Joined: Thu Jan 15, 2026 3:58 pm
Rütbe:   
 Image
Aslanım Genta, arabayı durdurup atları saldığı gibi ötekine atlamıştı. Öteki arabadaki haydutu da aşağı attığında sahneyi benim için hazırlamıştı. Aşağı atılan haydut, diğerinin çömezi gibi duruyordu. Arabalarına ateşler saldığım haydutlarsa beklediğimden hızlı tepki vermiş ve dağılıp formasyon almışlardı. Hazırlıklıydılar. Liderlerinin kısa emirleriyle doğru hareketleri gerçekleştirebiliyorlardı. Ayrıca adamın, benim üflediğim alev ağzımdan çıkmadan diğerlerine komut verdiğini fark etmiştim. Durumu haddinden fazla hızlı kavramıştı. Zihnimde kurduğum şekilde karşı pusuyu aktifleştirebilmiştim ama ana saldırımın sonucu, liderlerinin farkındalığıyla zayıf kalmıştı. İlk hamlemle içlerinden en azından ikisini kül etmiş olmayı istiyordum. Buna ulaşamamış olsam da pozisyon üstünlüğüm vardı. Çatışmayı benim avantajıma noktada başlatmıştım. Bu durum, ilk hamlemin başarısının düşük olmasının kaybettirdiğinden daha büyük bir kozdu.

Görüş açımda altı haydut vardı. Üçü birbirinin benzeri, biri lider, biri tuzakçı, biri çömez. Lideri esir almak istiyordum. Aradığım adamın kendisi, Touma, olma veya ona ulaşmak için bilgi edinebileceğim kişi olma ihtimali vardı. Önceliğim tuzakçıyı ortadan kaldırmak olacaktı. Savaş alanında beklenmedik bir sürpriz yaratma ihtimalini göze alamazdım. Çömez de yeni hasar alıp ortada kaldığı için onu da hızlı bir hareketle temizleyebilirdim. Bu seferki hamlem basit olacaktı. Ekipman çantama uzanıp elime aldığım beş adet shurikenlerin dördünü sersemlemiş durumdaki çömez hayduta doğru fırlattım. İnce nişan alacak kadar vaktim olmayacağını öngördüğümden; doğru gidecek shurikenlerin kafa ve göğüs hizasına doğru yol almasını sağlamaya çalışacaktım. Elimde kalan son shurikeni de yolun boş olan tarafından, olabildiğince derin falsoyla, görüş alanının dışından dönüp boynuna saplanacak açıyla fırlatıp çömezi çatışmadan eleyecektim. Ne kadar yeni yetme de olsa karşımdaki kalabalıktan eksilteceğim her kişinin, güçlerini muazzam oranda düşüreceğinden şüphem yoktu.

Geri kalan haydutlarla başa çıkmak için aklıma gelen ilk yol büyük tekniklerimi kullanmaktı. Juuton ile doğrudan tepelerine çökmeyi deneyebilirdim ama hareketlerini kısıtladıktan sonra işlerini bitirecek adamlarıma ihtiyacım vardı. Düşmanları yere çöktürüp bir süre tuttuktan sonra chakramı tüketip bayılabilirdim. İşi bitirmesi için Kage Bunshin’e güvenebilirdim ama yüksek chakra harcayan teknikleri chakramı ikiye bölmüşken kullanmak çok riskliydi. Eğer bir haydutu bile etki alanımdan kaçırırsam canımdan olabilirdim. Toprağın altına girip vakit kazanabilir, yeni bir sürpriz saldırı planlayabilirdim. Ancak aradaki mesafeyi kapatarak çevremin sarılmasını riske etmiş olurdum. Belki taijutsu ağırlıklı bir shinobi olsam farklı olurdu ama şimdilik avantajımı bozacak bir duruma yol açmış olurdu. Daha çok ejderha aleviyle onları formasyonlarını bozmaya zorlayıp belki aralarından bir veya ikisini daha eleyebilirdim. Şu an için en mantıklısı bu gibi gözükse de çocuklar döndüğünde yapmayı planladığım bitirici kombinasyon için chakra saklamama engel olacak bir plandı. Geleceği de hesaplamam gerektiğinden şimdilik ekipmana dayanmam gerekecek gibi görünüyordu.

Haruka rahipleri, Genta kimonoluları, Shui kendini güvene alana kadar yalnız çatışacaktım. Bir kez daha ekipman çantama uzanıp çektiğim shurikenlerden ikisini alakasız gözüken noktalara doğru biraz gücümü kısarak fırlattım. Sonradan arkalarından güçlü şekilde fırlatacağım iki shurikenle ilk fırlattıklarımı vurup havada sektirerek tuzakçıyı avlamanın peşindeydim. Shuriken stoğum dibe vurmaya yakınken haydutların geri saldırılarını karşılamak için iki elime birer kunai çekecektim. Kendimi proaktif konumdan reaktif duruma indirgediğim sırada dinlenmekte olan Shui’ye seslenecektim. “Shui, psst, shui…” Düşmanlar onun varlığını fark etmesin diye düşük seviyede sesle ve olabildiğince dudaklarımı oynatmadan ağzımdan çıkarmayaca çalışacağım sözleri anlamasını umuyordum. “Ekipman çantanı… ayaklarımın dibine doğru fırlat… kendini göstermeden…” Ağzına kadar dolu çantayı belime astığımda kendi çantamı da çıkarıp Shui’ye fırlatacaktım. İçini neredeyse boşalttığım çantada ekipman henüz tükenmiş değildi. Dinlenip çatışmaya döndüğünde Shui’nin işini görecek kadar ekipman mevcuttu.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Sersemlemiş çırağa dört şuriken fırlattığın anda, zaman sanki durmuş gibi geliyor. Bıçaklar havayı keskin bir şekilde yararak, dönerek ıslık çalar gibi ses çıkarıyor. Arabadan atılmanın şokunu hala atlatamamış, dengede kalmaya çalışan çırak, zamanında tepki veremiyor. Kolunu kaldırmaya, kaçmaya çalışıyor ama hareketleri yavaş ve gecikmeli. İlk shuriken omzuna saplanıyor ve kaslarına derinlemesine gömülüyor. İkincisi kaburgalarını keserek keskin bir kan izi bırakıyor. Üçüncüsü, korkunç bir çatırtı ile köprücük kemiğine çarpıyor. Dördüncüsü ise göğsünün tam ortasına, köprücük kemiğinin hemen altına isabet ediyor ve çırak nefes nefese geriye doğru sendeliyor. Hemen düşmüyor. Vücudu bir an için dik kalıyor, sanki olanları kabul etmeyi reddediyormuşçasına sallanıyor. Sonra dizleri çöküyor. Yere düşüyor, göğsünü tutuyor, parmaklarının arasından kan sızıyor. Henüz ölmese de bayılıyor. Nefesi düzensiz ve sığ. Tekrar ayağa kalkamayacak.

Derin ve geniş bir falso ile attığın beşinci shuriken, havada güzel bir kavis çizerek, geniş bir yay çizerek görüş alanının dışına çıkıyor. Neredeyse yere paralel olarak alçaktan dönüyor, sonra geri dönüş yoluna giriyor ve yola doğru açılıyor. Çırak, shuriken yere ulaştığında çoktan yere yığılmış durumda. Bıçak, boynunun yanını sıyırıyor, derin değil, anında öldürmeye yetmeyecek kadar sığ, ama önemli bir şeyi kesmeye yetecek kadar keskin. Boğazına elini götürerek hırıltılı bir ses çıkarıyor ve sonra tamamen yana yığılıyor, hareketsiz kalıyor. Altında kan birikiyor.

Biri gitti.

Tuzakçı yaşananları görüyor. Gözleri bir anlığına düşen çırağa kayıyor, bu bir hata, ama anlaşılabilir bir hata. Sen bunu hemen değerlendiriyorsun. Yolun rastgele noktalarına attığın iki shuriken yumuşak bir sesle toprağa saplanıyor. Tuzakçının bakışları bir anlığına şaşkınlıkla onları takip ediyor. Sonra diğer ikisini de tüm gücünle sert ve hızlı bir şekilde fırlatıyorsun. Shurikenlerin birbirine çarpmasıyla çıkan metalik ses keskin ve net. İlk saplanan bıçak mükemmel bir açıyla vuruyor ve yukarıya ve sola sekerek sıçrıyor. İkincisi bir saniye sonra, keskin bir dönüşle tuzakçının konumuna doğru yön değiştiriyor. O, bıçağın geldiğini zar zor görüyor ve vücudunu yana doğru savuruyor. Göğsüne gelmesi gereken bıçak, onun yerine sağ kolunu sıyırıyor, kıyafetinin kumaşını kesiyor ve pazı kasında uzun, sığ bir kesik açıyor. Kan hemen fışkırıyor ve kumaşı koyu bir lekeyle kaplıyor.

Öfkeyle bir adım geriye yalpalıyor, ama hala ayakta. Hala işlevsel. Yara onu etkisiz hale getirecek kadar derin değil, ama onu temkinli davranmaya zorlayacak kadar derin. Maskesi ardında gözleri kısılıyor. Konuşmuyor. Sadece duruşunu değiştiriyor, bir eliyle yaraya kısa bir süre bastırıyor, sonra diğer elindeki tel bobinlere geri dönüyor. Hala bir tehdit. Ama birkaç saniye kazanmış oldun. Gözlerin savaş alanının kenarına, Genta ve sivil arabasının bulunduğu yere kayıyor. Onlar gitmiş. Tekerleklerin bıraktığı toz izi uzaktan hala görünüyor, ağaçların arasında kayboluyor. Genta çok uzaklarda. Siviller güvende. Onu artık göremiyorsun, ama işini yaptığını biliyorsun. Zamanı geldiğinde geri dönecek.

Dönerek, Shui'ye alçak sesle seslenmeye hazırlanıyorsun. Ama cümleyi bitiremeden, solunda bir hareket fark ediyorsun. Haruka. Yolun kenarındaki büyük, sivri bir kayanın arkasında çömelmiş, vücudu alçakta, elleri hafifçe titriyor. Gözleri sana kilitlenmiş, iri ve telaşlı. "Ne yapmamı istersin abi?!" diye fısıldıyor, sesi hala yanan araba enkazının çıtırtıları arasında zar zor duyuluyor. Sesinde panik yok, ama gerginlik var, talimatını bekliyor, sen emri verir vermez harekete geçmeye hazır. Henüz ona cevap vermiyorsun. Önce Shui.

Bakışlarını, hala yarı dönüşmüş halde saklanan Shui'nin bulunduğu yere çeviriyorsun. Çalıların ve dağınık kayaların arkasında yere yapışmış, kanatları sırtında garip bir şekilde katlanmış, nefesi hala düzensiz. Ama gözleri berrak. Seni işitiyor. Tek kelime etmeden, eğilip ekipman çantasını alıyor ve dikkatli, kontrollü bir hareketle, çantayı sana doğru fırlatıyor. Çanta, kolunun uzanabileceği mesafede, ayaklarının yanındaki toprağa yumuşakça düşüyor. Kendini açığa vurmamış. Akıllıca. Çantayı alıp açıyorsun ve içindekileri hızla inceliyorsun. Sekiz shuriken. İki kunai. Tek bir makara misina, ince, sağlam, tuzaklar veya birini bağlamak için kullanışlı. Fazla bir şey değil, ama yine de işe yarar. Kendi çantanı kemerinden çıkartıp Shui'ye doğru fırlatıyorsun. Çanta, onun bulunduğu yere yumuşak bir sesle düşüyor. O tereddüt etmeden çantayı yakalayıp kendine doğru çekiyor. Bu takas beş saniyeden az sürüyor. Ve sonra savaşa yeni bir soluk geliyor.

Lider bir adım öne çıkıyor. Duruşu rahat, sanki hiç önemsemiyormuş gibi, ama sesi gürültünün içinden bıçak gibi keskin bir şekilde çıkıyor. "İyisin. Beklediğimden daha iyisin. Gençsin. Hızlısın. Yaratıcısın." Sanki gerçekten merak ediyormuş gibi başını hafifçe eğiyor. "Ama yalnızsın, değil mi? Toprak kullanıcısı gitmiş. Ve arkanda saklanan..." Duraksıyor, gözleri Shui'nin saklandığı yere doğru kısaca kayıyor. "...şeklini bile koruyamıyor." Seni kışkırtıyor. Aklını karıştırmaya çalışıyor. Ama sesinde başka bir şey daha var. Kibirden kaynaklanmayan, deneyimden gelen bir özgüven. Bir elini kaldırıyor, parmakları yavaşça, kasıtlı olarak hareket ediyor. Sadece eliyle tek bir mühür oluşturuyor. "Sana yetenekli bir jounin ile vahşi doğada on iki yıl hayatta kalmış bir shinobi arasındaki farkı göstereyim." Çakra dalgalanıyor. Ayaklarının altındaki zemin bir anda dalgalanmaya başlıyor. Bu his çok ani ve kafa karıştırıcı. Sanki suyun üzerinde duruyormuşsun gibi, ama yüzey katı toprak.

"Doton: Yomi Numa."

Ayağınızın altındaki toprak ve taşlar, liderin bulunduğu yerden dışarıya doğru yayılıyor ve hızla dalgalanıyor. Etrafınızdaki toprak yumuşamaya başlıyor. Bir dakika önce katı olan toprak şimdi kayıyor, sıvılaşıyor, çamur ve bataklık arasında bir şeye dönüşüyor. Ayaklarınızın üstünde durmanız zorlaşıyor. Dikkatsizce hareket ederseniz, batarsınız. Ve teknik yayılıyor. Yavaşça, kasıtlı olarak Haruka'nın bulunduğu ve Shui'nin saklandığı yere doğru ilerliyor, seni es geçmiş gibi görünüyor. Lider hareket etmiyor. Sadece orada duruyor, eli hala havada, izliyor. "Hiç hareket edemez hale gelmeden önce yaklaşık beş saniyen var." diyor sakin bir şekilde. "Süreni akıllıca kullan." Arkasında, tuzakçı yaralı koluna rağmen çoktan tekrar harekete geçmiş. Telleri daha da sıkı çekiyor, yumuşayan zemine yeniden yerleştiriyor, bataklık tekniğinin üzerine tuzaklar ekliyor. Çamurdan atlamaya çalışırsan, tellere takılacaksın. Kalırsan, batarsın.

Daha önce çalılıklara kaybolan haydut hala ortaya çıkmadı. Ama onu hissedebiliyorsun, yakınlarda bir yerde. Doğru anı bekliyor. Ayaklarınızın altındaki zemin kaymaya başlıyor. Birkaç saniyeniz var. Ne yapacaksınız?
Joined: Thu Jan 15, 2026 3:58 pm
Rütbe:   
 Image
Yaptığım shuriken salvosuyla çıraklarını elimine etmiş, tuzakçılarına hatrı sayılır bir yara açmıştım. Performansım yüzüme bir gülümseme yansıtacak kadar iyiydi. Bu kadar basit olmasını beklememiştim açıkçası ama işimin doğası gereği bazen en basit hamleler en iyi sonuçları meydana getirebiliyordu. Son fırlattığım shuriken fazla bile olmuş olabilirdi. Ekipman zaiyatı yapmıştım. Neyse ki köyün maddi durumu fena değildi. Küçük zaiyatların hesabının tutulduğu bir dönem hatırlamıyorum. Köyün emin ellerde olduğuna hayatım boyu birinci göz olarak şahitlik etmiştim. İdeallerimi ellerinden emin olduğum kişinin peşinde koşmak üzerine inşa etmiş, geleceğime bu yolda yürümeyi seçmiştim.

Shui ile ekipman çantalarımızı takas ettiğimiz sırada Haruka nihayet yanıma dönebilmişti. Bu sırada haydutların lideri konuşmaya başlamıştı. Dikkat kesilip onu dinlemeye başladım. Sözlerine beni överek başlamıştı, sağ olsun. İstihbaratı eksikti. Genta’yı zaten görmüş, gizlenen Shui’yi de fark etmişti. Ancak Haruka’dan haberi yoktu. Buna rağmen kendine oldukça güvenir şekilde konuşuyordu. Sohbet mi etmeye çalışıyordu, 12 yıl hayatta kalmış falan… 12 yıl mı? Renga-sama bana bu görevin ana hedefi Kageishi Touma’nın tam 12 yıl önce köyden kaçtığını söylemişti. Kimliğini öğrenmiştim. Şimdi hedefimi daha net belirleyebilirdim: Diğerlerini öldürüp Touma’yı canlı ele geçirecektim. Çocuklara zarar gelmesi ihtimalinde onun da canını alabilirdim.

Touma, Shui’nin olduğu konuma doğru chakrasını salarak altımıza bataklık oluşturmaya başlamıştı. Bir de üzerine sözlü uyarılarla bana akıl veriyordu. Konuşmasıyla resmen bir şeyler için zaman kazanıyordu. Zaten neden dinlemiştim ki, salaklık bendeydi. Yetenekli bir jounin ile 12 yıl hayatta kalmış bir terörist arasındaki fark jounin’in savaş sırasında düşmanıyla çene çalmayacak olmasıydı. Zihnimi düzenledim, savaş alanına odaklandım. Bu kadar laf yeterdi. Ayrıca öbür yandan tuzakçı kendine gelmiş, bataklıktan sıçrarsam beni tuzağa düşürmenin peşindeydi. Ortadan kaybolan elemanın da hareket ettiğim anda üzerime atlayacağından şüpheleniyordum.

Ayaklarımın tabanında biriktirdiğim chakra sayesinde suyun üstünde yürür gibi durarak bataklığa kapılmamı geciktirmeye başladım. Haruka’ya da izleyip aynısını yapmasını elimle işaret ettikten sonra kendi hareket planımı uygulamaya başladım. Bataklıktan kurtulmak için konumumu değiştirmeliydim. Konumumu değiştirmek için tuzakçının telleri daha da germesini önlemeliydim. Bir yandan Haruka talimat bekliyordu. Ayrıca onun varlığını Touma’ya belli etmemem gerekiyordu. Touma’nın suratına bakarak ve ağzımın kenarıyla: “Kendini göstermeden Shui’yi uzaklaştır.

Komutu verdiğim sırada olabildiğince hızlı nişan alarak elimdeki kunaileri tuzakçıya fırlatacaktım. Sonra ayaklarımın halihazırda bir tele takılı olmadığımdan emin olduğum anda ayak tabanlarımda biriktirdiğim chakrayı bozmadan ileri, düşmana doğru fırlayacaktım. Karşımda kalacak olan Touma ve tuzakçısı, yaptıkları hareketi devam ettirebilmek için konum ve şekillerini bozmuyorlardı. Koşmaya başlamadan önce tuzakçıya fırlattığım kunailer onun hareketini engelleyecek bozacaktı. Touma tam karşımda kalacak şekilde plan yapmıştım. Çamur zeminden kurtulduğumda ayaklarımın altında biriktirdiğim chakrayı bu sefer sağ koluma ve temas anında elime yönlendirip avuç içimin küçük parmak yastığı* ile Touma'nın çenesine okkalı bir darbe indirecektim. Bu noktadan sonra iyi gard alarak alabildiğim en az hasarla yakın dövüşü sürdürerek çocukların katılmasını bekleyecektim.
Off Topic
*hypothenar
Off Topic
Geçen mesajdan sonra imzamı düzenlemiştim ama ekipman işi yine karıştı bende takas falan yapınca hehe.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Arkanda, Haruka hızlıca hareket etmeye başlıyor. Shui'yi kolundan yakalıyor ve onu savaş alanının kenarındaki büyük bir kayaya doğru çekiyor. Shui, hala yarı dönüşmüş haldeyken tökezliyor ama direnmiyor. Haruka onu kayaya doğru bastırıyor, sonra kendi avuçlarını kaya yüzeyine vuruyor. "Doton: Iwagakure no Jutsu." Taş dalgalanıyor ve dokusu değişiyor. Saniyeler içinde, hem Haruka hem de Shui kayanın yüzeyine kusursuz bir şekilde karışıyor ve şekilleri kayadan ayırt edilemez hale geliyor. İzleyenler için, ortadan adeta kayboluyorlar.

Tuzakçıya kunaiyi fırlattığın anda, vücudu yer değişiyor. Bu bir kaçış değil, yeniden konumlanma. Yaralı koluyla tel bobinleri gerginleştiriyor ve tüm tuzak ağı harekete geçiyor. Anlıyorsun ki teller yeni kurulmamış, çoktan yüzeye yerleştirilmişler. Ama sen hengameden ötürü onları görememişsin. Attığın kunai sadece havayı kesip taşa saplanıyor. O çoktan yer değiştirmiş oluyor. Yine de ileri atılıyorsun, yumuşayan toprağa batmamak için ayaklarına çakra akıtıyorsun. Bir anlığına havada kalıyorsun, momentumun seni Touma olduğunu düşündüğün adama doğru sürüklüyor.

Sonra onları görüyorsun. Teller. Ayak bileği hizasında değil. Göğüs hizasında. Boyun hizasında. Sen ve Touma arasındaki alanı çaprazlayan, ince, neredeyse görünmez bir ağ, sen yerden ayrıldığın anda harekete geçiyor. Havada dönüyorsun, yörüngeni değiştirirken çakran parlıyor. Vücudun keskin bir şekilde sola dönüyor ve ilk teli kıl payı kaçırıyorsun. İkincisi omzunu sıyırıyor, kumaşı kesiyor ama derini kesmiyor. Sert bir şekilde yere iniyorsun, ama istediğin yere değil.
Bataklığın daha derinlerine düşüyorsun. Altındaki zemin hemen çöküyor. Ayakların ayak bileklerinden, sonra da baldırlarından batıyor. Çamur ağır ve boğucu bir şekilde yapışıyor. Ayak tabanlarına daha fazla çakra pompalayarak yüzeyde kalmaya çalışıyorsun, ama burada bu daha zor, bu bölgede teknik daha güçlü. Hızlı battığın söylenemez, ama batmaya başladığın kesin.

Touma hareket etmiyor. Hala aynı yerde duruyor, elini kaldırmış, maskesinin arkasından sakin ve ölçülü gözlerle seni izliyor. "On iki yıl, evlat." diyor, sanki sohbet eder gibi. "İnsanları okumayı öğreniyorsun bir şekilde." Diğer eli yeni bir mühür oluşturmaya başlıyor. "Bu, benim en güçlü tekniğim." diyor. Uzakta, duman ve yanan enkazın ötesinde, bir figür hızla koşuyor, Genta. Savaş alanına doğru koşuyor, nefesi kesik kesik, gözleri önündeki kaosa kilitlenmiş. Sivillerin arabası güvenli bir şekilde uzaklara gitmiş. Oradaki işi bitmiş. Ama haydutlar onu henüz görmüyorlar. Dikkatleri sana odaklanmış durumda. Touma'nın mührü sonunda tamamlanıyor. "Bakalım bunu nasıl halledeceksin." Henüz hala yaptığı jutsuyu sana göstermiş değil. Şu an bataklık alanında ne kadar tel olduğunu kestiremiyorsun çünkü bir kısmı bataklığın içinde, bir kısmı ise dışında. Sana göstermelik olarak tuttuğu teller kafanı karıştırıyor, bir anda bataklığın içinden daha fazla tel çıkarıp hareket etme potansiyelini kısıtlama ihtimali yüksek. Belki yeterince hızlı hareket edebileceğin bir plan bulabilirsen Touma olma ihtimali olan adamı tekniği başlatmadan durdurabilirsin.
Off Topic
GM tarafından envanter güncellenmesine dair bir mesaj gelmedikçe imzanı düzenlemene gerek yok, anlık takas gibi durumlarda o eşyaların devamlı olarak sende kalıp kalmayacağı belli olmadığı için değişiklik yapmaya gerek yok. :)
Joined: Thu Jan 15, 2026 3:58 pm
Rütbe:   
 Image
Haruka ustalıkla davranıp Shui’yi tehlikeden korumuş, bana derin bir nefes aldırtmıştı. Çocukların neredeyse hiç hasar almamış olması sevindiriciydi. Birkaç seferdir hasar görme ihtimalleri beni korkutmuştu ve her defasında planımı yeniden yapmak zorunda kalmıştım. Biraz ayak bağı oldukları söylenebilirdi ama yarattıkları fayda, ürettikleri engelden çok daha fazlaydı. Üçü de kendi alanlarında oldukça etkiliydi. Köyün geleceğinin parlaklığından şüphe bırakmayacak kadar iyilerdi. Harekete geçme sırası bana gelmişti.

Touma’ya yaklaştığım sırada tuzakçının benim yakınlaşmamı fırsat olarak değerlendireceğini önceden tahmin etmiştim. Ancak fırlattığım kunailer onu engelleyebilmek için yetersiz olmuştu. Onu görevinden yeterince uzaklaştıramamıştım. Anlık başka bir plan düşünemediğim için ileri fırlayıp Touma’ya yetişmek için reflekslerime güvendim. Göğüs ve boynumu hedef alan ipleri atlatabilmiş, zırhımın omuz kısmını feda ederek bir adım daha atabilmiştim ama bu sefer de bataklığa batmıştım. Beni çekmek istedikleri yerdeydim. Haydutların tuzağına düşmüştüm. Onların planına göre ya ipler tarafından kesilecek, ya da iplerden kaçmaya çalışırken bataklığa gömülecektim. Öyle olmuştu. Baldırlarıma kadar içerdeydim. Daha fazla batmamaya çalışıyordum ama çabam nafileydi. Ayak tabanlarıma biriktirdiğim chakra artık yetmiyordu.

Karşımdaki maskeli it yine havlamaya başlamıştı. İnsanları okumak, doğada hayatta kalmak, falan bir şeyler zırvalıyordu. En güçlü tekniğini üzerime süreceğini ilan etmişti… salak. Savaş alanında düşmana paylaşılmaması gereken bilgileri kuş gibi ötüveriyordu. Demin de yapmıştı bunu. Doğada 12 yıl hayatta kalmak insanı saflaştırıyor olmalıydı. Yoksa doğada kuşlarla mı yaşamıştı? Muharebe istihbaratının ne kadar önemli olduğunu önemsemiyor muydu? Bu saflıkla nasıl örgüt kurup silahlı direniş düzenlemişti bu herif, aklım almıyordu.

Haydutların arkalarından onlara doğru koşturan Genta’yı gördüm. Genta ve Haruka yeterince yakınımdaydı. Kötü bir durumdaydım, düşmanlarım benim için çok büyük tehlike arz etmek üzereydi. Kendimi kurtarmak için onları durdurmaya, onların en güçlü tekniğine kendi en güçlü tekniğimle cevap verecektim. Çocuklar da yeterince yakınımda olduğuna göre artık hareketlerini sabitlediğimde düşmanların işlerini bitirebilecek adamlarımı hazır sayabilirdim. Güçlü teknikler çarpışsın bakalım. Yer Çekiminin Veliahtı’na karşı sikindirik haydutların teknikleri ne kadar güçlü olabilecekmiş görelim.

Touma’nın aptal sözlerine kendimden emin bir gülümsemeyle yanıt verdikten sonra yılgın gözlerimden fırlattığım bakışlarla Touma’nın gözlerinin içini, ruhunun derinliklerini deldim. Bedenimdeki tüm enerjinin dolaşımını hissetmeye çalıştım. Chakrayı doğru tenketsulardan geçirip hedefine ulaştırmak için gerekli el mühürlerini sıraladım. Son mühre geldiğimde gözlerimi sonuna kadar açıp derin bir nefes aldım. Aldığım nefes, tekniğin adını daha pes tondan ve yüksek sesle haykırabilmek için hazırlıktı: “Juuton, Juuryoku Kouka.” Önümde, arkamda, kocaman bir alanı etki içine alıp görebildiğim, yerini bildiğim, hissettiğim tüm haydutları yere mıhlayacaktım. Alanı haydutları içinde bırakacak şekilde ayarlayıp, benim çocukların dışında kalmasına özen gösterecektim. Bu ayarı tam denk getirmek biraz zor olacak olsa da kendime güveniyordum. Tekniğim açık kaldığı sırada konuşmaya, hareket etmeye, başka bir şey yapmaya gücümün yetip yetmeyeceğini ölçmem gerekiyordu. Benim yaptığım kendimi bataklıktan kurtarmaya ve haydutların işlerini bitirmeye yeterli olmayacaktı. Çocukların yardımına ihtiyacım vardı.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Son mührü tamamladığın anda ortam değişiyor. Yerçekimi bir çekiç gibi çöküyor. Hava sıkışıyor ve tekniğinin etki alanındaki her şeyi aşağıya doğru bastırıyor. Etkisi ani ve mutlak. Maskeli haydutlar, ayakta kalanlar ve Haruka'nın önceki saldırısından kurtulanlar, kemiklerini sarsan bir güçle yere çakılıyor. Dizleri bükülüyor, kolları vücutlarının altında çöküyor, vücutları sanki yukarıdan görünmez bir el tarafından eziliyormuş gibi yere yapışıyor. Dizleri bükülüyor, kol ve bacakları yere çöküyor, sanki görünmez bir el onları yukarıdan ezip geçiyormuş gibi vücutları yere yapışıyor. Tuzakçının telleri gevşiyor. Onları tutmaya, gerginliğini korumaya çalışıyor, ama kolları sabitlenmiş durumda. Teller işe yaramaz bir şekilde toprağa düşüyor, ölü yılanlar gibi etrafına dolanıyor.

Haruka'nın daha önce yere serdiği iki haydut, zaten toparlanmaya çalışırken toprağa daha da sertçe yapışıyorlar. İçlerinden biri sızlanıyor, sesi yüzündeki toprak sayesinde boğuk geliyor. Ve Touma, lider. O diğerleri kadar kolay yere serilmiyor. Vücudu direniyor, kasları geriliyor, ezici ağırlığa direnmeye çalışırken çakrası parlıyor. Önce dizleri, sonra elleri yere çarpıyor. Şimdi dört ayak üstünde, başı eğik, dişleri maskesinin arkasında sıkılmış durumda. Hala bilinçli. Hala farkında. Hala direniyor. Ama hareketsiz.

Bataklık tekniği etkisini kaybetmeye başlıyor. Touma'nın sürekli çakra girişi olmadan çamur, yapışkanlığını yitiriyor. Zemin tekrar sertleşmeye başlıyor, sıvılaşmış toprak yavaşça stabil hale geliyor. Sen bunu fark ediyorsun. Emici basıncın azaldığını, yüzeyin sertleştiğini hissediyorsun. Yavaşça yükseliyorsun. Çamur yeniden oluşurken seni yukarı itiyor, seni ve batmaya başlayan diğerlerini kaldırıyor. Artık zor nefes alıyorsun. Teknik aktif ve yorgunluğu hissedebiliyorsun, felaket derecesinde değil ama hissedilir düzeyde. Çakra, yerçekimi alanını korumak için sürekli akıyor. Bunu bir süre daha sürdürebilirsin. Ama sonsuza kadar değil.

Ve o anda sesini duyuyorsun... "Moruk n'apıyon la?!" Başını keskin bir şekilde çeviriyorsun. Genta. O da yerde, tekniğinin yarıçapının sınırında. Haydutlar gibi tamamen sıkışmış değil, ama yakalanmış, bir dizinin üzerine çökmüş, elleri toprağa dayalı, ayağa kalkmaya çalışıyor. Yüzünde karışık bir ifade var, hem şaşkınlık hem de hayal kırıklığı. Yarıçapı yanlış hesapladın. Birazcık. O çok yakın. Odak noktanı değiştirip, alanı onu serbest bırakacak kadar geri çekiyorsun. Genta, baskı kalktığında nefesini tutuyor, öne doğru sendeliyor ve kendini toparlıyor. Sana yarı sinirli, yarı hayran bir bakış atıyor.

Teller artık yere düşmüş, işe yaramaz bir şekilde yere serilmiş durumda. Bataklık ortadan kalktığı ve tuzaklar etkisiz hale getirildiği için, görüş açın tamamen açık. Touma tam önünde. Hala dört ayak üzerinde. Hala direniyor. Başı yukarı doğru eğik ve maskenin arkasından bile bakışlarının sana kilitlendiğini hissedebiliyorsun. Nefesi kontrollü, bilinçli. Enerjisini koruyor. Bir fırsat bekliyor. Ama şu an için sıkışmış durumda. Diğer haydutlar hareketsiz, ya baygın ya da yerçekiminin baskısına direnemeyecek kadar yorgunlar. Savaş alanı, sönmekte olan alevlerin çıtırtıları ve hala bilinçli olanların düzensiz nefes alıp verişleri dışında, ürkütücü bir sessizlik içinde.

Haruka ve Shui hala yaklaşık otuz metre uzakta, taşlara karışmış halde saklanıyorlar. Genta şimdi yanında, tekniğinizin son etkilerini üzerinden atmaya çalışıyor, elinde kunai, hazır. Touma'nın sesi sessizliği yırtıyor. Gergin. Ama yine de kararlı. "Sen düşündüğümden daha çetin ceviz çıktın." diyor. "Ama bunu ne kadar süre sürdürebilirsin?" Zaman kazanmaya çalışıyor. Oyalanıyor. Sınırlarını test ediyor. Yorgunsun. Arka arkaya kullandığın teknikler, Gouryuuka, shuriken yağmuru ve şimdi de Juuryoku Kouka, seni yıprattı. Uzuvlarında ağırlık, ellerinde hafif titreme hissedebiliyorsun. Ama hala ayaktasın. O ise değil.

Ne yapacaksın?
Joined: Thu Jan 15, 2026 3:58 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Iwagakure
Iwagakure
Tıpkı planladığım gibi haydutları tek seferde yere yapıştırmış, etkisinden kurtulamadığım kombinasyonlarını pasifize etmeyi başarmıştım. Tuzakçının telleri gevşemiş, Touma’nın çamuru kurumuş, diğerlerini yere zımbalamıştım. Planım başarıya ulaşmış, düşmanın tüm planlarını alt üst etmiştim. Sesini duyup gözlerimi o tarafa çevirdiğimde fark ettim ki arada yanlışlıkla Genta’yı da etki alanıma dahil etmiştim. Tekniğe yeniden yoğun odak sağladığım anda konuşarak özür diledim. “Pardon.” Alanı biraz küçülterek onu serbest bıraktım. Yalnızca Genta’nın dışında kalacağı şekilde tekniğimi ustalıkla yönettikten sonra önüme geri döndüm. Bu sırada Genta’nın bana hayranlığını gizleyemediği bakışlarını fark edince yüzümde küstah bir gülümsemenin belirmesine engel olamamıştım.

Çevremi kontrol ettiğim sırada Haruka’nın diğer taraftaki iki haydutu parçaladığını fark etmiştim. Aslanım Haruka, çok iyi iş çıkarmıştı. Çaylak haydut denklem dışıydı, ikisini Haruka pataklamış, karşımda tuzakçı ve liderleri duruyordu. Çatışma başlamadan edindiğimiz istihbarat çaylakla birlikte altı kişi olduklarını öğrenmiştik. Gördüklerimizden biri ortalıkta yoktu. Çocukları uyarmam gerekiyordu. Beni duyabilecekleri bir ses tonuyla: “Haydutlardan biri ortada yok.” Uyarımı geçtikten sonra bulunduğumuz durumu analiz etmeye başladım. Bu işe son noktayı koymanın vakti gelmişti.

Ellerimin titremeye başlaması bana yorgunluğumun performansımı etkileyeceğini tehdidini ediyor, görevi olabildiğince hızlı sonuçlandırmamız gerektiğini işaret ediyordu. Juuryoku Kouka’nın alanını yavaş yavaş küçültmeye başladım. Önündeki haydutlar alanın dışında kalmadan: “Haruka, onlar sende.” Alanın içinde tuzakçı ve Touma’yı bıraktığımda Genta’ya kafamla tuzakçıyı işaret ederek: “Genta, önceliğin şu telli kavat.” Son olarak alanın içinde bir tek Touma kaldığında beni öven sözlerine cevap vererek işini bitirecektim. Tekniği koruyarak tekmeyi doğrudan yedirmeyi hedefliyordum. El mührümü bozmadan sol ayağımı, ayak içim karşıya bakacak şekilde yana çevirerek öne bir adım attım. Atacağım tekmenin destek adımıydı bu. Sağ ayağımı kaldırdığım anda kuracağım cümlenin ilk yarısını ağzımdan dökecektim. “Ne kadar süre gerekirse…” Laflarım Touma’nın kulaklarına ulaştığı sırada belimi kıvırıp vuracağım açıyı dikleştirdim ve son olarak kaval kemiğimi haydutların liderinin boynuna denk getirecek şekilde bacağımın dizden aşağısını yay gibi ileri fırlattım. “O kadar!

Tekmeyi vurur vurmaz Juuryoku Kouka’yı tamamen kaldıracaktım. Hedeflediğim bölgeye indireceğim güçlü bir tekmenin düşmanı en azından bayıltacağını tahmin ediyordum ama yine de işi şansa bırakmayacaktım. İşler tahmin ettiğim gibi gitmezse daha önceki planlarımdan olan bire bir yakın dövüşle onu bayıltana kadar tokatlamaya dönecektim. Bayıldığı senaryoda da yadigâr Kage Fusa devreye girecekti.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Yerçekimi alanını daraltmaya başladığın anda, çevrendeki etki küçülüyor. Yarıçap içinde hala sıkışıp kalanların üzerindeki baskı yoğunlaşıyor ve bunu sürdürmek için gereken hassas kontrolü hissediyorsun, çakra ölçülü darbelerle akıyor, odak noktan tekniğe kilitlenmiş durumda. Haruka, yüzeyden sıyrılan bir gölge gibi taştan çıkıyor. Iwagakure no Jutsu çözülüyor ve o ellerinde kunai ile harekete geçiyor, gözleri senin alandan serbest bıraktığın iki haydutun üzerinde. Onlar hala sersemlemiş durumda, ayağa kalkmaya çalışıyorlar. Haruka onlara bu şansı vermiyor. Saniyeler içinde onların üzerine atılıyor, her hareketi verimli ve hassas.

Arkasında, Shui yavaşça kayanın arkasından çıkıyor. Nefesi artık daha düzenli, uzuvlarındaki titreme daha az belirgin. Kanatları tamamen geri çekilmiş. Gagası normal bir ağza dönüşmüş. Yine insan olmuş, yorgun, solgun ama insan. Destek için taşa yaslanıyor, gözleri savaş alanını tarıyor, eli içgüdüsel olarak ona verdiğin ekipman çantasına uzanıyor. Genta iki kez söylenmesine gerek kalmadan hemen harekete geçiyor, yerçekimi alanının kenarından dolaşarak hala sıkışmış ve mücadele eden tuzak kullanıcısına doğru ilerliyor. Genta'nın ifadesi artık odaklanmış durumda, kunaisini hazırlayarak hızla mesafeyi kapatıyor. Sonra dikkatini Touma'ya çeviriyorsun.

Lider. Kalan tüm gücüyle senin tekniğine direnen adam. Vücudu ağırlığın altında titriyor, kasları gergin, çakrası etrafında zayıf bir şekilde parıldıyor. Ama hala bilinçli. Hala farkında. Adımını atıyorsun. Sol ayağın önde, dışa dönük. Ağırlığın kayıyor. Sağ bacağın yükseliyor. Kalçan dönüyor. Vücudun yay gibi geriliyor. Açı keskinleşiyor. Bacağın onun boynuna mükemmel bir şekilde hizalanıyor. Ve bir anda vuruyorsun.Acımasız bir tekme atıyorsun. Bacağın, rahatsız edici bir çatırtıyla boynunun yan tarafına çarpıyor. Kafası yana doğru savruluyor, vücudu darbenin etkisiyle ikiye katlanıyor. Ayakların temas ettiği anda yerçekimi alanı serbest kalıyor ve o çöküyor, direnç gösteremiyor, toparlanamıyor. Yüzüstü yere düşüyor ve kıpırdamıyor.

Sessizlik.

Savaş alanı durağan. Alevler büyük ölçüde sönmüş. Tek duyulan sesler, hala bilinci yerinde olanların düzensiz nefes alıp verişleri ve uzaktaki ağaçların arasında esen rüzgarın hışırtısı. Adamın yanında duruyorsun, nefes nefese, ellerin hala çakra harcamadan dolayı hafifçe titriyor. Genta tuzak kuran adama ulaşıyor ve dizini adamın sırtına vurarak onu yere yatırıp bileklerini tel ile bağlıyor. "Yakaladım, hojam!" diye bağırıyor. Haruka da diğer ikisini hallediyor. İkisi de yerde, biri baygın, diğeri inliyor ama hareket edemiyor. Kunai'sini koluna silip sana dönüyor. "Bu taraf temiz." Sen liderin yanına çömelip kemerinden Kage Fusa'yı çıkarıyorsun. Siyah zincir ellerinde düzgünce açılıyor, onu bağlamak için hazır. Maskesine uzanıp onu çıkarıp kimliğini doğrulamak niyetindesin. Parmakların kumaşa dokunduğu anda bir şey hissediyorsun.

Bir yanlışlık var.

Dokusu yanlış. Çok pürüzsüz. Çok yeni. Bu maske on iki yıldır takılmamış. Hava şartlarına, tere, kire maruz kalmamış. Tertemiz. Maskeyi çıkarıyorsun. Altındaki yüz genç. En fazla yirmili yaşların ortasında. Sol yanağında ince bir yara izi var, ama bunun dışında yüzünde başka bir iz yok. Bu, on iki yıl vahşi doğada hayatta kalmış bir adamın yüzü değil. Bu, bütün bir direniş hücresini yöneten birinin yüzü değil. Bu Kageishi Touma değil. Miden düğümleniyor. Genta ifadeni fark ediyor ve yaklaşıyor. "Hojam? Ne oldu?" Hemen cevap vermiyorsun. Kafan karışıyor, duruma anlam vermeye çalışıyorsun. İstihbarat, Touma'nın lider olduğunu söylemişti ve onun burada olduğunu söylemişti. Ama bu adam... Yeleğinin önünü tutup onu sarsıyorsun. Başı yana düşüyor, ama hala nefes alıyor. Hala hayatta. Yüzüne sertçe bir tokat atıyorsun. Gözleri açılıyor, sersemlemiş, odaklanamıyor ama bilinçli.

Adamın dudakları seğiriyor. Zayıf, acı bir gülümseme. "Sen... sen... onun burada olacağını mı düşünüyordun?" diye soruyor. "Sen... onun kendini tehlikeye atacağını mı düşünüyorsun... bir erzak ikmali için?" Öksürüyor, dudaklarından kan damlıyor. "Biz... feda edilebiliriz. O değil. O... başka bir yerde. Her zaman... başka bir yerde." Sözler sana adeta fiziksel bir darbe gibi çarpıyor. Bu ana operasyon değildi. Bu bir tuzaktı. Dikkat dağıtmak içindi. Touma hiç burada değildi. Haruka yaklaşıyor, yüzünde gergin bir ifade vardır. "Efendim... ne diyor?" Adamın elini bırakıp yere yığılmasını izliyorsun. Zihnin çoktan çalışmaya başlamış, olasılıkları bir araya getiriyor. Touma burada değilse, o zaman nerede?

Shui'nin sesi düşüncelerini bölüyor. "Efendim... Bir şey buldum." Dönüyorsun. Kız yolun kenarında duruyor, eli ağaç sınırını gösteriyor. Orada, düşmüş bir dalın altında kısmen gizlenmiş bir iz var. Taze. Ormanın derinliklerine doğru uzanan bot izleri. Altıdan fazla iz var. Genta bakışlarını takip ediyor. "Ayrılmışlar. Bazıları bu tarafa gitmiş... ama ne zaman gittiler lan?" Yerdeki adam gülüyor, zayıf, boş bir ses. "Siz... daha gelmeden önce. O biliyordu... birinin geleceğini. O her zaman... bilir." Ona bakıyorsun, sonra izlere, sonra tekrar ekibine. Haruka seni izliyor, bir karar bekliyor. Genta hala bağlı tuzak kullanıcısını tutuyor, yüzünde belirsiz bir ifade var. Shui bir ağaca yaslanmış, yorgun ama uyanık.

Köy arkanızda. Güvenlik, tıbbi yardım, takviye kuvvetler yakınınızda. Bu tutsakları geri götürebilir, öğrendiklerinizi rapor edebilir, yeniden toplanabilirsiniz. Ama izler taze. İzler net. Şimdi harekete geçerseniz, onları hala yakalayabilirsiniz. Onu yakalayabilirsiniz. Ama yorgunsunuz da aynı zamanda. Shui henüz tam anlamıyla iyileşmedi. Genta adrenalinle hareket ediyor. Haruka sabit duruyor, ama ne kadar devam edebilir? Ve hala bir haydut kayıp. Orada bir yerde. İzliyor. Bekliyor. Haruka sessizliği bozan ilk kişi oluyor. "Ne yapıyoruz, efendim?"

Seçim senin.
Joined: Thu Jan 15, 2026 3:58 pm
Rütbe:   
 Image
User avatar
Iwagakure
Iwagakure
Hakimiyet alanımı küçülttüğüm sırada inisiyatif benim oğlanlarda kalacak şekilde yaptığım ayarlamalar meyvesini veriyordu. Önce Haruka, sonra Genta çevik hamleleriyle onlara atadığım hedefleri etkisiz hale getirmeyi başarmıştı. Sıra bana geldiğinde yorgunluğumun izin verdiği ölçüde aynı stratejiyi uygulayarak Touma’yı yere sermiştim. Yer çekiminin kişinin üzerinde yoğunlaştırılmış etkisi de, etkinin bir anda ortadan kalkması da oldukça afallatıcı olmalıydı. Bedeninin kontrolüyle ilgili böylesine kafa karıştırıcı bir vaziyete düşmüşken bir de hızlı bir saldırıya uğramak içinden çıkması oldukça zor bir durumdu. Yoğun akrobasi tecrübesi ve keskin anlık karar refleksleri olan biri bile bu durumdan kesin olarak kurtulamayabilirdi. Tsuchiryu’nun kuvvetini hafif almak, şüphesiz ki toprağı öpmekle sonlanıyordu.

Attığım tekmenin sonucunu izleyip adamın yerden kalkmayacağına emin oldum. Ardından titreyen ellerimi birbirlerine ve kıyafetlerime vurarak üzerime toplanan tozu toprağı silkelemeye başladım. Çocukların görev başarılı anonslarına eşlik ettim. “Bu da tamam.” Belimden çözdüğüm Kage Fusa’yı elime alıp maskeli şerefsize yaklaştım. “Bakalım suratın neye benziyor Touma Efendi…” Ancak maskeye dokunduğum anda midemde fırtınalar kopmaya başlamıştı. Bu mide bulantısı hissini tanıyordum. Bir başarıyı ucundan kaçırmış olmanın hissiydi bu. Maskeyi indirdiğim anda bu hissin bedenimde zuhur etmesine sebep bulabilmiştim. Gençten bir çocuktu bu, Touma değildi. Genta araya laf sokmaya çalıştığında ona elimin içini gösterip sorguya karışmamasını işaret ettim. Yeleğinden tutup çocuğu sarsmaya başladım. “Konuş, Touma nerde! Sizi gözünü kırpmadan hiçbir şey uğruna ölüme gönderen o herif nerde dedim sana!” Suratına attığım tokatla birlikte oğlan konuşmaya başladı. Touma’nın erzak ikmalini engellemiştik. Haruka istihbaratı merak ediyordu belli ki, elimin bir parmağını havaya kaldırarak az daha beklemesi gerektiğini ona bildirdikten sonra yeniden çocuğa döndüm. Touma kendini bir şeyh gibi bu insanlara kabul ettirmişti. İşine geleni öldürtüyor, işine geleni yanına alıyordu belli ki. Kendini feda edilebilir gören çocuğu kurtarmanın bir yolunu göremiyordum. Kaşlarım çatıldı, dişlerim kasıldı, omuzlarım yükseldi, boştaki elimi yumruk yapıp sıkmaya başladım. Sinirimden patlamak üzereydim. Yumruğumu konuşan çocuğun suratında patlatmak istediysem de kendimi tuttum. Çocuğu yere itip yumruğumu büyük bir haykırışla havaya vurdum. “HAAAH!”

Öfkeden kudurmamak için havayı dövdüğüm sırada Shui ormanda bulduğu ayak izlerini göstermek için beni yanına çağırmıştı. Touma’yı yakalamak için yeni bir umut ışığı yakmıştı. Başarısını sözlerimle takdir ettim. “Aferin, iyi iş Shui.” Genta şaşkınlık içindeyken izlerin hedefe ait olduğunun itirafı yine az önceki çocuktan gelmişti. Hayatımda yaptığım en kolay sorgu olmuştu, en azından bu yolunda gitmişti. Yüzümün şekli ve bedenimin gerginliği doğal haline dönmüştü. Gülümseyebiliyordum. Yavaşça çömeldim, yumruğumu ayarladım. Bayıltacak, ama kalıcı hasar veya ölüme sebep olmayacak bir şiddetle yerde yatan çocuğun suratına vurdum. “Sus lan, amcık.” Konuşmasını ve çırpınmasını kesip hareketimizin kalanına engel olmamasını sağlamayı hedefliyordum. Kafamı kaldırıp benim çocuklara baktım. Diğerlerine de aynı muameleyi göstermeleri için komut verdim. “Hepsini bayıltın.”

Yeni gelişmeler sayesinde sağlıklı düşünebilir hale geldiğimde ekibi hemen yönlendirmeye başladım. Konuşturduğumuz çocuğu yerde sürükleyip yolun ortasına, görülür bir noktaya yerleştirdim. “Çocuklar şu pezevenkleri buraya getirin, ortada hepsini birbirine bağlayalım.” Tuzakçının tellerini, yetmezse çantalarımızdaki ipleri kullanarak, Nawanuke ile çıkamayacakları bir şekilde bağlayacaktım. Bağı biraz da fazladan malzeme harcayıp biri kurtulsa bile diğer bir elemana bağlı kalacak şekilde yapıp hareketlerini azami kısıtlayacak şekilde yapmaya özen gösterdim. Biz dönene kadar burada kalmalarını beklemiyordum tabi, köy devriyesinin toplaması ve geri gelemezsek bize destek olması için zihnimde kurduklarımı çocuklara aktardım. Ben bağlama işleriyle uğraşırken onlar da diğer hazırlıkları tamamlıyor olacaktı. “Genta kurtardığın sivillere uzaktan bir bak, gitmişler mi, kalmışlar mı, ne durumdalar teyit edelim. Çok uzaklaşmamışlarsa onları bizim köye yönlendir, dönüş yolunda devriye mevriye görürlerse; ya da en kötü kapı görevlilerine ihbarda bulunup buraya destek yönlendirsinler de bizimkiler gelip toplasınlar bunları. İhbarlarında benim ismimi aktarırlarsa süreç kolaylaşacaktır.”

Bir de Touma’nın peşinden gitme işi vardı. Ben dahil tüm ekip yorgunluktan kırılmıştı. Belki Haruka biraz kondisyonunu koruyabilmişti ama o da hepimizi sırtlayamazdı sonuçta. Biraz da olsa dinlenmeye ve besine ihtiyacımız vardı. Besin demişken… durdurduğumuz şey bir erzak ikmaliydi. Bunu avantajımıza kullanabilirdik. Yanan arabadan pek bir şey kalmamış olabilirdi. Shui’nin ve benim yorgunluktan titreyen ellerimiz gıda zaiyatı yapmaya müsaitti. Bu işle ilgilenmesi için Haruka’yı görevlendirecektim. Aynı yolla biraz da ekipman çözsek fena olmazdı. “Haruka, yanan arabayı söndürüp içinde erzak ve ekipman araması yap. Kaybettiğimiz enerjiyi geri toplamamız lazım.” Genta yanımızdan ayrılmadan diğer araba için de aynı emri verebileceğimi fark ettim. “Genta, çok şey söyledim ama kusura bakma. Sen de diğer arabadan aynı şekilde eğer varsa erzak ve ekipman rica et.”

Ekipman çantalarımız tam takır kuru bakır kalmıştı. Arabalardan erzak işini çözsek de pek bir destek geleceğini sanmıyordum. Alandan toplayabildiğimizi paylaşacaktık. Kemerime asılı çantayı çıkarıp bombeli ve yumuşak bir fırlatma gerçekleştirirken bu görevi vereceğim Shui’ye seslenecektim. “Shui, sen de toplayabildiğin işe yarar ekipmanları toplayıp çantalarımızı eşitlemekle uğraş bu sırada.” Mahkumları bağladığımda, erzak ve ekipman takviyelerinden faydalandığımızda, Kage Fusa'yı yeniden belime dolayıp hazırlıklarımız tamam olduğunda, artık izlerin peşinde düşmek için hazır; kendisini olabildiğince geri toparlamış ekibimle yeniden harekete geçecektim.
Image
► Show Spoiler
Joined: Tue Nov 26, 2024 9:39 pm
User avatar
Game Master
Game Master
Emri verdiğin anda takım öğrenilmiş bir hazırlık duygusuyla harekete geçiyor. Genta tuzak kuran adamı yakasından kapıp yolun ortasına doğru sürüklüyor ve onu baygın liderin yanına hiç de nazik olmayan bir şekilde bırakıyor. Haruka da aynı şeyi, yere serdiği iki kişi için yapıyor, yorgunluk artık duruşunda kendini belli etmeye başlamış olsa da hareketleri hala hızlı ve kesin. Shui ise solgun, biraz titriyor, az önceki eforunun etkisi yüzünden nefesi tam toparlanmamış. Buna rağmen eğilip tuzakçının dağılmış ekipmanından kalan telleri toplamaya başlıyor. Bağlama işlemi metodik ilerliyor. Telleri bileklerin ve ayak bileklerinin etrafından dolaştırıyor, üst üste geçen halkalarla örerek ilerliyorsun. Amaç açık, biri bir şekilde kurtulsa bile diğerlerine bağlı kalacak. Kendi malzemelerinden de ek tel çıkarıp düğümleri güçlendiriyorsun, Nawanuke ile özel bağlama yöntemleri kullanıyorsun. İş bittiğinde altı haydut, tel ve uzuvlardan oluşan karmakarışık bir yığın halinde yolun tam ortasında duruyor. Buradan geçen ilk devriyenin onları görmemesi imkansız.

Genta ağır ağır nefes alıyor ama yüzünde geniş bir sırıtış var, başparmağını kaldırıp sana işaret ettikten sonra sivil arabasının kaybolduğu orman kenarına doğru ilerliyor. Haruka ise çoktan ilk arabanın yanmış enkazına gitmiş, hala tüten parçaları ayağıyla kenara itip kömürleşmiş iç kısmın içine bakıyor. Shui ise yere serilmiş haydutların yanına çömelmiş durumda, keselerini ve kemerlerini tek tek kontrol ediyor, işe yarayabilecek ne varsa arıyor. Genta ilk dönen oluyor, hafif rahatlamış bir ifadeyle koşarak geri geliyor. "Hojam, sivilleri buldum. Biraz ileride, korkmuşlar ama sağlar. Onlara köye gitmeleri gerektiğini, kapı nöbetçilerine Yamato Shouta’nın ismini verip buraya destek yollamalarını söyledim. Anladılar, gidiyorlar." Bir an durup nefesini toparlıyor, sonra utangaç bir sırıtışla ekliyor. "Bana teşekkür de ettiler, hojam. Çok naziklerdi." Başını sallıyorsun. İçinde küçük bir rahatlama hissi var. Bu da çözüldü. Siviller köye ulaşacak, kapı nöbetçileri takviye gönderecek ve bağladığınız haydutlar toplanacak. Ekibin hemen dönmese bile operasyon tamamen boşa gitmiş sayılmayacak.

Haruka biraz sonra enkazın içinden çıkıyor. Omzuna küçük bir bez torba asmış. Yüzü is içinde ama dudaklarında hafif bir gülümseme var. "Buldum biraz bir şeyler, abi." diyor ve torbayı ayaklarının dibine bırakıyor. Torbanın içinde birkaç paket kurutulmuş et, bir şekilde sağlam kalmayı başarmış birkaç pirinç topu, iki matara su ve şaşırtıcı şekilde küçük bir kunai ve shuriken demeti var. Büyük ihtimalle bu kervanı teslim alacak kişiye ulaştırılmak üzere hazırlanmış bir ikmal. "Yanan tarafta pek bir şey kalmamış." diye ekliyor. "Ama diğer arabadan da bakabiliriz." Bunu duyan Genta hemen atılıyor. Memnun bir homurtuyla torbayı yere bırakıyor. "Diğer arabada daha fazla vardı, hojam. Erzak ve biraz daha ekipman. Bunlar iş görür." Torbayı açtığında içinden biraz daha kurutulmuş et, birkaç sert peksimet, bir matara daha ve küçük bir ip sargısı çıkıyor. Ziyafet sayılmaz ama ekibi bir süre daha idare ettirmeye yeter.

Shui ise yavaş adımlarla sana yaklaşıyor. Bir elinde senin ekipman kesen, diğerinde kendi kesesi var. Savaş alanından toplayabildiği ne varsa toplamış, çoğu toprağa saplanmış kunai ve shurikenler ya da haydutların üzerinde buldukları. Hepsini mümkün olduğunca eşit şekilde keseler arasında paylaştırmış, ama yine de takımın genel stoğunun hala az olduğu belli. "Efendim." diyor sessizce ve keseni sana uzatıyor. "Ekipmanları paylaştırdım. Herkeste az çok eşit var şimdi. Ama... fazla değil." Keseyi alıyorsun ve ağırlığını yokluyorsun. Öncekinden iyi, ama ideal değil. Yine de şimdilik bununla idare etmek gerekecek.

Yemeği hemen paylaştırıyorsun. Herkes birkaç lokma alıyor, çoğu açlıktan değil, ihtiyaçtan çiğniyor. Su dikkatli şekilde pay ediliyor. Shui matarayı dudaklarına götürürken elleri hala hafifçe titriyor, bu yüzden çok az içiyor. Haruka sessizce yiyor, gözleri uzaklara dalmış, sanki şimdiden bir sonraki adımları hesaplıyor. Genta ise payına düşeni hızlıca bitiriyor, az önceki rahat tavrının yerini durumun ağırlığı almış. Kendi payını da bitirdiğinde yorgunluğun keskin ucu biraz köreliyor. Tamamen geçmiş değil, ama idare edilebilir. Kage Fusa’yı tekrar beline sarıyorsun, zincir tanıdık ağırlığıyla yerine oturuyor. Ekipman keseni yeniden bağlıyorsun, içindekiler kontrol edilip paylaştırılmış durumda. Takım ayakta ve hazır, ya da en azından olabilecekleri kadar hazır.

Orman çizgisinde, Shui’nin izleri bulduğu yöne doğru dönüyorsun. Önünde uzanan orman, karanlık ve bekleyen bir ağız gibi açılıyor. Yumuşak toprağa basılmış taze çizme izleri, kırılmış dallar, yerinden oynamış yapraklar var. Touma ve asıl kuvveti sen gelmeden önce ayrılmış. Muhtemelen bir pusu ihtimalini öngörmüşler ya da sadece başka bir rotayı takip etmişler. Oyalama operasyonu onlara zaman kazandırmış ama izler hala taze. Şimdi hareket ederseniz bir şansınız olabilir. Ekipman kesesinin kayışını düzeltiyorsun, omuzlarını çevirip üzerindeki gerginliği biraz gevşetiyorsun ve derin bir nefes alıyorsun. Öne adım atıp ağaçların arasına giriyorsun. Arkandan Haruka, Genta ve Shui düzen alarak seni takip ediyor. Orman sizi yutarken ağaçların tepesindeki yapraklar ışığı kesiyor ve etraf giderek kararıyor.

İlk on dakika iz sürmek oldukça kolay geçiyor. Ayak izleri net, rota açık, belki biraz fazla açık ama düşünceyi kenara itip arazinin kendisine odaklanıyorsun. Genta birkaç adım sağında yürüyor, gözleri çalılıkları tarıyor, olası tuzak tellerini ya da bozulmuş toprağı arıyor. Haruka solunda, bakışları sürekli yukarıdaki dallarla yerdeki izler arasında gidip geliyor. Her an tetikte. Shui biraz geride ilerliyor, nefesi biraz ağır ama düzenli, yorgunluğuna rağmen gözleri keskin. Orman sessiz. Rahatsız edici derecede sessiz. Ne kuş sesi var, ne küçük hayvanların hışırtısı. Sadece ayaklarınızın altında ezilen yaprakların sesi ve arada kırılan bir dalın çıtırtısı. Sessizlik etrafınızı sarıyor ve görünürde kimse olmasa da izleniyormuşsunuz hissi giderek ağırlaşıyor.

Sonra kovalamacanın yaklaşık on beşinci dakikasında Genta aniden duruyor ve elini kaldırıyor. "Hojam." diyor alçak bir sesle. "Buraya bakın." Yanına yaklaşıyorsun. Büyük bir meşe ağacının gövdesine oyulmuş bir işaret var, bir spiral. Bilerek yapılmış. Temiz kesilmiş. Bir hayvanın ya da doğanın işi değil. Oyuklar yeni, açığa çıkan odun açık renkli. Bunu biri yakın zamanda kazımış. Hem de çok yakın zamanda. Haruka ağacın yanına diz çöküyor, parmaklarını spiralin kenarlarında gezdiriyor. "Bu bir işaret." diye mırıldanıyor. "Ama kimin? Touma’nın mı, yoksa başka birinin mi?" Genta kaşlarını çatıyor ve onun yanına çömeliyor. "Belki bir tuzak işareti? Ya da bir buluşma noktası?" Shui biraz daha yaklaşıyor, sembole dikkatle bakarken gözleri kısılıyor. "Efendim... bu sadece bir spiral değil. Bakın." Ağacın dibini işaret ediyor. Toprak karıştırılmış. İnce bir toprak tabakasının altında kısmen gömülü küçük bir kumaş parçası var. Bir shinobi üniformasından kopmuş gibi duruyor. Koyu mavi ve üzerinde kurumuş kan lekeleri var.

Genta dikkatlice çıkarıp ışığa doğru tutuyor. "Birisi yaralanmış." diyor. "Ve bu kumaş Iwagakure’ninki değil. Başka bir köyün." Haruka’nın gözleri hafifçe büyüyor. "Belki Touma’nın adamları arasında başka köylerden kaçaklar vardır. Bu işareti onlardan biri bırakmış olabilir." Genta başını kaldırıp sana bakıyor. Yüzünde kararsız bir ifade var. "Peki ne yapıyoruz, hojam? Spirali mi takip ediyoruz, yoksa izleri mi? Belki spiral bizi başka bir yöne çekmeye çalışıyordur. Ya da gerçekten bir ipucudur." Shui sessizce ekliyor. "Eğer yaralı biri varsa, yavaşlamış olabilirler. Belki yakalayabiliriz. Ama eğer bu bir tuzaksa..." Hepiniz bulduğunuz eşyalara bakıyorsunuz.
Post Reply