Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Bokukichi kendinden oldukça emin bir edayla öne atılıp bu işi halledeceğini söylemişti. Aoi onu makineyi hafife almaması konusunda uyarmak istedi ancak yüzündeki bakışları görünce bunu kendisinin tecrübe etmesinin daha iyi olacağına karar verdi. Onun bu talebiyle dalga geçmeyip uğraşıyor olması Aoi için yeterliydi. Makinenin diğer tarafında, yüzünü cama dayayıp onu izlemeye başladı. İlk denemesi başarısız olmuştu ancak bu olağandı. Makineler bu amaçla tasarlanmıştı zaten. Tüm o güzel peluşları sergileyip kolay elde edilemeyecek hale getirilmesi onları daha da arzu nesnesi haline getiriyordu. Bokukichi başarısız olunca bir kere de Kaizen denemek istemişti. Tıpkı Bokukichi gibi başaracağından emin adımlarla makineye geçmişti. Kurbağayı hareket ettirmeyi başarmış olsa da vincin kollarından kayıp düşmüştü. İkili kendi aralarında atışırlarken Aoi onların içini rahatlatmayı denedi. Başaramasalar da bir şey olmazdı.

Devam eden dakikalarda çoğunlukla Bokukichi daha da hırslanıp ardı ardına oynamaya başlamıştı. Arada sırada Kaizen ona akıl veriyor, bazen dayanamayıp makine başına kendisi geçiyor ancak başaramayınca onurunu korumak için geri durup Bokukichi'yi seyretmeye başlıyordu. Olay öyle bir gösteri haline gelmişti ki kafedekiler bile işlerini güçlerini bırakıp onları izlemeye başlamıştı. Aoi kendilerine dönen bakışlardan biraz utansa da peluş isteği daha ağır basıyordu. Bokukichi ardı ardına denemeye devam ediyordu. Kaç tur denemişti emin değildi, muhtemelen ondan fazlaydı. Belki yirmi denemeye yaklaşmıştı ancak önceki denemelerin de etkisiyle yavaş yavaş kımıldayıp pozisyona gelen peluş bu son hamle ile birlikte tam ağırlık merkezinden kavranmıştı. Bir an sallanıp düşecek gibi olunca Aoi nefesini tuttu. Bu da başarısız olursa daha oynamayacağını düşünüyordu ve çok yaklaşmışlardı. Derken peluş çıkışa gitti, vincin kolları onu serbest bıraktı ve hayallerini süsleyen o oyuncak boşluktan aşağı düştü. O kadar uzun uğraşlar sonucu zafer kazanan Bokukichi öyle bir sevinçle bağırmıştı ki Aoi kendini tutamayarak kahkaha attı. Peluşu kollarına aldığı anda ise öyle heyecanlandı ki tüm yüzü pespembe oldu, gözleri kocaman büyüdü, hayran hayran peluşu seyretmeye başladı. Nasıl da sevimliydi! O yeşil tüyleri, minik gözleri, kocaman kafası, gülümseyen suratıyla ona bakıyordu. İşte, kollarının arasındaydı. Artık onu yatağının kenarına koyup her gece onunla birlikte uyuyabilirdi. Hayranlık dolu bakışlarını Bokukichi'ye çevirdi. "TE-TEŞEKKÜR EDERİM!"

Kafenin zil sesiyle bir anda yerinden sıçradı. Takeshi gelmişti, yanında da daha önce hiç görmediği siyah saçlı bir çocuk vardı. Yüzünde ölçülü bir tebessüm vardı ve ne yaptığını bilen, olgun ve güvenilir bir havaya sahipti. İçeri girer girmez ona selam vermişti. Aoi bu selamı başıyla karşıladı. Yüzü hala biraz önceki heyecan dolu dakikalardan ötürü pespembeydi. Kaizen her nasılsa bu çocuğu tanıyordu. Kaizen onu tanıdığına göre yetenekli ve iyi bir shinobi olmalıydı. Zaten Takeshi'nin de güvendiği birisi olduğuna göre bu çocuk güvenilirdi. Kaizen abisinin durumunu sorunca çocuk iyileşiyor olduğunu söylemişti. Abisi yaralanmış mıydı? Sonunda kendisine yönelerek kendini tanıttı. Shimura Toshifumi. Demek Shimura klanındandı. Onların fazlasıyla yetenekli ve köklü bir klan olduklarını duymuştu. Aoi onun kendisine uzanan elini sıktı. "Memnun oldum. Yureikumo Aoi. Yureikumo ritüellerine ilgin varsa klan bölgesine gelip dahil olabilirsin. Sana direkt uygulamalı gösteririm. Söylentilerin aksine biz misafirleri çok severiz." Kocaman gülümsedi.

Takeshi de ona referans olunca Toshifumi direkt lafa girmişti. Konohagakure içerisindeki Sennashi kolunun bağlantılarını ortaya çıkartmanın daha önemli olduğunu, bunun rütbelerine bile etki edeceğini söylüyordu. Aoi bu işin bu kadar kolay halledileceğini düşünmüyordu. Öyle olsa Amegakure çoktan kendi içini temizlerdi. Ayrıca Aoi rütbesinin yükselmesini de umursuyor değildi. "Hmm..." Bir süre düşündü. "Furuya Saya, Hyuuga Rinji, Shimura Atsuhito..." diye hatırladığı isimleri söyledi Aoi. "Sonuncusu senin klanından aslında. Tanıyor musun onu? Hyuuga olanı da Masato tanıyordur belki. Onların o antrenmana benim gibi hiçbir şey bilmeden gittiklerine eminim. Sennashi kendini olduğu gibi tanıtmıyordu orada, çok masum şeyler anlatıyorlardı. Sonradan işin içine iyice girip girmediklerini bilmiyorum elbet. Sen onları tanıyor musun Takeshi?" Çifte ajanlık yapmıştı bir dönem sonuçta, belki daha çok şey biliyordu. "Ama onların peşine düşersek Takeshi'nin mührünü öğrenebilir miyiz ki? Ben ona yardım etmek istiyorum, rütbe atlamak umurumda değil. Benim için Takeshi bir numaralı öncelik şu anda. Ayrıca Akuro şeytanın teki. Bu shinobiler Sennashi'ye dahil oldularsa bile daha çok düşük rütbededirler, Akuro'yu biliyor olamazlar. Aa! Bir de sapık bir adam vardı. Hamamda bana saldırmıştı. Siyah uzun saçlıydı, arkadan bağlamıştı. Kocaman bir şapka takıyordu. Onu yakalayınca Hari Hoca'ya vermiştik, kim olduğunu biliyor musunuz? Küçük kızları kaçırıyordu. Orada bulduğumuz notta da özel kızı teslim aldığı filan yazıyordu. Konoha'da büyük bir şey planlıyorlardı. Sennashi neden küçük kızları kaçırıyor ve bunun onlara ne gibi bir yardımı olabilir?" Yine aklına üst üste gelen çağrışımlardan dolayı taramalı tüfek gibi konuşmuştu. Ama bundan daha önemli şeyler de vardı. Takeshi'nin kolunu çekiştirdi. "Bak..." Heyecandan titreyen gözleriyle kurbağasını Takeshi'ye gösterdi. "Kichi'm aldı bunu bana. Çok mutluyum. Sevimli, değil mi?" Peluşun artık onun olduğu aklına bir kez daha gelince yüzü yeniden heyecanla pespembe oldu. Bokukichi'ye sıkıca sarılıp yanağına bir, iki, üç tane öpücük kondurdu. Sonra da peluşa kocaman sarıldı.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Shimura Atsuhito’nun adı ağzından çıkar çıkmaz Toshifumi’nin yüzünde en ufak bir değişiklik olmuyor. Ne kaşı kalkıyor ne de dudak kıpırdıyor, sanki o ismi çoktan bekliyormuş gibi, taşın üstüne düşen su damlası kadar sıradan karşılıyor. Ancak sen ona dönüp tanıyıp tanımadığını sorduğunda, cevap verirken gözlerinde belli belirsiz daha sert bir ışık beliriyor. "Elbette tanıyorum. Atsuhito’nun güvenilmez olduğu her tarafından belli oluyor zaten." Cümleyi öyle dümdüz kuruyor ki, bu yargının anlık bir kapris değil, uzun süredir gözlemlediği bir kanaat olduğu hemen anlaşılıyor. Takeshi de hafızasını yoklar gibi başını hafifçe yana eğiyor, sonra parmaklarıyla havada görünmez isimler sıralıyormuş gibi konuşuyor. "Uchiha Kana, Kinji Akiko ve Sora Fukuo’nun da orada olduğunu hatırlıyorum. Hepsi chuunin bunların." Toshifumi, bu yeni isimleri duyunca ilk kez gerçekten iştahlanmış gibi görünüyor. Kollarını göğsünde birleştirip birkaç saniye düşünerek etrafındaki dünyayı unutuyor, sonra bir stratejist edasıyla söze giriyor.

"Takeshi’yi kurtarmak istiyorsak elimizdeki en mantıklı başlangıç noktası Konoha. Dışarıda, Uzushio’da, Girdap Ülkesi’nde, Akuro’nun muhtemel bağlantılarında arama yapmak kulağa daha büyük, daha destansı geliyor olabilir ama şu anki verileriniz Konoha’nın içini işaret ediyor. İlk görevde birkaç nokta belirlemişsiniz. O noktalardan birinde Akuro çıkıyor, diğerinde uzun saçlı adam çıkıyor, üçüncüde de başka hücreler. Yani bu ağın düğümleri zaten burada. Hem o adam şu an Konoha’da yakalandı. Eğer gerçekten mesaj taşıyorsa, eğer gerçekten kaplıca bağlantısı içindeyse, Akuro’yu tanımaması mümkün değil. Belki doğrudan yüzünü bilmiyordur, belki kod adla biliyordur, belki yalnızca görev zincirini biliyordur ama bu bile yeterli. Ayrıca şu küçük kız meselesi var, özel kız ifadesi, Mahzen, K.’nın altındaki gölge... Bunların hepsi dışarıdaki bilinmez bir adadan önce buradaki yapıya işaret ediyor. Kısacası, Konoha kolunu deşmeden dışarı koşmak bana göre zeki bir başlangıç değil. Önce içerideki damarı bulursunuz, sonra o damar sizi nereye götürürse oraya gidersiniz. Böylece hem Takeshi’nin mührüyle ilgili daha gerçek veriler toplarsınız hem de düşmanın boyunu, yöntemini, sayısını öğrenirsiniz. Körlemesine yola çıkmak yerine harita çizmiş olursunuz." Bunu söyledikten sonra bir nefes bile almadan devam edecekmiş gibi görünüyor ama tam o sırada sen heyecandan kurbağa peluşunu Takeshi’nin burnunun dibine kadar kaldırıyorsun.

Takeshi zaten düşüncelere dalmış bir halde peluşa bakıyor, gözleri birkaç saniye gerçekten ona odaklanmakta zorlanıyor, sonra nihayet kurbağanın gülen suratını seçebiliyor. "Evet..." diyor, hafifçe başını sallayarak. "Çok güzel. Çok tatlıymış ya. Şey..." Orada kalıyor. Aklının yarısı başka yerde. Sonra istemsizce gülümsüyor, senin ne kadar mutlu olduğunu görünce yumuşuyor, ama bir sonraki anda yine o karışık düşüncelerine geri dönüyor. "Ben ikisine de okeyim." diyor sonunda, daha ciddi bir tona geçerek. "Konoha’dan başlamak da mantıklı, direkt yola çıkmak da. Konoha’dan başlamak mantıklı çünkü Toshi’nin dediği doğru, şu an elimizde gerçek, somut, dokunulabilir tek ağ burada. Adamlar burada yakalandı, notlar burada bulundu, isimler burada geçti. Eğer Akuro bu işin merkezindeyse, onun iplerinden biri burada olmalı. Burayı çözmeden Uzushio’ya gidersek, elimizde sadece şüphe olur. Ama öbür taraf da şu, eğer mühür gerçekten Uzumaki bağlantılıysa, ne kadar oyalanırsak o kadar geç kalabiliriz. Belki de çözüm yalnızca dışarıda. Belki de burada geçireceğimiz her gün, mührün biraz daha kök salması anlamına gelir." Kendi sözleri onu da rahatsız ediyor sanki, boğazını temizleyip devam ediyor. "Yani ben açıkçası şunu düşünüyorum, Konoha’dan başlayalım, ama bunu sonsuz bir bekleyişe dönüştürmeyelim. Belli bir sürede elle tutulur bir şey bulamazsak o zaman dışarıya bakmayı ciddi ciddi masaya koyalım. Çünkü Akuro’yu burada bulursak belki mührü doğrudan çözmesek bile ne olduğunu öğreniriz. Ama hiçbir şey bulamazsak... o zaman duvara kafa atmak bile beklemekten daha mantıklı gelebilir."

Kaizen bu noktaya kadar kendini zor tutuyormuş gibi burnundan kısa bir ses çıkarıyor ve lafa girdiği anda gerçekten bir daha susmamaya yemin etmiş gibi konuşmaya başlıyor. "Bak şimdi, ben açık konuşacağım, çünkü bu ekipte birilerinin lafı dolandırmadan konuşması lazım ve o kişi de maalesef yine benim." diyor ellerini iki yana açarak. "Bir. Toshifumi’nin söylediği şeylerin büyük kısmı doğru. İçeride hücre varsa ve bu hücre Konoha’nın göbeğinde örgütleniyorsa, orayı sökmeden dışarı çıkmak kendini aptal yerine koymaktır. İki. Takeshi’nin söylediği şey de doğru, zaman faktörü gerçek. Mühür beklemez. Üç. Siz hepiniz çok duygusalsınız ve bu da sizi aynı anda hem tehlikeli hem işe yarar yapıyor. Bu yüzden bir rota lazım. Ben olsam önce şu chuunin tayfayı ve kaplıca-zindan bağlantısını temizlerim, o uzun saçlı heriften ne çıkıyorsa çıkarırım, Kaita’nın etrafındaki herkesi çapraz sorgularım, ondan sonra hala elimizde bir şey yoksa Uzushio ihtimalini yeniden düşünürüm. Ama doğrudan hadi adaya gidelim kafası biraz romantik, biraz intihari, biraz da açıkçası acemice." Sonra sana bakıyor. "Ama şunu da söyleyeyim, senin şu an Takeshi'yi öncelik olarak düşünmene saygı duyuyorum. Eğer gerçekten adamı kurtarmak istiyorsan, o zaman çözüm neredeyse oraya gitmek zorunda kalabilirsin. Sadece bunu ne zaman yapacağın, nasıl yapacağın ve kiminle yapacağın meselesi var."

Kaizen nihayet susunca ortalık birkaç saniyeliğine garip biçimde boşalıyor, herkes düşüncelere gömülüyor, sen kurbağayı hala göğsüne bastırmış tutuyorsun, Takeshi kaşlarını çatmış halde zemine bakıyor, Toshifumi ise belli ki yeni isimleri zihninde diziyor. Ve tam o anda Bokukichi sana dönüp bütün bu strateji, korku, mühür, gizli ağ, Uzumaki ve Konoha gerilimlerinin ortasına kendi o pervasız rahatlığını fırlatıyor. "Bence ulu kraliçemiz karar versin." diyor büyük bir ciddiyet taklidiyle. "Ben hanımcıyım, ben fikir belirtmeyeceğim."
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
Toshifume zekiydi. Ağzından çıkan her laf dayanaklı, tartılmış, ölçülmüştü. Atsuhito'yu tanıyordu ve onunla ilgili yargısı çoktan verilmiş gibi bu durum onu şaşırtmamıştı. Öte yandan Takeshi hatırladığı diğer isimleri de gündeme getirince oldukça akla yatkın şeyler söylemişti. Şu anda dışarıya çıkıp çözüm aramaktansa Konoha içerisini temizlemenin çok daha makul olduğunu düşünüyordu. Gerçekten de söylediği gibi Konoha'da gittikleri her noktada önemli olaylar yaşanmıştı ve pek çok bilgiye erişmişlerdi. Bu da Konoha'da büyük bir konuşlanma olduğuna işaret ediyordu. Bunu bırakıp gitmek yarardan çok zarara yol açabilirdi. Böylece hem mühür hakkında hem de düşman hakkında daha fazla bilgi toplayabilirlerdi. Takeshi de bu fikre katılıyor olmakla birlikte geç kalmaktan korkuyordu. Burada boşuna oyalanıp bir şey elde edemezlerse kaybettikleri bu vakit onlara ağır patlayabilirdi. Takeshi'nin mührü saatli bir bomba gibiydi zira. Son olarak ise lafları toparlamak amacıyla Kaizen söze girmişti. O her ikisinin de bakış açısına hak veriyordu. Duygusal davranıyor olmalarına sinir olmuş gibiydi ancak Aoi için bu meselede duygusal olmamak imkansızdı artık. Takeshi'nin hayatı söz konusuydu. Kaizen de onu gerçekten kurtarmak istiyorsa bu işin sonunda gerçekten de adaya gitmek zorunda olabileceği ihtimalini dile getirmişti. Ancak bunu ne zaman, nasıl, kimlerle yapacaktı?

Sessizlik oldu. Herkes düşüncelerine gömülmüş gibiydi. Aoi sanki duygusal olarak varlığından güç alıyormuş gibi kurbağayı sıkıca göğsüne bastırmıştı. Bu gerginlik anında Bokukichi, her zamanki Bokukichi haliyle kararı kendisinin almasına bir itirazı olmadığını, "hanımcı" olduğunu söylemişti. Aoi istemsizce kıkırdadı. "Hanımcı" olmayı ilk kez duyuyordu. Ne demek olduğunu tam anlamamıştı ancak nedense aklına babası gelmişti. Sanki babasını anlatan bir tanımdı bu. Hanımcı, hanımdan taraf olmak demek olsa gerekti. Ya da onu üstün tutmak. Bokukichi hep böyle ilginç şeyler söyleyip onu güldürüyordu. Karar verme baskısı üzerinde olduğu için yine bir süreliğine sessizliğe gömüldükten sonra sesli düşünmeye karar verdi. "Takeshi için geç kalmış olma düşüncesi bana azap verse de... Toshifumi haklı. Elimizde hiçbir şey olmadan yalnızca bir şüphe üzerine köyden ayrılmak çok mantıklı bir seçenek gibi durmuyor. Üstelik Kaita özellikle Takeshi'yi görevden uzak tutmaya çalışmıştı. Bir anda köyden ayrılırsak bir nevi onun istediği şeyi yapmış olacağız. Yok olsak veya ölsek işlerine gelirdi. Kaita'ya bunun rahatlığını vermemek için köyde araştırma yapmalıyız. Dediğiniz gibi daha çok bilgi toplayıp, bildiğimiz isimleri sorguya çekmeliyiz. Hokage kendi iz sürme birimlerinin de sıkı çalışmakta olduğunu söyledi." Sennashi'nin bu kadar gerisinde olma fikri onu rahatsız etmiş gibi yüzünü buruşturdu. "Mühür hakkında da bilgi toplamaya çalışalım. Özellikle şu sapık adam çok şey biliyor olmalı, onu görmeliyiz. Eğer elimiz boş kalırsa da hiç vakit kaybetmeden köyden ayrılırız. Çünkü Sennashi bunu çok sık yapıyor. Bizi bir spiral etrafında döndürüp döndürüp hiçbir şey elde etmemize izin vermiyorlar. Sağlam bir plana ve bolca yardıma ihtiyacımız var." Takeshi'ye döndü. "Nasıl yapalım? Ayrılıp kendi araştırmamızı mı yapalım? Bu isimleri aramızda bölüştürüp sorgulamaya mı gidelim? Masato'lara filan da haber edelim mi? Belki yardım edebilirler."
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
Toshifumi, senin sözlerin bittikten sonra bir süre hiç konuşmuyor. Kafenin camından dışarıya, sabah kalabalığının yavaş yavaş çoğalan akışına bakıyor, sonra dikkatini tekrar masaya topluyor. Parmaklarıyla ahşap yüzeye iki kere hafifçe vuruyor, sanki zihninde bir sıralama yapıyormuş gibi. "Bence Masato’lara ve diğerlerine şimdilik haber vermeyelim." diyor sonunda, sesi alışıldık sakinliğinde ama kurduğu cümleler dikkatlice seçilmiş. "Yanlış anlamayın, yardım istemek kötü bir fikir değil. Ama şu an sahip olduğumuz bilgi henüz net değil. Elimizde isimler var, notlar var, çağrışımlar var, ama doğrudan suçlayabileceğimiz, birinin yüzüne koyabileceğimiz sağlam bir şey yok. Ne kadar çok kişi devreye girerse o kadar çok hata payı oluşur. Birisi istemeden yanlış kişiye yanlış soru sorar, biri fazla dikkat çeker, biri birilerini uyarır... ve Konoha’nın içindeki kol gerçekten düşündüğümüz kadar örgütlüyse tek bir sızıntı bile hepsini yer altına iter." Takeshi kaşlarını hafifçe çatıp onu dinliyor, Kaizen ise itiraz edecekmiş gibi ağzını açıyor ama Toshifumi devam ettiğinden araya giremiyor. "Üstelik Masato kurallara bağlı bir adam onu tanıdığım günden beri. Böyle bir durumda refleks olarak resmi kanala gitmek isteyebilir. Bu onu kötü biri yapmaz, ama bizim şu an ihtiyacımız olan şey görünmeden hareket etmek. Önce küçük bir doğrulama yaparız. Eğer elimizde sağlam bir şey olursa o zaman ister Masato’yu, ister Satoshi’yi, ister bütün ekibi dahil ederiz. Ama şu anda ne kadar az iz bırakır, ne kadar az ses çıkarırsak o kadar iyi."

Kaizen sonunda burnundan kısa bir ses çıkarıp sandalyeye daha çok yayılıyor. "Söyledikleri mantıksız değil." diyor, istemeye istemeye kabul edermiş gibi. Takeshi ise birkaç saniye düşünüp sana bakıyor. "Ben açıkçası Masato’ya söylememeyi istemezdim ama..." Derin bir nefes alıyor. "Toshi’nin dediği şey doğru olabilir. Daha hiçbir şeyi doğrulamadan insanları bu işin içine çekersek elimizdeki tek avantajı da kaybedebiliriz." Bunun üzerine Toshifumi ilk kez biraz öne eğiliyor ve daha somut konuşmaya başlıyor. "O zaman dağılmadan ama bölünerek ilerleyelim. Ayrı çalışacağız ama kopmayacağız. Üç hat var şu an elimizde." Parmaklarını tek tek kaldırıyor. "Bir, o antrenman grubundaki chuunin isimleri. İki, kaplıcadaki adam ve onun bağlı olduğu hat. Üç, Kaita. Kaita’ya doğrudan gidemeyiz, ama etrafında dolanabiliriz." Sonra bakışlarını sana çeviriyor.

"İnsanların gardını düşürme yeteneği yüksek biri olduğunu tahmin ediyorum. Bu iyi bir şey. Sana ilk bakışta şüphe duymayıp konuşabilirler. Bunu kullan. İsimleri doğrudan sorguya çekmek yerine, eski bir tanışıklığı tazeler gibi yaklaşabilirsin. Takeshi, sen de antrenman halkasındaki isimlere ulaşmak için en doğal kişisin. Ben ise biraz daha kayıt, devriye ve bağlantı tarafına bakarım. Kaizen abi..." Burada kısa bir duraklıyor, Kaizen’e bakıyor. "...insan okuyabiliyor. O da konuşmalar sırasında hangimizin önünde kim yalan söylüyor, kim geriliyor onu süzebilir." Kaizen buna kaş kaldırıyor. "Beni bedava danışman yapmış." Bokukichi hemen atlıyor. "Beni de güzellik ve estetik koordinatörü yazın." Takeshi gülüyor. "Sen dikkat dağıtıcı unsursun." Bokukichi bundan gurur duyar gibi geriye yaslanıyor. "İşte uzmanlık alanım."

Planın iskeleti yavaş yavaş masanın üzerine seriliyor. Toshifumi cebinden küçük, düz bir not kağıdı çıkarıp birkaç ismi yazıyor. Furuya Saya, Hyuuga Rinji, Shimura Atsuhito, Uchiha Kana, Kinji Akiko, Sora Fukuo. Sonra altına bir çizgi çekip başka bir satıra ekliyor. Kaplıca bağlantısı, taşıyıcı adam, Hari’nin teslimi. Son satıra ise yalnızca tek bir kelime yazıyor. Kaita. "Bence ilk hamleyi bugün yapalım." diyor. "Nabız yoklama. Kim nasıl tepki veriyor, kim ismini duyunca geriliyor, kim savunmaya geçiyor, kim fazla hazır cevap, bunların hepsi veri." Ardından kağıdı sana doğru kaydırıyor. "Şimdi üç pratik seçeneğimiz var. Birincisi, eski antrenman grubundan en erişilebilir olanı bulup onunla konuşmaya başlamak. En risksiz başlangıç bu olur. İkincisi, Hari’nin elindeki taşıyıcı adam hakkında bilgi almaya çalışmak, eğer görebilirsek zinciri daha hızlı çözeriz. Üçüncüsü, Kaita’nın çevresini dolanmaya başlarız ama bu en riskli olanı." Takeshi de düşünceli bir şekilde ekliyor. "Ben Saya’ya ulaşabilirim. Bana kapıyı kapatmaz. Ama bunu yaparsam Kaita'ya da çalınma ihtimali var." Kaizen parmaklarıyla masaya ritim tutuyor. "Ben olsam önce en yumuşak kapıyı denerim. Bir kişi konuşur, zincirin geri kalanı oradan sökülür." Bokukichi de kurbağa peluşuna bakıp ciddiyet takınarak "Kurbağa da önce kolay hedef diyor." diye destek veriyor.

Masadaki kağıt, isimler ve seçenekler şimdi önünde duruyor. Bir yanda eski antrenman grubundan bir isme gidip ilk ipi çekme ihtimali, bir yanda Hari üzerinden taşıyıcı adama ulaşma çabası, bir yanda da doğrudan daha tehlikeli hatlara yaklaşma riski var. Hepsi bir yere çıkıyor olabilir, hepsi aynı anda zaman kaybı da olabilir. Takeshi gözlerini senden ayırmadan bekliyor. Toshifumi de sessizleşmiş durumda, az önce çizdiği rotalardan hangisini seçeceğini merak ediyor ama seni sıkıştırmıyor. Kaizen koltuğunda yayılmış gibi görünse de aslında pür dikkat. Bokukichi ise bir elini kalbinin üstüne koymuş, sanki vereceğin kararla kaderi belirlenecek biriymiş gibi aşırı ciddi bakıyor. Karar şimdi sende, hangi ipin ucundan tutacağını seçtiğin anda bu sabah gerçekten başlayacak.
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
Toshifumi, şimdilik ekibin diğer üyelerine haber verilmemesi gerektiğini savunmuştu. Eğer yapmaya çalıştıkları iş çok kişiye yayılırsa bir şekilde içeriye bilgi sızacağını düşünüyordu. Dediklerinde haklılık payı olabilirdi ancak Aoi hiç değilse Masato'nun öyle bir şey yapmayacağını düşünüyordu. Kurallarına bağlı olsa dahi Aoi'yi dinler ve anlardı. Onlara yardımcı olmak isterdi. Ancak Aoi bunu dillendirmedi. Masato'dan bunu isteyecek olursa emindi ki Masato bunu geri çeviremezdi. Ona rahatsız edici gelse de bir şekilde dahil olurdu. Daha önce bu sebeple onunla ülke değiştirmişti. Onu tanıyordu. Fazlasıyla kibar birisiydi ve bir arkadaşına yardımcı olmak için her şeyi yapardı. Masato'yu böyle bir şeye zorlama fikri ona rahatsız edici geldi. Bu sebeple bilmemesi belki de en iyisiydi. Satoshi ve Kaede de nasıl tepki verirdi kestiremiyordu. Bu yüzden Toshifumi'ye karşı çıkmadı. Kaizen ve Takeshi de onunla aynı fikirlerde olunca Aoi'ye de kabul etmekten başka seçenek kalmadı. Çıkıntılık etmeyi sevmezdi. Yine de Toshifumi'nin olaylarla hiçbir bağlantısı olmamasına rağmen bu kadar kontrolü olup bütün planda söz sahibi olması biraz sinirlerini bozmuştu. Sonrasında da dağılmadan ama bölünerek, kopmadan çalışacaklarını söylemişti. "...dağılacağız yani?.." Dağılarak çalışmanın olayı buydu zaten. Herkes bir yöne gider, bilgi toplardı sonra da bu bilgiler birleştirilirdi. Aoi bir şey söylemedi ama Toshifumi'nin tavırlarını itici bulmuştu.

Toshifumi kendisine dönerek insanların gardını düşürebilme yetisi olduğunu tahmin ettiğini söylemişti. Aoi bunu neye dayanarak söylediğini merak ediyordu. "Yureikumo'ların kötü ününe rağmen mi?" İnsanların gardını o kadar kolay düşürebiliyor olsa bu yaşına kadar dışlanmışlık çekmezdi zaten. Kaizen'i de yalan söyleyenleri ayırabilen kimse olarak görevlendirmişti. Bokukichi buna espri ile karışık bir cevap verince Aoi kıkırdadı. Toshifumi cebinden bir kağıt çıkarıp planlarının üç kademesini not aldı. En baş ve kolay kademede bu Chuuninler ile konuşmak vardı. İkinci olanda Hari Hoca vasıtasıyla sapık adamı sorgulayacaklardı. Son aşamada ise Kaita vardı ancak Aoi o kısma dahil olmayı düşünmüyordu. Artık ateşle oynamak olurdu. Ya Chuuninleri sorgulayacaklardı ya da Hari Hoca'ya gideceklerdi. Hari'ye gitmek biraz daha riskli olurdu. Ona teslim edilmiş bir esiri sorgulamak istemeleri dikkat çekerdi. Hari zeki bir adam olduğu için gözünden bir şey kaçmazdı. Şüphelenirdi, foyaları ortaya çıkabilirdi. Bu iş Hokage'nin kulağına gidebilirdi. Belki de önce Chuuninlerle konuşmak daha iyi bir fikir olurdu. Hiç değilse bugün akşama kadar birkaçıyla konuşup sonraki aşamada ne yapacaklarına karar verebilirlerdi. Belki diğer gün de esirle konuşurlardı. O adamın konuşup konuşmayacağı da malumdu. Aoi'yi hatırlıyor olsa gerekti. Onu düşündükçe tüyleri diken diken oluyordu Aoi'nin.

Herkes susup bakışlarını kendisine çevirince Aoi gerginlik içerisinde kağıdı eline aldı. Herkesin kaderini belirleyecek olan cümleler ağzından çıkacaktı. Bunun sorumluluğu altında eziliyordu. Kendini şimdilik güvende olduklarına, bugün başlarına kötü bir şey gelmeyeceğine inandırmaya uğraştı. Yanlış bir kelime etmedikleri sürece onlardan şüphe etmezlerdi, değil mi? Kağıdı masaya geri bıraktı. "O zaman gruplara bölünelim. Hyuuga klanı dediğiniz gibi kurallara sadık bir klan. Üstelik Yureikumo klanı ile araları iyi olan ve bize saygı duyan nadir klanlardan. Bu sebeple Hyuuga Rinji'ye ulaşmayı deneyebilirim." Kurbağasına sıkıca sarıldı. "Benim için daha kolay olur. Antrenmandan tanıdığım da bir tek o ve şu diğer ikisi var." Furuya Saya ve Shimura Atsuhito'nun isimlerini işaret etti. "Bokukichi de benimle gelsin. Birlikte iyi çalışıyoruz. O yanımda olursa daha az gerilirim hem." Bokukichi'ye kısa ama utangaç bir bakış attı. "İstersen tabi." Sonra diğerlerine döndü. "Siz üçünüz çok dikkat çekersiniz. Kaizen ve Takeshi başka birisini sorgulasın. Kim daha güvenli olur, hangisine daha yakınsın sen seç istersen Takeshi. Kaizen de sana yardımcı olur. Bence Toshifumi zeki ve kendine güveni yüksek birisi olduğu için üyelerden birisini tek başına sorgulamayı başarabilir. En az dikkati o çeker gibi hissediyorum. İster kendi klanındaki kişi, ister diğerleri. Size kalmış." Kağıda tekrar gözleri kaydı, sonra bakışlarını kaldırdı. "Böylece aynı anda üç farklı koldan bilgi alma şansımız olur. Gün sonunda bir şey elde edemezsek Hari Hoca'nın esir aldığı adama ulaşmayı deneriz. En mantıklı böyle olur gibi düşündüm. Sizce uygun mu?"
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
Planın masanın üzerine bıraktığı ağırlık birkaç saniye boyunca kimseyi konuşturmuyor. Toshifumi, senin söylediklerini dikkatle dinledikten sonra başını yavaşça sallıyor, bakışlarında ilk kez doğrudan bir onay beliriyor. "Uygun." diyor kısa ve net bir sesle. "Aynı anda üç koldan ilerlemek, ama kimsenin birbirinin alanına taşmaması iyi olur." diye vurguluyor kendini nedense. Kaizen de omzunu silkerek bunu kabul ediyor. "Ben aslında tek başıma daha verimliyim." diye mırıldanıyor, sonra Takeshi’ye dönüp "Ama sen de fazla kahramanlık yapmadan ağzı laf yapan biri gibi davranırsan belki dikkat çekmeyiz." diye ekliyor. Takeshi buna yarım bir gülümsemeyle karşılık veriyor. "Benden ağzı laf yapan biri olmaz da, idare ederim." Bokukichi ise senin onu özellikle yanında istemene bir anlığına bozulmamış gibi davranmaya çalışıyor ama yüzündeki memnuniyet hemen ele veriyor kendini. "İstersem değil tabi, mecburum zaten. Bensiz ne yapacaksın?" diyor, kurbağa peluşuna bir bakış atıp sanki onun da onayını almış gibi başını sallıyor. Böylece karar verilmiş oluyor, yollar ayrılıyor, ama bu kez dağınık değil, belli bir amaç etrafında. Öncekinde dağınıktı çünkü, şimdi değil, Toshifumi'ye göre yani.

Sen ve Bokukichi kafenin kapısından birlikte çıkıyorsunuz. Sabah artık tamamen açılmış, Konoha’nın taş yolları kalabalıklaşmaya başlamış oluyor. Bokukichi ilk birkaç dakika planın ciddiyetini bozacak kadar boş konuşuyor, kurbağaya isim koyup koymayacağını soruyor, Hyuuga’ların neden bu kadar ciddi nonoşlar olduğunu sorguluyor, sonra aniden senin yanında yürürken elini cebine sokup daha ciddi bir sesle "İyi güzel de... nasıl bulacağız ki çocuğu? Koskoca köy anasını satayım. Yan sanayi bir mobil oyununda olsak karşımıza direkt bir ipucu çıkardı da..." diyor. Tam bu sorunun ağırlığı havada yerini buluyorken, karşı sokağın köşesinden tanıdık bir yüz beliriyor. Yaşlı Hyuuga, Hiroto. Masato sayesinde daha önce kendisiyle tanışmıştın. Bokukichi adama bakıyor ve "Oha." diyor kısaca. Hiroto seni fark ettiği anda yönünü değiştiriyor ve size doğru geliyor. Yaklaştığında her zamanki gibi ölçülü bir saygıyla eğiliyor. "Sizi tekrardan görmek çok güzel, sayın Aoi." diyor. "Her şey yolundadır umarım. Masato bir arkadaşınızın kötü bir durumla karşılaştığını söylemişti. Neydi adı... Takeshi idi galiba." İsmi anarken yüzü hafifçe gölgeleniyor. "Hepiniz adına çok üzgünüm, lütfen kendisine de iyi dileklerimi iletin. Shinobilik gaddar bir meslek, yaşattığı acıyı ise anlamlandırmak epey zor."

Bokukichi bu cümlelerin ortasında sana doğru hafifçe yanaşıyor ve yüzünü Hiroto görmeyecek şekilde kaş göz yapıyor. Abartılı bir hadi hadi ifadesiyle adamdan bilgi alman gerektiğini söylüyor sana bakışlarıyla. Hiroto ise henüz bunu fark etmemiş gibi, gayet sakin ve açık bir yüzle önünde duruyor, belli ki konuşmaya da, dinlemeye de hazır. Şimdi karşısında dururken, Masato’ya yakınlığı, Hyuuga iç düzenine hâkim oluşu ve aynı zamanda size karşı beslediği açık nezaket, onu doğrudan soru sorulabilecek nadir insanlardan biri haline getiriyor. Bokukichi’nin bakışları omzunun üzerinden sana dönük, kurbağa peluşu bir kolunda, diğer eliyle ince ince sor sor işareti yapıyor.
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Aoi'nin planlaması herkesçe kabul görmüştü. Bokukichi'nin de kendi yanında olmak istemesi üzerine Aoi'nin yüzüne tatlı bir gülümseme yayıldı. Böylece herkes kararını verdi. Ayrı ayrı, farklı Chuuninlerin ağzından laf almayı deneyeceklerdi. Bu konuda fazlasıyla dikkatli olmaları lazımdı. Aoi daha önce böyle bir şeyi hiç yapmadığı için fazlasıyla gergindi ancak Bokukichi'nin yanında olup havadan sudan muhabbet açması onu rahatlatıyordu. Birlikte Konoha yollarında ilerlerken ilk başta asla göreve dair tek kelime etmediler. Ona kurbağaya isim koyup koymayacağını sorduğunda Aoi düşündü. "Hmm... Aslında isterim ismi olmasını ama... Birlikte mi isim koysak? Sonuçta sen olmasan olmazdı. Bence isim babası sen olmalısın!" Hyuugalar hakkında yaptığı yorumlara ise her zamanki gibi kıkır kıkır kıkırdadı. Nihayet muhabbet Hyuuga çocuğu nasıl bulacaklarına gelince biraz olsun ciddileşmişti. Aoi'nin aklında bir fikir vardı. Belki de Hyuuga Hiroto'ya sorabilirdi. Sonuçta klanın yaşlılarındandı, gençleri kolaçan ediyor olsa gerekti. Bilse bilse o bilirdi. Tam bunu Bokukichi'ye söyleyecekti ki Bokukichi garip bir laf etmişti. "Mobil oyun?" Ve o esnada karşı sokakta Hyuuga Hiroto ile göz göze geldi.

Yuukon'un işi olmalıydı bu. Kalbinden geçen bu kadar hızlı başına geldiğine göre Yuukon bu yolda yürümelerini temenni etmişti. Eve gidince bir tütsü yakmalıydı. Bokukichi'nin şaşkınlık ifadesi ile birlikte Hiroto onları fark eder etmez yanlarına gelmişti. Her zamanki gibi çok saygılıydı. Yaşça ondan çok daha büyük olduğu için saygılı olması gereken taraf Aoi'ydi aslında ama onun neden böyle davrandığını biliyordu. Masato bile ona çok uzun süre Aoi Hanım diye hitap etmişti. Hanım'ı Aoi'den ayırmak için epey sıkı fıkı yakın olmaları gerekmişti. Aoi yaşlı adamı selamlarken Bokukichi'nin yüz ifadelerine kahkaha atmamak için zor durdu. "Hiroto bey amca nasılsınız, iyisinizdir umarım." diye büyük bir samimiyet ve sıcaklıkla selamladı onu. "Takeshi için her gün yaratıcıdan şifa dileniyorum, şimdilik elimizden başka bir şey gelmiyor. Umarım en kısa zamanda her şey düzelecek." Yüzü üzüntüyle hafifçe kararsa da tekrar eski tebessümüne döndü. Aoi kurbağa peluşunu havaya kaldırıp çok önemli bir şeyi tutuyormuş gibi Hiroto'ya doğrulttu. "Bakın! Çok sevimli değil mi? Bu yakışıklı beyefendi aldı bana onu." Kikirdeyerek Bokukichi'yi işaret etti. Aoi bu peluş için gerçekten çok ama çok mutluydu.

Ciddileşmesi gerektiğini fark ederek boğazını temizledi. "Şey... Sizden bir şey rica etmemin sakıncası var mı?" diye lafa girdi hemen. "Rinji'yi arıyordum da... Hyuuga Rinji. Onu nerede bulabileceğimi biliyor musunuz?" Sonra aklına bir şey gelmiş gibi ekledi. "Şey bir de... Onu aradığımı Masato bilmese olur mu?" Daha fazla şey söylemek istemiyordu. Hiroto'nun onu sorgulayacağını veya bunu garip bulacağını düşünmüyordu. Rinji'yi nasıl bulacağını adamdan öğrendikten sonra Hiroto'dan ayrıldıklarında bulabildiği ilk fırsatta Bokukichi'yi bir kenara çekecek ve ona planını anlatacaktı. "Şimdi sana aklımdaki planı anlatacağım, sen de ne kadar çıldırmış olduğumu on üzerinden puanlayacaksın, olur mu?" Derin bir nefes aldı. "Şimdi şöyle... Normal konuşmaya çalışırsak çok gerilirim ve kendimi belli ederim diye korkuyorum. O yüzden bir şey uydurdum. Şey... Biz çok aşıkmışız, evlenmek istiyormuşuz tamam mı? Ama ailem izin vermiyormuş. Klan kurallarına uygun değilmişsin. Çok dertliymiş ve dertleşmek istiyormuş gibi gideceğiz yanına. Hani Sennashi'ye olan sempati de buradan geliyor gibi yapacağız, köylere ve kurallara karşılar ya. Ama direkt açık açık bir şey söylemeyelim önce. Sonra dertleşmek için bir bara götürüp en sert alkollerden içirelim. Hyuuga olduğu için çabuk sarhoş olacaktır. Kıvama geldiği zaman da ağzından her türlü lafı alabiliriz diye düşündüm. Ama bu esnada bizim sarhoş olmamamız lazım çünkü rol icabı içmemiz gerekebilir. Sabahın bu saati içmek de... Neyse... Çok mu kafayı yemişçe bir plan? Ne diyorsun?" Tedirgin ve merak dolu bakışlarını Bokukichi'ye dikeceki.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
Bokukichi peluşun ismini ne koyacağını düşünürken Hiroto ise "Sağlığım sıhhatim çok şükür yerinde, umarım siz de iyisinizdir." diyor. Hiroto, kurbağa peluşunu iki eliyle kutsal bir emanet inceliyormuş gibi dikkatle süzüyor. İlk başta ne diyeceğini bilemeyen yaşlı adamın yüzünde, alışılmış ciddiyetinin arasından ince bir tebessüm beliriyor. "Oldukça... canlı bir mizacı varmış." diyor sonunda, diplomatik bir ifadeyle. Ardından bakışları Bokukichi’ye kayıyor, onu baştan aşağı ölçüp tartıyor, sonra başını hafifçe eğiyor. "Demek bunu size beyefendi aldı. İnce düşünülmüş bir hediye." Takeshi’ye dair söylediklerini de ciddiyetle dinliyor. "Dualarımızın karşılıksız kalmayacağını umut ediyorum." diyor alçak bir sesle.

Sonra Hyuuga Rinji’yi sorduğunda duraksıyor, bu kez yüzü düşünceli bir hal alıyor. "Rinji şu saatlerde evinde olmaz." diyor. "Eğer tahmin ettiğim gibi gittiyse, ana çarşının aşağısındaki eğitim alanlarından birinin yanındaki küçük çay evindedir. Göreve çıkmadığında sabahları oraya uğrar." Senin son rican üzerine ise kaşlarından biri çok hafif yükseliyor. Garip buluyor ama üstüne gitmiyor. "Masato’ya bu durumu anmamamı istiyorsanız anmam. Her insanın kendine ait sebepleri olabilir." Bunu öyle büyük bir anlayışla değil, daha çok görgülü bir mesafe ile söylüyor. Sonra size yeniden eğiliyor, yoluna devam etmek üzere geri çekiliyor. Bokukichi, Hiroto uzaklaşana kadar kendini zor tutuyor, adam birkaç adım gider gitmez yanağını şişirip sana dönüyor. "Hiroto bey amca nasılsınızdııır?" diye seni taklit ediyor, sonra bir anda ciddileşip elini kalbine koyuyor. "Ama herif işe yaradı ha. Düz adres verdi."

Yolda onu bir kenara çekip planını anlattığında Bokukichi önce iki saniye boyunca sana boş boş bakıyor. Sonra yüzünde öyle büyük bir aydınlanma beliriyor ki sanki kutsal bir vahiy almış gibi elini omzuna koyuyor. "On üzerinden mi? Hayatım bu plan dümdüz on bir." Bir an duruyor, sonra hemen parmağını kaldırıp düzeltmeye girişiyor. "Ama kötü anlamda değil. Çıldırmışlık var, evet, ama yaratıcı bir çıldırmışlık. Yalnız birkaç düzeltme yapalım." Kollarını göğsünde birleştirip ciddi ciddi düşünüyormuş gibi başını sallıyor. "Bir, biz çok aşıkmışız kısmı iyi, çünkü sen zaten üzgün böyle yavru köpek gibi bakınca insanların sana istemsizce yardım edesileri geliyor. İki, ben o role fazla iyi giderim, o yüzden kendimi dizginlemem gerekebilir. Üç, sabah sabah adamı bara götürmek biraz şey... çok belli. Çay evi daha mantıklı. Önce sıcak, güvenli, tatlı tatlı. Sonra eğer gerçekten sempatik davranırsa onu içkiye çekeriz. Dört, Hyuuga diye çabuk sarhoş olur varsayımını tamamen götümüzden uydurmuş olabiliriz, bunu da göz önünde bulunduralım."

Bunu söyledikten sonra gözlerini kısıp seni inceliyor. "Ama asıl mesele şu, sen gerilirsin evet, ama aşık rolünde gerilmen zaten işimize yarar. O yüzden senin gerginliğin rolün parçası olur, hatta belki ailene falan söversin izin vermedikleri için. Muhteşem. Kader bize oyunculuk yaptırıyor." Sonra bir anda çok daha ciddileşip sesini düşürüyor. "Yalnız şunu unutma. Eğer çocuk gerçekten Sennashi’ye sempati duyuyorsa, biz onu tartmadan o bizi tartmayı deneyecektir. O yüzden ilk beş dakikada fazla yüklenmeyelim. Bırak o konuşsun. Sen de ara ara o kurbağayı sık. Çok işe yarıyor böyle şeyler." Son cümleyi mutlak bir strateji dehası açıklıyormuş gibi söylediği için istemesen de ona inanacak hale geliyorsun.

Ana çarşının aşağısına indikçe sabahın serinliği yavaş yavaş dağılmaya başlıyor. Çarşı uyanmış, ama henüz öğle kalabalığına ulaşmamış durumda, tahta kepenkler yarı açık, bazı dükkanlardan sıcak su ve çay kokusu geliyor, uzakta eğitim alanlarından metal sürtünmesi ve bağrışmalar duyuluyor. Hiroto’nun tarif ettiği yere vardığınızda gerçekten de küçük bir çay evi görüyorsun. Eğitim alanına bakan köşede, gösterişsiz ama düzenli bir yer. Girişte asılı kumaş perde hafif rüzgarla dalgalanıyor, içeriden alçak sesli sohbetler ve fincan tınıları geliyor. Bokukichi hemen rolüne ısınır gibi omuzlarını geriye atıyor, sonra sana dönüp çok kısa bir bakışla hazırız der gibi kaşını kaldırıyor. İçeri girdiğinizde ilk anda birkaç kişi başını kaldırıp bakıyor, sonra kendi işine dönüyor.

Pencere kenarındaki masalardan birinde, gri tonlarda giyinmiş genç bir Hyuuga oturuyor. Sırtı dik, çay fincanı önünde, ama oturuşunda sabahın uyuşukluğundan çok düşünceli bir durağanlık var. Sizi fark ettiğinde önce Bokukichi’ye, sonra sana bakıyor. Gözlerinde tanımanın o kısa kıvılcımı yanıyor. Sandalyesinde hafifçe doğruluyor, kaşları çatılıyor. "Seni hatırlıyorum." diyor sana bakarak. "Sen şeydin ya, o gün..." Cümlenin ortasında takılıp kalıyor. İsmini çıkaramıyor ama seni tanıdığı belli. Bakışları yüzünde geziniyor, hafızasının kapısını aralayıp doğru ismi bulmaya çalışırken, daha siz oturmadan masadaki çay bir anda çok daha önemli bir görüşmenin merkezine dönüşüyor.
Joined: Thu Nov 21, 2024 4:14 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Konohagakure
Konohagakure
Hyuuga Hiroto her zamanki gibi ölçülü bir resmilikle yanıt vermişti sorularına. Rinji'nin bu saatlerde evinde olmayacağını, onu çok yüksek ihtimalle eğitim alanlarından birinin yanındaki çay evinde bulacaklarını söyleyerek adeta ayrıntılı bir tarif vermişti. Yaşlı adamın klan üyelerinin rutinlerine bu kadar hakim oluşu korkutucuydu. Masato'ya anlatmaması ricasını da bariz şekilde tuhaf bulan ancak Aoi'nin tahmin ettiği gibi fazla sorgulamayan adam başıyla hafif bir selam vererek yoluna devam etmişti. O gider gitmez de Bokukichi onun taklidini yapmıştı. Aoi buna şen bir kahkaha ile güldü. "Benim sesim öyle değil bir kere!"

Bokukichi'yi yolda köşeye çekip planını anlattığında dalga geçip saçmalık olduğunu söylemesini bekliyordu ancak Bokukichi onu büyük bir ciddiyetle dinleyip planı da gayet makul bulduğunu söylemişti. Hatta on üzerinden on bir vermişti. Yine de bazı konuları düzeltmeleri gerektiğine inanıyordu. Yavru köpek gibi bakınca insanların ona yardım etmek istediklerini söylemişti. "Ö-Öyle mi?" Aoi böyle bir şeyi hayatında ilk kez işitiyordu. O kadar da yavru köpek gibi bakıyor olamazdı... değil mi? İkinci olarak rolünü fazla iyi oynayabileceğini, kendisini tutması gerektiğini ima etmişti. Aoi bundan hiçbir şey anlamamıştı ancak yine de kafasını salladı. Son olarak ise onu direkt sabah sabah bara götürmenin çok kuşku çekeceğini, önce çay evinde tatlı tatlı takılmaları gerektiğini, sonrasında bara gitmeyi teklif edeceklerini söylemişti. Aoi onaylar şekilde başını salladı. Dördüncü olarak da Hyuuga diye çabuk sarhoş olması durumu gerçekçi olmayabilirdi. "Bence öyledir..." diye mırıldandı Aoi. Nedense bu konuda kendine çok güveniyordu. Bokukichi plan ile ilgili olarak da aşık rolünün iyi olacağını, Aoi gerilse ve heyecanlansa bile duruma uygun düşeceği için sırıtmayacağını söylemişti. Ailesine sövme kısmı biraz fazlaydı tabi. "Rol içinse..." Son söyledikleri önemliydi. Rinji gerçekten de Sennashi üyesiyse onları konuşturmaya çalışacaktı. Bu sebeple ilk başta kendileri az konuşup meydanı ona bırakmalıydılar. Aoi'ye ara ara kurbağayı sıkmasını tembih etmişti. Söylediğine göre böyle gergin durumlarda işe yarıyordu. "Öyle mi? Tamam." Aoi bunu ciddiyetle dinledi ve kurbağayı bir kez sıkarak denedi. Bokukichi ne kadar da çok şey biliyordu. Aoi'ye kıyasla çok daha tecrübeliydi tabi. "Plan yapmak tamam ama uygulama kısmı pek öyle değil... Sana güveniyorum." Bokukichi'nin işi kıvıracağına emindi. Rol yapmakta Aoi'den çok daha yetenekli olsa gerekti.

Böylece birlikte çarşı boyunca ilerlemeye başladılar. Köyün uyanmaya ve ayaklanmaya başlaması ile birlikte güneş de iyiden iyiye yüzünü göstermiş, etrafı ısıtmıştı. Eğitim alanlarına doğru yaklaştıkça bağrışma ve silah sesleri duyuluyordu. Hiroto'nun tarif ettiği mekanda gerçekten de şirin mi şirin bir çay evi vardı. İçerideki fincan tıngırtılarına bakılırsa da işe başlamışlardı. Bokukichi kendini rolüne hazırlayıp ona baktığı anda Aoi bütün bedeninin gerginlikle kasıldığını hissetti. Tahmin ettiği gibi, planı uygulama aşaması çok zorlayacaktı onu. Hayatında ilk kez böyle bir şey yapıyordu. Başıyla onu ürkekçe onayladıktan sonra birlikte çayevinden içeri girdiler. Gözleri hemen buldu onu. Köşede oturuyordu. Düşüncelerine dalmış bir şekilde çayını yudumluyordu. Bakışları onlarınki ile birleştiği anda gözlerindeki ifade değişmişti. Tanımıştı onları. Aoi gerginlikle gülümsedi. Onun kim olduğunu çıkartmaya çalışıyordu. "Aoi." diye ismini açıklayarak kurtardı onu bu zahmetten. "Sen de Rinji'sin. Hatırlıyorum." Bir an ne diyeceğini bilemeyerek kalakaldıktan sonra gözleri kollarında sımsıkı sardığı kurbağasına kaydı. Hemen onu ellerine alarak Rinji'ye doğrulttu. "Bak! Çok sevimli değil mi?" Bugün bu birebir aynı kurbağa tanıştırmasını üçüncüye yapıyordu. "Bo- S-Sevgilim aldı." Cümle ağzından çıktığı anda yüzü pancar gibi kızardı ve kalbi adeta yerinden çıkacak gibi çarpmaya başladı. Doğal davranmalıydı. Aşıklar için birbirlerine hediye alıp vermek normal bir şey olsa gerekti. Birbirlerine hitap ederken de utanıyor olamazlardı. Daha önce sevgilisi olmadığı için tam olarak nasıl bir şey olduğunu bilmiyordu. Yalan söylemek ve rol yapmak da ona göre değildi zaten. Planı suya düşecekti. Belki de hata etmişti. Yalan söylediği anlaşılacaktı.

Kendini toparlamaya çalıştı. O bir shinobiydi. Bunu Takeshi'nin ve köyünün iyiliği için yapıyordu. Sakin kalabilirse ve hiç renk vermezse çok büyük bir adım atabilirlerdi. Bokukichi'nin suratına zorlukla bakarak yanına gitti ve gerginlikten buz kesmiş parmaklarını onunkilerden geçirerek ellerini kenetledi. Sevgililerin böyle el ele tutuştuklarını biliyordu. Rinji'nin masasına doğru yaklaştı. "T-Tanıştırayım. Erkek arkadaşım Bokukichi." Bokukichi'nin elini gerginlikle istemsizce sıktı. "Eşlik etmemizde sakınca var mı?" Rinji sorun etmezse onun masasında karşısına oturacaktı Bokukichi ile birlikte. "Sabah uykumuz açılsın diye bir çay içelim dedik de... Bütün gece birlikteydik çünkü." Asla düşünmeden kurduğu bu cümlenin çok yanlış anlaşılabileceğini fark ederek panikledi. "K-Konuşuyorduk! Önemli şeyleri..." Tamamen çenesini kapatmanın daha iyi olacağına karar vererek topu karşı tarafa attı. "Sen nasılsın? Neler yapıyorsun? Şeyden beridir görüşmemiştik bir daha..." Aoi aynı anda hem sıcaklıyordu hem de buz kesmişti. Ömrü boyunca Bokukichi'nin yüzüne bir daha asla bakamayacaktı. Bir şeyden emindi ki Bokukichi şu anda inanılmaz eğleniyordu ve bu yaşananları kullanarak onunla epey uğraşacaktı. Bokukichi'nin ona tembihlediği gibi kurbağasını sıkarak gerginliğini azaltmaya çalıştı.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
Rinji sevgilim aldı cümleni duyduğu anda gözlerini kırpıştırıyor ve Hyuuga terbiyesiyle yüzüne yerleşmiş o ölçülü ifade bir anlığına çatlayıp yerini utangaç bir şaşkınlığa bırakıyor. Hele bütün gece birlikteydik kısmı ağzından çıkınca kulaklarına kadar kızardığını saklayamıyor, fincanını aceleyle dudağına götürüyor ama belli ki ne içtiğinin farkında bile değil. "A-anladım..." diyor önce, sonra hemen toparlanmaya çalışıp boğazını temizliyor. "Yani... elbette. Oturun." Masasındaki iki boş sandalyeye başıyla işaret ediyor. Sen kurbağayı göğsüne bastırıp kurbağanın kaygan huzuruna sığınmaya çalışırken Bokukichi rolüne bütün kalbiyle yapışıyor. Sandalyeyi çekip aşırı rahat bir edayla oturuyor, elini seninkinin üstüne koyuyor, sonra da sanki dünyanın en doğal şeyiymiş gibi yanağını hafifçe okşuyor. "Fıstık ya." diyor sakince. "Yerim." Bir anlığına yaptığını o kadar saçma buluyor ki istemsizce hayvan gibi kıkırdıyor. Ardından hiç vakit kaybetmeden elini kaldırıp garsona sesleniyor. "Abicim bize de çay yaz. Yanına bir şey varsa tatlı çıtır çıtır bir şeyler de koy. Hanım sabah aç kalınca huysuz oluyor." Bu sırada Rinji’nin gözleri yine kısa bir an için büyüyor, senin yüzündeki kızarıklık, Bokukichi’nin zerre utanmayan hali ve çayevinin sakin sabah düzeni birbirine karışıyor.

İlk birkaç cümle alışıldık havadan sudan gidiyor. Rinji, görevlerden, eğitimlerden, köyün yoğunluğundan söz ediyor, konuşurken hep ölçülü ama bakışlarında seni tartan bir dikkat var. Senin neyi neden sorduğunu, neden şimdi karşısına çıktığını merak ettiği açık. Bokukichi ise aralara küçük küçük oyunlar sıkıştırıyor, bir noktada fincanı eline alıp "Ben bu çayı sevgilimin gözlerinin içine baka baka içmezsem içemem." gibi absürt bir laf ediyor, sonra gayet normalmiş gibi çayını yudumluyor. Rinji, bu kadar yakın fiziksel temas ve açık sözlülük karşısında birkaç kez bakışlarını masaya indirmek zorunda kalıyor, Hyuuga ciddiyeti ile bu garip çift enerjisi arasında kalmış gibi. Ama konuşma yön değiştirip Sennashi tarafına kayar kaymaz bambaşka bir Rinji beliriyor.

Daha sen o ismi anımsatan bir cümle kurmaya yaklaşırken adam bir anda omuzlarını geriyor, fincanını masaya bırakıp sesi ciddi bir fısıltıya indiriyor. "Şşş!" diyor sertçe. "Burada o şekilde konuşmayın." Gözleri istemsizce etrafı kolaçan ediyor, çayevindeki diğer masaları, kapıyı, perdenin arkasını. Sonra biraz daha alçak bir sesle devam ediyor. "Ben... Kaita Bey doğrultusunda eğitimlerime devam ediyorum." Bunu söylerken kelimelerini seçerek konuşuyor, sanki her cümleye görünmez bir mühür koyuyor. "Yakın zamanda bir üyenin Konoha’ya getirildiğini duydum. Onunla görüşmeyi planlıyorum. Belki bazı şeyler daha netleşir." Bu cümlenin ardından bakışlarını doğrudan sana çeviriyor. Artık senin neden burada olduğunu iyice anlamaya çalışıyor. "Sen ne yapıyorsun peki? Devam, değil mi?" diye soruyor önce. Sonra, sanki kendi sorusunun yetersiz kaldığını hissedip biraz daha eğiliyor. "Masato’yla görüştüğünü biliyorum. Şimdi de buradasın. Bu sadece merak mı, yoksa bir şey mi arıyorsun?" Bokukichi tam burada sana dönüp teatral bir iç çekiyor, elini kalbine götürüyor. "Aşk da arıyoruz, adalet de." diyor. "Ama kahvaltıdan sonra öncelik sırası değişebiliyor." Rinji istemsizce ona bakıyor, ne dediğini anlamak için baya bir uğraşıyor ama beceremiyor, sonra yüzünü tekrar sana döndürüyor, belli ki asıl cevabı senden almak istiyor.

Konuşmanın havası artık tam olarak kurulmuş durumda, çaylar geliyor, fincanlardan ince dumanlar yükseliyor, ama masadaki asıl sıcaklık içecekten değil, Rinji’nin bir şeyler söylemek isteyip ne kadarını söylemesi gerektiğini hesaplamasından geliyor. Parmakları fincanın kenarında dolaşıyor. "Kaita Bey size ne anlattı?" diye soruyor bu kez, daha doğrudan "Madem bu kadar yolu gelip benimle konuşuyorsun, benden ne duymayı umuyorsun?" Bokukichi o sırada bir krakeri ikiye bölüp yarısını sana uzatıyor, diğer yarısını ağzına atıyor ve Rinji’ye sırıtarak "Çocuk dürüstlük istiyor bence, ona verelim mi ha, ne dersin?" diyor, ağzında biraz sıkıntı var gibi, yavşaklıktan. Rinji ise size bakıyor, konuyu nereye getireceğinizi anlamak istiyor gibi görünüyor.
Post Reply