Kadının yüzüne baktığında, söylediğin şeye cevabı kelimelerle vermiyor. Sadece başını sertçe iki yana sallıyor. Hayır. Ne koca, ne sevgili. Gözlerinde tanıdık bir korku var, alışılmış bir korku bu. Çok kez kapı çalınmış, çok kez aynı refleksle üstünü örtmüş biri gibi. Parmakları titrerken şalı biraz daha yukarı çekiyor, nefesini tutuyor. Sen kapıya odaklandığında, sezgilerini açtığın an fark ediyorsun, dışarıdaki adam veya adamlar shinobi değil. Çakra akışı düzensiz, kaba, neredeyse hiç yoğrulmamış. Bir iki zayıf kıpırtı var ama o da sıradan köylülerin korku, öfke ve adrenalinle karışık dalgalanması. Eğitim yok. Teknik yok. Sadece kalabalık ve cesaret sanrısı. Kaç kişi olduklarını da ayırt edebilmeye başlıyorsun seslerden, en az dört, belki beş. Hepsi kapıya yüklenmiş.
Bir anda ahşap dayanmıyor. Kapı çatırdayarak içeri doğru kırılıyor. Tahta parçaları yere savrulurken, odaya önce ağır bir gölge doluyor. En önde kilolu, göbeği kemerinin üstüne taşmış bir adam var. Yüzü kızarmış, alnı ter içinde. Arkasında iki sıska adam, kemikleri kıyafetlerinin altında belli, bakışları sağa sola kaçıyor ama kalabalığın verdiği cesaretle içeri dalıyorlar. Hepsi klasik köylü kıyafetlerinde, yamalı, kirli, aceleyle giyilmiş. Kilolu olan bir an bile sana, Haru’ya ya da Kaito’ya bakmıyor. Gözleri dümdüz kadına kilitlenmiş.
Kadın geri çekilmeye çalıştığı anda adam bir adımda yanına varıyor, kolundan sertçe kavrıyor. Kadın irkilip kısa bir çığlık atıyor ama adam ağzını bile açmadan onu kapıya doğru sürüklüyor. Sıska olanlardan biri perdeyi kenara itiyor, diğeri kapı aralığını açıyor. Hiçbirinizle göz göze gelmiyorlar. Ne tehdit var, ne laf, ne açıklama. Sanki siz odada yokmuşsunuz gibi. Bir anlık sessizlik oluyor. Sonra kapıdan çıkıyorlar. Ayak sesleri koridorda hızla uzaklaşırken, kadının boğuk bir sesle dur deyişi yankılanıyor ama cevapsız kalıyor. Kapı ardlarından kapanıyor. Tahta yeniden yerine oturuyor ama artık eğri, kırık, yarı açık.
Kaito bir adım fırlıyor, yumrukları sıkılmış. "Abi yakalayalım şunları!" diye bağırıyor, sesi odanın içinde sertçe yankılanıyor. Tam o anda Haru kolunu uzatıp Kaito’yu durduruyor. Yüzü ilk defa bu kadar ciddi, kaşları çatık, sesi alçak ama keskin. "Lan oğlum olayın bizimle alakası yok." Bir an kapıya bakıyor, sonra sana. "Şu an buna vakit harcarsak, bizimkileri nasıl durduracağız? Rei’yi, defteri, köyü?"
Odanın içi bir anda daralıyor sanki. Bir yanda az önce kolundan çekilip götürülen kadın. Bu köyde bunun ilk olmadığı çok belli. Öte yanda Haru’nun dediği gerçek, Kumoashi’ler, Rei, defter, planlanan felaket. Her saniye değerli. Her adım başka bir şeyden vazgeçmek demek. Kaito nefes nefese, öfkeyle kapıya bakıyor. Haru yerinden kıpırdamıyor ama gözleri sende, kararını görmek ister gibi. Oda, kırık kapıdan sızan soğuk hava ve yarım kalmış planlarla dolu. İki yol var. İkisi de bedel istiyor. Ve sen, tam ortasında duruyorsun.