdi biz Hokage’ye çıktık, sonra Toshi geldi, sonra var ya..." Bir anda bütün hikayeyi kendi cümleleriyle, kendi yerlerinde kendi vurgularıyla anlatmaya başlıyor. Bazı yerleri dramatikleştiriyor, bazı yerleri absürt hale getiriyor, bazı yerlerde ise cidden önemli detayları tek nefeste geçiyor. Masato önce yalnızca dinliyor, sonra kaşları gitgide daha çok çatılıyor. En sonunda elini kaldırıp Bokukichi’yi durduruyor. "Bir dakika." Gözlerini doğrudan sana çeviriyor. "Bokukichi bunu anlatınca kulağa ya çok daha kötü ya da çok daha saçma geliyor. Senden dinlemek istiyorum. Baştan. Ne oldu?" Tam o sırada, içeriden keskin bir bağırış yükseliyor. Bu, biraz önce duyduğun bastırılmış seslerin artık bastırılamayan hali gibi. Ardından bir başkası geliyor, daha yaşlı, daha otoriter bir ses. Masato gözlerini bir anlığına kapatıp derin bir nefes alıyor. O kısacık hareketten bile ne kadar gerildiğini anlıyorsun. Sonra size dönüp dudaklarını ince bir çizgi halinde sıkıyor. "Biraz yanlış bir zamanda geldiniz..." diyor dürüstçe. Arkasına kısa bir bakış atıyor, sonra yeniden size dönüyor. "Dışarı çıkalım mı? Hem dolaşır hem konuşuruz."

Bunu söyledikten sonra sizi kapının önünde daha fazla tutmuyor. Adımlarını biraz hızlandırarak ev hattından uzaklaşmaya başlıyor, siz de yanına düşüyorsunuz. Mahallenin daha tenha, daha ağaçlıklı tarafına yöneliyor, belli ki hem duyulmak istemiyor hem de duyacak halde değil. Yürürken ilk başta hiç konuşmuyor. Yalnızca çenesini sıkıyor, sonra ellerini cebine sokuyor, sonra yine çıkarıyor. Sonunda, biraz daha boş bir sokağa, taş duvarların ve bahçelerin arasından geçen daha sakin bir yola vardığınızda hızını düşürüyor. "Şimdi." diyor, bu kez sesi daha kontrollü. "Bana sırayla anlatın. Hokage size gerçekten izin verdi mi? Toshifumi neden işin içinde? Ben neden bunu başka birinden değil de sizden, üstelik kapıda, ansızın duyuyorum? Ve..." Burada bakışlarını özellikle sana sabitliyor. "Sen iyi misin?" O soruyu sorarken gözleri istemsizce kollarına, ellerine, yüzüne kayıyor, sanki yalnızca anlattığın olayı değil, o olayın sende ne bıraktığını da okumaya çalışıyor. Bokukichi yine lafa girmeye niyetleniyor gibi oluyor ama Masato bu kez göz ucuyla bile onu susturabiliyor. Şimdi yürüyorsunuz, mahalleden biraz uzaklaşmış durumdasınız ve Masato nihayet seni gerçekten dinlemeye hazır. Buradan sonra ne kadarını, hangi sırayla ve hangi ayrıntıyla anlatacağına sen karar vereceksin.
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
Bokukichi ile sohbet ede ede Hyuuga mahallesinin yolunu tuttular. Burası ona kendi mahallesini andırıyordu ancak daha fazla tertip ve düzen var gibiydi. Ve daha az huzur. Masato'nun aile evine varıp kapıyı çaldıklarında karşılarına iyi giyimli bir hizmetli çıkmıştı. Aoi'nin asla alışamadığı olaylardan birisi de buydu, çalışan hizmetlileri olması. Yureikumo'lar kendi işlerini kendileri yaparlardı, zor bir iş ise yardımlaşırlardı. Birisi yardıma ihtiyaç duyunca herkes el birliği ile seferber olurdu. Düzeni ve tertibi sağlamak için birilerini parayla tutup çalıştırma fikrini Aoi fazlasıyla yadırgıyordu. Hizmetli gidip Masato'yu çağırdıktan kısa süre sonra kapıda görünmüştü. Üzerinde aceleyle giyildiği belli olan günlük kıyafetleri vardı. Evin içinde sert bir uğultu vardı, sanki bir tartışma ortamı gibiydi. Bokukichi onu görür görmez lafa atlamış, her şeyi ortasından ve orasından burasından çekiştirerek anlatmaya başlamıştı. Bakıldığında söylediği şeyler gerçeklerdi ancak hiç de yaşadıkları şeylermiş gibi gelmiyordu kulağa. Aoi olayları nasıl böyle algılayabildiğine hayret eden bakışlarını onun üzerinde tutarak asla durdurmadı onu. Susturmaya yeltenmedi bile. Kesin Masato'yu tilt etmek için bilerek yapıyordu, aralarında böyle bir ilişki vardı. Epey eğleniyor olmalıydı. Aoi de onun bu anları yaşamasına izin verdi.

Neyse ki onu Masato susturmuştu çünkü genel hatları ile olayı anladıysa da aklı karışmış gibi duruyordu. Aoi'ye dönerek hikayeyi ondan duymak istediğini söylemişti. Aoi tam ağzını açacaktı ki içeriden büyük bir gürültü koptu. Korkunç bir kavga yaşanıyor gibiydi. İçeriden yaşlı bir ses de geliyordu, Hiroto olabilir miydi bu sesin sahibi? Aoi çekingen bir şekilde Masato'ya baktı ancak Masato durumdan fazlasıyla rahatsız ve gergin görünüyordu. İç çekerek yanlış bir zamanda gelmiş olduklarını itiraf etmişti. Aoi bir şey söylemedi. Masato onları dışarı çıkmaya davet edince kabul ederek onunla birlikte yürümeye başladı. Mahallesinden uzağa, daha ücra bir köşeye kadar yürüdüler. Yürüdükleri süre boyunca ağzını bıçak açmamıştı. Sanki biraz önceki meseleyi değil de çok daha başka bir şeyi düşünüyor gibiydi. Biraz daha ilerleyip daha sakin bir sokağa geçtiklerinde yavaşlayıp genç kıza dönmüştü. Açıklama bekliyordu. Ses tonu gergin ve bunalmış gibiydi. Her iç sıkıcı şey üst üste gelmiş de, bir de siz mi çıktınız der gibiydi sanki. Aoi onu daha fazla öfkelendirmekten çekinerek biraz ürktü. İyi olup olmadığını sorunca ve bakışları üzerinde gezinince sargı bezi sarılı elini arkasına sakladı. Nasıl yaralandığı üzerine yalan söylemek istemiyordu. Gerçeği duyarsa Takeshi gibi o da kızardı. Onu kızdırmak da istemiyordu. Ellerini tamamen kimono kollarına ve arkasına sakladıktan sonra gergin bir gülümsemeyle yanıtladı. "B-Ben iyiyim. Sen nasılsın? Gergin bir anda geldiğimiz için affet, işlerin var sanırım. Toshifumi'ye önemli işlerin olduğunu, göreve dahil olamayacağını söyleyebilirim istersen..."

Her şeyi en baştan anlatması gerekliydi. Bir nefes alıp söze girdi. "Tamam... Başa alıyorum. Geçen gün Takeshi'yi bize davet ettim. Mührünü... çözmeye çalışıyorduk. Sonra şey... İpucu bulmak için kendi başımıza ufak bir araştırma yapmaya karar verdik. Takeshi, onu mühürleyen eleman şu Akuro ile yüzleşmek istiyordu. Ancak plan gerekliydi. Bu sabah Kaizen ve Toshifumi'yi yanımıza getirdi. Onları beklerken de oyuncak makinesinden bu kurbağayı aldı bana Bokukichi. Çok sevimli değil mi? Neyse herkes toplanınca plan yapmaya başladık. Daha öncesinde ikimiz Sennashi eğitiminde yer almıştık, biliyorsun. Oradaki isimleri konuşturmayı deneyelim dedik. Dağıldık. Ben... Hyuuga Rinji'yi seçtim." Burada duraksayıp tepkisini ölçtü. "Hyuuga olduğu için... Seni buna karıştırmak istemedim. Beni affet. Bokukichi ile birlikte sanki Sennashi sempatizanıymış gibi onunla konuştuk. Bize geçen gün hamamda bana saldıran adamın tutulduğu zindanın konumunu verdi. Oraya gittik. Diğerleri de bir şekilde oraya gelmişler. Tutuklu adamı konuşturduk. Aldığımız bilgilere göre Yureikumo Akane bir Sennashi üyesi değil ancak onlarla daha önce temasta bulunmuş. Diğer önemli şey ise Tenchi Köprüsü. Kaçırılan özel kızın oraya teslim edileceğini söyledi. Rahibin notları ve hamamda bulduğumuz notu da hesaba katarsak... Önümüzdeki rota net gibiydi." Aoi durdu. Sesi istemsizce titredi. "Hokage'den izin almak için gittik. İzin verdi. Çünkü... Toshifumi Anbu Kök birimi kaptanının oğluymuş. Bir Jounin. Seni ve Kaede'yi de görevde görmek istiyor. Ve bu tehlikeli bir görev olacak. S-Rank bile olabilir." Yutkundu. Masato'ya yaklaşıp koluna tutundu. "Masato... Biz geri dönmeyebiliriz. Bu çok yüksek bir ihtimal. Eğer göreve dahil olmak istemezsen seni zorlamaya hiç niyetim yok. Hatta daha memnun olurum. Seninle vakit geçirmeyi çok özlemiş olsam da canını böyle büyük bir riske atmanı istemiyorum. Sana zarar gelmesi ihtimali beni korkutuyor." Başını önüne eğdi bir an için. Masato'nun kolunu bıraktı ve elini kimonosunun cebine soktu. Bir muska çıkarıp Masato'ya uzattı. Bu muska Takeshi'ye verdiğine benziyordu ancak cepliğinin rengi siyah değil koyu kırmızıydı. "Takeshi bana hoşlandığın bir kız olduğunu söyledi. Sanırım açılmışsın ona ama işler pek iyi gitmemiş. Yine de pes etmene gerek yok, eminim zamanla kıymetini anlayacaktır. Bu muskayı sana şans getirsin ve seni tüm kötülüklerden korusun diye veriyorum. Benden hatıra olarak taşırsan mutlu olurum..." Sonra sesini alçaltarak lafını bitirdi. "Her şeye rağmen göreve dahil olmak istiyorsan bu gece 12'ye kadar hazırlanıp köy girişine gelmen gerekiyor. Toshifumi iyi bir lider ve her şeyi güzel yönetiyor. Babasının ve kendisinin konumundan ötürü de iyi olacağımıza emin. Yine de..." Devamını getirmedi.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
Masato, anlattıklarının hiçbir yerinde sözünü kesmiyor. Başta yüzündeki gerginlik dağılmıyor, hatta sen Rinji’nin adını andığında çenesi biraz daha kasılıyor, ama seni sonuna kadar dikkatle dinliyor. Muska eline geçtiğinde ona hemen bakmıyor bile, sanki önce söylediklerinin ağırlığını sindirmesi gerekiyormuş gibi bir süre yalnızca sana bakıyor. Sonunda derin bir nefes alıyor ve yüzündeki o sıkı ifade ilk kez yumuşuyor. "Ben geliyorum." diyor hiç dolandırmadan. Sesinde tereddüt yok. "Bunu ciddi ciddi söylüyorum, Aoi. Beni korumak istemeni anlıyorum ama artık o noktayı geçtik. Birlikte bu kadar şey yaşadıktan sonra, sen böyle bir göreve giderken benim burada oturmam zaten mümkün değil." Sonra elindeki muskaya bakıyor, başparmağıyla kenarını yokluyor. Dudaklarının kenarında çok kısa, neredeyse mahcup bir tebessüm beliriyor. "Bunu da saklayacağım. Ama bana veda hediyesi gibi verme. Döndüğünde neden geri vermediğimi sorarsın, ben de... açıklayacağım." Başını hafifçe yana eğip devam ediyor. "Bir de... Rinji konusunda içime sinmeyen bir şey var. Uzun zamandır tam adını koyamıyordum ama sen söyleyince oturdu. Beni gözetlediğinden şüpheleniyorum. Direkt bana yaklaşmıyor, çok açık bir şey de yapmıyor ama bazı görev ayrıntılarını bilmemesi gerekirken biliyor gibi davranıyordu. Ben önce klan içi bir şey sanmıştım. Şimdi o kadar emin değilim." Bu cümleyi söyledikten sonra bakışları biraz sertleşiyor. "Yani ona gitmeniz boşuna olmamış. Hatta büyük ihtimalle doğru damara basmışsınız."

Yürümeye devam ederken Masato artık yalnızca tepki veren biri gibi değil, aktif olarak plan kuran biri gibi konuşuyor. "Kaede’nin bu görevde olması mantıklı olur." diyor. "Özellikle zihinsel direnç, okuma ve kriz anında soğukkanlı kalma tarafında işimize yarar. Ayrıca..." Burada bir anlığına düşünerek kelimelerini seçiyor. "İnsanları sezme konusunda iyi. Birinin bize yalan söyleyip söylemediğini, en azından dengesiz bir şeyler olup olmadığını hızlı fark ediyor." Bokukichi bu noktada kendini tutamayıp "Kaede geliyor karamel kankiato." diye araya dalıyor. Masato dönüp ona öyle bir bakıyor ki o bakışın içinde hem "bu ne demek", hem "niye bunu şimdi söylüyorsun", hem de "sana nasıl tepki vermem gerektiğini hiç bilmiyorum" var. Bokukichi ise gayet memnun bir halde omuz silkmekle yetiniyor. Masato gözlerini tekrar senden yana çevirip konuşmayı toparlıyor. "Toshifumi’ye tamamen güveniyorum diyemem. Ama ne yaptığını bildiği belli. En azından paniğe kapılıp saçma kararlar alan biri değil. Bu da şu anda işimize yarar. Kaizen zaten tek başına bile bir hat kapatır. Takeshi bu işin merkezinde, sen de..." Bir an duruyor, seni dikkatle süzüyor. "Sen de bu işin yönünü değiştiren kişisin. O yüzden ekip kötü değil. Ama dağılmamalıyız. Tenchi Köprüsü’ne giden yolda en büyük riskimiz pusu değil, bilgi kopukluğu olur. Kim ne gördü, kim ne hissetti, kim neyi sezdi, bunları sürekli paylaşmamız gerekecek." Bir süre sessiz kalıp sonra ekliyor. "Bir de şu Akane meselesi... Eğer doğrudan üye değilse ama yardım ettiyse, bu bize iki şey söyler. Ya bir borç ödedi, ya da kendi amacı onların amacıyla bir noktada kesişti. İkisi de kötü."

Mahallenin daha tenha tarafına vardığınızda, yaşlı bir ağacın gölgesi taş yola eğri biçimde düşüyor. Masato sonunda orada durup ağacın dibine oturuyor, belli ki içerideki gerginliği de, şimdi üstüne yığılan bu yeni görevi de ayakta sindiremiyor. Ellerini dizlerinin üstünde birleştirip bir süre yere bakıyor, sonra başını kaldırmadan konuşmaya başlıyor. "İçeride dönen şey biraz karışık." Sesi daha alçak şimdi. "Hiroto amca birkaç gündür çok gergin. Klan içinde bir şeylerin sızdığını düşünüyorlar. Ama doğrudan Sennashi demiyor kimse. Hyuuga büyükleri bu tür şeyleri önce kendi içlerinde bastırmayı sever." Bir an duruyor, sonra devam ediyor. "Rinji’nin tavırları da o yüzden gözden kaçıyor olabilir. Çünkü herkes önce kendi evinin içindeki çatlağı aile meselesi sanıyor. Benim şu an içeride duyduğum bağırışmalar da tam bununla ilgiliydi. Ana kol ile yan kollar arasında, görev paylaşımı ve bilgi saklama yüzünden bir sürtüşme var. Biri birini yeterince sadık bulmuyor, öteki de kendini aşağılanmış hissediyor. Yani..." Başını kaldırıp sana bakıyor. "Sennashi gerçekten klanların içine girmeye çalışıyorsa, bu en kolay böyle olur zaten. İnsanların zaten var olan kırgınlıklarını dürtüp büyüterek. Hyuuga için bu hiyerarşi. Yureikumo için ritüeller ve inanç. Shindou için geçmişin yükü. Herkesin bir kapısı var." Sonra, ilk kez biraz daha açık bir sıcaklıkla sana bakıyor. "Ben geleceğim. Kaede de büyük ihtimalle gelir. Sen de artık benden bir şeyler saklamayı bırak. Yanlış zamanda gelmedin. Belki de tam zamanında geldin." Bokukichi bir koluyla diğerini destekliyor, bir elini de ağzına tutmuş, size coşkulu bir yüz ifadesiyle bakıyor ve "Oh my god, shiplemeye başladım galiba." diyor. Ne dediğini anlamıyorsunuz.
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
Masato onu büyük bir dikkatle dinlemişti. Gerginliği hala üzerinde görünüyordu. Muskaya tam olarak bakmamıştı bile, işittiklerini düşünüyor gibiydi. Sonra da gram tereddüt etmeden geleceğini söylemişti. Aoi zaten onun bunu söyleyeceğini tahmin ettiği için pek de şaşırmamıştı. İç çekmekle yetindi. Ona sevdiği kızı hatırlatırsa onunla kurabileceği geleceği düşünerek vazgeçer diye ummuştu ancak bir yandan da kendileriyle gelecek olmasına seviniyordu. Masato'nun varlığı onun için bir güven kaynağıydı. Onunla sırt sırta çarpıştığı süreçte hiç bir an olsun kuşkuya düştüğünü, dikkatinin dağıldığını hatırlamıyordu. Byakugan da bu görevde işlerine yarayacaktı. Masato muskayı alarak bunu bir veda hediyesi gibi kabul etmeyeceğini söylemişti. Tam olarak öyle sayılmazdı aslında, onu geri isteyecek de değildi o yüzden Masato'nun ne demeye çalıştığını anlamamıştı.

Masato, Rinji konusunda da uzun zamandır şüphelendiğini ancak tam olarak adını koyamadığı bir gariplik sezdiğini itiraf etmişti. Artık Sennashi bağlantısını biliyordu, dikkat etmeliydi. Yürümeye devam ettikleri süreçte Masato sesli düşünerek görevin ağırlığını tartmış, görevde yer alanların göreve kattıkları değeri düşünmüştü. Ona göre ekip iyiydi. Kaede'nin de görevde yer almasının iyi olacağına inanıyordu. Toshifumi’ye neden tamamen güvenmediğini bilmiyordu ancak aynen söylediği gibi panikleyip yanlış kararlar verecek birisi değildi. Masato biraz daha ilerleyip yaşlı bir ağacın kenarına çökmüştü. Klandaki dertleri dökmeye başladı sanki bunun ağırlığını atmak ister gibi. Ana aile ve dal arasında gerginlik vardı. Bilgi sızdırılması yaşanıyordu ve birbirlerini suçluyorlardı. Aynı aileden olmalarına rağmen birbirlerine bu kadar az güvenip hiyerarşiyi bu kadar üstte tutmaları ne kadar acıydı. Ancak Masato çok iyi bir noktaya parmak basmıştı. Sennashi'nin klanlara sızmak ve onları içten dağıtmak için yapması gereken buydu. Onlar için değerli olan noktaları alaşağı etmek...

Masato son bir kez, bu kez sıcak bir sesle ona dönerek geleceğini yinelemiş ve ondan bir şeyler saklamayı bırakmasını istemişti. Aoi mahcup bir ifadeyle başını öte yana çevirdi ellerini hala arkasında tutarken. Sakladığından değil ancak sormadığı müddetçe daha fazla bilgi vermeyi düşünmüyordu. Zaten Takeshi'den yeterince tepki görmüştü. Daha fazlasına katlanamazdı. Bokukichi o esnada oldukça dramatik bir ifadeyle coşkun bir tepki vermişti ancak Aoi ne dediğini anlamamıştı. "O ne demek?" Bokukichi hep böyle bilmeceli bir dil konuşuyordu. Yılan dili filan mıydı acaba bu? Aoi omuzlarını silkerek Masato'ya döndü. "Pekala. Gece 12'de köy girişinde görüşürüz o zaman. Bizim de gidip hazırlanmamız lazım. Akane'den kalan bir eşya var mı diye bakmamı istedi Toshifumi." Bir an sessiz kaldıktan sonra devam etti. "Muska sende kalabilir bu arada. Geri vermene gerek yok. Senin o. İçindeki duaları yazarken sana niyetlenerek yazdım sonuçta." Bir kez daha duraksadı. Sonra yeniden iç çekti. "Dağılalım o zaman. Sen de biraz dinlen. Gece görüşürüz." Masato'ya gülümsedi ve başıyla bir selam vererek arkasını döndü. Geriye doğru yürümeye başladı. Birkaç adım attıktan sonra durdu. Dönüp Masato'ya baktı. Sonra hızlıca koşarak kendini bir anda onun kollarına attı ve sıkıca sarıldı. Bu yabancı hissi ilk kez yaşadığını idrak etti. Takeshi, Bokukichi, Kaede hatta Yoshi ile bile çok daha rahat şekilde sarılarak vedalaşıyor olmasına rağmen Masato ile aralarında böyle bir dinamik hiç olmamıştı. Ona ilk kez sarılıyor olmak garipti. Uzun sayılabilecek bir kucaklaşmanın ardından başını kaldırdı ve Aoi'nin ani hareketiyle dağılmış bir tutam saçını uzanıp düzeltti ve kulağının arkasına attı. Ardından gülümsedi ve başka bir şey söylemeden dönüp Bokukichi'nin koluna girdi ve klana doğru yol almaya başladı.

Döndüğünde yapması gereken işler vardı. Öncelikle Akane'den kalan bir eşya olup olmadığını araştırmalıydı. Bunu kime sorsa bilmiyordu. Babası ya da abileri bilir miydi ki? Han abisine sorabilir miydi? Ondan biraz çekiniyordu. Göreve dair bilgi vermesi de doğru olmazdı zira kendi klanında Sennashi sempatizanı var mı bilmiyordu. Dışarı bilgi sızması çok riskli olurdu. Belki Kurohime'nin ruhuyla bağlantıya geçebilecek bir ruhbanla konuşurdu. Babası bunu yapabiliyor olsa gerekti. Veya annesi. Öncelikle o ikisine sormalıydı, onlara daha fazla güveniyordu. Bir şeyler bulabilirse çantasına koyardı ve diğer hazırlıklarını yapardı.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
Masato, sen ansızın kollarına atıldığında bir an için gerçekten ne yapacağını bilemiyor. Omuzları kaskatı kesiliyor, nefesi yarım kalıyor, bakışları boşluğa takılıyor. Sonra yavaş yavaş gevşiyor. İlk şaşkınlığını atlattığında elleri tereddütle sırtına geliyor ve seni gerçekten geri sarıyor. Öyle gösterişli, alışkın, rahat bir sarılış değil bu, biraz acemi, biraz utangaç ama bütünüyle içten. Başını hafifçe yana eğiyor, sanki bu anı çok belli etmeden saklamaya çalışıyormuş gibi. Sen uzaklaştığında kulaklarının dibine kadar kızarmış olduğunu görüyorsun. Bir şey söylemek istiyor gibi oluyor, sonra yalnızca başını eğip küçük bir tebessümle bakıyor sana. Bokukichi ise bu sahnenin bir saniyesini bile kaçırmadığı için siz ondan uzaklaşır uzaklaşmaz koluna yapışıp kendini yerlere atacak kadar abartılı bir iç çekiyor. "Ay aşkım, bu köyde bir kişiyi daha mı kendine bağladın? Ben artık rekabet ortamında yaşamak istemiyorum yalnız." Birkaç adım sonra yine başlıyor. "Muska, sarılma, saç düzeltme... Şu an yemin ediyorum Masato'dan başkası olsa yıkar. Hani yıkar demiyorum, yıkar." Sen onu dürttükçe daha beter oluyor, sesini değiştirip Masato taklidi yapıyor, sonra kendi kendine gülüyor, sonra da bir anda ciddileşip "Şaka maka çocuk iyi çocuk ama. Gelmesi iyi oldu." diye ekliyor. Yureikumo bölgesine döndükçe havadaki tanıdık koku, ağaçların diplerine sinmiş tütsü dumanı ve o sessiz matem hissi yeniden üstüne çöküyor. Ama bu kez içinde sabit duran yalnızca yas değil, gece yarısına kadar yapılması gerekenler, toplanacak eşyalar ve omzuna yüklenmiş bir yol var.

Evinizin önüne vardığında kapının henüz tam kapanmadığını, içeriden de hafif bir tütsü kokusunun sızdığını fark ediyorsun. Daha sen eşiğe tam yaklaşmadan baban dışarı çıkıyor. Üzerinde günlük ama tertipli kıyafetleri var. Bakışları önce yüzünde geziniyor, sonra koluna girmiş olan Bokukichi’ye kayıyor, ardından yeniden sana dönüyor. "Geldin demek." diyor yalnızca. O tek kelimenin içinde hem rahatlama, hem merak, hem de senden bir açıklama beklediği hissi var. Sen ağzını açmaya fırsat bulamadan annen de içeriden aceleyle çıkıyor. Seni görür görmez gözleri doluyor gibi oluyor ama kendini toparlıyor, yine de korkusunu gizleyemiyor. "Aoi..." diyor ilk anda ve sesindeki kırılganlık seni daha konuşmadan yakalıyor. "Ne olur bir daha böyle ansızın çıkıp gitme. Zaten sabah görmeyince içimiz yerinden söküldü." Yanına kadar gelip ellerini tutuyor, sonra sargılı elini fark edince yüzü daha da bozuluyor. "Bu da ne? Yine kendini mi ihmal ettin? Yavrum, bu görev başka görevlere benzemiyor. Son günlerde yaşadıkların zaten yeterince ağır. Shinmei’nin yokluğu yetmedi, klanın üstünde bir gölge var gibi. Bir de sen kendini ateşin ortasına atıyorsun. Yuukon insanı sınar, evet. Ama sınanmak başka, kendi ayağınla felakete yürümek başka. Ben senin annenim. Bunu metanetle karşılamamı bekleme. Korkuyorum. Seni kaybetmekten korkuyorum."

Annenin sesi son cümlede biraz çatallanınca baban çok yavaş bir hareketle onun omzuna dokunuyor. Sonra sana dönüyor. Uzun bir an yalnızca bakıyor sana, sanki konuşmadan önce sende neyin değiştiğini anlamaya çalışıyormuş gibi. "Korku, insanı geri çeken şey değildir her zaman." diyor ağır, sabit ve duru bir sesle. Bir an durup sözlerinin sende yer etmesini bekliyor, sonra devam ediyor. "Bazen doğru yere yürüdüğünü gösteren tek işarettir. Mesele korkmamak değil, korkarken neye sadık kaldığını unutmamaktır." Sen istemsizce sessizleşiyorsun. Baban bunu fark edip bu kez biraz daha yumuşak bir tonla ekliyor. "Eğer gerçekten gidiyorsan, bunu öfkeyle değil bilinçle yap. Kimi koruduğunu, neden yürüdüğünü ve geri dönmek için neye tutunacağını unutma. O zaman endişeler seni zayıflatmaz." Annen gözlerini silip sana bakıyor, hala ikna olmamış ama sesindeki paniği biraz bastırmış halde. "Ben yine de gitme desem de gideceğini biliyorum." diyor. "O zaman en azından dikkatsiz olma. Aç kalma. Üşüme. Ve ne olur kendini tek başına her şeyin önüne atma." Sen buna karşılık birkaç sakinleştirici söz söyledikten sonra baban kısa bir baş hareketiyle seni yanına çağırıyor. "Benimle gel." diyor. "Sana vermem gereken bir şey var." Annen de Bokukichi’ye dönüp onu içeri davet ediyor. "Sen de gel evladım." diyor, kendini toparlamaya çalışarak. "Sana çay koyayım, çörek de var. Açsındır." Böylece sen babanın peşine takılıp ana binaya yürürken, annen Bokukichi’yi kapıda tutup oyalamaya başlıyor.

Ana bina bugün daha sessiz. Koridorlarda ayak sesleri yankılanıyor, birkaç kapının önünde dua kaseleri ve yarı sönmüş tütsüler var. Baban seni, ismini hiç duymadığın ama yüzünden yüksek konumlu biri olduğu belli olan bir kadın klan üyesinin odasına götürüyor. Kadın, masa başında oturuyor, sırtı dik, yüzü ifadesiz, bakışları ise cam kadar duru ve okunmaz. Babanı görünce ayağa kalkmıyor, yalnızca başıyla çok hafif selam veriyor. Baban ona doğru yaklaşıyor ve "Kolyeyi istiyorum." diyor. Kadının gözleri ilk kez sana kayıyor. O tek bakışta sanki hem seni ölçüyor hem de çoktan tanıyormuş gibi bir şey var. "Emin misin?" diye soruyor düz bir sesle. Baban hiç düşünmeden "Zamanı geldi." diyor. Kadın birkaç saniye daha babana bakıyor, sonra yavaşça sana dönüyor ve yüzündeki o monotonluk içinden küçücük bir gülümseme doğuyor. Sözcük kullanmıyor. Yalnızca çekmecelerden birini açıp küçük, koyu renkli bir kutuyu dışarı alıyor. Baban kutuyu ondan teslim alıyor, siz odadan çıkarken kadın bakışlarını bir süre sırtınızda tutuyor. Koridora yeniden çıktığınızda baban adımlarını yavaşlatıyor. Kutuyu açıp içinden kolyeyi çıkarıyor. Metalinde zamanın matlığı, taşında ise tuhaf bir tanışıklık hissi var. Sana uzatırken sesi iyice alçalıyor. "Bu ona aitti." diyor. "Her gün giyiyordu. Köyden giderken bıraktı. Artık senin."

Kolyeyi eline aldığında ağırlığı beklediğinden fazla geliyor, yalnızca maddi bir ağırlık değil bu. Baban bunu fark etmiş gibi sana biraz daha yaklaşıyor. Sonra, sanki asıl konuşma şimdi başlıyormuş gibi durup eğiliyor. Gözleri bu kez baba olarak değil, senden gerçekten bir cevap duymak isteyen biri gibi bakıyor. "Bir şey soracağım Aoi." diyor. "Sence Akane kötü bir insan mı? Bütünüyle yani." Soru koridorda asılı kalıyor. Elindeki kolye hafifçe ısınıyor gibi geliyor sana. Geceye daha zaman var, hazırlanman gerekiyor, Masato’ya haber verdin, Bokukichi aşağıda seni bekliyor, ama şu an bütün bunların ortasında önünde duran şey bu soru oluyor. Akane hakkında vereceğin cevap, belki yalnız ona değil, bu gece çıkacağın yolun neye hizmet edeceğine de değecek.
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Kol kola geri dönerlerken Bokukichi uğraşmıştı onunla bütün yol boyunca. "Başka kimi bağlamışım ki?!" diye haykırırken dürttü onun kolunu. Ne dediğini anlamasa da tavırları eğlendiriyordu onu. "Takeshi'ye de sarılıyorum... ona da muska verdim... ne var ki bunda?" diye mırıldandı kendi kendine. Belki de Bokukichi de bir muska istiyordu. Onun pek tehlikeye düşeceğine inanmadığı için hiç aklına bile gelmemişti muska hazırlamak. Masato'yu taklit ettiği anda kendini tutamayıp kıkır kıkır güldü. Bu şekilde sohbet ederek ilerlerken ne kadar zaman geçtiğini de, ne kadar yürüdüklerini de anlamamıştı. Göz açıp kapayana kadar evinin önündeydi.

Eşiğe yaklaştıkları anda sezinlemiş gibi babası belirmişti kapıda. Yureikumo olmanın dezavantajıydı bu işte. Biliyorlardı hep bir şekilde. Seziyorlardı. Onlara yalan söylemek veya onlardan bir şey saklamak imkansızdı. Aoi mahcup bir şekilde gülümsemekten başka bir şey yapamadı. Annesi seslerini duyar duymaz dehşet içerisinde gelmiş ve bir ton sitem etmişti kendisini ateşe atıyor olduğu için. Elindeki sargı bezini ise anında fark etmişti annelik içgüdüleriyle. Aoi saklamaya çalışsa da artık çok geçti. "Klanın ve köyün iyiliği için..." demekle yetindi ancak ne söylerse söylesin onun içini rahatlatamayacağının farkındaydı. Neyse ki babası metanetli bir adamdı. Annesine doğru kelimelerle yaklaşmayı, onu yatıştırmayı hep becerirdi. Verdiği öğütler her zaman yerinde olurdu. Klanın üst düzey ruhbanlarından olarak Yuukon ile özdeşleşmiş ve tanrının takdirini alacak şekilde düşünmeyi öğrenmişti.

Annesi biraz sakinleşince Aoi gülümsedi. "Söz veriyorum." dedi. "İyi olacağım. Geri geleceğim. Gelmezsem de benim için üzülüp ağlamayın. Canımı sizleri korumak için verdiğimi, Yuukon'un yanında rahat bir istirahatte olduğumu, ruhumun sonsuza dek sizinle olacağını bilin." Ailesine yalan söyleyemezdi. Geri gelmemesinin ihtimal dahilinde olduğunu bilmeleri gerekliydi. Annesi Bokukichi'ye bir şeyler ikram ederken babası da Aoi'yi çağırmış ve ona bir şey vermesi gerektiğini söylemişti. Ana binaya doğru yürümeye başladılar. Aoi burada pek vakit geçirmezdi çünkü hiç gereksinim duymamıştı. Klanın üst düzey ruhbanları genelde burada olurlardı. Babası onu daha önce gördüğünü düşünmediği bir klan üyesinin yanına getirmişti. Yetkili birisine benziyordu. Sert duruşlu, ifadesiz yüzlü bir kadındı. Onları görünce başıyla selam verip yorum yapmamıştı. Babası kadına yaklaşarak bir kolye talep etti. Aoi şaşkın bakışlarını ona çevirdi. Babası zihnini mi okumuştu? Kadın kendisine dönüp gülümseyip bir çekmeceden koyu renkli bir kutu çıkardı. Kutuyu babası aldı. Derhal odadan çıktılar.

Ana bina koridorlarına geri döndüklerinde babası kutuyu açarak içinden koyu renk taşı olan bir kolye çıkarttı. Bu Akane'nin kolyesiydi. "Nasıl bildin?" diye sordu Aoi hayretle. Bunu isteyeceğini planlamış mıydı? Bir gün gerekeceğini mi düşünmüşlerdi? Bunca zamandır saklanıyor muydu? Avucunun içinde kolyeyi tutarken gittikçe ağırlaşıyordu sanki. Bu büyük bir sorumluluktu. Babası ona doğru yaklaşarak tuhaf bir soru sormuştu. Akane kötü birisi miydi? Düşünmek için birkaç saniye bekledi. "Bilmiyorum." dedi düz ve basit bir sesle. "Sanırım bunu öğreneceğim." Daha fazla yorum yapmadı konu ile ilgili. Gerçekten de daha fazla tahminde bulunamazdı. Klan büyükleri onu günahın örneği olarak anlatırlardı. Bir kıssadan hisse, örnek olsun diye gönderilmiş bir öcü gibiydi. İsmini anmaktan bile hoşlanmazlardı. Ama hikayeyi hiç ondan dinlememişti, değil mi? Onun hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Sennashi'ye gerçekten yardım etmiş miydi? Ettiyse ne konuda ve niye? Ne yapmaya çalışıyordu? Gerçekten de söylenen gibi kötü birisi miydi? Bunların yanıtlarını çok yakında öğrenebilirdi. Babasından kutuyu alarak kolyeyi içine yerleştirdi ve kapağını kapattı. "Teşekkür ederim." Şimdi hızlıca çantasını hazırlamalı, duşunu almalı, görev kıyafetlerini hazır etmeli, Bokukichi'nin saçını yapmalı, bir şeyler yemeli ve gece 12'ye kadar kalan vakitte belki biraz uyuyup dinlenmeliydi. Ne kadar yol gideceklerdi ve gece hiç dinlenme fırsatları olacak mıydı bilmiyordu.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Babanın sorusuna verdiğin kısa cevap, koridorun dinginliğinde bir süre asılı kalıyor. O seni zorlamıyor, ne Akane’yi savunuyor, ne de mahkum ediyor. Yalnızca başını ağır ağır sallıyor ve "Bazen bir insanın iyi ya da kötü olduğunu anlamak için yaptıklarına bakmak yetmez." diyor, sesi yine o tanıdık sükunetle. "Neyi kaybettiğine, neyi aradığına ve hangi anda geri dönmeyi reddettiğine de bakmak gerekir." Sonra kutuya yerleştirdiğin kolyeye son bir kez bakıyor. "Bunu yanında taşı ama kalbinin üstünde değil. Önce ne olduğunu öğren." Bu cümleyle birlikte ana binadan ayrılıyorsunuz. Eve döndüğünde annen endişeli ama Bokukichi’ye gerçekten çay ve çörek yedirmiş, onu da kendi kendine konuşacak kadar rahatlatmış halde buluyorsun. Gece yarısına kadar olan vakit aceleyle geçiyor. Önce çantanı hazırlıyorsun, hyourougan, kamp malzemeleri, birkaç temiz bez, şifalı merhemler, tütsüler, dualar, küçük yağ şişeleri, yeni fanın ve Akane’nin kolyesinin bulunduğu kutu dikkatle yerleştiriliyor.

Sonra duş alıyor, saçlarını topluyor, görev kıyafetlerini giyiyorsun. Bokukichi, saçını yapma vaadini unutmamış gibi hiç utanmadan önüne oturuyor, sen onun saçlarını mümkün olduğunca toparlayıp daha düzgün bir hale getirirken aynada kendine bakıp "Ben çok tehlikeli ama bakımlı bir adam oldum şu an." diye mırıldanıyor. Bir şeyler atıştırıyorsunuz, annen birkaç lokma daha yemen için ısrar ediyor, baban yolculuk öncesi kısa bir dua okuyor. Uyuma fikri güzel görünse de vakit o kadar hızlı akıyor ki dinlenmek dediğin şey gözlerini birkaç dakika kapatıp yeniden açmaktan ibaret kalıyor. Sonunda gece koyulaşıyor, evdeki sesler azalıyor, kapı eşiğinde annen seni bir kez daha sıkıca sarıyor. Baban yalnızca omzuna dokunuyor. Bu kez uzun konuşmuyor. "Sadık kaldığını unutma." diyor. Sonra Bokukichi’yle birlikte köy kapısına doğru yürümeye başlıyorsunuz.

Konoha geceleri gündüzünden farklı bir yüz taşıyor, sokakların rengi soğuyor, evlerin ışıkları birer birer azalıyor, nöbetçilerin varlığı daha belirgin hale geliyor. Kapıya yaklaştığınızda ilk gördüğün kişi Toshifumi oluyor. Hiçbir acele belirtisi göstermeden, sanki gece yarısı köy dışında A-rank bir göreve çıkmak sıradan bir yürüyüşmüş gibi bekliyor. Üzerinde daha koyu renkli, hareket etmeyi kolaylaştıran görev kıyafetleri var. Az ötede Takeshi duruyor, yüzü yorgun ama kararlı. Masato tam vaktinde gelmiş, sırtında düzenli hazırlanmış bir çanta, boynunda verdiğin muska kıyafetinin altına gizlenmiş. Kaede de orada, normalden daha sessiz, gözleri biraz uykusuz ama duruşu toparlanmış. Kaizen ise her zamanki gibi fazla rahat görünüyor, kollarını göğsünde birleştirmiş şekilde gökyüzüne bakıyor. Bokukichi yanına geçince etrafı süzüyor ve "Bakıyorum ekip güzelleşmiş. Biraz daha uğraşsak müzik grubu kurarız." diyor. Masato çok kısa bir bakışla onu susturmaya çalışıyor ama Kaede’nin dudakları istemsizce kıpırdıyor, gülmemek için kendini tuttuğu belli.

Toshifumi herkes toplandıktan sonra söze giriyor. "İlk kısmı yayan gideceğiz." diyor doğrudan. "Ana yolları kullanmayacağız. Tenchi Köprüsü’ne giden standart güzergah, özellikle bu saatten sonra izleniyor olabilir. Önce doğu devriye hattının dışından ilerleyeceğiz, sonra eski ormancı yoluna gireceğiz. Gün doğmadan ilk kontrol noktasını geçmiş olmamız gerekiyor." Takeshi kaşlarını çatıyor. "Gizlilik için çakra bastırma düzeni mi kullanacağız?" Toshifumi başını sallıyor. "Evet. Uzun süreli yüksek baskı istemiyorum, yorulursunuz. Kademeli gideceğiz. Masato önden geniş görüş alacak ama Byakugan’ı sürekli açık tutmayacak. Kaede, zihinsel dalgalanma ve takip hissi konusunda bizi uyaracak. Kaizen arkayı tutacak. Bokukichi, ara geçişlerde çağırabileceğin küçük canlılar varsa kullanırsın. Aoi..." Bakışları sana dönüyor. "Senin sezgilerin ve ruh izleriyle ilgili tekniklerin burada önemli olabilir. Bir şey hissedersen küçük de olsa söyleyeceksin. Belki önemsizdir diye susmak yok."

Kapıdan çıkıp gece yoluna koyulduğunuzda Konoha arkanızda ağır ağır küçülüyor. İlk dakikalarda kimse fazla konuşmuyor, yalnızca ayak sesleri, çantaların hafif hışırtısı ve ormanın içine girerken yaprakların çıkardığı sesler var. Sonra Kaizen, sessizliği gereğinden fazla kutsal bulmuş gibi "Peki yemek molası planlandı mı yoksa kahramanca açlıktan ölerek mi ilerliyoruz?" diye soruyor. Toshifumi hiç dönmeden "İki saat sonra kısa mola." diyor. Bokukichi hemen atılıyor. "İki saat sonra mı? Ben ruhen şu an mola verdim bile." Takeshi hafifçe gülüyor ama sonra ciddileşiyor. "Köprüye varmadan önce Akuro’yla karşılaşırsak?" Toshifumi bu kez kısa bir süre düşünüyor. "Çatışmaya girmiyoruz. Önce gözlem, sonra konum teyidi, sonra gerekirse müdahale. Akuro’nun tek başına orada olması bile tuzak olabilir. Kopya, mühür, yem, sahte hedef, hepsini ihtimal sayıyoruz." Masato sakin bir sesle ekliyor. "O yüzden birbirimizden kopmuyoruz." Bu küçük konuşmalar, gecenin gerginliğini tamamen dağıtmıyor ama yürüyüşü biraz daha insani hale getiriyor. Yolun koyulaştığı, ağaçların daha sıklaştığı bir noktada Toshifumi adımlarını yavaşlatıyor ve senin yanına düşüyor. "Akane’nin eşyasını bulabildin mi?" diye soruyor alçak bir sesle. "Varsa şimdi bilmem gerekiyor. Ne taşıdığını, ne kadar eski olduğunu ve kimden aldığını da." Gözleri, çantana doğru kısa bir an kayıyor. Diğerleri yürümeyi yavaşlatırken gece ormanı etrafınızda sessizleşiyor, cevap sırası sana geçiyor.
Post Reply